
Mine Vaganti serüvenim birkaç hafta önce başladı.
İlk defa yüzümü kızartarak babamların bastığı gala davetiyelerinden istedim. “Veririz, ama gidebilecek mi ?” demişler.
“Nereye?”
“Antep’e.”
Ah işte Pegasus Havayolları’ndan kazandığım tek yön uçak biletini Antep’e kestirecektim. Dönüşünü de kendim alacaktım. Atlayıp gidecektim Antep’e. Gala’yı izleyecektim. Kebap yiyip geri gelecektim İstanbul’a. O büyülü havayı içime çekecektim. Ama olmadı, çünkü Pegasus'dan kazandığım tek yön biletini nereye gideceğim konusundaki kararsızlığım yüzünden rezervasyon döneminde kestiremedim.
Büyülü, evet benim için büyülü. Ferzan Özpetek’in tüm filmleri benim için büyülü.
Karakterleri; her zaman marjinal, kalabalık, biraz fazla komün hayatını seven tipler…
Mekanları; her zaman çok şık, modern ile klasiğin karışımı, rüzgârda hafifçe salınan mum ışıkları, renkli fenerler, tütsüler, panjur arasından sızan sabah güneşi…
Müzikleri; her bir filminden sonra ağzıma dolanan, içimi ürperten, göz pınarlarımda şimşekler çaktıran, beni alıp Toscana’ya, Roma’ya götüren…
Belki hayatımın belli bir döneminde yaşadığım yerlere özlem…
Ferzan Özpetek ile ilk tanışmamız 1997’de Hamam filmiyle oldu. İtalya’da ve İtalyanlar arasında çok ünlüdür Türk Hamamları. Kulaktan kulağa dolaşan Türk Hamamlarının maceraları nam salmıştır. Türkiye’ye her gelen İtalyan merak eder hamamı. İşte İtalya’da dilden dile dolaşan hamam maceraarı vardı bu filmde. Özpetek bu filmiyle 34.Antalya Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü aldı. Cannes Film Festivali'nde, " Yönetmenlerin Onbeş Günü " tarafından keşfedildi.
Sonra 1999’da Harem Suare geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nun gizem dolu Harem koridorları, balla, lokumla beslenen, can yakan cariyeler, uçuşan tüller, entrikalar. Cannes Film Festivali’nin Selection Officielle kategorisine seçildi. Harem Suare " aycıca Toronto, Palm Springs ve Londra festivallerinden de resmi davet aldı.
2000 yapımı Cahiler Periler’de Roma’da yaşayan bir grup arkadaşın arasına karışan Antonia’nın, grup içinde bulunan ve tabii gay olan Michele ile yakınlaşması, iç hesaplaşmaları, evliliğini sorgulaması anlatılıyordu. İtalya’da gösterimde olduğu süreçte en çok izlenen İtalyan filmi olmuştu.

Cahil Periler’i 2002’de Karşı Pencere, 2005’te Kutsal Yürek, 2007’de Bir Ömür Yetmez, 2008’de Mükemmel Bir Gün izledi.

Bütün filmlerini sevdim ama beni gerçekten etkileyen filmleri Hamam, Cahil Periler, Karşı Pencere ve Serseri Mayınlar oldu.
1959 İstanbul doğumlu Ferzan Özpetek, La Sapienza Üniversitesi’nde sinema tarihi eğitimi almaya gittiği 1976 yılından bu yana Roma’da yaşamaktadır. Eşcinselliğini gizlemeyen Özpetek, neredeyse tüm filmlerinde eşcinsel ilişkileri kameraya yansıtmıştır.

Mine Vaganti – Serseri Mayınlar’da Roma’da değiliz artık. İtalya’nın güneyinde, tam çizmenin topuğundaki Lecce, Lonely Planet tarafından belirlenen 2010’da En İyi Tatil listesinde İstanbul, Abu Dhabi, Vancouver, Singapur, Kyoto, Saraybosna, Cuenca ve Charleston ile birlikte yer almakta. Barok tarihi şehir merkezi ve filmde de görerek hayran olduğum mükemmel binaları ile ünlü küçük bir şehir.

Lecce’de yaşayan, makarna imalatçısı bir ailenin eşcinsel oğulları Tommaso ve Antonio’nun, aile içinde ve küçük şehirde, yıl 2010 da olsa, kabul görüp görmemesini anlatıyor. Aslında sadece Tommaso ve Antonio değil, büyükanne, anne, baba, hala, tüm aile biraz kendine münhasır ve sıra dışı.
Ama bu filminde Özpetek, eşcinselliği varlığını ispat etmek istercesine aktarmamış izleyenlere, “artık eşcinseller her yerdeler, mantar gibi türüyorlar, onları giyimleriyle ayrıştırmamız mümkün değil” i yorumlamış. Aslında biraz da tiye alarak aktarmış.
Filmin pek çok sahnesinde kahkahaya boğuldum, daha önce hiçbir Özpetek filminde olmadığım kadar. Öpüşen erkekleri gördüm (film çıkışında, asansörde bir çiftin aralarındaki konuşmalarına kulak misafiri oldum; delikanlı o sahnelerde gözlerini kaçırmış). Evet filmde de diyor, yıl 2010, 2000 bile değil ve hâlâ eşcinseller tepki görebiliyor, aileden, toplumdan ayrıştırılmaya çalışılıyor.
Filmi izlerken, kadınlığımı fark ettim, aslında kadınlığımı hiç vurgulamadığımı. Giyimleriyle, kadınlıkları, seksapelleri öne çıkarılmış kadınlar, yaramaz erkek çocuğu tavırlarımı iyiden iyiye bir kenara atma isteği doğurdu bende.
Müziklere gelince…Yine mükemmel parçalar seçilmiş, eve kadar arabada kendi kendime mırıldandığım, kulaklarımdan düşmeyen parçalar. Pink Martini’den Una Notte A Napoli, Patty Bravo’dan Sogno, Nina Zilli’de 50 Mila ve final Sezen Aksu’dan Kutlama… Hepsi birbirinden güzel… Dört gözle albümünün Türkiye’de de çıkmasını bekliyorum.
“Başkalarının sana kimi sevmen veya kimden nefret etmen gerektiğini söylemelerine izin verme. Daima kendi kendine hata yap.”
“Her ne olursa olsun, hayata daima gülen gözlerle bak.”
Mine Vaganti / Loose Cannons (2010) - Behind the Scenes
Yükleyen ciwciwdotcom. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler
Peyman