William Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
William Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2011 Cuma

Sonnet 1



Shakespeare denince akla birçok şey gelir bunlardan biri de Soneler'dir.

Soneler 154 kıtadan oluşur. Shakespeare 1592-1598 tarihleri arasında bu 154 Soneyi yazmıştır.

Sonelerdeki enteresan olay genç bir adama ithafen ( Sone 1-126) yazılmış olmasıdır ve şairin bu genç adam ile yoğun bir romantik ilişkisi vardır. Bu Soneler'den yola çıkarak birçok yorumcu Shakespeare’in evli olmasına rağmen aslında gizli bir biseksüel olduğunu söyler. Tabi 154 Sone yazıp nasıl gizli biseküel olunur onu bilemiyorum ama Shakespeare’in cinsel seçimi gerçek portesi gibi halen muallâktadır.

Sonelerin 1'den 17'ye kadar olanlarında şair genç adamın evlenip çocuk sahibi olmasını ve bu güzel çocukların babalarına benzeyerek genç adamın ölümsüzlüğünü gerçekleştireceğini savunur. Sonraki sonelerde ise şiirin gücü ve saf aşkın ölümü/husumeti yeneceğidir.

127-154 Soneler ise önüne gelenle ilişkide bulunan ve entrika dolu bir kadın hakkındadır. -Karanlık kadın olarak da bahsedilir.- Şair ve genç adam erkekleri baştan çıkaran bu kuzgun saçlı kadına saplantılı bir şekilde takılır.

a) Her Sone 14 mısradan oluşuyor.
b) İlk 12 mısra 3 kıtaya ayrılıyor ve 4 mısra haline geliyor.
c) Her 3 kıtada şair konuyu ve/ya problemi anlatıyor.
d) Son 2 mısrada ise bunu çözümlüyor.
e) 154 sonenin yalnızca 3’ü bu forma uymuyor (99, 126 ve 145).
f)Her mısra kendi içinde ‘’ İambic Pentameter ‘’ ayrılıyor. Vurgusuz ve vurgulu hece olarak toplamda 10 hece oluşuyor. Yani:

ba BOOM / ba BOOM / ba BOOM / ba BOOM / ba BOOM
Shall I compare thee to a summer’s day? (Sonnet 18)
Shall I / com PARE / thee TO / a SUM / mer’s DAY?

SONNET 1:






1) From FAİ / rest CREA / tures WE / de SİRE / inc REASE,

ba BOOM / ba BOOM / ba BOOM / ba BOOM / ba BOOM

Fairest creatures: Yaşıyan tüm güzel şeyler
İncrease: Reprodüksiyon, üreme

* Burada zirai/tarımsal bir metafor mevcut. Soyu iyi olan hayvan veya bitki üretilir ki verimlilik artsın. Yani iyi olan üremeli ki bir sonraki nesil daha verimli olsun.


2) That thereby beauty's rose might never die,

Thereby: Böylece
Beauty’s rose: Burada gül semboldür ve yaşayan tüm güzel şeyleri temsil eder. Bir manada Gül’ün üremesi onu ölümsüz kılar.


3)But as the riper should by time decease,

Riper: Daha olgun
By time decease: Zaman içinde ölmek.

Yaşlanan herşey zaman içinde tükenir yani ölür.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


4) His tender heir might bear his memory:

Tender: Genç, narin
Bear his memory: Çocuk doğurmak demek bu varisin nesiller boyu ailesinin hatırasını yaşatmak demesi oluyor.


5) But thou, contracted to thine own bright eyes,

Thou: Sen
Contracted: Yalnızca ona bağlı kalmak

Ama sen kendi gözlerinin içinde kayboldun. Burada bir narsizm vardır. Sudan yansıyan kendi güzelliğine kapılarak kendine aşık olması ve ölmesi. Yalnızca kendisiyle alakası olması ve zevkleriyle meşgul olması.


6) Feed'st thy light's flame with self-substantial fuel,



Feed’st thy light’s flame: ışığın var olması için alevi yaşatmak.



Self-substantial fuel: yanlızca kendi vücudunu fullemek



Sen mumun bir alevi gibisin ve başkaları için yanacağına yanlızca kendin için yanıyorsun.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


7) Making a famine where abundance lies,

Famine…lies: boşluk, açlık
abundance: bolluk, gençliğin zengin nitelikleri/özellikleri.

Bolluk olacak yerde açlık yaratıyorsun.

8) Thy self thy foe to thy sweet self too cruel.

Thy: Senin
Foe: Düşman
Thy self thy foe: Kendine düşman olmak
To thy sweet self too cruel: Üremeyerek kendine geleceği reddediyorsun. Üremeyi kendine esirgerek aslında kendine zalimlik yapıyorsun ve geleceğini imha ediyorsun.


9) Thou that art now the world's fresh ornament

Thou: Sen
the world's fresh ornament: dünyanın taze ve genç onurusun
Ornament: genç




Şimdi gençsin ve dünyaya yenisin.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


10) And only herald to the gaudy spring,

Only: En önemli, benzersiz
Herald: Haberci
Gaudy: aydınlık, renkli

Önemli bir habercisin bu aydınlık pınar/kaynak için.





11) Within thine own bud buriest thy content

Bud....content: tohum, hayatın kaynağı
Thy: Senin
Thine: Senin, seninki

Evlenip üremeyerek sen tohumlarını (semen) içinde tutuyorsun.





12) And, tender churl, mak'st waste in niggarding.

Tender: Genç
Churl: Cimri, kaba
mak'st waste: israf etmek, erkeğin semen boşa harcadığı
Niggarding: saklamak, biriktirmek,cimri




Cimri genç tohumunu (semen) boşa harcıyorsun. Yanlızca kendini düşünüyorsun.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


13) Pity the world, or else this glutton be,

glutton: obur

Hem kendi hissesini hemde dünyanın hissesini yiyorsun. Dünyaya merhamet göster, göstermezsen bu senin oburluğun.


14) To eat the world's due, by the grave and thee.

Thee: Sana, seni
By the grave and thee: Bu dünyaya vazifen çünkü mezar herkesi yutuyor bundan dolayı savaşmalısın/mücadele etmelisin. Bu senin de görevin olmalı çünkü güzel şeylerin üremesi dünyanın düzenidir. Yanlızca kendini düşünmekten mezara gittiğinde seni ölümsüzlüğe ulaştıracak çocuk geride bırakmıyacaksın.


Nimir Ra








23 Nisan 2011 Cumartesi

İyi ki Doğdun '' William Shakespeare ''

Shakespeare'i bilmeyen var mıdır acaba? Hamlet, Romeo & Juliet, Macbeth, Othello, Soneler...

İster kitaplarını okumuş olun ister yeni versiyonda çekilen filmlerini izlemiş olun veya olmayın bir yerden muhakkak onu yakalamışsınızdır. Örneğin: Hamlet'i okumamış bile olsanız "Olmak veya olmamak işte bütün mesele bu" cümlesini muhakkak bir yerde duymuşsunuzdur.

Dünyaca bu kadar tanınan ama bir o kadar da arkasında şaibe bırakan biri yoktur. Doğum günü, görüntüsü hatta cinsel tercihi bile halen tartışılıyor. Ben burada doğum günü ve görüntüsünü konuşmak istiyorum lakin cinsel tercihi beni pek ilgilendirmiyor.

1. Ne zaman doğdu?

Geleneksel olarak Shapespeare’in doğum günü 23 Nisan’da kutlansa da, doğum tarihi net olarak bilinmemektedir.

2. O zaman bu tarih nerden geliyor?

Stratfort, İngiltere’deki ShaHoly Trinity Parish Kilise kayıtlarına göre doğum tarihi 26 Nisan 1564'dır.

"The Book of Common Prayer" göre yeni doğan bir bebek en yakın Pazar veya dini günde baptist edilmesi gerekiyor. Eğer 23 Nisan günü Shakespeare doğmuş ise ki bu da Pazar gününe denk gelir. Bir sonraki dini gün St. Mark’s günüdür o da Salı 25’e gelir. Ancak St. Mark’s günü şansız bir gün olarak nitelendirildiğinden dolayı klise kayıtlarında 26'sı yazdığı düşünülmektedir.

3. Asıl ilginç olanı; hayatta iken portresinin yapılmamış olması. Bu da ölümünden sonra yapılan tüm portrelerine bir soru işareti koyuyor:

THE HOLY TRINITY BUST:





Bu büst Straford Parish Klisesinde inşa edilmiştir. Kimin yaptığı bilinmemektedir. Shakespeare kızı ve damadı tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Burdaki problem büst birçok kez onarılmış ve boyanmıştır.


DROESHOUT GRAVÜRÜ:




1963 tarihinde basılan First Folio üstündeki bakır gravür Martin Droeshout'a aittir. Shakespeare öldüğünde Droeshout 15, gravürü yaptığında ise 22 yaşındadır ve yüksek ihtimal Shakespeare ile hiç tanışmamıştır.

First Folio, Shakespeare'in oyuncu arkadaşları Hemminge ve Condell tarafından çıkarıldı ve Shapespeare'in oyunlarına ithaf edilmiştir. Droeshout'un yaptığı bu gravür Shakespeare'in oyuncu arkadaşlarının tarifi üzerinedir.

Ancak resmin gerçek gibi durmadığı birçok araştırmacı tarafından söylenir: Kafasının vücuduylaa orantılı olmadığı, kulak arkasından çenesine inan çizginin bir maske görüntüsü verdiği, hatta bu maskenin kafasının arkasına taktığı, (resme dikkat edin özellikle gögüs kısmına sanki elbiseyi ters giymiş ve kolları doğru durmuyor) gözlerin yanlış çizilmiş olduğu, (gözlere dikkatle bakarsanız bir göz diğerinin tam simetrisi yani iki tane birbirine benzeyen sağ göz çizilmiş) yaka stilinin o döneme ait olmadığı ve hangi döneme ait olduğu belirlenememiştir, çok geniş bir alın, kafasının sanki yakanın üstüne oturtulmuş gibi durması...


STRAFORD PORTRESİ:





Straford da kâtip olan Mr. Hunt'ın evinde asılı olduğu için Straford Potresi denilmektedir. 1861 de Mr. Collins (restoretör) Mr. Hunt'ın holünde asılı duran bu resmi görür ve resmi restore etmeyi teklif eder. Resmi restore ederken sakal ve bıyığı çıkartır.


THE CANDOS PORTRESİ:





Joseph Taylor tarafından yapıldığı söylenir ve yapılış tarihi belli değildir. Bu resim zamanında Candos Dükü'nün mülkü olduğu için Candos Potresi denmiştir. Yapılan potreler arasında dönemi yansıtan en doğal portredir ancak birkaç ressam tarafından değiştirilmiştir.


SANDERS PORTRESİ:





John Sander'ın yaptığı bu portre 2001 tarihinde Doğu Kanada'da bulunmuştur. John Sander, Shakespear'in tiyatrosunda manzara resimleri yaptığı sanılmaktadır.

Resim yağlı boyadır ve arkasında: William Shakespeare 23 Nisan 1564 de doğdu - 23 Nisan 1616 da 52 yaşında öldü yazmaktadır.

Araştırmacıların yaptığı testler sonucu yapılan resmin 17.yy ile uyumlu olduğu ve üzerinde oynanmadığı çıkmıştır. Her ne kadar bilimsel sonuçlar resmin gerçek olduğunu ispatlasa da resmin William Shakespeare'e ait olduğu şaibelidir.


HİLLİARD MİNYATÜRÜ:





Kimin tarafından yapıldığı belli değildir. Güzel bir minyatür olsa da pek ciddiye alınmamıştır. Bu pahalı resmin sosyete ressamı tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Resim genç bir aristokratın resmini çağrıştırsa da Shakespeare bir aristokrat değildi.

Sizi bilemeyeceğim ama benim kafam karıştı! Bu kadar ünlü birinin resmi nasıl bu kadar şaibeli olabilir? Gözünü seveyim fotoğraf makinelerinin... Sonra merak ettim acaba fotoğraf makinesi ne zaman bulunmuştu hemen google da aradım ve 1685 tarihinde John Strognofe tarafında icat edilmiş olduğunu öğrendim.

Hımmmm aklıma bir fikir geldi! Kitap ayraç yarışması yaptık, kitap kapak tasarım yarışması yaptık acaba diyorum Candos Potresi, Sanders Potresi ... buna bi'de İstanbul Portresi mi eklesek?





Nimir Ra

14 Haziran 2010 Pazartesi

HAZİRAN İÇİN SONE - CIV




104. Sone (CIV)


Senin gibi güzel dost sanki yaşlanır mıymış?
İlk kez göz göze geldik eşsiz güzeldin hani
İşte bugün de öylesin.
Üç karakış, Ormanlardan silkti de üç yazın kibrini,
Enfes üç bahar soluk bir güz gibi kıvrandı;
Nice mevsimler göçtü, gördüm, zaman boyunca:
Burcu burcu üç Nisan, üç Haziranda yandı;
Ama sen, ilk gördüğüm gibi körpe bir yonca…
Ah güzellik sürmez ki; sanki bir saat kolu:
Hırsızlama yürürken gidişini görmek zor.
Belki sendeki renk de çoktan tuttu da yolu
Benim gözüm yerinde sanarak aldanıyor.

Doğum bekleyen çağ, bak korkum değil nafile;
Güzelliğin yazı, sen doğmadan ölmüş bile.(*)



To me, fair friend, you never can be old,
For as you were when first your eye I ey'd,
Such seems your beauty still. Three winters cold,
Have from the forests shook three summers' pride,
Three beauteous springs to yellow autumn turn'd,
In process of the seasons have I seen,
Three April perfumes in three hot Junes burn'd,
Since first I saw you fresh, which yet are green.
Ah! yet doth beauty like a dial-hand,
Steal from his figure, and no pace perceiv'd;
So your sweet hue, which methinks still doth stand,
Hath motion, and mine eye may be deceiv'd:

For fear of which, hear this thou age unbred:
Ere you were born was beauty's summer dead


"Güzelliğin yazı, sen doğmadan ölmüş bile" satırı açıkçası beni çok sarsıyor. Tavsiye ederim her akşam yatmadan önce en az bir sone okuyun.

Israrla Haiku denemem:

Kaç yaz süren?
Ben, senden sonra doğan
İlk önce yiten

Not: Resimde gördüğünüz Ortanca; enfes iki bahar ve iki karakış boyunca, güzelliği balkonumda yeşeren çiçeğim.

(*) William Shakespeare Soneler – Türkiye İş Bankası Yayınları – Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi – Çeviren: Tâlat Sait Halman

5 Mayıs 2010 Çarşamba

AYŞE İÇİN MAYIS SONESİ

Hepimiz için The Darling Buds of May





En sevilen, filmlere/müziklere en fazla konu olmuş sone ile Mayıs’ı yitirmemeniz dileği ile…


18. Sone (XVIII)

Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararır da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir



Shall I compare thee to a summer's day?
Thou art more lovely and more temperate:
Rough winds do shake the darling buds of may,
And summer's lease hath all too short a date:
Sometime too hot the eye of heaven shines,
And often is his gold complexion dimmed;
And every fair from fair sometime declines,
By chance or nature's changing course untrimmed;
But thy eternal summer shall not fade
Nor lose possession of that fair thou ow’st;
Nor shall death brag thou wander'st in his shade,
When in eternal lines to time thou grow’st:
So long as men can breathe or eyes can see,
So long lives this and this gives life to thee

Yine pek olmadı ama konuya ait Haiku denemem:

Mayıs umuttur
dertler güneşe döner
Aşksa direnir…


Notlar:

* Haiku yazmak ne zor. Hem 5-7-5’i tuttur, hem ne demek istiyorsan kısaca anlat, ilk dize mevsimsel bir tanım içersin, ayrıca ilk dize ile son dize arasında bir ses uyumu olsun. Ayrıca yazdığın şey “sepet sepet yumurta” kıvamında olmasın.

* Soneler ile ilgili gerçekten çok güzel bir site var. İlginizi çekiyorsa; bakmanızı tavsiye ederim. http://www.shakespeares-sonnets.com/xviiicomm.htm

* Talat Sait Halman “Rough winds do shake the darling buds of may” dizesini; “Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler” diye çevirmiş, çok güzel de olmuş ama kayıtlara geçsin o tomurcuklar, Mayıs goncaları…

* Google sağolsun. David Gilmour’un sesi ile 18. sone ne güzel...



* Ayrıca The Darling Buds of May’de Catherine Zeta-Jones çok güzelmiş, tekrar hatırladım.


NarTube - Watch Video

* Soneler diyince aklıma yine Rufus Wainwright geldi. Hâlâ programında İstanbul yok… Hâlbuki 20 Temmuz’da Brooklyn’de Judy Garland şovunu yapacakmış, derin bir nefes aldım, bekliyorum…

Gülda

1 Nisan 2010 Perşembe

AYŞE İÇİN NİSAN SONESİ



Ayşe, Shakespeare’in soneleri deyip duruyor… Sanırım her sunum günü en az bir tanesini bize okutmaya kararlı. Hazır, Nisan gelmişken belki en sevdiğim sonelerden bir tanesini yazarsam; okumaktan kurtulurum diye düşündüm.

Şen, şakrak, gölgelerle avunurken, ama üzüntümüzü hatırlatması yerine unutturması, özümüz, sözümüz ile bir olabilsin dileğimle... (Okura not: Yazıcı bu ara öfke, sinir ve üzüntü kaplamış ruhunu bir parça ısıtmak istemektedir.)

98. Sone (XCVIII)


Sensizdim, bütün bahar yaşadım senden ırak;
Nisan bu, allı pullu, giyinmiş süslenmiş de,
Her şeye gençlik ruhu aşılamış, şen şakrak,
Gülüp oynuyor durgun Saturnus bile işte.
Ama cânım kuşların söylediği şarkılar,
Elvan elvan çiçekler, burcu burcu, alaca,
Bana bir yaz masalını anlattıramadılar,
O soylu çiçekleri ben kesemem haraca.
Zambakta beyazlığa şaşmıyorum bir türlü,
Güldeki kızıllığı övmek gelmez içimden;
Doğrusu hepsi güzel, bir içim su, büyülü,
Hepsi senin resmindir, hepsinin örneği sen.
Ama sen olmayınca kış sürdü biteviye:
Bunlarla oyalandım senden gölgeler diye.



From you have I been absent in the spring,
When proud-pied April, dressed in all his trim,
Hath put a spirit of youth in everything,
That heavy Saturn laughed and leaped with him,
Yet nor the lays of birds, nor the sweet smell
Of different flowers in odour and in hue,
Could make me any summer's story tell,
Or from their proud lap pluck them where they grew.
Nor did I wonder at the lily's white,
Nor praise the deep vermilion in the rose;
They were but sweet, but figures of delight,
Drawn after you, you pattern of all those.
Yet seemed it winter still, and, you away,
As with your shadow I with these did play
(*)

Daha bitmedi:

Konu ile ilgili bir de Haiku yazdım:)

Her halim için
bir sonem var söylemem,
ama yaşardım.


Bu benim ilk Haikum. Aslında şunu ifade etsin istiyordum: içten gelen sevgimi, öfke duyduğum tutkum bastırdı. Shakespeare soneleri ile haiku ilişkilendirme denemem ise pek birleşmedi. Bu yüzden ben biraz daha çalışayım.


Haiku ve Sone Sever Gülda

(*) William Shakespeare Soneler – Türkiye İş Bankası Yayınları – Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi – Çeviren: Tâlat Sait Halman

26 Şubat 2010 Cuma

25.02.2010 CESUR YENİ DÜNYA




Kitap: Cesur Yeni Dünya
Yazar: Aldous Huxley
Sunucu: Ayşe
Mekan: The House Cafe (İstiklal Cad. Mutfak Kısmı)
Katılanlar: Aycan, Ayşen, Aysun, Bilgen, Billur, Gülden, Gülda, Nur, Peyman,Yonca





'' Mideni bozan birşey mi yedin? dedi Bernard. Vahşi başıyla doğruladı. '' Uygarlık yedim. ''











Aldous Huxley
(1894 – 1963)



 26 Temmuz 1984 de Surrey – İngiltere’de doğdu.
 Ailesinin gelir seviyesi orta üst sınıftır.
 Annesi Julia Arnold okul müdürüdür.
 Babası Leonard Huxley yazar ve öğretmendir.
 Ailesi İngiltere’nin bilim ve edebiyat camiasında tanınır.
 Dedesi Thomas Henry ünlü bir zoologdur. Darwin’in fikirlerinin koyu savunucusu olduğu için lakabı "Darwin’s Bulldog" dur.
 Anne tarafından akrabası Matthew Arnold, tanınmış bir şair ve eleştirel deneme yazarıdır.


[-- Matthew Arnold Fransa’da Grande Chartreuse manastırında kalırken yazdığı en ünlü şiirinden bir mısra:


Stanzas (Şiir kıtaları) from the Grande Chartreuse
Wandering (gezinmek) between two worlds, one dead
The other powerless (güçsüz) to be born,
With nowhere yet to rest (dinlendirme) my head
Like these, on earth I wait forlorn (umutsuzca).


-- Manastırdaki sakin, sükunetli ve dindar hayat ile dış dünyadaki acımasız makineleşme çağın tezatlığı. Manastırdaki sakinlik onun için ölen bir dünyayı temsil eder.]


 Huxley, ilk eğitimini evde alır. Annesi öldükten sonra Eton'a (1903-1913) gider.

 16 yaşında lepröz keratit hastalığı geçirir ve bir kaç yıl neredeyse kör kalır. Tedavi ve özel gözlük ile bir gözü olabildiğince iyileşir.

 Eğitimine Balliol College, Oxford'da devam eder ve 1916 yılında İngilizce bölümünden mezun olur.

 Gözlerinden dolayı aile geleneği olan bilim adamı olamaz. Her ne kadar 1. Dünya Savaşına katılmak istediyse de reddedilir ve kendini yazmaya verir.

 Hayatı boyunca İngilizce kullanımı alanında master yapar ve en ileri bilimsel buluşlardan haberdar olur.

 Bilimsel anlayışı yüzelsel olsa da zaman içinde bilimi, romanlarında başarı ile işler.

 İngiliz üst tabakasını hicveden yazıları ile kendine isim yapar.

 Romanlarını yazmaya başlamadan önce 4 ciltlik şiir kitabı çıkarır. (1916–1920)



In Uncertainty To A Lady

I am not one of those who sip (içmek),
Like a quotidian (günlük) bock (alman birası),
Cheap (ucuz) idylls (kırsal yaşamı tasvir eden şiir) from a languid (isteksiz) lip (ağızdan)
Prepared (hazır) to yawn (esnemek) or mock (alay etmek).

I wait the indubitable (kesin) word,
The great Unconscious (şuursuz) Cue (fikir).
Has it been spoken (söylendi de) and unheard (duyulmadı mı)?
Spoken, perhaps, by you … ?


 1919 da ilk karısı Belçikalı mülteci Maria Nys ile evlenir ve bir oğulları olur (Matthew Huxley).

 1920 de yakın arkadaşı D.H. Lawrence ile İtalya ve Fransa’ya yolculuk yapar.

[D.H. Lawrence roman yazarı, şair, eleştirmen , öykücü ve ressam. Gençlik yıllarının çoğu fakir geçmiştir. D. H. Lawrence en önemli şiirinden:

How Beastly (Hayvanca) The Bourgeois (Burjuva) Is

How beastly the bourgeois is
Especially (özelliklede) the male of the species (türü) –

Nicely groomed (bakımlı), like a mushroom
Standing there so sleek (düzgün) and erect (dimdik) and eyeable –
And like a fungus (mantar), living on the remains of a bygone (geçmiş) life
Sucking his life out of the dead leaves of greater life
Than his own.
]


 Huxley’in ilk romanı 1921 basılır ve arka arkaya romanları yayımlanır:

1921 – Crome Yellow
1923 – Antic Hay
1925 – Those Barren Leaves
1928 – Point Counter Point

 Bu romanlar savaş sonrası geçiş dönemindeki İngiltere toplumunu anlatır. Huxley, 1. Dünya Savaşı sonrası dünyası ters yüz olan İngiliz üst tabakasının düş kırıklığı ve çöküşünü hiciv eder.

 1930'da Fransa'da uzun ömürlü çalışması Cesur Yeni Dünya ortaya çıkar ve 1932 de kitabı basılır.

 1930'larda Pasifizmi savunur. Savaşları yalnızca bankacıların ve sanayicilerin kazandığına inanır. Savaşın kökünün rekabet ve zafer olduğuna ve barışın ancak bu iki değeri reddederek gerçekleşeceğine inanır.

 Huxley yakın arkadaşı Gerald Heard’in düşüncelerinden epey etkileniyordu. Heard bireylerin dünya barışı için meditasyon yapmaları ve ilk önce kendi içlerindeki mücadeleyi çözmeleri gerektiğini savunuyordu.

[Gerald Heard bir tarihçi, bilim adamı, eğitmen ve filozoftur. Birçok tanınmış Amerikalı için kılavuzluk ve danışmanlık yapar. 1950 ve 1960'larda Alcoholics Anonymous'un (A.A.) kurucusudur.]

 Etrafındaki gelişmeler (Hitlerin güçlenmesi, İspanyadaki İç Savaş) pasifist ve nötr davranması hemşerilerini kızdırır.

 1937 de Avrupa savaşa hazırlanırken Huxley, ailesi ve arkadaşı Gerald Heard ile konferans vermek için Kaliforniya, USA'ya gider.

Huxley, Neden USA'ya Gider? Çünkü Huxley bir Pasifist (Barışsever) olarak Avrupa'daki silahlanma onu rahatsız eder ve savaş ihtimalinden kendini uzaklaştırmak ister.



 USA’de şansını senaryo yazarak kazanmak ister ve MGM stüdyosu Huxley soyadının değerini bildikleri için hemen işe alır.

 1940 tarihli Pride & Prejudice romanının filme uyarlanmasını yapar. Huxley "Jane Austen için insan yapabildiğinin en iyisini yapmalıdır’’ der.

 1944'te Jane Eyre filminin senaristliğini yapar. Başrolde Huxley’in hayranı olan Orson Welles oynar. Gotik hikâye Huxley’in elinde Protestan İngiltere'sine soğuk ve sert bir bakış açısıyla bakar.

 1950 başlarında LSD ve Mescaline, Hipnotizma ve Mistisizm'e merak salar.

 Huxley 1954 'te "The Doors of Perception" kitabı ile Mescaline kullanırken deneyimlerini anlatan bir araştırma yayınlar. Kaliforniya’lı hippilerin gurusu haline gelir.

 Jim Morrison bu kitaptan çok etkilenir ve grubunun ismini
"THE DOORS" koyar.

["The Doors of Perception" kitabı William Blake'in şiiri "The Marriage of Heaven and Hell" den gelir.

If the doors of perception (algılama) were cleansed every thing would appear to man as it is, infinite (sınırsız).
For man has closed himself up, till he sees all things thro’ narrow chinks(yarık) of his cavern (mağara).—

İnsanın aklının sınırlarla çevrili olduğu ve sınırların veya kapıları kırarak aslında aklın her şeyi veya herhangi bir şeyi aynı zamanda algılayabileceği. Algıdaki sınırları kaldırarak gerçeği görmek
.]

 1955 yılında karısı Maria ölür. 1956 yılında İtalyan asıllı kemanist ve terapist ikinci karısı Laura ile evlenir.

 1961 yılında evi ve birçok eseri de yanar. 1962 yılında son kitabı Island basılır ve 22 Kasım 1962 yılında kanserden ölür.




CESUR YENİ DÜNYA

 Modern Library’nin yazı işleri kurulu (Modern Library: Random House'a bağlı bir yayınevidir ve Random House: Dünyanın en büyük İngilizce dili kitap yayınevidir.) tarafından 20y.y. en iyi 100 İngilizce Romanları arasında 5 inci sırada yerini almıştır.

1. Ulysses – James Joyce
2. The Great Gatsby – F. Scott Fitzgerald
3. A Potrait of the Artist as a Young Man – James Joyce
4. Lolita – Vladimir Nabokov
5. Brave New World – Aldous Huxley
6. The Sound on the Fury – William Faulkner
7. Catch 22 – Joseph Heller
8. Darkness at Noon – Arthur Koestler
9. Sons and Lovers – D.H. Lawrence
10. The Grapes of Wrath – John Steinbeck

Kitabın Tarzı: DYSTOPIA

ÜTOPYA – Hayali bir ortamda insanlar için ideal bir yer yaratmak. Nefret, acı ve dünyadaki tüm kötülüklerin ortandan kaldırılması.


ÜTOPYA NEREDEN GELİYOR?




 Bu kelime ilk defa 1516 da Sir Thomas More’un romanı "Vtopiae Insvlae Figvra – Ütopya Adında Yeni Bir Ada" da kullanılmıştır. Köken olarak Yunanca, anlamı ise "İyi Yer" veya "Hiçbir Yer" dir.

 More’un amacı ideal toplumu veya yeri yazmaktan ziyade yarattığı hayal ürünü adanın olağandışı politik düşüncelerini dönemin düzensiz Avrupa politikalarını eleştirmek için sosyal bir zemin oluşturmuştur.

 Bu tarz toplumları anlatan yazılar Plato’nun "Republic" adlı eserine kadar uzanır.

[Republic; Socrates, çeşitli Yunanlı ve yabancıların Şehir-Devlet üzerine diyaloglardır. Örneğin: Adaletin anlamını konuşmak. Haklı birey daha mı mutludur haksız bireyden? Toplum filozof krallar tarafından yönetilse nasıl olur?]

DYSTOPIA – Bazen tanımlanan toplumlar en iyi toplumu tanımlar ama bazen ütopyalar mevcut toplumu hicvetmek için yaratılır.

Kitabın İsmi : Cesur Yeni Dünya ( Brave New World)

NİÇİN?




The Tempest (Fırtına)

O wonder (şaşırmak)!..
How many goodly (güzel) creatures (mahluk) are there here!
How beauteous (güzel) mankind (insanoğlu) is!
O brave new world !..
That has such people in’t!..


(Miranda’nın konuşması Act V, Scene I - William Shakespeare)
(Cesur Yeni Dünya – sf. 187 – 188)

 Miranda’nın 3 yaşından beri dış dünya ile bir teması olmadığından karşısında birden fazla erkek gördüğünde bu sözleri söyler.

 Vahşi John, Lenina’yı ilk gördüğünde birebir bu dizeleri söyler.

 "THE TEMPEST (Fırtına)" William Shakespeare:

Shakespeare (1564 – 1616), Elizabethan Döneminde yaşadı. Bu dönemde İngiltere sınırlarının dışına çıkmış ve başka kültürleri kolonize etmeye başlamıştı.

İngiltere’nin gücü farklı boyutları yükselmişti. Shakespeare bu oyununda Emperyalist İngiltere'nin bu yeni gücünü sorgular.

The Tempest, Shakespeare’in Amerikan oyunu olarakda kabul edilir. Neden? Çünkü İngiltere’nin başka ülkeleri kolonize etme hakkını sorgular aynen Amerika'ya giden kolonilerin, 200 yıl sonra Amerika’yı kolonize ettikleri gibi.

Shakespeare hayatı boyunca Kraliçeyi hoşnut etmek için oyunlar yazmıştır ancak bu son oyununda Kraliçenin ve ülkesinin değer yargılarını sorgular.

Milan Dükü Büyücü Prospero’nun hakları zorla kardeşi Antonio ve Napoli Krali Alonso tarafından gasp edilir. Prospero ve 3 yaşındaki kızı Miranda ile birlikte küçük bir kayığa bindirilip insanlıktan uzak 12 yıl bir adada yaşarlar.

Adaya geldiklerinde Prospero, Cezayirli bir büyücü olan Sycorax tarafından ağaca hapis olmuş Peri Ariel’i kurtarır. Oyun boyunca Prospero Ariel’e göstermiş olduğu iyiliği ona karşı şantaj olarak kullanır.

Prospero gelmeden Sycorax ölmüştür ve Prospero Sycorax’ın oğlu Caliban (sakat canavar) sahiplenir ve büyütür. Caliban Prospero’ya adada nasıl hayatta kalınacağını, Prospero & Miranda’da Calibana dini ve kendi dillerini öğretir. Caliban, Miranda’ya tecavüze kalkışır ve bu olaydan sonra Prospero’nun kölesi olur. Kötü koşullarda çalıştırılır.

Oyun bir adada geçer. Bu ada ve adada yaşayan yerel halk (Ariel ve Caliban) Prospero’nun kontrolü altındadır.
Prospero Peri Ariel aracılığıyla kardeşi Antonio gemisinin adanın yakınından geçeceğini öğrenir. Geminin içinde Napoli krali Alonso, Alonso’nun erkek kardesi Sebastian ve oğlu Ferdinand vardır. Prospero büyü yaparak Fırtına çıkarır ve gemileri karaya oturur.

Bundan sonra 3 olay olur:

1) Caliban mürettebattan bir kaç kişi ile Prospero’ya karşı ayaklanır ama ayaklanma bastırılır.
2) Miranda ve Ferdinand birbirlerine âşık olur.
3) Antonio ve Sebastian işbirliği yaparak Napoli kralı Alanso’ya suikast düzenler ama planlarını Ariel engeller.

Sonuç:
 Prospero, Alanso’yu bağışlar.
 Prospero, Antonio ve Sebastian’ı uyarır
 Prospero, Ariel ve Caliben özgür bırakır.
 Miranda ve Ferdinand evlenir.
 Prospero büyü gücünü bırakacağını ilan eder.
 Hepsi beraber ülkelerine geri dönerler.

Tüm seyircileri alkışlamaya davet eder Ada’dan azat edilmesi için!..



Kimlerden & Hangi Kitaplardan Etkilendi ?


H. G. Wells

Men Like Gods




Liberal gazetesinde çalışan depresif gazeteci Mr. Barnstaple ve birkaç arkadaşı yanlışlıkla paralel dünya Ütopya gönderilir.

Ütopya gelişmiş bir dünyadır. Sosyalist dünya devleti, ilerlemiş bilim, hastalıklar elimine edilmiş… Mr. Barnstaple ve arkadaşlarının kafası karışır.

Mr. Barnstaple sorar: "Sizin Hükümetiniz Nerede?"
Cevap : "Bizim Hükümetimiz Egitimimizde!.."

Mr. Barnstaple sorar: "Neden bahçıvan çalıştırmıyorsun da kendin çalısıyorsun?"
Cevap: "Çünkü yıllar önce işçi sınıfı yok oldu. Eğer gülü seviyorsan ona hizmet edebilmelisin."

Mr. Barnstaple'in zaman içinde fikirleri değişir, bu yeni dünyayı takdir eder.

Ancak bir süre sonra Ütopyalılar hastalanmaya başlar ve bağışıklık sistemleri zayıflar. Sebep olarak dünyalılar gösterilir ve çözüm Dünyalıların kendi Dünyasına göndererek sağlanır.

The Sleeper Awakes



 Graham 230 yıl uyur ve uyanışında tamamen değişmiş bir Londra’ya gözlerini açar.

 Bu arada dünyanın en zengin adamı olur. Neden? Uyurken adına beyaz konsey bankadaki parasını bileşik faizde çalıştırır. Banka parasını dünya politika ve ekonomisini yönlendirmek için kullanır.

 Uyanınca kültür şoku yaşar. Beyaz Konsey durumdan rahatsız olur çünkü Graham sorular sormaya başlamıştır. Graham göz- altında tutulur ve sonunda aslında Beyaz Konsey'in Graham adına dünya’yı yönettiğini öğrenir.

 Ostrog gibi konseye karşı ajanlarla tanışır ve onlarla birlikte Beyaz Konsey'e karşı ayaklanır. Beyaz Konsey yönetimden el çeker. Şimdide Graham adına Ostrog yönetmeye başlar. Graham’da bu arada yeni dünyayı keşfetmeye başlar.

 Ancak Ostrog da Beyaz konseyden farklı değildir. Hiçbirsey değişmemiştir. Sonuçta Graham işleri eline alır ve şimdide halk kendilerinden olan Ostrog karşı ayaklanır

Yevgeniy İvanoviç Zamyatin

WE







 George Orwell'e göre, Cesur Yeni Dünya, Yevgeni Zamyatin'in 1921 yazılan "We/Biz" romanından türetilmiştir. Huxley 1962 mektubunda Cesur Yeni Dünya’yı yazdığı yıllarda "We" romanı hakkında hiçbir bilgisi olmadığını yazar.

 26y.y. da baş kahramanımız D-503’ın tuttuğu detaylı günlüğü: matematikçi olarak çalışmaları, INTEGRAL uzay gemisinin inşa çalışmaları, Mephi (Mephistopheles – cehennemin 7 prenslerinden biri) direnişçileri ile yaşadıkları...

 D-503’ün yaşadığı ortam: bir devletin var olduğu tamamen camdan inşa edilmiş ve sürekli gizli polis tarafından denetlenen kentsel bir halk.

 İnsanların hayatı Maximum Üretgenlik ve Verimlilik üzerine kurulmuştur.

 İnsanlar aynı elbise giyer. İsim yerine erkelere tek sayı ve sessiz harf, kadınlara ise çift sayı ve sesli harf verilir.

 Hükümetin yaptırdığı kan testleri insanların seks hormon düzeylerini tespit eder ve bu sonuca göre hükümet bir sayının herhangi bir sayı ile hangi sıklıkta seks yapacağına karar verir.

 Herhangi bir birey pink kupon sistemi ile istediği bir numara ile seks talep edebilir.

 Adam olmaz ve suçlular, özel bir ışına tutularak su haline getirilirler yani idam edilirler. Yemekleri petrol bazlı bir içecektir.

 D-503 zamanın çoğunu kız arkadaşı O-90 ve Hükümet şairi R-13 ile geçirir. Rejimin koyu bir destekçisidir ve tek devletin keşfettiği mutluluğu yaymak için vasiyet niyetinde bir günlük tutmaya başlar. VE bu mutluluğu uzaylı medeniyetlere INTEGRAL ile ihraç etmeyi planlar.

 Başın acımasız bir diktatör olduğunu kabul eder ama başın dürüst ve ehil olduğunu ve bu acımasızlığın daha iyi için kullanıldığını düşünür.

 Gizemli ve cinsel açıdan çekici I-330 ile tanışır ve kayıtsızlıktan kurtulur. I-330 Mephi adında bir direniş grubundadır. D-503’ın I-330 tutku ile bağlanması hayatını zehir eder. I-330’a olan yıkıcı tutkusu, tek devlete olan sadakatini yener.

 Sonunda D-503 yakalanır ve X-ray ile hayal gücü alınır öyle ki I-330’un idamını sakin bir şekilde izler. Bu sırada direnişçiler güç toplar, sosyal isyanlar başlar...

 Hikâye güvensizlikle biter çünkü roman tekrarlanan bir tuzaktır oda aslında hiçbir devrim olmamasıdır.


Kitabın Fonu:


1) Billingham, İngiltere’de yeni açılan ve ileri seviyede teknolojik açıdan gelişmiş Brunner & Mond tesislerini gezer. Bu tesis Imperial Chemical Industries bağlıdır. Dünyanın en büyük kimyasal üreticisidir. Şu anda AkzoNobel'e bağlıdır. Tesisin işleyiş yönteminden etkilenir.

ÖNEMLI NOT: Kitabın başında karakterlerden önce Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nin detaylı işleyişi hakkında bilgi verilir.

2) Roman her nekadar gelecekte geçse de 20y.y. yani güncel öğeler içerir.

-- Seri Üretim, gelişmiş ülkelerde araba, radyo ve telefon gibi endüstriyel ürünleri ucuz ve erişilebilinir hale getirmiştir.

-- 1917 Rus Devrimi

-- 1914 – 1918 I. Dünya Savaşı

ÖNEMLI NOT: Kitaptaki karakter isimleri dönemin önemli şahıslarıdır. Bu karakterleri kullanmasının sebebi; çoğunluğun fikirlerini ifade etmek yani hızlı gelişen dünyada bireyselliğin kayboluşudur...

Benito Hoover: Benito Mussolini ( İtalyan diktatör) & Herbert Hoover (USA Başkanı)

Herbert Bakunin: Herbert Spencer ( İngliliz filozof ve Sosyal Darwinci) & Mikahil Bakunin ( Rus filozof ve anarşist )

Darwin Bonaparte: Napoleon Bonaparte (Fransız imparatorluğunun lideri) & Charles Darwin (Türlerin Kökeni yazarı)

Polly Trotsy: Leon Trotsky (Rus devrim lideri)

Prime Mellon: Miguel Primo de Rivera (1923-1930 İspanya Başbakan ve diktatörü) & Andrew Mellon (Amerikan Bankacı)

Sarojini Engels: Friedrich Engels (Karl Marx’la birlikte Komünist Manifesto yazarı) & Sarojini Naidu (Özgürlük savaşçısı Hintli politikacı)

Morgana Rothschild: J P Morgan (Çok zengin bir işadamı ve bankacı) & Rothchild Ailesi (Avrupa’da banka operasyonları ile meşhur).

Fifi Bradlaugh: Charles Bradlaugh (İngiliz politik eylemci ve ateist).

Joanna Diesel: Rudolf Diesel (Disel motoru icat eden Alman bilimci)

Clara Deterding: Henri Deterding (Hollanda Kraliyet Petrol Şirketinin kurucularından)

Tom Kawaguchi: Ekai Kawaguchi (Japon budist rahip ve ilk Tibet & Nepal giden Japon)

Jean-Jacques Habibullah: Jean-Jacques Rousseau (Fransız politik filozof) & Habibullah Khan (Afganistan’ın Emiri, ülkesini modernizasyona, Batı tıbbına ulaştırmış ve ülkesinde ilerici değişimler yapmıştır)

Miss Keate: John Keate (19y.y. okul müdürü, okulda disiplini çok sert önlemlerle sağladı. Örneğin: kamçı veya sopa ile öğrencilerin dövülmesi. Halkın önünde bir günde 80 öğrenciyi kamçılamasıyla bilinir.

Arch-Community Songster (Catenbury Büyük Cemaat İlahievi Baş Şarkıcısı) : Archbishop of Cantenbury (1930 kilisenin limitli olarak doğum kontrol yöntemlerinin kullanılmasın onay vermiştir)

3) Amerika'ya seyahatlerinde gördükleriyle dehşete düşmüştür:

-- gençlik
-- ticari reklamlar
-- rastgele cinsel ilişki

Döneminde Avrupalılar, Amerikanlaşmaktan korkuyordu. Kendisinin Amerika’yı görmesi, fikirlerini okuması ve deneyimleri kitabı için önemli bir zemin hazırladı.

a.) Konuşan Sinemalar ( Talkie Motion Pictures): Cesur Yeni Dünya’da bu Duygusal Film ve kokulu Org dönüşüyor (feelies).

b.) Hormonly Sakız (Sex-Hormone Chewing Gum) : Sakız Amerika’nın sembolü idi.

c.) Henry Ford: Gemi ile Amerika’ya giderken Henry Ford’u anlatan bir kitap keşfeder.



Kitabın Zaman Çizgisi:

F.S. (A.F.) 632: Ford Sonrası (After Ford) 632 yıl.
















Ford, Motor Company kurucusu ve seri üretimde kullanılan montaj hattının babası olarak kabuledilir.




Üretken bir mucittir. Amerika’da 161 tane patenti vardır.

Piyasalara 1908 yılında Model T arabasını çıkararak ulaşım ve Amerikan Sanayisi’nde devrim yapmıştır. Başta fiyatı $825 olan Model T 4 yıl sonra $575 kadar düşürülmüştür

FORDİSM diye bir kavram vardır. O da montaj hattını kullanarak seri üretim yöntemi ile yüksek miktarlarda ucuz araba üretmektir.

Çalışanlarına yüksek ücret öderdi. Muhasebecilere inanmazdı ve
şirket kendi yönetimi altında iken bir defa audit yapılmamıştır. Maliyeti düşürme çabaları teknik ve ticari yeniliklere yol açmıştır. En önemlisi Kuzey Amerika'da her eyalete Franchise sistemi yani bayilik sisteminin kurulması gibi.

SONUÇ: Orta sınıf çalışan bir Amerika’lı için kullanımı basit, güvenilir ve bütçesine uygun bir araba. Model T ve Seri Üretim Amerika’da çok büyük bir devrim yaptı ve şu anda yaşadığımız dünyayı da biçimlendirdi.

Gregoryen – Miladi Takvim: Papa XIII Gregory tarafından yaptırılmıştır. Miladı tarih başlangıcı ve Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüş süreci olan 365 gün 6 saatlik zamanı 1 yıl olarak kabul eder. Milad İsa’nın doğduğu gün olarak kabul edilir yani sıfır noktası. Bu tarihten önceki tarihlere Milattan Önce (M.Ö) ve bu tarihten sonraki tarihlere Milattan Sonra (M.S.) olarak tanımlanır.

BİLGİ: A.D. (Anno Domini( In the year of (the/Our) Lord)– M.S.) ve B.C. (Before Christ – M.Ö)

Kitap Hangi Tarihte geçiyor? F.S. 632 , Ford’un Model T’yi piyasaya sürdükten 632 sonra .

Kısaca: 1908 + 632 = M.S. (A.D.) 2540


Kısaca Kitabın Konusu:


Kurgusal gelecekte, özgür irade ve bireysellik feda edilir.

NİÇİN?
Sosyal Denge İçin

Huxley bu kitapta, hiciv hüneri ile bilim büyülenmesini birleştirerek bir anti ütopya (dystopian) yaratır. İçinde yaşayan toplum totaliter bir hükümet tarafından teknoloji ve bilim ile üretilir & yönetilir.


Toplumdaki bireyler Fordist seri hattı gibi üretilir ve sınıflara ayrılır.

BİLİM, TEKNOLOJİ & POLİTİKA

Bu 3 halka bireyselliğin azalmasına sebep olur!..

Cesur Yeni Dünya'nın basımından 1 yıl sonra Hitler başa geçer.

6 yıl sonra 2. Dünya Savaşı başlar. Totaliter devletin tehlikesi ve trajik sonuçları yaşanır.

13 yıl sonra Atom Bombası atılır bu da soğuk savaşı tetikler. Modern dünyada silahların yarışı başlar ve bu da TEKNOLOJİNİN altını çizmiştir.

Huxley’in kitabı sanki geleceğin kehaneti gibidir. Cesur Yeni Dünya’da bunları tahmin etmiş ve öyle bir ütopya yaratmıştır ki aslında yaşananlar bir ütopyadan çok bir anti ütopyadır.

Kitabın Temaları:

A) Teknoloji kullanarak bir toplumu kontrol altına almak:

CYD, bir uyarı niteliğindedir. Bir hükümete güçlü bir teknolojinin kontrolünü verilmesinin ne kadar tehlikeli olduğunu göstermeye çalışmıştır.

1. Üremenin teknolojik ve tıbbi yöntemlerle kontrol altına alınması:
 Bokanovski İşlemi
 Hipnopedya
2. Duyusal Filmler (Feelies)
3. Soma

Hükümet her ne kadar bilim ve gelişim konuşsa da aslında daha çok bilim keşfi ve deney demek istemiyor. Yanlıca mevcut kullanılan teknoloji daha nasıl verimli hale getirilir ki bireyler daha KUSURSUZ, MUTLU & YÜZEYSEL olsun!..

Hükümet Bilim’e limit koyuyor.

NEDEN?
ÇÜNKÜ Bilim gerçeği bulmaktır. Bu da hükümetin kontrolüne darbe demektir.


B) Tüketim Toplumu:

Bireyin mutluluğu ihtiyaçlarını tatmin etmesi olarak değerlendirilir. Bir toplumun başarısı ekonomik büyüme olarak kabul görür. Aslında Huxley yaşadığı toplumu da taşlar.

C) Mutluluk & Gerçek Uyuşmazlığı:

 CYD da karakterlerin çoğu durumlarının gerçekliğini görmemek için kaçar. Soma buna bir örnek. Soma gerçeklere bir bulut çekiyor ve mutlu halüsinasyon görüyorlar. SOMA SOSYAL İSTİKRAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAÇTIR.

 John bunu kendi yolu ile denemeye çalışır. O YOL NEDİR? Shakespear’in Dünyası’dır. Örneğin: Lenina’yı ilk olarak Juliet gibi görmek ister ama sonra hüsrana uğrar ve ona "küstah bir fahişe" der.

 Mond, mutluluğa öncelik veriyor ama burada gerçeği feda ediyor. İnsanların mutlulukla daha iyi olacağına inanıyor.

MOND GÖRE:

Mutluluk: Tüm bireylerin anında tatmini. Ne için? Yemek, seks, esrar, güzel elbiseler ve diğer tüketim elemanları...

Gerçeklik/Hakikat: Mond’un John ile konuşmalarından anlaşılan Mond 2 çeşit gerçeği ELİMİNE etmek ister:

1. Bilimsel ve Deneysel gerçeğe hiçbir vatandaşın ulaşamaması. Sürekli kontrol ediyor ve sakıncalı buluşları örtmesi.
2. "İnsani" gerçeklerin yok edilmesi: Aşk, arkadaşlık, kişisel ilişkiler...

BU 2 GERÇEK ÇOK FARLIDIR.

1) Objective Gerçek: Bir gerçeğin veya olayın kesin sonucu.
2) İnsancıl Gerçek: Bu yalnızca keşfedilir tanımlanamaz.

AMA BU 2 GERÇEKTE BİR ŞEY ORTAKTIR:

TUTKU / IHTIRAS

 Mond'un gençken yeni keşiflerle kendinden geçmesi
 John’un Shakespeare dilinde ve duygu yoğunluğunda kaybolması gibi.

Gerçeği bulmak bireylerde gayret gerektiriyor ve bu da yanında terslikler getiriyor. Gerçeği bulmak bireysel bir istek veya emeldir ve bununla toplum birleşmez!..

Tam Yetki Devletin Tehlikeleri: Devlet kendi gücünü ve istikrarını sağlamak için bireylerin davranış ve faaliyetlerini kontrol ediyor.

 George Orwell’ın 1984 ünde devlet gözetimi gizli polis ve işkence ile sağlanıyor.
 CYD ise teknolojik müdahale ile doğumdan ölüme kadar.
 1984 de gücü kaba kuvvet ve korkutma ile
 CYD ise gerçek dışı bir mutluluk sağlayarak insanlar özgür olup olmadıklarını bile umursamıyor.

1984 & CYD Hükümet Kontrolünün Sonuçu

İtibarın kayboluşu
Ahlakın yok oluşu
Değer Yargılarının yok oluşu
Duyguların yok oluşu

KISACA İNSANLIĞIN YOK OLUŞU!...............


Kitabın Motifleri:

A) Pneumatic (İçi hava dolu) :

1) Lenina’nın vücudu: Henry Foster ve Benito Hoover Lenina ile seks yapmanın açıklamasını bu kelime ile yapıyor. Lenina’nın kendisi de sevgililerinin onu içi hava dolu bulduğunu söyleyip bacaklarına vurur. Balon gibi bir vücut özellikle sinesi/göğsü

2) Sandalye: Duyusal Film ve Mond ofisindeki sandalyeler.

Bu kelime ile fiziksel bir özelliği tanımlamak bir kadını mobilyaya benzetmektir. Aslında Lenina’nın cinselliği bir emtea yani mala benzetiliyor.


B) "Ford Aşkına (My Ford):

Normal hayatta Aman Allahım (Oh my Lord) yerine Aman Fordum gibi terimlerin kullanılması

Ford = İsa

Bu dinsel söylem bir alışkanlıktır. Bu dinsel söylem saygı göstermek için teknoloji ile yer değiştirmiştir.

C) Yabancılaşma (Dışlanma):

Dünya devletinde uygun görülen davranışların ve görüntünün dışına çıkıldığında karakterler dışlanıyor.

Neden Uygunsuz Kabul ediliyorlar?

 Bernard Marx: Pozisyonu Alfa artı için Küçük ve Güçsüz
 Helmholtz Watson: Alfa artı rolü için çok akıllı
 John: Kızılderiler diğer dünyadan geldiği için kabul etmiyor. Johh'da CYD’nın bir parçası olmak istemiyor.


D) Seks:

Kitabın her yerinde bolca bulunuyor. Nüfus sıkı kurallarla kontrol altına alınıyor.

 Kadınların üreme hakkı yok. Kadınların 2/3 kısırlaştırılıyor geri kalanı doğum kontrolü yöntemi ile korunuyor. Hayata yeni bir insan gelmesi gerektiğinde ise kadınların yumurtalıkları alınıyor.
 Sosyal ödül olarak kullanılıyor. Gelişi güzel seks ve birbirine bağlanmama destekleniyor.

İki toplum arasındaki FARK:

John, Lenina olan ŞEHVETLİ AŞKINDAN acı çekiyor Lenina ise SEKS ŞEHVETİNDEN acı çekiyor.

E) Shakespeare:

CYD da, Ford öncesi dünyada mevcut olan duygusal yoğunluk , trajedi yok ediliyor. Shakespeare ise John’un anladığı ve kendini ifade edebildiği bir dünya. Burada sert bir zıtlık ortaya çıkıyor.

Kitabın Sembolü:

Soma:

Toplumu kontrol altına almak için kullanılan teknolojik bilimin aracı. Toplum üzerinde dinsel ayin niteliğinde...


CEMAAT, ÖZDEŞLİK & İSTİKRAR İÇİN HANGİ YÖNTEMLER KULLANILIYOR?


1) Bokanovski Yöntemi (İnsan Kolonlama):

Bir yumurtanın 8 – 96 tomurcuklanarak çoğalması. Her tomurcuk 1 embriyo ve her 1 embriyo ise bir yetişkin demek. Önceden 1 insan yetiştirirken şimdi 96 insan yetiştirmek hedefleniyor.

Yalnızca Gamma, Delta ve Epsilonlar bu yöntemden geçer. Çünkü bu yöntem embriyoyu zayıflatıyor. Alfa ve Betalar bu yönteme tabi tutulmazlar. Bu yöntem istikrarın sağlanması için en önemli araçlardan biridir. Tek tip gruplarda standard erkek ve kadınlar. 96 tek tip makinede çalışan 96 tek yumurta ikizi.

2) Podsnap’s Tekniği (Hızlı Olgunlaşma):

1 yumurtanın olgunlaşmasını hızlandırmak. 2 yıl boyunca bir yumurta ve spermden binlerce kardeş bireyler üretmek.

3) Sosyal Belirleme Odası (Doğum Öncesi Şartlandırılma):

Niteliklerin bireylere dağıtılması. Yazgıları belirlenip şartlanmış olarak gözlerini açıyor. Hangi kastta iseler ona göre şartlandırılıyorlar. Örneğin: Kimya çalışanları toksik maddelere karşı direnci artırılıyor veya tropik hava şartlarında çalışacak olan işçilerin ısıya dayanıklı şartlandırılması gibi. Yapmak zorunda olduğu şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur.

İNSANLARA KAÇINILMAZ TOPLUMSAL YAZGILARINI SEVDİRMEK!..

 Bu 3 teknik bireylerin genetik, fiziki ve psikolojik olarak kaçınılmaz sosyal kaderlerini hazırlıyor. Kast sistemindeki istikrar, köleliklerini sevip kabullenmelerinden geçiyor

 Seri üretim (Fordism) prensibi sonunda biyolojiye de uygulanır.

4) Neo-Pavlov Şartlandırma Odaları:

Kastlara neyi sevdirmek veya sevdirmemek isteniyorsa uygulanan yöntem. Örneğin: Delta bebeklerine Kitap & Çiçek veriliyor sonrasında çok yüksek zil sesleri ve elektrik şoku. Birkaç defadan sonra bebekler kitap ve çiçek gördüklerinde otomatik olarak kaçıyor.

5) Hipnopedya:

Uykuda öğrenme yöntemi entelektüel bilgilendirme için değil ama ahlaki değer yargılarının oluşumu için kullanılır. Örneğin. Bir Beta ya sürekli uykusunda Beta olmanın gururu ve mutluluğu, Gama, Delta & Epsilonlardan daha akıllı oldukları, Betaların Alfalar kadar çok çalışması gerekmediği….

6) Malthusin Kemeri:

Thomas Robert Malthus (1766-1834) İngiliz nüfus bilimci, ekonomik ve politik teorisyendir. Nüfus artışının yoksulluğa ve ölümlere yol açacağını savunmuştur. Teorisi yiyeceklerin aritmetik arttığı (1,2,3,4…) ama nüfusun ise geometrik arttığı ( 2, 4, 8, 32…..)

7) Seks

8) Soma

9) Günü Yaşamak:

Tarih öğretilmiyor ve "Tarih saçmalıktır" der Mond ( History is bunk -Henry Ford’un sözü-). Eğitimleri tarihi gereksiz ve yalnızca günün yaşanması gerektiği kısaca alternatif yaşamları hayal edemiyorlar.

10) Fordson Cemaat İlahi Evinde Dayanışma Günleri:

12 bireyin tek vücut olmaya, bir araya gelmeye, kaynaşıp 12 ayrı kimliği daha yüce bir varlıkta yitirmeye…

Benliğimin silinişine içiyorum.
Yüce varlığa içiyorum.
Yüce varlığın gelmek üzere oluşuna içiyorum.


Kitapta Shakespeare:

1.)


Nay, but to live
In the rank sweat of an enseamed bed,
Stew'd in corruption, honeying and making love
Over the nasty sty …
(Hamlet)


Hayır, fakat yaşamak
Dağınık bir yatağın ekşimiş ter kokusunda,
Çürüme, dalkavukluk ve sevişmeyle ağır ağır pişerek
Leş kokan domuz ahırının üst katında...
(CYD syf. 178)

Hamlet burada annesinin yeni kocası olan amcasıyla sevişmesinden duyduğu tiksintiyi dile getiriyor.

John gelişi güzel sekse şartlandırılmayan bir kişi olarak doğru zamanı bekliyor. Sevişeceği kişiyi umursamak istiyor. Gelişi güzel seksin problem olduğunu ve annesinin köyde gelişi güzel erkeklerle yatması köyden dışlanmalarına sebep olmuştur.

2.)

When he is drunk asleep, or in his rage
Or in the incestuous pleasure of his bed …
(Hamlet)


Sarhoş sızmışken, ya da öfkeli
Veya yatağında ensestten keyifli……
(CYD, sfy. 180)

Hamlet Claudius(amcası) kızgındır ve onu nasıl öldüreceğini söylemektedir.

Annesi ile yatan Pope’u uykudayken bıçaklama esnasında bu dizeleri söyler. Bu alıntı bir sav olarak davranışına kılavuz oluyor.


3.)


O wonder!
How many goodly creatures are there here!
How beauteous mankind is
O brave new world
(The Tempest)


Mucize
Ne kadar çok iyi yürekli varlık var burada!
Ne kadar güzel insanoğlu!
Hey cesur yeni dünya
(CYD, sfy. 187-188)

4.)

"Her eyes, her hair, her cheek, her gait, her voice;
Handlest in thy discourse O! that her hand,
In whose comparison all whites are ink
Writing their own reproach; to whose soft seizure
The cygnet's down is harsh …"
(Troilus & Cressida)



Onun gözleri, saçları, yanağı, yürüyüşü, sesi:
Sözlerinle can bulur, Ah! Güzel elleri,
Tüm beyaz mürekkeptir yanında
Yazarlar kendi utançlarını: yumuşak dokunuşuna kıyasla
Yavru kuğunun tüyü sert kalırı…
(CYD, syf. 193)

Troilus bu dizelerle Cressida’ya olan duygularını tabir ediyor. Cressida’ya deli gibi âşıktır ve odada olmamasına rağmen iltifat üstüne iltifat ediyor.

Rezervasyondan dönmeden önce Lenina uyurken Jonh bu dizeleri kullanarak Lenina’yı tarif eder. John’da Lenina’ya âşıktır.

5.)

"On the white wonder of dear Juliet's hand, may seize
And steal immortal blessing from her lips,
Who, even in pure and vestal modesty,
Still blush, as thinking their own kisses sin."
(Romeo & Juliet)


Konabilir sevgili Juliet’in mucizevî beyaz eline
Ölümsüz saadeti çalabilirler dudaklarından,
O dudaklar ki saf ve bakir iffetlerinde bile
Kızarırlar hala, kendi öpüşlerini günah sayar gibi.
(CYD, syf.193)


John burada Lenina'yı uyurken gördüğünde büyülenir. Aynen Romeo’nun Juliet ile tanıştığında büyülendiği gibi.

John burada aşkı saf ve kutsal kabul ediyor. Kafasına giren şehvetli düşüncelerden utanıyor.


6.)

Eternity was in our eyes and lips.
(Antony & Cleopatra)


Dudaklarımız ve gözlerimizdeydi sonsuzluk
(CYD, syf. 205)


Linda’nın soma tatili ömrünü kısaltır. Soma zamanın birkaç yılını yitirilmesine neden oluyor ama zamandan bağımsız tanıdığı ölçülemez süreler veriyor yani İnsanların uyuşturucu alıp sonsuzluğa uçması.


7.)

“Oh! She doth teach the torches to burn bright.
It seems she hangs upon the cheek of night,
Like a rich jewel in an Ethiop’s ear;
Beauty too rich for use, for earth too dear…”
(Romeo & Juliet)



Ah, o sevgili ki meşalelere ışıldayarak yanmayı öğretir!
Bir Etyopyalı’nın kulağındaki şık küpe misali
Asılı durur yanağına gecenin: öyle bir güzellik ki,
Kıyamazsın dokunmaya, yeryüzünde yok eşi….
(CYD, syf. 234)

Romeo, Juliet’i gördüğünde nasıl mükemmel ve güzel olduğunu söyler.

John da burada yine Lenina ve onun güzelliğini tasvir etmek için bu dizeleri kulanır.

8.)


“Let the bird of loudest lay
On the sole Arabian tree,
Herald sad and trumpet be…”
(The Phoenix and The Turtle)


Uzansın tek Arap ağacına,
Kuşların en çığırtkanı,
Müjdelesin kötü haberi trompet olsun…
(CYD, syf. 240)

Burada iki mükemmel sevgilinin doğuşu ve ölümü anlatılıyor.

John burada Helmholtz’u rahatlatmak için bu şiiri okur. Helmholtz öğrencilerine yalnızlık ve tutkunun eksikliği hakkındadır bu şiiri(syf. 237-238) okuduktan sonra şikayet edilir. John burada her mücadelenin bedeli vardır demek istiyor.



9.)


Is there no pity sitting in the clouds,
That sees into the bottom of my grief?
O sweet my mother, cast me not away:
Delay this marriage for a month, a week;
Or, if you do not, make the bridal bed
In that dim monument where Tybalt lies …"
(Romeo & Juliet)



Hiç mi acıma yok bulutlarda,
Izdırabımın derinliğini anlayacak?
Ah, canım annem, verme beni ellere!
Bir ay ertele bu evliliği, bir hafta:
Veya ertelemezsen, gelinlik yatağımı
O loş kabre kur Tybalt’un yattığı….
(CYD, syf. 241 – 242)


Lady Capulet, Juliet’i Paris ile evlenmesi için zorlar ve bu dizeler Juliet’in haykırmasıdır.

Juliet’in üzüntüsünü hissedeceğine Helmholtz güler bu da John’un sinirlenmesine sebep olur. Çünkü John kendini Romeo ve Lenina’yı Juliet’in yerine koyar ve aşklarının hiçbir zaman Kendi hayal dünyasında gerçekleşmeyeceğine inanır.


10.)

The murkiest den, the most opportune place" ,
the strongest suggestion our worser genius can,
shall never melt mine honour into lust.
Never, never!" .
(The Tempest)


Mağaraların en karanlığı, mekânların en elverişlisi,
En kötü dâhilerimizin dil dökmesi dahi,
Şehvete dönüştüremez şerefimi. Asla, asla!..
(CYD, syf. 251)

The Tempest’de Prospero, Ferdinand’ı kızı Miranda evlendikten sonra seks yapmasına ikna etmeye çalışması. Ferdinand kabul eder.
John’da, ilişkide beklemenin daha iyi olacağını Lenina’ya kabul ettirmeye çalışır.

11.)


O thou weed, who are so lovely fair and smell'st
so sweet that the sense aches at thee.
Was this most goodly book made to write 'whore' upon?
Heaven stops the nose at it …"
(Othello)


Ah yabani ot, öyle mükemmelsin,
Kokun öyle güzel ki, Duyularım can atar kavuşmaya.
Bu güzelim kitap, üzerine, orusupu, yazılsın diye mi yaratıldı?
Tanrı durur bu kelimede, okumaz….
(CYD, syf. 255 – 256)

Othello karısını burada orospu olarak adlandırır. Her ne kadar sevse de ondan nefret eder.

John’da Lenina'nın orospu olduğunu düşünür. Lenina’nın bakire olmasını ister.

12.)


Sometimes a thousand twangling instruments will hum
About my ears and sometimes voices.
(The Tempest)


Bazen bin tane telli çalgı mırıldanır kulaklarıma,
Bazen de insan sesleri.
(CYN, syf. 282)

Mond sorar : "Uygarlıktan hiç mi hoşlanmadınız?" John:" bazı güzel yanları var mesela bütün o müzikler." Mond Shakespeare’in bu dizelerini söyler.


Kitapta Hangi Değerler Kurban Edilir?

1) Duygular
2) Tutku
3) Bağlılık
4) İnsani ilişkiler
5) Eşitlik
6) Gerçek
7) Sanat
8) Deneyimler


Kitap da Karakterler:

JOHN:

Thomas (Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi Direktörü) ve Linda’nın oğlu.

Kitabın başında Bernard ana karakter gibi gözükse de rezervasyon dönüşünden sonra arka plana atılır ve John ana karakter olur.

Dünya Devletinin dışında New Mexico’da Vahşi Rezervasyonunda büyümüştür. Bu ilkel toplumdan da dışlanmış ve aynı şekilde Dünya Devletine de ayak uyduramamıştır. İki toplum tarafından ret edilir, "Ultimate Outsider" dır.

Dünya görüşü ve bilgisi Shakespeare’in oyunlarına dayalıdır. Değerlerini 900 yıllık yazar William Shakespeare'den alır.

Bu kitabın önemi nedir?

-- Kendi karışık duygu ve reaksiyonlarını bu kitap ile dile
getirir.
-- Dünya Devletinin değerlerini kritize etmek için Shakespeare’in kitabı bir iskelet oluşturur.
-- Mustapha Mond ile yüzleşmesinde onun gibi müthiş bir konuşmacı karşısında durmasına yardımcı olur.

Shakespeare, insan ve insancıl değerleri barındırıyor ki bu epey bir zaman önce Dünya Devleti tarafından terk edilmiştir.

John’un Dünya Devletindeki sığ mutluluğu reddetmesi, Lenina ile aşkını uzlaşamaması ve ona karşı şehveti ve sonucundaki intiharı aslında Shakespeare temalarını yansıtır.

Othelo (intihar eder) & Desdemona (öldürülür)
Romeo (intihar eder) & Juliet (intihar eder)
Hamlet (öldürülür) & Ophelia (boğulur)

John’un başta kullandığı "Cesur Yeni Dünya" Dünya Devletini tanıdıkça ironik ve pesimist hale gelir. John’un kendi değerleri ile Dünya Devletinin gerçeklerinin çatışmasının sonuçu delirmesine ve intihara sebep oluyor.


BERNARD MARX:

Alpha artı erkeği ancak fiziksel özelliklerinden dolayı dışlanır.

Psikiyatrist ve hipnopedya da ihtisaslaşmıştır.

Seks, spor ve toplum olaylarına karşı düşünceleri unorthodox kabul edilir.

Kendine olan güvensizliği Dünya Devletine memnuniyetsizlik olarak geri döner. Memnuniyetsizliği aslında kendi ortamına ayak uyduramayışıdır. Hoşnutsuzluğu sistematik veya felsefi yönden değildir .

Bu karakteri tanımamız biraz ironiktir. Neden? Direktör öğrencilere aşk ile ilgili tüm hayal kırıklıkları, bastırılmış duygular… kısaca insancıl duyguların elimine edildiğini anlatırken birden Bernard’ın özel düşüncelerine gidilir ve kıskançlığı ve rakiplerine karşı kızgınlığı…. Kısaca insancıl duygularını görürüz.

Bernard romanda kahraman değildir hatta roman ilerledikçe daha da düşer ama yine de okuyucuya ilginç gelir çünkü insandır. Elde edemeyeceği şeyleri ister.

Vahşi Rezervasyona gitmeden önce yalnızdır, kendine güveni yoktur ve tecrit edilmiştir. John ile birlikte popülaritesi artar ve Dünya Devletinin eleştirdiği tüm yanlarından yararlanmaya başlar. Gelişi güzel seks gibi.

Ne zamanki John, Bernard’ın oyuncağı olmadığını ve onun istediklerini yapmayacağını söyler, işte o zaman Bernard tekrar düşüşe yani eski haline geri döner.

İsmi:

Bernard Marx : 19y.y. Alman yazar. Kitabı "Das Capital" , kapitalist bir toplumu kritize eden tarihi bir başyapıttır. Fikirleri komünizm temelini atmıştır.

George Bernard Shaw: İrlandalı oyun yazarı. Pygmalion (My Fair Lady) romanı için 25 yaşında Nobel ödülü, 38 yaşında da Oscar almıştır. Her 2 ödülü de almış tek insandır. Sosyalizm & Kadın haklarının savunucusudur. Genelde sosyal problemler, eğitim, din, hükümet, sağlık sistemi gibi konularda yazmıştır.

MUSTAPHA MOND:

Alpha çift artı dır.

Dünya’yı kontrol eden 10 denetçiden biridir. Batı Avrupa'nın başındadır.

Bir zamanlar hırslı genç bir bilim adamıymış. Kanuna aykırı ve tutkulu araştırma yaparmış. Ne zaman keşif edilir kendisine iki seçenek sunulur: ya sürgün ya da dünya denetçisi olarak eğitilecek.

Bilimi kendi isteği ile bırakır ve şimdi bilimsel buluşları sansürler ve farklı düşünenleri sürgüne yollar.

Dünya Devletini savunan en güçlü ve akıllı kimsedir. Romanın başında sesi Dünya Devletinin tarihini ve felsefesini açıklar. John ile olan münakaşasında ise Dünya Devleti ve Shakespeare toplumu arasındaki temel farklılıkları ortaya koyar.

Çelişkili bir karakterdir. Neden?

Çünkü Shakespeare ve İncil gibi yasaklanmış birçok kitabı vardır. Eskiden bir bilim adamıdır ama şimdi bu fikirleri sansürler ve totaliter bir devleti kontrol eder.

Ona göre insanlığın esas hedefi istikrar ve mutluluktur.

İnsan ilişkileri, duygular, kendini ifade etmek gibi kavramlara karşıdır.

İsmi:

Mustafa Kemal Atatürk: 1. Dünya Savaşından sonra Laik Cumhuriyetin kurucusu .

Sir Alfred Mond: Sanayici ve Kraliyet Kimyasal Endüstrisinin kurucusu. Sonra Siyonist hareketine katılmıştır (Filistin’de İsrail kurmak)


HELMHOLTS WATSON:

Duygu Mühendisliği Üniversitesinde yazı bölümünde hocadır ve Alpha artı dır.

Kastının en mükemmel örneği ama o işinin boş ve anlamsız olduğunu düşünür ve yazma yeteneğini daha anlamlı şeyler için kullanmak ister.

Bernard ile arkadaştır çünkü ortak noktaları Dünya Devletinden ikisi de hoşnut değildir.

Helmholts’un eleştirileri Bernard’dan daha felsefi ve entelektüeldir. Aslında Bernard önemsiz şikâyetler yapmaktadır.

Bernard için Helmholts olamadığı her şeydir: Kuvvetli, akıllı ve çekici...

Bernard verilen sosyal statü için yeterli değildir ve Helmholts ise tam tersi haddinden fazla yeterlidir ve bundan dolayı da dışlanır ve kendini yalnız hisseder.

Jonh ile iyi arkadaştır. Ama ikisi arasında çok büyük bir fark vardır. Helmholts Shaskepear’in şiirlerini anlar ama ne zaman anne, evlilik, baba kelimelerini duyar, bunları kaba bulur ve saçmalık olarak kabul eder, hatta güler. John ile konuşmalarından çıkan Helmholts gibi akıllı biri bile yetiştiği çevre tarafından etkilenir.

İsmi:

Herman Von Helmholts: Alman fizikci ve hekim.

John B. Watson: Amerikan davranış bilimci.




LENİNA CROWNE:

Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezinde aşılama görevlisi bir Beta artı.

Major ve minor karakter için arzulanan bir obje.

Bazen davranışları alışılmışın dışında olduğu için ilginç bir karakterdir. Örneğin 4 ay aynı adamla (Henry Foster) çıkması veya Bernard gibi topluma uymayan birinden hoşlanması veya John’a karşı ihtirası gibi.

Ama eninde sonunda değerleri Dünya Devletinin geleneksel değerlerleridir.

İsmi:

Vladimir llyich Lenin: Komünist devrimci ve Bolşevik Partinin lideri

FANNY CROWNE:

Merkezde Embriyo bölümünde çalışan bir Beta ve Lenina'nın arkadaşı.

Lenina ile akraba değildir. Dünya Devletinde aynı soyadı olağandır. Çünkü yalnızca 10.000 soyadı kullanılır.

Fanny’nin sesi kendi kast ve toplumdaki geleneklere uygundur.

Lenina’yı sürekli uyarır (sağduyusu gibi )

İsmi:

Fanny Kaplan: Rus politik devrimci. Lenin’e başarısız bir suikast girişimi olmuştur. Fanny ile Lenina ‘nın arkadaşlığı ironiktir.

HENRY FOSTER:

Merkezde bilim adamıdır. Geleneksel bir Alpha erkeğidir. Lenina’nın sevgililerinden biridir.

İdeal bir vatandaştır: İşinde verimli ve akıllı. Boş zamanlarını spor ve seks ile doldurur.

Önemli bir karakter değildir ama merkezin nasıl çalıştığının açıklamasında yardımcı olur.


THOMAS ‘ TOMAKİN’ :

Merkezin Alpha direktörü ve John’un babası.

Bilmiş ve kendi öneminin etkisi altındadır.

John oğludur ve bu onu savunmasız bırakır. İşini bırakmak zorunda kalır çünkü Dünya Devletinde bir çocuğun babası olmak skandal ve müstehcen bir davranıştır.

LİNDA:

Jonh’un annesi Beta eksi.

Vahşi Bölgeye, Tomakin ile ziyaretinde kaybolur ve orada bırakılır. Tomakin’den olan oğlu John’u orada doğurur ve bebek ile Dünya Devletine dönmeye utanır.

18 yıldan beri Vahşi Bölge'de yaşamaktadır.

Dünya Devletindeki şartlandırılmasından dolayı köy erkekleri ile gelişi güzel ilişkiye girer ve bundan dolayı dışlanır.

Dünya Devletine geldiğinde de dışlanır: çünkü şişmandır ve yaşlanmıştır.

POPE:

New Mexıco’daki Malpais’in yerlisi.

Linda’nın sevgili ve Linda’ya ‘ The Complete Works of Shakespeare’ verir.

Linda ile ilişkiye girerek Linda'nın köyden dışlanmasına sebep olur ve John gençken onu öldürmeye çalışır.

İsmi:

Pope: Pueblo Kızılderili kabilesinin dini lideri ve Pueblo Ayaklanmasının lideri (İspanyol kolonistlere karşı ayaklanmıştır).


Kitabın Etrafındaki Tartışmalar:

1. CYD, 1932 da İrlanda’da yasaklanmıştır.

2. 1980 de Miller, Missouri eyaleti okullarından kaldırılmıştır.

3. 1993 de Kaliforniya eyalet okullarının okuma listesinden kaldırılmaya çalışılmıştır.

4. Polonyalı eleştirmenler Huxley’in CYD yazdığında Mieczyslaw Smolarski ( The City of the Sun 1924) ve Podroz poslubna pana Hamiltona ( The Honeymonn Trip of Mr. Hamilton 1928) kopya çektiğini savunur.


ALDOUS HUXLEY - CESUR YENİ DÜNYA & GEORGE ORWELL- 1984







-- Orwell’in korkusu kitapların yasaklanması idi. Huxley ise kitapları yasaklamaya gerek kalmamasın zaten kimse okumak istemeyeceğini anlatır.



-- Orwell bilgi akışının engelleneceğinden korktu. Huxley ise tam tersinden korktu. Çünkü her şeyin fazlası insanları pasif yapmaktadır.


-- Orwell gerçeğin gizleneceğinden korktu. Huxley ise gerçeğin ilgisizlikten yok olacağından.


-- Orwell toplumun esir olmasından korktu. Huxley ise önemsiz bir toplum olmamızdan (duyusal filmler, gelişi güzel seks…..)


-- Orwell insanların şiddet ile kontrol edildiklerini, Huxley ise zevk enjekte edilerek kontrol edilebildiklerini yazdı.


-- Orwell, KORKTUKLARIMIZ bizim sonumuzu getireceğini ama Huxley ise ARZULARIMIZIN sonumuzu getireceğini savundu.


BRAVE NEW WORLD REVISITED (1958)





-- BNWR, roman değildir. İlk romanındaki hikâye veyahut karakterlere geri dönüş mevcut değildir. Bu kitap neredeyse 30 yıl sonra, o gün yaşadığı dünyanın Cesur Yeni Dünya’ya ne kadar yakınlaştığıdır.


-- Hayal dünyası çok hızlı gerçeğe dönüşmektedir.


-- Dünya çok değişmiştir. II Dünya savaşı sonrasında Soğuk Savaş ve Dünyanın teknolojik silahlarla donatıldığı insanların ise totaliter devletler tarafından yönetildiği.


-- İnsanların rahatlıkları ve zevkleri için özgürlüklerini feda etmeye hazır olduklarını görebiliyordu.


--Televizyonlardaki sayısız reklam bombardımanları, insanların kullandıkları mutluluk hapları….


-- Propaganda yaygınlaşmış ve Hitler gibi diktatörler propagandanın kuvvetini dünya’ya göstermişti.


‘’ Give me liberty or give me death ‘’

çok kolaylıkla

‘’ Give me television and hamburgers, but dont bother me with the responsibilities of liberty’’

değiştirilebilineceğini görmüştür.




27 Ağustos 2009 Perşembe

Günübirlik Hamlet Maceram

Hamlet -- ACT 5. SC. 2

FORTINBRAS Let four captains
Bear Hamlet like a soldier to the stage,
For he was likely, had he been put on,
To have proved most royal; and for his passage,
The soldier’s music and the rite of war
Speak loudly for him.
Take up the bodies. Such a sight as this
Becomes the field but here shows much amiss.
Go, bid the soldiers shoot.
They exit, (marching, after the which a peal of
ordnance are shot off.)

Kafamı koltuğa yasladım,
Gözlerimi kapadım ve
Uçağımızın Heathrow inmesi için,
İçimden saymaya başladım……...

Vizemi ramak kala almıştım,
Tiyatro biletini ramak kala bulmuştum,
Uçak biletimi ramak kala ayarlamıştım,
Kitabımı Heathrow’a ramak kala bitirmiştim,
Şansım yaver giderse ramak kala 19:30 seansına yani,
Londra'daki SON oyuna yetişecektim!...

Gözlerimi açtığımda,
Herkes ayaklanmış,
Çıkmak için sabırsızlanıyordu.
Elimdeki kitabı koltuğun üstüne bıraktım,
Tek yüküm olan çantamı elime aldım.

Herkes gibi çıkışa ( They exit ) yöneldim ve,
Herkes gibi yavaş adımlarla tempolu yürümeye başladım ( marching ),

Uçağın kapısına geldiğimde motorun yüksek sesi ( after the which a peal of ),
Arka arkaya atılan havai fişekler gibi bana ( ordnance are shot off ),

‘’ August rain hadst to thee made it possible!… ‘’ diyordu.



Bugün 22 Ağustos 2009,
Saat 19:30 da Wyndhams Theatre da,
Jude Law’ın başrolde oynadığı,
Hamlet izlemeye gidiyorum!.....

Elimde siyah çantam,
İçinde İstanbul’a dönüşte çerçeveleteceğim Hamlet biletim,
Üzerimde akşam giyeceğim siyah Audrey Hepburn elbisem,
Sabahtan beri yüzümden silinmeyen gülümsemem ile,
Gümrükten hiç sıkıntı yaşamadan geçtim.

Hemen İstanbul saatimi Londra saatine ayarladım,
Saat 18:00 ve yalnızca 1st. 30dk. kaldığını fark ettim.

Heyecandan Tube Station bulamıyordum…….,
Heathrow ortasında Audrey Hepburn elbisemle,
Avazım çıktığı kadar bağırmak istedim!..,
‘’ Where the hell is this fucking Tube Station ‘’,
Ama ama… Audrey Hepburn elbisem üzerimdeyken asla!...

İçimden saymaya başladım ve önüme çıkan ilk yabancıya,
‘’ Hey, can you tell me where the Tube Station is? ‘’
Yüzüne bakmıyordum!.. Kadın mı erkek mi çocuk mu…….
İlgilenmiyordum!.. Yalnızca Tube Station bulmak istiyordum,
Çünkü yalnızca 1st. 15dk. kalmıştı,

Karşımdaki ses bana,
‘’ I am also going there do follow me !.. ‘’
Karşımdaki sesi takip etmeye başladım,
Sonunda Tube Station geldik,
Korkarak saatime baktım 1st. 10dk.

Karşımdaki ses bana,
‘’ Are you Ok?!.. You are white as a Hamlet’s Ghost !.. ‘’

İlk defa karşımdaki sesin yüzüne baktım ve
‘’ Sorry, I just flew 4 hrs from İstanbul and I only have 1hr. 05min. to catch Hamlet’s Ghost!’’’
Mavi gözlü adamın iyice kafası karıştı bende,
‘’ Ok I’ll rewind!.. I came here for 1 day to watch Hamlet at Wyndhams Theatre. I need to go to Leicester Square A.S.A.P !.. ’’

Karşımdaki mavi gözlü ses,
‘’ Ok !.. That is two stops before me just calmdown and follow me!.. ‘’

Tren geldiğinde 1 saatim kalmıştı,
Beraber vagona atladık,

Karşımdaki mavi gözlü ses,
‘’ You got 14 stops . Lets hope you can make it!.. ‘’
Bende:
‘’ You know what I think I will? I got August Rain in one hand and the Hamlet’s Ghost (you) on the other!..’’

Trenin kapısı kapanırken,
Saatime baktım yalnızca 55dk!..

• Hatton Cross,
• Hounslow Central,
• Osterley,
• Boston Manor,
• Northfields,
• South Ealing,
• Turnham Gren,
• Barons Court,
• Gloucester Road,
• Knightsbridge,
• Hyde Park Corner,
• Green Park,
• Piccadilly Circus ve sonunda,
Leicester Square

Trenden inmeden önce mavi gözlü adama sarıldım,
Adını bile sormadım,
Uzun mu, kısa mı, sarı mı, esmer mi Hatırlamıyorum!... ,
Ama O artık benim için Hamlet’s Ghost !.. du.

Saatime son bir kez baktım 5dk.,
Ayağımdaki yüksek topuklu ayakkabıları umursamaksızın,
Çıkış kapısına koştum…..

Sonunda........................................,
Wyndhams Theatre, ışıl ışıl karşımda,
İnanılacak gibi değil ama…… ,
Burada da Ağustos Yağmuru beni yalnız bırakmıyor!..,
Bir an aklıma Aycan’ın şiiri geliyor,.

Ne atom bombası
Ne Londra Konferansı
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya


Kapıdan içeri giriyorum neredeyse herkes oturmuş,
Karşımda bir ses ‘’ Yes madam, can I help you ! ‘’
Biletimi uzatıyorum,
Karşımdaki ses ‘’ Royal Circle A15. Please follow me madam ‘’ diyor.

Bu kadar heyecandan sonra SONUNDA koltuğuma oturuyorum,
Işıklar sönüyor ve perde açılıyor…………………………………





Dead Until Dark (True Blood) – sayfa 292

A collie trotted down the corridor, looked in the open
Door, said ‘’Rowwf,’’ and trotted away. Astonished, Bill
Turned to glance out into the corridor. Oh, yeah, it was the
Full moon, tonight—I could see it out of the window. I
Could see something else, too. A white face appeared out of
The blackness and floated between me and the moon. It was
A handsome face, framed by long golden hair. Eric the Vampire
Grinned at me and gradually disappeared from my view.
He was flying.
‘’Soon we’ll be back to normal,’’ Bill said, laying me
Down gently so he could switch out the light in the bathroom.
He glowed in the dark.
‘’Right,’’ I whispered. ‘’Yeah. Back to normal.’’

Kafamı koltuğa yasladım,
Gözlerimi kapadım ve
Uçağımızın İstanbul’a inmesi için,
İçimden saymaya başladım……...

Gözlerimi açtığımda,
Herkes ayaklanmış,
Çıkmak için sabırsızlanıyordu.
Elimdeki kitabı koltuğun üstüne bıraktım,
Tek yüküm olan çantamı elime aldım,

Şimdi de True Blood’ın açılış müziği bana,
Arkadaşlık ediyordu !………

(Ayşe)

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails