Münir Özkul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Münir Özkul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2010 Cumartesi

HAYATIM SANA FEDA



Bir türlü hangi filmi yazsam diye karar veremediğimden uzun bir süreden beri siz deyin Eski Türk Filmi ben diyeyim Yeşilçam filmleri ile ilgili bir yazı yazmamıştım. Ancak Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın gene ağır bastığından HAYATIM SANA FEDA öne çıktı.

1970 yılına ait olan bu filmin yönetmeni Muzaffer Aslan, Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın başrolde bu filmde. Onların yanı sıra Münir Özkul, Hüseyin Kutman, Gülgün Erdem, Aynur Aydan da yan rollerde gözüküyorlar. Senaryo Bülent Oran’a, Müzikler Süheyl Denizci ve Norayr Demirci ‘ye ait. Sesi ile ise Nesrin Sipahi filme renk katıyor hatta Artık Sevmeyeceğim yorumu bence en güzel yorum. Filmde Türkan Şoray’ı Adalet Cimcoz, Cüneyt Arkın’ı Hayri Esen seslendirmektedir.

ARKADAŞ DEDİĞİN BÖYLE OLUR

Filme Zeynep’in (Türkan Şoray) “Mademki geldin bu dünyaya bir kere // Sev her anı bugün yarın deme.” Adlı şarkısını söylerken başlıyoruz. Arka planda arkadaşı Fatma (Gülgün Erdem/Tijen Par seslendirmektedir] ona gitarı ile eşlik etme ve kendilerini gazino patronuna beğendirme çabası içindedirler. Aslında çabaya gerek yoktur zira Zeynep’in sesi çok güzeldir ve patron :

-Sesiniz güzel, gazinomda çalışabilirsiniz; kısa zamanda bir yıldız olmanız mümkün”

[ Yahu biz o kadar Al Jamal’da göbek atıp, gerdan kıvıralım, müşteri bizi istesin, hiç Çapa gelip de böyle bir söz söylemesin!]Ancak gazino patronu Fatma’yı işe almayı düşünmediğini açıklayınca Zeynep:

- “Fatma olmazsa ben de çalışmam. Birbirimizden başka kimsemiz yok. Yıllarca aynı çileyi çektik." Patron gecede 150 TL de teklif etse Zeynep kararlıdır:

- "Para uğruna arkadaşımı yüzüstü bırakamam."Bu kararlılık etkili olur ve patron ikisini de işe alır.

BU ARADA ÇILGIN BİR EV PARTİSİNDE

Harun ‘u (Cüneyt Arkın) görürüz, efkarlı efkarlı sigarasını tellendirmektedir. Bulunduğu yerde vücutlar müziğin ritmine uygun kıvrılıp bükülmekte, başlar sallanmaktadır. Ancak Harun bunları sıkıntıyla izlemektedir nedense. O sırada Mehmet (Münir Özkul) gelir:

-Ne o sıkıntılı bir halin var?
-Ne yaptıklarını bilmeyen bu sersem güruhu insana bezginlikten başka ne verir ki?

[Ayol o zaman işin ne orada?]



- Tanınmış işadamlarındansın, plak şirketimizin büyük hissedarısın, idare heyeti başkanısın, sayılı bir bestekârsın. [Yahu biz sadece bir avukat olabildik, bir de bir avukatla hayatımızı birleştirebildik, pöh] Senin bu kötek düşkünlerini değil evine toplaman selam bile vermemen lazım.

-Haklısın. Ben de yaptıklarıma şaşıyorum bazen

[Şuurunu yitirmiş bu, kesin]

Mehmet teşhisi koyar:-Yalnızsın da ondan!

-Belki de bu hayata sarılışı yalnızlıktan kaçmak için…Hep hızlı, daha hızlı daha hızlı yaşamak istiyorum diye çığırırken Aynur Aydan (Alev Sezer seslendirmektedir ve filmde adı yoktur) Hüseyin Zan (yine ad koymamış senarist) bunu duyunca yaklaşırlar. Çünkü Hüseyin Zan da hız tutkunudur ve Harun’a Kilyos’a kadar yarış teklif eder. Bahis 5000TL alacaktır. Mehmet isyan eder:

-Dünden beri içiyorsunuz!

[Şekerim, o Harun, hissedar, bestekar, idare heyeti başkanı.. kor mu ona saatlerdir içmek]


Manasız bir yarış sürerken bu sırada bir çocuk parkında Zeynep ve Fatma gazinodaki işleri hakkında konuşmaktadırlar ama Zeynep’in içinde garip bir sıkıntı peyda olmuştur. [Geliyor canım bekle, hem sarhoş, hem şuursuz, hem de saatte bilmem kaç km hızla]. Arkadaşı ile söyleşmeye devam eden Zeynep yola topunun peşinden düşen çocuğu görür ve Harun’un arabasını da fark edince Zeynep derhal atılır ve Harun Zeynep’e çarpar.

[Her genç kızın hayali, sakın bunu düşlemedik demeyin]




Zeynep gözlerini hastanede açar, bir an gözleri kararır gibi olsa da bir şeyciği yoktur. Harun bu sırada muayene odasının dışında beklemekte ve sigarasının dumanından göz gözü görmemektedir. Fatma’ya Zeynep’i görmek istediğini söylese de Zeynep :

-Başkalarının hayatını hiçe sayan, mesuliyetsiz birini görmek istemem. Özürden önce insanlara kıymet vermesini öğrensin. Diye cevap yollar ve görmek istemez

[Hah! Bu da sana kapak olsun ama yahu gene de bir göreydin…]

YİNE TUHAF BİR HİS



Kazadan sonra evlerinde gazino programları için toparlanan ve hazırlıklara başlayacak olan Fatma ve Zeynep gene tatlı tatlı söyleşmektedirler. Zeynep tuhaf bir hisse kapıldığını hem kazayı, hem de yapanı sanki gördüğünü anlatmaktadır.Merakla sorar:

-Yakışıklıydı değil mi?
-Hem de nasıl. Kızların bir anda çarpılacağı cinsten. Gözlerine bakamıyor insan.
-Çok renkli gözlerden değil mi? [Hı?] Uzun boylu,kumral, dalgalı saçlı ve mağrur.



[Yahu akşam eve gidince bakacağım bizimkine, biri tutmuyorsa, değiş leyn diyeceğim….!]

Hazırlıkların ardından Fatma ve Zeynep işe başlarlar ve her şey iyi gitmektedir ama bir gece Zeynep’in gözlerine perde iniverir. Ameliyat için TAM 50.000TL gereklidir. Zeynep kendini yerden yere atar.

Bu Sırada Bir İdare Meclisi Heyetinde…

Şirketin 7 altın plak kazanması,5.5milyon TL kar, Harun olmasa biz de olmazdık gibi konular konuşulurken kapı açılır ve içeriye Alev Aydan girer:

-Bon Jour!

[Yahu ben Ender’in bir toplantısına değil Bon Jour diye girmek, telefonla mesaj bile gönderemem. Sen görürsün Ender, hazırlıklı ol geliyorum ilk toplantıya]

Harun’un sevgilisi önemli bir şey için gelmiştir. Zira akşama İsviçre’ye uçakları vardır, kaçırırlarsa ne olacaktır? Harun:
-Senin için hergün uçak kaldırırım sevgilim, der ve sevgiliyi öper, cilveleşirler.

HARUN ÖPÜŞÜRKEN…

Diğer yanda hayatları kararan Fatma ve Zeynep’i kiracı sıkıştırmaktadır. Zeynep kör olunca Fatma elinden gelen desteği vermektedir. Fatma evsahibesini atlatır. Yemeğe otururlar.Zeynep sofrada birden tabağa uzanır ve eli zeytine değer, dehşette düşmüştür. FATMA ZEYTİN EKMEK YEMEKTEDİR!:

-"Yuttuğum her lokmada senin yorgunluğunu, alın terini hissediyorum. Benim de bir iş yapmam, bir işe yaramam lazım." diye haykırır ve akşam bir gazino önünde çiçek satmaya çalışır. O akşam bir hava bir ihtişam arabası ile gazinoya gelen Harun’a arabanın kapısını açmak isterken görevli Zeynep’i yere düşürünce merhamet abidesi HarunZeynep’in eline 100TL sıkıştırır. Zeynep bu eline sıkıştırılan sadakaya tahammül edemez ve evde saatlerce hıçkırıklara boğulur.



Fatma ise bir fırsat yakaladıklarını, çalıştığı gazinodaki solist şımarıklık yaptığı için patronun kovduğunu “Yeni bir ses bulun bana” dediğini söyler ve ekler:

- Bu ses neden sen olmayasın?.
- Gazino sahibi Zeynep’i beğenir ama görmediğini anlayınca kısa bir an duraksarsa da : -
- Görmüyorsun, körsün ama sesin kadar gözlerin de şahane. Bu andan itibaren görmediğini unutacaksın. Aldım seni işe. Alt tarafı sahneyi ezberleyeceksin.

Zeynep çalışır, çalışır ve sahneye ilk gece BEBEK adlı (Fecri Ebcioğlu) şarkısı ile çıkar ve çok başarılı olur.



ZAMAN GEÇER

Kazadan bir süre sonra Zeynep’i sahneye iyice alışmış görürüz. Bu gecelerden birinde gazinoda Aynur Aydan, Mehmet ve Harun da vardır. Zeynep nefes kesen görüntüsü ve sesi ile Artık Sevmeyeceğim adlı şarkıyı seslendirmektedir.



Harun çok etkilenir ve övgülere başlar. Bu noktada Alev Aydan hop dedik der:

- “Masanızda başka kadın olduğunu unutuyorsunuz beyler.”

[Yahu, biz bu lafı söylesek, demek ki unutulacak tiptesin, başka kadın mı ha nerede gibi lafı ağzımıza tıkarlar]

Harun hülyalara dalıp gitmiştir:

- Tam aradığım ses. Bir yerden de görmüşlüğüm var ama nereden..[

[Yuh, sen arabayla çarp, eline para sıkıştır bir de düşün!] Buldum nereden tanıdığımı. Arabamla çarptığım kız.

Harun hemen eline bir çiçek alır ve kulisin yolunu tutar.
-Sen misin Fatma?

-Hayır size ilk görüşte hayran olan bir yabancı. Dostluklar için çiçeklerden yardım beklenirmiş.

[Sen var ya sen, değil çiçek, botanik bahçesi kursan ….yüz verme kız]

Sonra Harun başlar yine sıkıcı övgülere ama Zeynep frenler onu ve sigaraya uzanır. Harun yakmak için davranınca sigara ile çakmağı denk getiremeyen Zeynep’in görmediğini anlaması onu şaşkınlığa ve dehşete düşürür.

-Sustunuz, Evet Körüm. Bana az evvel baktığınız gözlerinizde hayranlığın yerini şimdi merhamet aldı değil mi? Belki de pişmanlık?

-Şey.. [Şey tabii]

- Hadi ne duruyorsunuz? Siz DE başkaları gibi bir bahane bulup gidin buradan, Alışığım. Önce parlak sözler sonra kaçmak için bahane. ASLINDA BU NEFRETİM SİZE DEĞİL. ARABASIYLA BANA ÇARPIP KAÇAN O ADAMA! Oh!

-Araba mı?[

[Ne açıyorsun gözlerini öyle bön bön? Az önce çarptım dedin ya kendi ağzınla? Şimdi de unutmuş ayağına yatıyor]



Odaya Fatma girer ve Harun kaçarak çıkar. Zeynep ise ona gene tuhaf bir hisle bu adamdan etkilendiğini, belki de sevebileceği biri olduğunu ama hayatını karartan adamın bunu da elinden almış olduğunu söyleyerek ağlar.

Harun olaydan derinden etkilenir ve Fatma’dan yardım ister. Konuyu konuşmak için evine davet eder. Bu arada Mehmet Fatma’ya bayılmıştır. Harun Fatma’yı evinde beyaz dantel bir gömlek ve uçuk mavi bir pantolon giymiş olarak karşılar. Elinden geleni yapacaktır. Bir süre Harun her gece Zeynep’in sahne aldığı gazinoya gider ve ondan başka bir şet düşünmez. Sonra vahşi planını açıklar. Mehmet, Fatma’nın sevgilisi olacak, Zeynep ile dostluk kuracaktır. SONRA?



KÖR, MAĞRUR BİR DE FAKİR PİYANİST: KEMAL

Anında yakınlık kuran Mehmet, daha tanıştıkları gün Fatma ve Zeynep’i bir gece kulübüne davet eder. Piyanodan hoş melodiler gelmektedir. Zeynep meraklanır ve kimin çaldığını öğrenmek ister. Mehmet arkadaşı Kemal olduğunu söyleyince Zeynep tanışmak ister ve yanına giderler. Zeynep elini uzattığında eli havada kalır ve biraz bozulur.



Harun/Kemal:

-Belki uzattığınız elleriniz boşlukta kaldı. Onu öpmek gurur verirdi bana eğer KÖR OLMASAYDIM. [Sen var ya sen…Çok Çakalsın]
-Şey siz yani…
- Ne oldu sustunuz birden? Bana acıyarak baktığınızı biliyorum.
-Hayır


-Alışığım böyle şeylere.. Size görmeden nasıl çaldığımı mı anlatayım yoksa sevdiğinizi hatırlatan bir şarkı mı emredersiniz, ben bunun için para alırım, memnun kalırsınız belki bir kadeh içki ısmarlarsanız bana

[Abartma bu kadar Harun,Abartma. Ayol yavuz hırsız ev sahibini bastırır bu olsa gerek. Bir de yaratıcı ol be, başka açıdan yaklaş olaya. Bir de utanmadan içki ısmarlarsın diye yol yapıyor ]

-Istırabınızı anlıyorum ÇÜNKÜ BEN DE KÖRÜM!

(Piyanodaki eller şiddetle bir tuşa basar.)
-Alay mı ediyorsunuz?
-Eğer gözlerimdeki yaşları görebilseydiniz. Özür dilerdiniz.

Harun/Kemal bu sözlerin ardından mutlu olduğunu söyler “karanlık dünyasına ortak olacak” bir arkadaş bulmuştur çünkü.

Eve döndüklerinde Mehmet’in aklı karışıktır, Harun/Kemal’in planını anlayamaz:

-Gözlerini açtırmak fikri iyi, ses yarışması düzenlemek iyi LAKİN bunlar için köşk tutup kör piyansti oynamak?! Harun/Kemal itiraf eder: ÂŞIKTIR.



Zeynep ve Harun/Kemal sık sık buluşmaktadırlar. Bu buluşmalarından birinde birbirlerine nasıl kör olduklarını anlatırlar. Harun/Kemal bir gece yatmış sabaha kör kalkmış ve gözlerinin açılması mümkün değildir. Bu arada Fatma Mehmet’e Zeynep’in gerçeği öğrenirse yaşayamayacağını söyler. Mehmet :

-Yaşar…Yaşar Aşk Herşeyi Halleder. Der.

AŞK HER TARAFTA…

Günler boyu Zeynep ve Harun /Kemal’in Belgrad ormanlarında ve sair yerlerde buluşmakta ve aşklarını ilan etmektedirler birbirlerine. Harun/Kemal bestelemekte olduğu Kalbi Kırık Serseri adlı şarkının bittiğini ve ona ithaf ettiğini söyler. Zeynep bu şarkıyı okumak istediğini söyler. Şarkıyı seslendirdiği gece Zeynep mikrofonu tutturamayınca şarkı sonunda düşer, yerlere savrulur ve onu kör bırakan adama bin kez daha lanet okur.

Bu duruma şahit olan Harun/Kemal artık dayanamaz ve İdare Heyetinden tam yetki alarak ses yarışmasını Zeynep’i kaybetmek pahasına olsa da düzenler. Zeynep ilk başta kabul etmek istemese de Harun/Kemal’in sözleri etkili olur:

- Birimizin görmesi bizi ayırmaz, yaklaştırır. Gören ötekine ışık olur.

Zeynep tabii ki katıldığı bu yarışmada birinci olur, Kalbi Kırık Serseri ile. Ardından ameliyat… Gözleri açılan Zeynep ise ilk olarak ne görür? Harun/Kemal’den yanında bir gölge olarak yaşamak istemediği için gitmek zorunda olduğunu söyleyen veda mektubunu.



Zeynep yarışmada birinci olduktan sonra zirveye doğru tırmanır ama Fatma ile sohbetlerinde hala niye Harun/Kemal’in onu terk ettiğini anlayamadığı konusunda dertlendiğini anlatmaktadır. Fatma:

- En iyisi kendini mesleğine vermen. Hem mecbursun. Çünkü plak şirketinin yetkilisi yeni albümler için onu beklemektedir, o gün.

KENDİSİNİ KENDİNDEN KISKANAN BİR ADAM

Plak şirketi sahibi Harun Bey ile görüşmeye giden Zeynep üstünde beyaz pantolon, kenarları kürklü beyaz uzun ceketi ve turuncu şapkası ile içeri girer.



VEEE Harun’u görür görmez de bönleşir. Çünkü sesini birini hatırlatmıştır.Harun:

-Ses sese benzer. İnşallah kötü bir hatırlayış değildir.
-Hayır, sevdiğim ama kaybettiğim birine bir sesti
der Zeynep.

Yoğun bir programları olduğunu açıklayan Harun akşama Zeynep’i yemeğe davet eder. Zeynep gene Harun’a tuhaf bakmaktadır.

-Mazinizde ne var bilmiyorum. O günlerin etkisinden kurtulamıyorsunuz der asabi bir şekilde. Zeynep bu sefer de onun bir tuhaf hali olduğunu söyleyince:
-Size ilk görüşte hayran olan bir erkek olarak hoş görün. Korkarım hayatınızda unutamadığınız veya unutmak istediğiniz biri var.
-O kişi ile arama ışık girdi..Bir de siz.Çok iyi biriydi, bestekârdı, duyguluydu, kördü, yüzünü hiç görmemiştim ki…
-Başka? [Sorgu memuru mübarek]
-Hayatımın bir parçasıydı.
-Geçmişten bahseder gibi konuşuyorsunuz
-Kaybettim onu-
-Onu çok mu seviyordunuz?
- İnsan karanlıklar içinde olunca sevmek kolaylaşıyor herhalde…

Daha sonraki buluşmalarda Zeynep’i sorgulamaya devam Harun’a Zeynep artık bir şey hatırlamak istemediğini söyleyince Harun sitemkardır:-Doğru insan anı yaşamalı, hele kadınlar!

Harun bu duruma çok içerlemiştir. Mehmet’e:

-Karanlık günlerinin fakir bestekârını bu kadar çabuk unutmamalıydı.
Mehmet şaşkındır:

- Çok şey gördüm ama senin gibi kendini kendinden kıskanana ilk defa rastlıyorum. -Ne yapacaksın?



- Saf melek gibiydi. Meğer hepsi körlüğün verdiği çaresizliktenmiş ALDATTI BENİ AMA BUNU ÖDETECEĞİM ONA!

-Önce Ankara’daki konserde evlenme teklif edeceğim, parmağına nikâh yüzüğünü takıp…
-Sonra?
-Sonrada onu sevmediğimi, ondan nefret ettiğimi söyleyip ardından da vefasızlığını, iğrenç ihanetini haykıracağım
(bu arada piyanoyu yumruklayarak devam eder)

- Senden nefret ediyorum, nefret ediyorum nefret ediyorum diye haykıracağım!!

Altın plak konseri için Zeynep ve Harun trenle Ankara’ya doğru yola çıkarlar. Zeynep yol boyunca Hans-Ulrich Horster’in ‘Dinmeyen Hasret’ romanını (1968) okumakta, Harunda hop oturup hop kalkmaktadır.Harun hain planını uygulamaya sokarak Zeynep’e evlenme teklif eder. Zeynep kabul eder ve ardından hemen sahneye çıkar. Harun onu kuliste bekleyeceğini zira bir sürprizi olduğunu söyler.Sahnede şarkı söylediği anlar boyunca aklında tek bir kişi vardır Zeynep’in: KEMAL.



Konser sonrası koşarak kulise gelen Zeynep Harun’a onu affetmesini, evlenme teklifini nasıl kabul ettiğini bilemediğini söyler ve devam eder:

- Seninle evlenemem. Ben bir başkasına aitim. Bir başkasını seviyorum.. Onu bulamasam bile ömrümce bekleyeceğim.

Zeynep İstanbul’a döner dönmez –nedense daha önce aklına gelmedi- Kemal’in kaldığı köşke [Bu köşkün Tarabya’da olduğunu tespit ettim] gider. Ev toparlanmıştır. Hayal kırıklığına uğramıştır ama birden kapalı kapılar ardından Kalbi Kırık Serseri nin melodileri gelmektedir. Heyecanla kapıyı açar.Sonunda, Kemal/Harun’u görür.

HERKES MUTLUDUR.




Sevgiler
Billur

30 Nisan 2010 Cuma

TATLI MELEĞİM

İşte sizlere klasik şimdilerin deyimi ile romantik/komedi türünde bir konu: Çirkin ördek yavrusunun aslında kuğu olduğunu fark etmesi. 1970 yapımı Yönetmenliğini Mehmet Dinler’in, yapımcılığını Şahan Haki’nin (Melek Film) üstlendiği , senaryosunu Erdoğan Tünaş’ın kaleme aldığı, başrollerini ise Türkan Şoray, Ediz Hun, Münir Özkul, Suzan Avcı, Süleyman Turan ve Zafer Önen’in paylaştıkları Tatlı Meleğim.



Bu filmin ilk versiyonuna yıllar sonra denk geldim: Cici Kâtibem. 1960 yılı yapımı olan filmde yönetmen bu sefer Arşavir Alyanaktır ve başrollerini Orhan Günşiray, Fatma Girik, Serpil Gül ve Suphi Kaner paylaşmaktadır ve film siyah beyazdır.



Cici Katibem de denk gelindiğinde mutlaka seyredilmesi gereken nostaljik fimlerdendir, benden hatırlatması.

KOCA BİR TABAK MAKARNA

Leyla (Türkan Şoray) büyük bir kayık tabakta okkalı miktarda bir salçalı makarnanın üzerine bir tatlı tabağı peyniri boca ettikten sonra yemeğe başlar.[ Bu filmin başını ofiste sebze ve salata yerken seyretmeye başladım. Sonuç: Bir tabak da pilav yedim] 3 çatal darbesiyle bitirince de Leyla bununla yetinmez, ekmeğe uzanır ve tabağı sıyırır annesinin gözleri faltaşı gibi açılır ve kendisini de yemesinden korkan bir ifadeyle:

-Çok yiyorsun. Şimdiki kızların endamları dal gibi. Yakışıyor hani incelik.
-Şimdiki kızların mideleri sırtına yapışmıştır sıskalıktan
...

diye cevap verir ve akşamki böreği sormaya başlar.



Bu esnada hayata tembellik yapmak üzere gelmiş ve Leyla’nın sırtından geçinmekte olan kuzeni Fikret (Süleyman Turan) hala uyumakta ve son sevgilisi Necla’nın ismini sayıklamaktadır. Leyla Fikret’in iş bulamamasından ötürü bıkkındır ve seslenmesine rağmen uyanmayınca kaba etine çatalı batırıverir. [Görüldüğü üzere Leyla çatalı hem yemek yerken hem de döverken ustaca kullanmaktadır.] Fikret ile bu çalışma mevzuundan ötürü itişseler de Leyla dayanamaz ve yine cebine harçlığını koyar. Zira o gün patronundan zam isteyecektir.



İşe gitmeden önce bakkala uğrayan Leyla bakkala 3 kg yufka, 5 paket makarna, 2 kutu salça siparişi verir. Leyla’yı mahallede gören diğer esnaf ise dakikliğinden ötürü “Saatleri ayarlayın çocuklar, saat 8.32, Antika Leyla göründü” diye tiye alırlar.

Leyla işe vardığında patronunun onu işten çıkarttığını öğrenir, hâlbuki günlerini sadece tırnak törpüleyerek geçiren mesai arkadaşları durmaktadır ve sırf şişman ve çirkin olduğu için işten çıkarıldığını anlayınca patronuna:

-Seni patlamış mısır suratlı herif seni! diyerek bir tokat aşkeder. Eve dönen Leyla hırsını börekten çıkarmakta ve sanki patronunun etini dişler gibi hissetmekte ve etrafta fındıkçıların çokluğundan ve çapkın patronların varlığından şikâyet etmektedir …



BU SIRADA BAŞKA BİR İŞYERİNDE

Yaklaşık 10 adet sekreter etrafta ceylanlar gibi sekmekte ve yakışıklı patronları Murat (Ediz Hun) gelmek üzere olduğu için baharı müjdeleyen kuşlar gibi cıvıldaşmaktadırlar.

Murat gelip odasına girince Müdür Bey’den (Zafer Önen) Sevda Hanım’ı göndermesini rica eder. Sevda diğer mesai arkadaşlarını ekarte ettiği için pek sevinçlidir, odaya girer:

-Hazır mısınız?-Ahhh..Hem de kaç günden beri.

-Nevet, not alalım lütfen….Reklam için güzel dudaklı mankenler seçilsin. Şey gibi..Iıııı…

-Gelincik gibi kırmızı, biçimli, dolgun, ıslak ıslak…. Sevda yerinden kalkmış ve dudaklarını Murat’a uzatmıştır ki bu esnada Selim (Münir Özkul) kestiği için özür dileyerek içeri girer.



-Yazıyı bitirmiştik zaten.

-Noktaladınız mı bari?

- Nayır, virgülde kaldık.

Selim rakip firmanın faaliyete geçtiğini söyler, bunun üzerine manken sayısını artırmaları ve de hemen acil yeni mankenler için ilan vermeleri gerektiğine karar verirler.

Bu arada Leyla’nın evinde Fikret elinde gazete iş ilanlarına bakmaktadır; yanlış anlaşılmasın kendisi için değil, Leyla için. Ancak yanlış adresi verir ve Leyla manken seçimlerine gider ve onu oradan “Sen ancak güreşçi olursun” diyerek kovarlar. Evde Fikret ile kavgalaşsa da Leyla doğru adrese gitmeye ikna olur.


MANKEN ADAYLARI SEÇİLİYOR


Selim işyerinde adayları seçmek için heyecanla beklemekte, adaylar rakibelerini süzerek sohbet etmekte ve bellerinin 1 cm kalınlaştığından (kaç 1 cm anacım kaç 1 cm!?), 5 seneden beri hamur işi yemediklerinden (şu anda Pelit’ten sipariş vermemek için kendimle mücadele ediyorum) bahsetmektedirler. Selim adaylardan birine yaklaşır:

-Adınızı lütfeder misiniz?
-Alev
-Bellliii..Şimdiden hararet bastı
.



Selim Leyla’nın önüne gelince birden irkilir ve Müdür 1. Elemeyi geçemediğini söyler ona. Öfkelenen Leyla tam ofisten çıkmak üzereyken Murat ile çarpışır. Kısa bir konuşmadan sonra Murat Leyla’yı işe alır. Leyla o dakika Murat’a vurulmuştur aslında.

İLK İŞ GÜNÜ

Leyla işe zamanında gelir ve Müdür’ü şaşırtır. Bu sırada Murat sırası gelmiş olan Şermin’i ister. Şermin izinlidir, Aysun’u çağırır o da daha gelmediğinden odaya Leyla gider.

-Not alın lütfen. Çirkin kadın yoktur. Bütün kadınlar güzeldir. Çirkin sanılan kadınlarsa nice hazineleri bağrında saklayan toprak gibidirler. Venüs Güzellik Müstahzarlarını kullanan her kadın Venüs kadar güzeldir.

-Venüs mü? Hani şu reklamlarda çıkan karı değil mi?

-Söylediklerimi yaz sen!

-Takma kafanı. Yazarız şimdi..( tersten yazar)

-10 kopya istiyorum, hayır 100 kopya olacak. Anladın mı? Ne bakıyorsun?

-Güzele bakmak sevaptır.

ALARM ÇALIYOOOORRR

Murat Leyla ile çalışırken Selim de odasında yeni sekretere dosya dolabını göstermektedir ki alarm çalmaya başlar. Zira Selim’in kıskanç karısı Belma (Suzan Avcı) çıkagelmiştir çünkü falında kocası ile bir sıkıntılı durum olduğunu öğrenmiştir!



Ki bu durum da bir süre sonra açığa kavuşur: İzmir’deki tanıtımlar için gidilecek iş seyahatine Selim sekreter alarak gitmek zorundadır. Ancak Belma bu numarayı yutmaz ve gidecek sekreteri kendi seçmeye karar verir: Leyla!

Bu duruma isyan eden Selim Murat’a onun gitmesi için yalvarmaktadır. Murat:

-Ben olsaydım intihar ederdim. 100.000TL versen gene de onu öpmem der ve bunu Leyla duyar ve yıkılır. (Ulen seni kim öpsün)

Eve dönüş yolunda mahalledeki esnafın da oyuncağı ve alay konusu olduğunu Leyla kötü bir şaka ile öğrenir. Eve varınca sürekli ağlar durur. Annesi bir anlam veremese de tecrübeli Fikret teşhisi koyar: Leyla âşıktır!

İZMİR'İN KAVAKLARI...

Selim hastalandığı için seyahate gidemeyince Murat ile Leyla beraber yola çıkarlar. Otele varınca Murat Leyla’ya odasından çıkmamasını salık verir. Leyla:

-Ben de geleyim, hiç güzellik uzmanı görmedim.

-Aman iyi ki görmemişsin, alır müzeye koyarlar seni der.



Odaya çıkan Leyla’nın kulağında Murat’ın çirkin kadın yoktur sözleri yankılanmaktadır ve bir dergide gördüğü güzellik salonu ilanı ilgisini çeker.

Leyla kaporta bakımı ile uğraşa dursun Murat arayıp acilen bir mankene ihtiyaç duyduğunu ve bir manken bulmasını söyler.


EFES OTELİ'NDE BİR VENÜS…


Lobide Murat Scala adlı magazin dergisini okumakta ve mankeni beklemektedir. Fotoğrafçıların “geldi” nidaları ile başını kaldırdığı andaaaaaa….

Merdivenlerdeeeeee LEYLA. (Hadi koçum be! Başla taarruza! Al öcümüzü!) Murat yerinden fırlar ve o anda vurulur.



Bir sonraki sahnede Murat bayık bayık:

-Akşam güneşi sönük kaldı gözlerinizin yanında. Gönlünüzün berraklığı hiçbir suda yok demekte, Leyla da:

-Konuşmayın böyle tabiatı düşman edeceksiniz bana diyerek baygınca bakmaktadır.



Konuşmanın geri kalanında Leyla asıl işinin bu olmadığını, Leyla’nın hatırı için modelliği kabul ettiğini, asıl işini ve patronlarını sevdiğini söylese de kafasız Murat anlamamakta ısrar eder ve Leyla’yı ikna edeceğini söyleyerek devam eder:

-Sizi bulduğu için elimde olsa dünyayı bağışlardım kâtibeme.
-Kabul eder miydi acaba?

-Dünyayı bağışlardım (Anladık, takılmış plak gibi aynı şeyi tekrarlıyorsun. Soru bu mu?)

- Farketmez, sadakanın ölçüsü yoktur bence. Kabul etmezdi bağışınızı.

-Arkadaşınızı iyi tanıyorsunuz.

-Hı Hı. İçtiğimiz ayrı gitmez. Aynı anda doğduk biz.

-Belli.

-Neden?

-Tanrı sizi özenip yaratmış da ondan (Yuh sana… Şuna çirkin de de hepimiz rahatlayalım)

Bu romantik yemeğin ardından Leyla İstanbul’a dönünce de fikrini değiştirmez. İkna turları için Selim’i de yanına katan Murat Leyla ile bir barda buluşurlar. Leyla kim olduğunu anlatmaya çalışsa da bu iki kaz kafalıya sonunda dank eder ve yerlerinden fırlarlar.



HESAPLAŞMA ZAMANI

Murat Leyla’nın kapısında kul köledir ancak Leyla nişanlısı olduğunu söyler . Bu noktada böyle durumlarda her eve lazım güvenilir ve yakışıklıca bir kuzen olan Fikret devreye girer. Artık dökülen gözyaşlarının hesabı görülmelidir. (Sürün. Beter ol. Ez onu Leyla bir böcek gibi)

Pes etmeye niyetli olmayan Murat derdine kitaplardan çareler aramaktadır: Aşk Lisanı adlı kitaptan taktik geliştirmeye başlar. Çapkınlık Kitabı’nın 69. Maddesi İlk uygulamaya koyduğu kuraldır: Bir âşık aşığına yaklaşmak istiyorsa önce rakibini çok yakından tanımalıdır.



Murat fötr şapkası ve inanın hiç de kuşku uyandırmayacak bir tavırla Fikret’i izlemektedir. Ve bir hamle yapıp yakınlaşır; ateş ister. O esnada Leyla işten çıkınca ortadan kaybolur ve sütunların arkasından onları gözetlerken akşam dansa gideceklerini öğrenir.

OFİSTE BASKIN

Nöbetçi uyumuş ve Selim sekreteri ile basılmıştır. Ağlayarak ofisten çıkan Belma Leyla ile karşılaşır:

-Yakaladım, yakaladım kocamı… Kâtibesiyle cilveleşiyordu.

-Takma kafanı… Erkekler için gözyaşı dökmeye değer mi? En iyisinin gözü çöplüktedir.

-Seviyordum hınzırı. Avukatımla konuşacağım. İntikamımı alacağım .(Hemen, dilekçeyi hazırlayayım)

-Boşanmak intikam değil mükâfattır erkeğe. En tesirli silah kıskandırmaktır. (Bu aklı verirsen biz avukatlar nasıl ekmek yiyeceğiz yahu?)

-Nasıl olacak ki bu iş?

Cevabı kolaydır; Mahalleden taksici yağız Ali devreye girer ve Belma’nın şoförü olur.
Belma’nın onu basmasından dolayı paçası tutuşan Selim Murat’a bu durumla ilgili olarak akıl danışır.



Murat bu aklı verir: Çapkınlık Kitabının 119. Maddesi “ Aldatan koca dikkat etsin, karısı intikamını almak için hemen harekete geçecektir.”

Bu bilginin akabinde yeni şoförle tanışan Selim bu işten hiç hoşlanmasa da Belma’nın cevabı hazırdır: “Ben senin kâtibelerine karışıyor muyum?”

Bunun üzerine Çapkınlık Kitabına konu ile ilgili bakılır; 121. Madde şöyle demektedir: “Aldatan koca kendisini affettirmezse bilsin ki boynuzu takacaktır.”

Akşam eve gelen Selim olay çıkarır ve derhal şoförü kovmaya kalkar ancak iş tatlıya bağlanır. Barışan Belma ve Selim 10. Yıldönümleri için evlerinde bir parti vermeye karar verirler. Bu partiye Leyla ve sözde nişanlısı da davetlidir.



Murat partiye katılmıştır zira Kitabın 66. Maddesi “ Ateşli ve inatçı bir âşık bir nişanlıdan daha tesirlidir” diye salık vermektedir.



Partide Şirketin Tatlı Meleği olarak tanıtılan Leyla’ya Murat dans etmeyi teklif eder. Murat Bey gibi yaşlı başlı bir erkeği kıskanmayacak kadar kaba bir erkek olmayan Fikret izin verir.



Dans esnasında hayatının erkeğinin hippilere benzeyen, çılgın ve dünyaya boşvermiş bir erkek olduğunu anlatan Leyla’nın bu sözü üzerine ertesi günü Murat bir hippi kılığında çiçek çocukların mekânında biter. Leyla’yı görse de tanıyamayan Murat Leyla’ya aşkını anlatır. Ancak bu çiçek çocuk macerası polis baskını ile son bulur.



ROMANTİK BİR AKŞAM YEMEĞİ

Polis baskınından Murat’ı Leyla almıştır. Konuşma ve görüşme fırsatı yakalayan Murat Leyla’yı bir akşam yemeği için ikna eder.

-Sıkılmadınız mı böyle bana bakmaktan?

-Güzele bakmak sevaptır.

-Güzel miyim? [Bakın böyle baygın baygın soracaksınız, sonra da döktürmesini dinleyeceksiniz]

-Tarif edilmeyecek kadar. Yıldızlar kıskansın gözlerinin parlaklığını, gelincik çiçeği biçiminden utansın dudakların yüzünden, ipek yumaklar saçlarından utansın… (Sıkıcı şey n’olucak!)

-Şiir mi bu söyledikleriniz?

-Nayır. Gözlerimdeki resmin.

-Ömürsüz bir resim. Bir gün silinecek gözlerinizden.

-Nancak öldüğüm gün. (Aman ! Kara toprak örtsün seni!)

-Hissiz değilim der Leyla ama nişanlısı olduğunu hatırlatır…(Gel oltaya şööle)



ERTESİ GÜN

Murat Fikret ile buluşur ve Leyla’yı sevdiğini söyler. Bilin bakalım ne yapar? Para teklif eder tabii ki…50.000TL. Fikret biraz burun kıvırınca artış olur: 100.000TL.

Kısa bir süre sonra Murat ve Leyla buluşurlar, Murat iyi havadisi verirken Leyla çantasından Fikret’in aldığı parayı düşürür. Murat dehşete düşmüştür. Sevdiğin Yalandı, Oynadın, Küçük Düşürdün diye çığırsa da Leyla cevabı verir: “Takmaaa Kafanıııı….”

TATLI MELEK İŞ BAŞINDA

Murat, Selim ve Belma bir defilede izleyiciler arasında rakip firmanın ürünlerine ve mankenlerine bakmakta kendi mankenleri arasında parlayan biri olmadığı için işlerin kötü olacağından yakınıp durmaktadırlar.



Leyla’yı ansalar da Murat kırgındır. Ancak birden Fikret ortaya zıplar ve her şeyin bir numara olduğunu itiraf eder. Defilede ise sıra kendilerine gelmiştir. VEEEEE TAM O SIRADA Ortaya Kim Çıkar? TABİİ Kİ LEYLAAAAA….

Mutlu Son!

Sevgiler
Billur

16 Aralık 2009 Çarşamba

ARIM BALIM PETEĞİM

Hayatımdaki erkeklerin sayısı hakkında sorduklarınıza cevaben size hatırladığım kadarını bir liste halinde sunuyorum:

1.Yakışıklı Kaptan 2. Çapkın Milyoner 3.İthalatçı İhracatçı 4. Uzatmalı Rejisör 5.Kulüp Başkanı 6.Orkestra Şefi 7.Romancı 8.Artist 9.Halı Tüccarı 10.Boks Şampiyonu 11.Banker 12.Sosyete Berberi 13. Uludağ’daki Kayak Hocası 14.Arap Prensi 15. Sinemalar Kralı 16.Kalp Mütehassısı 17.Ağır Ceza Reisi 18. Oto Yarışçısı 19.Fabrikatör 20.Milli Futbolcu 21.Hovarda Kuyumcu.
TABİİ HEPSİ BU KADAR DEĞİL!

Tamam. Kıskanmayın… Bu erkeklerin hiçbiri benim hayatıma girmedi. Girmiş olsalardı zaten ruhu teslim etmiş olurdum.

Yukarıdaki replik benim için kült bir film olan ARIM BALIM PETEĞİM adlı filmdendir. Sanırım bu filmi başından sonuna kadar 5’ten fazla, başından yarısına, yarısından sonuna kadar ise sayısız kez izledim. 1970 yapımı Muzaffer Aslan tarafından yapımcılığı üstlenilen ve yönetilen Bülent Oran’ın ise senaryo yazarı olduğu bu filmin müziklerinin prodüktörlüğü de Engin Arman tarafından yapılmıştır.



Filme adını veren şarkının bestesi İsmet Nedim’e güftesi ise Mehmet Erbulan’a aittir. Bu şarkıyı ilk olarak başrollerini Zeki Müren, Filiz Akın, Salih Güney ve Lale Belkıs’ın paylaştığı Aşktan da Üstün adlı filmde Zeki Müren’den duymuş ve çocukluk halimle de bayılmıştım. Kaldı ki hala bir Filiz Akın’cılık dönemimdeydim.



Arım Balım Peteğim’i çok sonraları seyrettiğimi biliyorum; sanırım ortaokul zamanı ki bu da yaklaşık 25 yıl önceye denk geliyor. Artık yavaş yavaş Türkan Şoray hayranlığımın arttığı ve Cüneyt Arkın’a ise aşık olduğum zamanlar...



Filmin orijinali 1957 yapımı, Audrey Hepburn ile Gary Cooper başrollerini paylaştığı ve Billy Wilder’ın yönettiği Love in the Afternoon filmidir. Arım Balım Peteğim Love in the Afternoon ile neredeyse tıpatıp aynıdır. Hatta bizim versiyon daha komik ve eğlencelidir. Üstelik de renkli.



Daha önce kendisinden Reyhan Dağlar Kızı filmi ile ilgili yazımda bahsettiğim dostum Ebru ile sürekli olarak alıntı yaptığımız ve kardeşi Altuğ’un ise boğazlı kırmızı kazak, siyah deri eldiven ve pardösü giyerek kızları etkileme fantezileri kurmasına neden olan bu filmin konusu ise şöyle:

Zeynep (Türkan Şoray), dedektiflik yapan babası Mehmet (Münir Özkul) ile iyi bir muhitte ancak mütevazı bir hayat yaşamakta ve konservatuarda müzik eğitimi almaktadır. Babası ise işinin kötü hikâyelerinden kızını olabildiğince uzak tutmaya çalışmaktadır.

Bir gün karısının kendisini yakışıklı, zengin işadamı namı diğer sosyete çapkını Harun (Cüneyt Arkın) ile aldattığını öğrenen ve bu bilgiyi de Mehmet’in yaptığı araştırma sonucu öğrenen Abuzittin Bey (Cevat Kurtuluş) Harun’u öldürmeye karar verir.



Bunu da Zeynep duyar. Harun, Abuzzittin Bey’in karısı (Aynur Aydan) ile bir haftadan beri görüşmekte, saat 17.00’ye kadar 4 kişilik (Sami Hazinses, Aziz Basmacı, Ergun Köknar, Kayhan Yıldızoğlu) müzisyen ekibi onlara eşlik etmekte ve aşk melodileri çalmaktadır. Bunu öğrenince deliye dönen Abuzittin Bey elindeki silahı ile çıkar gider.

Zeynep insanlık namına bu cinayeti önlemek amacı ile Harun’un kaldığı otele telefon eder -ki bu otel Tarabya Oteli – ve 11 numaralı odadaki Harun Bey ile hayati bir mesele ile ilgili olarak görüşmek istediğini söyler ama ne dese Harun Bey’e ulaşamayınca ve polis de onu dinlemeyince otele gitmeye karar verir.




Elinde silahla ve karısını Harun’un kollarında bulacağından emin Abuzittin odaya hırsla dalınca bir de ne görsün: Karısı değil bir başkası vardır namus ve ırz düşmanı Harun’un kollarında! Bu kız Abuzittinin karısının şapkasını giymiş olan bizim saf Zeynep’ten başkası değildir.

Harun bu aralar hiç itimat duyulmayan kocalardan birinin kurşunundan kurtulmuştur. Ancak kurtarıcı meleğinin kim olduğunu ve bu olayı nereden öğrendiğini bir türlü Zeynep’e söyletemez. Ama o kadar asılır… O kadar üstüne düşer ki…O kadar delici bakar ve Londra’ya gitmeden önce onu son akşamında yalnız bırakmaması için yalvarır ki… Zeynep o an ona aşık olur. Eh Cü de etkilenilmeyecek gibi değildir hani!



Ertesi gün Zeynep şapkayı vermek için otele gider. Harun elinde bir mikrofon teybe not düşmektedir.

-Yarın sabah beni Paris’ten arayın. 10 milyonluk ihaleye derhal girin. Araba kapasitesini %10 arttırın. Şu isimlere çiçek gönderip kendileri ile görüşmeyeceğimi söyleyin: Bayan Meltem, Bayan Süheyla, Bayan Mine ve İspanyol sefirinin güzel kızı DOLORES (Diğerleri çirkin olsa gerek).

Harun’un gideceğine inanamayan Zeynep üzülse de belli etmez ve Harun’un içki teklifini kabul eder. Sonra da atıp tutar: Yok efendim âşık olunur muymuş, bağlanmak da ne fena şeymiş. Ve Harun’un gitme vakti gelir. Adını sorsa da söylemez ve Harun ona “Öyleyse sizi hep arım balım peteğim diye hatırlayacağım. “ der. Arabaya kadar geçiren Zeynep iyice abayı yakmış durumdadır. Arabanın yanındaki bellboylara para veren Harun bu arada Zeynep’in de eline para tutuşturur! Zeynep o kadar aptallaşmıştır ki aşktan, bu paraya laf etmek aklına gelmez.



Aradan bir zaman geçer… Konservatuar bitmiş, Zeynep Cem’in (Bora Ayanoğlu) kurduğu orkestrada baş şarkıcı olmuş ve ilk işlerinde de en iyi lokallerinden birinde çalışmaya başlamışlardır. Zeynep hala Harun’a kesiktir. Tabii ki Cem de Zeynep’e. Zeynep ilk şarkısını seslendirirken dans edenler arasında Harun’un bir kadını öpücüklere boğmaktadır. Sahneden inen Zeynep Harun ile karşılaşır ve Harun onu bir yerlerden anımsamaktadır:

-Durun bakıyım nerdeydi? Ankara? İzmir? Roma? Venedik? Paris? Londra? (Yuh sana kart zampara!) Ah siz arım balım peteğimsiniz.(Sonunda!)
-Ya da unutulan kız. (Caanımmmm.)
-Pardon çok hareketli bir yıldı.(Eh bereketli de olmuştur! )



Bu konuşmanın ardından bizim kız gene atıp tutar, yok meşgulmüş, davetten davete, flörtten flörte… Harun onu otelde bekleyeceğini söyleyerek ayrılır. Zeynep ertesi gün oteldedir ve sevgililerinden bahseder... Ve ona aldıkları hediyelerden. … Sonra Zeynep Harun’un olur. Gecenin sonunda Zeynep uyurken bir mektup bırakarak gider:

Seni uyandırıp o saf ve masum gözlerine bakarak allahaısmarladık demek isterdim. Büyülenip hiç gidememekten korktum. Bana gecelerin en güzelini, ayrılıkların en acısını tattırdın. Hoşça kal Lekeli Meleğim.”

Öööyle atar tutarsan… Al Sana! Ancak bu arada Zeynep’in asla bilemeyeceği bir şey vardır. Harun otele döner ama yatak boştur.



Zeynep geç saatte eve dönünce meraklanan babasına kendi başına gelmiş olayı arkadaşının başına gelmiş gibi anlatınca babası alır sazı eline:” Allah anaları babaları böyle kızlardan korusun. Alnına vurulacak kara damgayı düşünmeden gelinliğini giymeden, bütün mukaddes hisleri ayaklar altına alan bir kız suçsuz mudur? Bu kıza masum diyebilir misin? Ona umudunu bağlayan anası babasına acımaz onu affedebilir misin? Bak susuyorsun. Bu çeşit kızlar insanlığın yüz karasıdır. Yarının kötü kadınları bunlardan çıkar. Sefahat kaldırımlarını bunlar doldurur. Topluma bu gibiler leke sürerler. Böyle kızların yaşaması bile zararlıdır bence. Ölsünler daha iyi!” [ Höh… Nutkum tutuldu.]

Bu sözlerin üzerine Zeynep gazı açar…Başka bir şey yapması da beklenemezdi herhalde.

YILLAR GEÇER

Zeynep babası tarafından kurtarılmış, ünlü bir şarkıcı olmuştur. Cem ona hala âşıktır. Bu arada bir küçük yavru da dünyaya gelmiştir ve bu yavrucak ki adı Harun’dur, (Kenan Özcan) babasızlığın acısını çekmekte, arkadaşlarına babam yok diyememektedir. Bir gün parkta oynarken ağaçtan düşer ve hastaneye kaldırılır. Acil kana ihtiyaç vardır. O esnada Türkiye semalarında gezinen Harun boğaz kıyısında arabada romantik anlar yaşamaktadır. Kan anansonu görünce meşguliyetine aniden ara verip “kırk yılın başında bir işe yaramak ihtiyacı gidermek” amacı ile doğruca hastaneye gider. Bilin bakalım kime kan verir?



Böylece hem adaş olan hem de damarlarında aynı kanı taşıyan iki Harun’un kanları kaynayıverir birbirlerine:
Küçük Harun: Ne tuhaf…
Büyük Harun: Tuhaf olan ne?
Küçük Harun: Babamı hiç görmedim. Resmini bile.Ama rüyamdaki babam sanki size benziyordu.
Büyük Harun: Sevindim buna Ben de saçlarını böyle okşayacağım ama içim titreyerek bakabileceğim senin gibi bir oğlum olsun isterdim.
Küçük Harun: Bana kanınızı verdiniz ya. Ben de sizin oğlunuz sayılırım….

Bir gece Zeynep’in şarkı söylediği lokale iki kadınla gelen Harun bir an başını kaldırır ve Zeynep’i görür:

“Şahane bir kadın” der.
Sahneden inerken kalkıp elinden tutarak Zeynep’e eşlik eder. Zeynep masaya oturur ve:
-Sigara lütfen der. 7 kişi birden çakmak uzatır.

Bunu gören Harun ıslık çalar.



-Şampanya der 4 kişi şampanya boşaltmaya kalkar bardağına...

-Oh! Beni yalnız bırakın lütfen. Ancak şaşkın Harun ilk görüşte gene tanıyamamıştır Zeynep’i sonunda:
-Ahh siz arım balım peteğimsiniz. İzini arayıp da bulamadığım isimsiz melek.
-İsimsiz değil lekeli melek. Der ve lafı gediğine kor.

Harun otele geri döndüğünü söylese de Zeynep pek inanmak istemez.Bu sahnelere tanık olan Cem Harun’un kim olduğunu anlar ve gerçekleri söylemesi için ısrar eder. Ama Harun Zeynep’e acıdığı için değil sevdiği içinde dönmelidir. Zira “Merhamet Aşkı Küçültür “der.

Bu seferki davet Yeniköy’deki Villa Harun’da gerçekleşir. Şampanya…. Müzisyenler…. Aşk Dolu Saatler. Zeynep boynuna çok güzel bir kolye takmıştır. Harun:

-Kolyeniz güzelliğini gözlerinizin ışığından çalmış. (Söze bak be!)
-İzmir hatırası.
-Kimden?
-Böyle bir kolyeyi herhalde kardeşler vermez. (Aldın mı cevabını düdük)
-Erkek mi? (Bu NASIL bir soru böyle. Yok kadın!)
-Hem de ne erkek. Futbolcu.
-Futbolcu mu?
-Evet. Acele kampa aldılar. Yoksa burada olmazdım.

Harun sinirlenir. Kolyeyi çeker koparır boynundan Zeynep’in ve şu yüce sözü söyler:
-Kolyeden hoşlanmam. Kadını adileştirir.

Aşk dolu saatler günleri kovalar. Bu arada Harun Zeynep’e aşık olmaya ve kıskanmaya başlamıştır. Hayatındaki erkeklerin sayısını öğrenmeye çalışmaktadır. Yine bir gün Villa Harun’da aşk dolu dakikalar yaşanırken telefon çalar. Harun:

-Alo? Uluslar arası mı? Oh! Sen misin Leyla? Süreyya da mı yanında? Necla da mı sizinle? Oraya mı geleyim? Paris’te mi?... Bu konuşmaya şahit olan ve öfkelenen Zeynep teybi görünce başlar saymaya ve kaydetmeye hayatındaki erkekleri. Telefon görüşmesi biten ve yanına gelen Harun’a gideceğini söyler. Harun kime diye sorunca işte şu kült sözler gelir:

-”Açık konuşalım. Siz geçicisiniz. Daimileri ihmal edemem.!”



Teybi, sarhoş olup devrilinceye kadar dinleyen Harun çıldıracak gibi olur. Bir gün hamamda terler ve müzisyenlerinin çaldığı müzikle rahatlamaya çalışırken Abuzittin Bey’e rastlar ve Zeynep’in babası Mehmet’in kartını alır. Soluğu Mehmet’in yanında alan Harun derhal Zeynep’in hayatındaki erkeklerin bulunmasını ister. Mehmet kızın adının Zeynep olduğunu ve dosyasının hazırlanacağını söyler. Ertesi gün raporunu sunmaya giden Mehmet’in elinde beyaz boş bir sayfa olduğunu gören Harun inanmaz Mehmet’in söylediklerine. Hayatındaki tek erkeğin Harun olduğu söyler ve ona bir fırsat vermesini ve Zeynep’i bırakmasını için yalvarır.

Ertesi gün eve gelen Zeynep Harun’un gitmek üzere olduğunu anlayınca ağlamaklı olur. Harun teybi dinlediğini, eğlenceli bir hayatı olduğunu söyler.Zeynep:

-Nefret etmediniz mi benden?
-Aksine,hoşuma gitti.Erkeklere zamk gibi yapışmayan, ayrılıkları ağlayarak tatsızlaştırmayan ideal bir kızsınız siz.
-Gözyaşlarından nefret ederim. Hele bazı kızlar değil ağlamak, intihar bile ederler sevdiklerinin ardından.Gülerim onlara. (Yahu Harun Yalan Yalan diye bağırsana)



Tren istasyonuna kadar Harun’u geçirmeye giden Zeynep sadece erken dönerse beraber yaşadığı adamın şüpheleneceğini söyler. Tren kalkar, Harun hareket halindeki trenin basamaklarındadır. Bizim kız gene atıp tutmaya başlar, yok yerine birini bulmuş, 22 numara Harun’muş, bulduğu 23 olacakmış. Ve Harun trenin içine girer.Zeynep yıkılmıştır. Bir duvara dayanmış ağlamakta iken bir ses:

-Zeeyneep! Diye bağırır. Tanrım bu ses. Bu Ses !

Karşı raylarda duran Harun’dur tabii ki. Koşarlar…Sarılılırlar…. Arkalarında ise müzisyenler….Küçük Harun, Mehmet maaile herkes garda beliriverir. Küçü Harun’un oğlunu olduğunu öğrenen Harun duygusallaşır ve Pepsi Fruco reklamının asılı olduğu direğin önünde üçü birbirine kenetlenir.

Ender’in bile hayatında birkaç seyretmek zorunda bırakıldığı Arım Balım Peteğim’i yazmamak olmayacaktı.Üstelik Türkan Şoray yine en güzel dönemlerinden birindedir ve Cü de ne bileyim işte... Cü'dür.

Hala bir sahneden inmek, "ateş lütfen, şampanya lütfen ve beni rahat bırakın lütfen" demek hayalleri kurarım. Bir de kolye takacağım zamanlar iki kere düşünürüm!

Sevgiler
Billur

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails