Ayşe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayşe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2013 Cumartesi

Nedendir?


Nedendir?

Bilerek,
İsteyerek
Yanlış
Olanın
Üstüne
Gidilir…..

Nedendir?

Böyle
Durumlarda
Doğru
Olan
Defalarca
Söylense de
Dinlenmez….

Nedendir?

Bilinse de,
Kabul Edilmez……

NimirRa 

 
 

Bones
 
Said Mr. Smith, “I really cannot
Tell you, Dr. Jones—
The most peculiar pain I’m in—
I think it’s in my bones.”

Said Dr. Jones, “Oh, Mr. Smith,
That’s nothing. Without doubt
We have a simple cure for that;
It is to take them out.”

He laid forthwith poor Mr. Smith
Close-clamped upon the table,
And, cold as stone, took out his bones
As fast as he was able.

Smith said, “Thank you, thank you, thank you,”
And wished him a good-day;
And with his parcel ‘neath his arm
He slowly moved away.

 Walter de la Mare

28 Aralık 2012 Cuma

Open Letter


‘’ Do I want us back together? ‘’

Were we ever together? What is it we had? What is it we shared? Pages and pages of written words.

U see I have on my right wrist a tattoo written in Rune and it translates to Darcy. Yes I am a Jane Austen avid reader and Pride & Prejudices is my all time bible. Most roll their eyes when they hear the name Darcy but actually they do not get it. It is not the power, money, good looks, aristocracy, education, accomplishments, arrogance most men see on the surface but it is the vulnerability that lies beneath.

To your question my reply would be:

‘’ Yes u do owe me an explanation!..............

In the middle of the book Darcy wrote a letter to Elizabeth. It was Darcy’s attempt to set the record straight.

I want u to set the record straight!....

R u my Mr. Darcy or Mr. Wickham? The choice is urs and I have nothing more to say.... maybe one of my fav passages from the book....‘’

‘’ Your examination of Mr. Darcy is over, I presume’’ said Miss Bingley ‘’ and pray what is the result? ‘’

‘’ I am perfectly convinced by it that Mr. Darcy has no defect. He owns it himself without disguise.’’

‘’ No ‘’ – said Darcy, ‘’ I have made no such pretension.’’ – ‘’ There is, I believe, in every disposition a tendency to some particular evil, a natural defect, which not even the best of education can overcome.’’

‘’ And your defect is a propensity to hate everybody.’’

‘’ And yours’’, he replied with a smile, ‘’ is willfully to misunderstand them. ‘’













Nimir-Ra

16 Kasım 2012 Cuma

Üm, Im, Im, İm, Im, Im



Gördüm!..

Tattım!..

Kokladım!..

Ezberledim!..

Yazdım!..

Unutmadım!..
 
 

 

 

Gördüm

Her 1 sahneni

 

Tattım

Her 1 duygunu

 

Kokladım

Her 1 sayfanı

 

Ezberledim

Her 1 satırını

 

Yazdım

Her 1 sözünü

 
 
Unutmadım

Her 1 dediğini

 
‘’ Pictures of perfection as you know make me sick and wicked. ‘’

 
“What are men to rocks and mountains?”

 
‘’ I have not the pleasure of understanding you. ‘’

 
‘’ Indulge your imagination in every possible flight. ‘’

.
.
.
.
 
NimirRa

 

 


 

5 Temmuz 2012 Perşembe

The Glee Project (Sezon 2)

The Glee Project izleyeniniz var mı bilemiyorum ama tavsiye ederim. Bu yıl Türk bir kızımız da yarışıyor.

Çok gururlandım!...


29 Haziran 2012 Cuma

Süprizzzz !...




Kitap: Manga
Mekan: Morro Pizzeria Pidos
Sunucu: Ayşe
Katılımcılar: Ayşen, Aysun, Aycan, Billur, Berna, Gülda, Gülden, Peyman, Yonca, Özlem




SÜPRİZZZ SUNUM GECESİ !.....






Aslında bu ay masal kitabı yapmayı düşünüyordum (Rapunzel) ve çok güzelde bir baskısını bulmuştum. Gelin görünki masal kitabını bir şekilde kaybettim. Bir çok kitap evine bakmama rağmen aynı baskıyı bulamadım ve içimden başka bir masal kitabı yapmak gelmedi. Ne yapsam diye düşünürken aklıma Manga geldi ve kızları Manga ile tanıştırmaya karar verdim.


Dersimiz MANGA 101





En basit haliyle Manga, 19YY de Japonya da Japon yazarlar tarafından yaratılan karikatürdür.

Japonya’da her yaş ve kesim Manga okurken yurtdışında genelde gençler okumaktadır. Manga 1950’den beri basım evleri için çok önemli bir pay oluşturmaktadır. 2007 de $3.6 milyar ve 2009 da ise $5.5 milyar, rakamlar sektör için hiç de küçümsenmeyecek rakamlardır.

Zaman içinde Manga, Avrupa ve Ortadoğu da $250 milyon satışa ulaşmıştır. Amerika’da ise 2008 satışları $175 milyona ulaşmıştır.

Renkli basımı az mevcut olsa da, Manga genelde siyah ve beyaz olarak basılır. Manga haftalık veya aylık kalın birçok yazarın derlemelerinden oluşan kalın dergilerde basılır. Bu magazinler ucuz kağıt da basılır ve okunduktan sonra elden çıkarılacak magazinler olarak bakılır. Derlemelerin devamı bir sonraki magazinde devam eder ve tutulan hikayeler daha sonra Tankobon adı verilen ciltsiz (cep kitap) kitaplarda tekrar basılır. Tankobon’un kağıt kalitesi daha yüksek olup çoğunlukla B6 (12.8cm * 18.2cm ) ve ISO A5 (14.8cm * 21cm) ebatlarında basılır.

Mangaka (Manga Sanatçısı), yayın evinin yaratıcı editörü, birkaç asistan ile küçük bir stüdyoda çalışmalarını yapar.

KISA KISA KISA KISA:













• Manga kelimesinin ortaya çıkışı her ne kadar ressam ve baskıcı Hokusai’ye (1760 - 1849) mal edilse de bu doğru değildir. Bu kelime yalnızca onun tarafından popülerize edilmiştir.

• Manga kelimesi iki Çin karakterinden oluşur. Birincisi ‘’ kayıtsız / komik ‘’ ikincisi ise ‘’ resim ‘’ anlamına gelir ve kısaca çeşitli komik görüntü anlamında kullanılmıştır.

• Hokusai daha az ciddi olan derlemelerine bu terimi kullanmıştır.

• Japonya da Hokusai’den yüzyıl öncede karikatür çizimler mevcut idi.

• İlk örnekleri ortaçağ Japonya sına ait olup resim ile yazı, bir öyküyü veya olayı anlatır.

• Bu çizimler her ne kadar Modern Mangayı andırsa da çok önemli bir fark vardır. Modern Manga seri üretilerek her kesime ulaşırken Ortaçağ da ise bu çizimler yalnızca tekil çalışma olup seçkin okuyuculara yönelik olmuştur.

• 18YY sonlarında, orta sınıf şehirli tüccarlarının çoğalmasıyla canlı bir Kibyoshi tüketici kültürü ortaya çıkarmıştır.





Kibyoski, kitap formatında ahşap baskı kalıp tekniği ile yapılır ve yetişkinler için öykü kitaplarıdır. Modern Manga gibi içerikleri çeşitli konulardan oluşur: komedi, dram, fantezi, pornografi…. Ancak 19YY ortalarında Kibyoshi Japon hükümet sansüründen ortadan kaybolmuştur. Her ne kadar Modern Manga Kibyoshi’ye andırsa da Kibyoshi Modern Manga’nın doğuş noktası değildir.

• Modern Manga 19YY Avrupa/Amerikan stili politik ve komedi karikatür ve Amerikan gazetelerindeki kutucuklar halinde yayınlanan resimli romanlardan doğmuştur.

• Japon Manga ile kıyaslandığında 20YY başlarında Amerikan karikatürleri epey revaçta ve çeşitliydi. O zaman aklımıza şu soru geliyor. Neden Japon Manga ilerledi ama Amerikan ise geriledi?

• Modern Japon Manga’sının ilerlemesinde Osama Tezuka’nın katkıları çok büyüktür. Japonya da Osama Tezuka ‘’ Manga’nın Babası ‘’ olarak nitelendirilir.





• Osama Tezuka’nın en önemli eseri tüm dünya tarafından da bilinen ‘’ Mighty Atom ‘’ dur. 1960 da, Amerika’da ismi ‘’ Astro Boy ‘’ olarak değiştirilmiş ve çizgi filmi yapılmıştır.





• Osama Tezuka’nın başarılı olmasının en önemli etkeni: çizimlerini film karesi gibi çizmesi olmuştur. Eskiden bir karede yapılan çizimi birden fazla kareye çizmiştir. Hatta çizimlerine ses efektleri bile eklemiştir. Ayrıca Manga’nın yalnızca güldürmek için değil gözyaşı, üzüntü, kızgınlık ve nefret gibi duygularda eklemiştir ve öyküleri her zaman mutlu son ile bitmemiştir.

• Tezuka 1947 yılında karikatür dünyasına adımını ilk olarak ‘’ New Treasure Island ‘’ ile yapmıştır.





Basım Akahon stilinde yapılmıştır. Akahon, kırmızı kitap olarak adlandırılmasının sebebi kapağında kırmızı mürekkep kullanılmasındandır. Akahon, çocuklar için savaş sonrası yoksulluk içinde olan Japon pazarının küçük bir bölümü için basılıyordu. Ancak ‘’ New Treasure Island ‘’ bunu değiştirmiş ve 400,000 kopya satmıştır.

• Bu başarı basım evlerinin gözünden kaçmamış ve savaş sonrası Tezuka gibi olmak isteyen birçok genç artisti piyasaya kazandırmıştır.

• Başlıcaları:









* SHOHTAROH ISHIMORI (İshinomori)








* FUJIKO FUJIO








* FUJIO AKATSUKA








* HIDEKO MIZUNO


• Tezuka’nın yenilikleri Manga pazarında radikal değişikliklere sebep olmuştur. Tezuka ile tanışan çocuklar ilkokul, ortaokul, lise, üniversite ve sonrasında bile onu takip etmiştir.

• 1960 lara kadar Manga çocuklara yönelik çizilmiştir.

• Çocukluktan genç yetişkinliğe adım atan bu kitleyi kaçırmamak için Manga 1960 da yüz değiştirmiş ve genç yetişkinlere yönelik konulara el atmıştır.

• Pazar büyüdükçe Manga çeşitlenmiş ve nerdeyse her kesime hitap eder hale gelmiştir.

• 1960 ların ortası ve sonu Manganın ‘’ Altın Çağı ‘’ olarak kabul edilir.

• 1980 de Manga yayıncılık alanının 40% nı yakalamıştır ve okuyucularının yarısı genç yetişkinlerden oluşmaktaydı.

• Manga’nın çocuk ve genç yetişkinler arasında çok hızlı büyümesinin sebeplerinden bir kaçı: insanların istediklerini yüksek hacimde ve ucuz olarak üretmeleriydi. Manga’nın siyah ve beyaz basılmasının ana sebebi basım maliyetinin ucuz olmasından kaynaklanması.

• 1980 lerin sonlarında Manga ve Anime, ‘’ Tsutomu Miyazaki Olayı ‘’ ile bağlantılı görülmesinden dolayı kötü damga yemiştir. Bazı kesimler Manga ve Anime yasaklamak ve satan dükkanların kapatılması istemiştir.





• ‘’ Tsutomu Miyazaki Olayı ‘’, 4 kız çocuğu öldürmüş, ırzına geçmiş ve parçalarını ailelerine postalamıştır. Evinde birçok Manga ve Anime bulunması Miyazaki’nin bu tarz yayınlardan etkilendiği kanısına varılmasına sebep olmuş ve asılarak cezalandırılmıştır.

• Her ne kadar bu olay Manga’yı bir süreliğine perde arkasına itse de Manga ayakta kalmış ve 1995 de doruk noktasına ulaşmıştır.





Shounen Jump dergisi 20milyon insan tarafından okunur hale gelmiştir ve bu her altı Japon’dan biri demektir.

• 1995 den sonra Manga endüstrisi düşüşe geçmiştir. En önemli sebepleri: İnternet, video oyunları ve cep telefonlarıdır.

• Televizyon dizilerinin 20% - 30% si Mangalardan alıntıdır.

• Manga, kalın magazin formatında ince kağıt da siyah beyaz basılır. Ev ve iş yerlerine bırakılan telefon rehberine benzerler.

• Haftalık popüler magazinlerden biri Shohen Jump’dır ve 1983 den beri basılmaktadır. En parlak zamanında haftalık 6milyon kopya satmıştır.

• Japon ve Amerikan karikatür dergilerinin arasındaki en büyük fark, Japon yazarlara daha fazla sayfa yeri verilir ve daha özgür çalışırlar.

• Geleneksel Manga sağdan sola doğru okunur bu okuma sayfadaki kutucuklar içinde geçerlidir.





Amerika’da soldan sağa okuma için birkaç girişim yapılsa da Manga sanatçıları ve hayranları buna karşı gelmiş ve sonuçta Manga geleneksel stilinde basılmaya ve okunmaya devam etmiştir.

• Manga, çizim stili ile de kendi kulvarında koşar. Manga sanatı denince ilk akla karakterleri gelir. Bu karakterlerin büyük gözleri, küçük ağızları ve aykırı saçları vardır. Ayrıca karakterlerin duyguları abartılı olarak çizilir. Birkaç örnek vermek gerekirse: Karakter ağladığında birkaç göz damlası yerine kovayı dolduracak derecede göz yaşı, güldüklerinde sanki ağzı tüm kafasını yutacakmış şekle girmesi veya kızdığında yanaklarının kızarması yerine vücudunun her yerinden buhar çıkması gibi….

• Japonya dışında Manga genelde çocuklara hitap etse de Japonya da durum böyle değildir. Her yaşa ve duruma uygun kategoriler mevcuttur. Bunlardan birkaçı:

1) Shoujo – Genç kızlara yönelik (18 yaş aşağısı). İçeriği aşk macerası, ilişkiler.. .






2) Shonen – Genç erklere yönelik (18 yaş aşağısı). Genelde aksiyon, spor…..





3) Kodomo – Yeni okuma öğrenen çocuklara yönelik





4) Shoujo-ai / Yuri – Lezbiyen: Kadın / Kadın ilişki





5) Shonen-ai / Yaoi – Gay: Erkek / Erkek ilişki





6) Hentai – Erkeklere yönelik pornografik





7) Josei – Kadınlara yönelik yetişkin içerikli





8) Seinen – Erkeklere yönelik yetişkin içerikli





9) Gekiga – Dramatik çizim, genelde deneysel ve edebi içerikli




• Manhwa – Manga’nın Güney Kore adaptasyonudur. En iyi örnek Park So Hee tarafından yazılıp çizilen Goong (Saray) dur





• Manhua – Manga’nın Çin adaptasyonudur. Örnek: Yu Wo – ½ Prince




• Manga’da Chibi karakterler kullanılır. Chibi, kısa insan veya küçük çocuk anlamına gelir ve genellikle Chibi stili öyküde şirin ve/ya komik kareler yakalamak için kullanılır.





• Takribi 200 değişik Manga dergisi bulunmakta ve her birinin içinde ortalama 15 düzenli dizi mevcuttur.

• Popüler birkaç Manga:

1) Takeshi Obata -- Death Note
2) Yuke Murata -- Eyeshield 21
3) Osamu Tezuka -- Black Jack


• Birçok Manga zaman içinde: bilgisayar oyunu, çizgi film, televizyon dizisi, tiyatro ve müzikallere dönüştürülmüştür.

• Manga, Japonya’da kitle iletişim ağının en geniş olduğu ülkedir. Sebeplerinden biride aile ve hükümet tarafından yasaklanmamasıdır. Örneğin: Japonya’da 10-14 yaş grubu için çizim yasağı olmazken Fransa ve Amerika bu yaş grubu için çizilip çizilemeyecek kriterler mevcuttur.

Kısaca ben Manga & Manhwa okumaya başlayalı bir yıl oldu ve kendimi kaybetmiş durumdayım. 40+ yaşından sonra okunur mu diye bana garip gözlerle bakmayın çünkü denemeden anlayamazsınız lakin ben bile kendime şaşıyorum!..

Ayrıca Manga & Manhwa dan uyarlanan dizileri bile izlemeye başladım. Hayatım boyunca alt yazı okumayı sevmemişimdir bundan dolayı İngilizce dışındaki film ve/ya dizileri hiçbir zaman izlememişimdir. Gelin görün ki yavaş yavaş dizi koleksiyonum bile oluşmaya başladı ve artık alt yazı okumaya o kadar soğuk bakmıyorum. Şu gerçek ki çok farklı bir dünya ve insan kendisini kaybediyor ve ben bu dünyada kendimi kaybetmekten büyük bir zevk alıyorum.

Kitap okumak çizgilerin harfleri oluşturmasıyla başlıyor Manga da ki güzellik ise çizgilerle bir gülümsemeyi, dövüşü, sevgiyi, hırçınlığı, ağlamayı, hüznü, mekanı….. görüyorsunuz.

Birinde gözleriniz okuyor diğerinde hem okuyor hem de görüyor.

Görmek çok güzel!.. Siyah, Beyaz, Gri, Sert çizimler, Yumuşak çizimler, Karmaşık desenler daha neler neler…………………………………

O akşam katılımcı arkadaşlara Manga çizdirdim aşağıdaki resimler bizlerin yaratmış olduğu Manga karakterleridir.




6 Haziran 2012 Çarşamba

Ben istemek Gitmek!




Epeyden beri yazamadım!
.
.
Parmaklarım,
Geldi,
Gitti,
Geldi,
Gitti,
.
.
Yalan Yalan Yalan Yalan Yalan!
.
.
Doğru olan NE o zaman?
.
.
Doğru olan!
.
.
Bilinmez,
Bilindiğinde,
Söylenmez,
Söylendiğinde,
Dinlenmez……
.
.
Bu aralar sardım,
Eski kaset çalar gibi,
.
.
Dilini anlamadığım,
Kültürüne yabancı olduğum,
Bir ülkeye……
.
.
Bazen:
Bir kitap,
Bir sinema,
Bir şarkı,
Bir dizi,
.
.
Beni NE mi sardı?
.
.
Bir dizi,
Hadi diyelim,
Birkaç dizi,
.
.
Tesadüfi kucağıma,
Düştüler!..
.
.
Ama şu gerçekki,
Ben istemek gitmek,
서울
.
.
Öhö birde,

난 널 사랑해 조태규


Nimir Ra


20 Mart 2012 Salı

"UYDURULAN HER ŞEY GERÇEKTİR."



“Uydurulan her şey gerçektir.” diyor Flaubert, Louise Colet’ye yazdığı 1853 tarihli mektubunda. Devam ediyor: “Bundan emin olabilirsiniz. Şiir sanatı geometri kadar kesin olan bir konudur. Zavallı Bovary’ciğim şimdi hiç kuşku yok ki Fransa’nın yirmi köyünde ıstırap çekiyor ve ağlıyor.”

Ve hiç kuşku yok ki onca zaman geçtikten sonra bile dünyanın her yerinde yüz(bin)lerce insan Emma Bovary’ye benzer bir acı içinde gözyaşı döküyordur. Flaubert gibi sanattan deva bulamamış, hayatın karamsar, birbirinin tekrarı günleri arasına sıkışmış düzinelerce Emma için birbirimize yüksek sesle söyleyelim diyor: “Madam Bovary, benim, sizsiniz, hepimiziz.”

Flaubert 1851 yılında yazmaya başladığı Madam Bovary’nin yaratım sürecini “Bu kitabı yazarken parmak eklemlerine kurşun toplar bağlayıp piyano çalan biri gibi hissediyorum kendimi,” diye açıklar. Yayımlandıktan sonra da müstehcen bulunduğu için açılan davalardan, kitabın ününden oldukça rahatsız olup “Çok param olsa, Madam Bovary’nin tüm kopyalarını satın alırdım ve bir daha kimse ondan söz edemezdi.” der Du Camp’a. Oysa on dokuzuncu yüzyıldan başka zamanlara Woody Allen tasarımı, geçiş sağlayan bir dolap olsa ve böylece romanının izini sürebilse, kitabın tüm basılı nüshalarını ateşe atamadığına sevinirdi sanırım.



Bu kitabı kulübümüzde, beraberce okuduğumuzda hepimiz kırklı yaşlarımıza yaklaşmıştık. Romanı çok daha gençken okumuş, Flaubert’in sıkça bahsettiği çekmecelerimize gömmüştük. Geçmişten kalanlarla, yeniden okumanın yarattığı katmanların birleşimi; tanıdıklık hissinden kaynaklı yakınlaşma olduğu kadar, sıklıkla içimize gömmeye çalıştığımız öfkenin dışa vurumu gibiydi.



“Hiçbir şey hakkında ama hayatla ilgili her şeyin anlatıldığı bir kitap.” diyor NTV Yayınları tarafından yayımlanan Madam Bovary Çizgi Roman’ında. İş Bankası Yayınları tarafından basılan çevirisi Nurullah Ataç’ın özverili çalışmasıyla başlıyor, onun vakitsiz ölümüyle Sabri Esat Siyavuşgil tarafından devralınıyor. Üç yüz seksen beş sayfalık kısacık bir romanda, yüzyıllarca devam edecek bir sıkıntısı/bekleyiş tekrar çevriliyor. Her ikisi de hiçbir çevirinin, romancının dilsel yeterliliğine yaklaşamayacağını belirtiyor. Orhan Pamuk “Bay Flaubert Benim!” diyor. Murakami, metaforlarının bir kısmını Flaubert’in çekmecesinden çıkartıyor. Perec, Şeyler romanına, Flaubert cümleleri yerleştiriyor. Röportaj vermekten kaçınan Salinger, Flaubert’e hayranlığını tekrar tekrar hatırlatıyor. Tolstoy’dan Nabokov’a, Henry James’ten Mario Vargas-Llosa’ya kadar birçok yazar, sanatçı Flaubert’e olan tutkusunu dile getiriyor.

Roman hakkında konuşurken, her birimiz Flaubert’in nasıl ölümsüz olduğunu tekrar hatırladık. Doğanın, yaşamın, aşkın, okurluğun, çevrenin, insanlığın değişmeyen “kutsal tarihçesini” dinledik. Onun benzersiz semboller eşliğinde yarattığı dilin büyüsüne kapıldık. Bu simgelerin birçoğunu düz bir okumayla bile önünüze serebilme ustalığına şapka çıkarttık. Anlaşılmaz benzetmeler yerine, ustalıkla kullanmış olduğu tertemiz mecazlarında, tüm budalalıklarımızı işaretledik.

FLAUBERT'İN SEMBOLLERİ

Roman Charles Bovary’nin gençliğiyle açılır ve Charles’ın taktığı tuhaf kasket ileride nasıl bir kişiliği olacağını anlatır. Annesinin onu korur kollar tavrı, tüm kitaba yayılır. Aşkın ne olduğunu çoktan tatmış olan Charles’ın doktor çıkıp, Mösyö Rouault’u tedavi etmesiyle tüm renkler, kokular iyice belirginleşmeye başlar. İlk tanışmalarında Emma’nın gözleri kestane rengidir, ama kirpikleri onları kara gösterir. Aslında roman boyunca, göz rengi değişip durur. Evden süsen çiçeği, nemli çamaşır kokusu gelir. Renkler birbirinin içinden geçerek; neşeyi, kederi, matemi, hevesi, umutsuzluğu, şüpheyi, arzuyu, devamlılığı, öfkeyi, tükenme ve tüketmeyi, boyun eğmeyi, ihtişamı, feryadı, sabretmeyi, dönüşümü, gelişimi, ilerleyememeyi, doğumu ve ölümün gelişini çizer. Yeşil doğanın, Charles’ın Emma’ya olan sevgisinin sembolüdür. Mükemmeliyete, zenginliğe, duyarlılığa işaret ettiği gibi Emma’ya iyi davrananlar hep yeşil giyer. Papatya ve yasemin naifliği, sığınmayı ve kibarlığı temsil ederken, kırmızı çiçekler tehlikenin habercisidir. Emma’nın kilisede gördüğü beyaz ve kırmızı çiçekler hem saflığı hem de Leon’un baştan çıkarıcılığını hatırlatır. Emma, Charles ile evlenip eve ilk geldiğinde yatak odasında eski karısının gelin buketini görür ve kendisi öldüğünde gelin buketine ne olacağını düşünür. Mutsuz evliliğinin simgesi olarak buketini yaktığında, gençliğini ve hayatını nasıl hayal ettiğini düşünür.

Mösyö Rouault’un kızı Matmazel Emma babasının tedavi süreci boyunca, bir taraftan küçük yastıklar diker. Bunu yaparken de ikide bir iğne parmağına battığı için, parmağını emmek zorunda kalır. Aklımıza Flaubert’in “Ben puro gibiyim: Yakabilmeniz için ucumu emmelisiniz.” sözü düşer. Puro da tıpkı renkler gibi uygun durumlarda fallik bir sembol olarak yerini alır, kasket sahibi kenara atılır, daha cazibeli, burjuvaziye daha uyum sağlamış olan şapkalı kişiler belirir. Vikont olur, saf bir noter kâtibi olur, zengin, çapkın biri olur, meraklı ve yenilikçi bir eczacı da, bir tüccar da. Emma’nın başında, özgürce uçuşur.



Mösyö Rouault, pencereyi aralar ve kızı Emma’nın Charles Bovary’nin evlenebileceğinin işaretini verir. Pencere tüm roman boyunca, ümidin, başka bir hayatın, kaçışın ve nihayetinde ölümün simgesi olarak açılır, kapanır. Bir sokak kaldırımı gibi dümdüz biri olan Charles, giderken kırbacını bulamaz. Oysa dans, coğrafya, resim bilip, piyano çalan Matmazel Emma, kırbacı buğday çuvallarının arkasında görmüştür. Flaubert, Marques de Sade’ı “eğlendirici bir saçmalık” olarak yorumlasa da okumuştur ve kırbaç tüm roman boyunca; okurun, zavallılığın, çaresizliğin, rutinin, yavanlığın ve kötü edebiyatın/sanatın üzerinde şaklar, acıtır, yakar, iz bırakır.

Emma yaşamının henüz başındayken zehirlenmiştir ve onu zehirleyen okuduğu sığ romanlardır. Yaşamı, aşkı, evliliği sadece haz duymak olarak algılar ve ne yazıktır ki, haz böyle bir bakış açısında süreklilik gösteremez. Flaubert, kitabı yazma serüveninde, romantizm akımının edebiyat üzerinde yarattığı karanlık, kaotik dehşetine bir tepki olarak Madam Bovary’i arsenik içerek öldürür. Emma, acı içinde cebelleşirken, ağzında mürekkebin tadını duyar. Flaubert Emma’yı yok ederken bu bayağılığı, bu yüzyılın tabiriyle çok satan kitapların yarattığı piramidi de yıkar.

Kızı doğduğunda bir isim bulmak için zorlanan Emma, Vaubyessard şatosunda gittiği baloda duyduğu Berthe adını seçer. Romanın birçok karakterinin isimleri özellikle seçilmiştir. Homais “Homme” isminden türetilmiştir. Fransızca adam anlamına gelirken, romanda burjuvaziliğin de sembolü olur. Mösyö Homais önemli kavramlara değer verdiği için çocuklarına bunları hatırlatır isimler koymuştur. Napoleon şan ve şerefe, Franklin hürriyete, Irma romantizme, Athalie Fransız tiyatrosuna övgüdür.

Leon, Emma'ya şehveti hatırlatır ve tutkunun sembolüdür. Leon kulağa “Loin” gibi gelir ki, o da üreme organı demektir. Binet, asker ve vergi tahsildarıdır. Tornasında ürettiği kullanışsız parmak yüzükleriyle faydasızlığı simgeler. İçi geçmiş ve karakteri zayıf biridir, hayal gücünden yoksundur. Fransızcada Binet, taklit etmek anlamına gelen Biner gibi telaffuz edilir. Ve en nihayetinde torna, basit ve tekdüze bir sanat eserinin ortaya çıkışını temsil eder, Emma’nın tuzağına düştüğü monoton hayatı işaret eder. Ölüm döşeğindeyken tornanın kendisini ölüme davet ettiğini işitir.

Lariviere Fransızcada nehir demektir. Dr. Lariviere de karakteri güçlü, tereddüt etmeyen ve kendi yönünde giden biridir. Emma'nın hizmetçisinin ismi Fransızca mutluluk anlamına gelen Felicite’dir. İsim oldukça ironiktir çünkü Emma, sürekli aradığı ve her şeyi yapmaya hazır olduğu mutluluğun kölesidir.

Flaubert yarattığı mekanlarla ilmekleri birleştirir. Yonville kasabası ile Rouen şehri arasındaki gidiş gelişler Emma’nın aşk ile ölüm arasında sıkışıp kaldığını simgeler.
Emma ile Leon’un buluştuğu at arabasını izleyen kör dilenci, Emma’nın ahlâki çöküşünü anlatır.

Bu yıkımlarla Flaubert, bize “Torbanın dibini gösterdi ve oradan kalkan yakıcı tozlar boğazımıza kaçtı.”

Ayşe, Gülda, Peyman


14 Mart 2012 Çarşamba

NEDEN JANE AUSTEN?

Sabit Fikir Dergisi'nin Şubat sayısında kulübümüzün bir yazısı yayımlandı. Hem yazıyı hazırlama süreci, hem de basılı bir dergide yazımızı görmek çok keyifliydi.




“Neden Jane Austen?” diye sorduk ve yanıtlarını aradık. Umarım cevaplarımız sizin için de aydınlatıcı olur:

NEDEN JANE AUSTEN?

“Çok satmak yazar için iyi, yayınevi içinse çok iyi bir haberdir. Yine de en iyisi Odysseus gibi azar azar, ama üç bin yıl satmaktır.” diyor Mehmet Eroğlu. Homeros ile Austen’i karşılaştırmak istemesek de 2011, ünlü yazarın ilk romanı Sense and Sensibility’nin yayımlanışının iki yüzüncü yılıydı. Eylül 2011’ de Austen ve ailesinin yaşadığı Bath şehri, on birincisi kutlanan Jane Austen Festivali ile dünyanın dört bir köşesinden gelen Regency Dönemi kıyafetleri içindeki Austen severleri buluşturdu.

Jane Austen, sevildiği kadar ciddi eleştiriler alan bir yazar. Tüm bu eleştirilere cevap vermek yerine; kısaca hem yazar, hem de kadın olup iki yüzüncü yılında bile, dünyanın her yerinde, onca savaşa, yıkıma, değişime ve adına çağdaşlaşma dedikleri tüketime rağmen, her dönem okunuyor olmak, kendi alanında en iyisi olmaktır, diye düşünüyoruz. Nasıl Homeros, Joyce’a, Shakespeare ’e, nice düşünür, yazar ve sanatçıya ilham kaynağı olduysa, Austen da onlarca filme, resme, romana ve ciddi derdi olan birçok esere esin kaynağıdır. Tüm bu vahşetin, hırsın, üzerimize sinen şüphenin, gerçekliğin kaybolduğu, bir özrün bile çok görüldüğü iki yüzyılcık anda; birinin de öyleydi, sebebi buydu ve çözüldü demesi gerekmez mi? Edebiyatın da böyle bir kapıya ihtiyacı yok mudur?

Kısacık ömrüne Sense & Sensibility, Pride & Prejudice, Mansfield Park, Emma, Northanger Abbey, Persuasion gibi benzersiz romanlar sığdırabilmiş Austen’ın izini Gurur ve Önyargı ile sürmeyi deniyoruz.

ELIZABETH BENNET VE MR.DARCY İLE BULUŞMA:



Pemberley Şatosu’nun o muazzam salonunda, piyanonun kenarındaki koltuğa bu yüzyıldan ilişiyoruz. Gözlerimiz, Elizabeth Bennet’in her şeye karışan, sürekli ailesini utandıran annesini arıyor. Çünkü romanın “Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekâr erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır.” cümlesinin kendi yüzyılımız kadının sıkışmışlığını da ifade ettiğini düşünüyoruz. Bunu hisseden Elizabeth “Mrs. Bennet’in aramıza katılamayacağını” söylüyor. O an Elizabeth’in gözlem yeteneği kuvvetli, zeki ve nüktedan olduğunu hatırlıyoruz.


-Öncelikle romanın adı konusunda mutabık kalmak isteriz. “Aşk ve Gurur” mu? “Gurur ve Önyargı” mı?



-Ülkenizde romanın önce Aşk ve Gurur adıyla basılması herhalde yayıncının tercihiydi. 1797 yılında Austen romanı “First Impressions” ismiyle yazmış olmasına rağmen ancak 1813 yılında “Pride and Prejudice'” olarak basılabilmiştir. Romantizm akımının etkisinin oldukça güçlü olduğu bir döneme girilmiş olduğunu belirtmek isterim. En uzlaşılabilecek şekliyle Gurur Darcy’yi, önyargı da beni temsil ediyor. Kaldı ki romanda klasik anlamda aşk sahnesi de yoktur.




Austen’ın romanı kendi ismiyle olmasa bile “Bir Hanım Tarafından” adıyla imzalaması büyük bir yürekliliktir. Romanın işaret ettiği sınıf farklılıkları kadar, kadına yönelik cinsiyete dayalı ayrımın çok belirgin olduğu yüzyılımızda Austen cesaretle romanın bir kadın tarafından yazıldığına dikkat çekmek istemiştir. “Miss Austen’ı neden çok sevdiğinizi anlayamıyorum?” diyen Charlotte Bronte, yirmi beş yıl sonra Jane Eyre’ı yayımlattığı zaman erkek adı kullanmıştır.


-Klasik anlamda bir aşk hikâyesi olmamasına, ne siz ne de Mr. Darcy romanda ölmemenize rağmen nasıl ölümsüz olabildiniz ve aşkınız benzersiz oldu?







- Twain “Jane Austen’nın yazdığı kitapların olmadığı herhangi bir kütüphane içinde başka hiçbir kitap olmasa bile iyi bir kütüphanedir” dese ve Borges de bunu hoş bir şaka olarak dillendirip, hatırlatsa bile Austen’in mahareti tam buradadır.








-Ah Elizabeth, lütfen Twain’in sözünü ciddiye almayın. Hatırlatırım; Faulkner da onun için “Avrupa’ da dördüncü sınıf yazar kategorisine giremeyecek kadar vasat.” demişti.”




-Yaşadığımız saf aşkla, tensel yaklaşımın değil, insanların karakterlerini oluşturan özelliklerin ön planda tutulduğu, cinsellik olmadan da bireylerin birbirlerini sevebilecekleri ve bu etkileşimin evlilikle sonuçlanabileceğini göstererek umut verdik. Hepimizin en çok ihtiyacı olan da bu olsa gerek!

1800’lü yıllarda İngiltere’de evlenmemiş 2,5 milyon kadar kadın vardı. Kadınlar oldukça baskı altındaydı. Annemin en büyük endişesi, babam öldüğünde evsiz ve çok az parayla kalacak olmamızdı. Erkek kardeşimiz olmadığı için evimiz kuzenim Mr. Collins’e geçecekti. Tüm sorumluluk bizim omuzlarımızdaydı ama sahip olduğumuz haklarımız kısıtlıydı. Hiç adilane değil ama yaşam böyleydi!

Evlilik öncesi cinsel ilişki tabuydu. Böyle bir ilişki yaşayan kadın toplumdan soyutlanırdı. Sosyal hiyerarşiyi kırabilmek için bir kadının çok akıllı olması gerekiyordu. Austen sizin yüzyılınızda yaşasaydı, eminim yaşadığınız sorunları yine olabildiğince dürüst bir şekilde anlatarak, çıkar yolu gösterirdi. Kaldı ki Austen’den etkilendiğini sürekli dile getiren Stephenie Meyer, yüzyılınızda ilişkilerin cinselliğe dayanmadığı, imkânsız aşklara konu olan romanlar yazıyor. Darcy’nin şimdi vampir, sonraki zamanda melek veya zombi olması kaçınılmaz görünüyor! İyi, harikulade, olanaksız ve keşke olabilse dedirtecek aşklar eşliğinde.


—Bize oldukça karmaşık görünen sosyal hiyerarşiyi karakterler üzerinden açıklayabilir misiniz?





—Lady Catherine, eski aristokrasiyi temsil ediyor, sevgili kocamsa ailesinden geçen büyük topraklara sahip bir asil, Darcy’nin arkadaşı Mr. Bingley ise babası servetini ticaretten kazandığından aristokrasiye paraları sayesinde dâhil olmuştur. Kuzenim rahip Mr. Collins eğitimli olmasına rağmen parasızdır. Bu nedenle sosyal sınıflamada en alt sıradadır.



- Neden her olayın sonu parasal değere gelip dayanıyor?




- Darcy’nin yıllık geliri 10,000 Pound, bu rakamı küçümsemeyin. Austen İngiltere hakkında hiçbir zaman olumsuz düşünceler yazmamış olsa da, bunca zaman sonra para burada bile değer kaybetti. Sizin yaşamınızda 800.000 USD gelire eş değer bir rakam bu. Babam öldüğünde, benim yıllık gelirim 40 Pound olacak. Sebep açık, sosyal adaletsizlik ve kadınların düştüğü çaresizlik.



— İletişimi nasıl sağlıyordunuz? Moda ve sosyal yaşam nasıldı? Kimleri okur, ne dinlerdiniz?






- Mektup diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bence en iyi iletişim aracı dedikoduydu, sonunda yanlış anlamalara neden olsa da!







-19. yüzyılda ampul icat edilmediğinden balolar, yemekler genelde yazın verilirdi veya taşradaki davetler, caddelerin şehirdeki gibi mumla ışıklandırılamaması nedeniyle dolunay zamanı yapılırdı. Biz erkekler avlanır, yarışlara gider, kitap okur, bilardo ve kumar oynardık. Kumar en büyük problemlerden biriydi. Toprak, ailenin büyük oğluna miras olarak kalırdı. Diğer oğullar meslek sahibi olmak zorundaydı. Askerlik, kilise, hukuk itibar gören alanlardı.

-Son Katolik kralın tahttan indirilmesi, İnsan Hakları Beyannamesi, Parlemonto’nun adımları atılması, Fransız İhtilâlı gibi gelişmeler sosyal ve ekonomik değişime sebep oldu ve orta sınıf güçlendi. Bu modaya da yansıdı. Elbiselerimiz oldukça sadeydi ve bu durum geçişe uyum sağlanabilmesi için önemliydi. Dönemimiz Georgian döneminden farklı, şatafattan uzaktı.



Lord Byron, W. Blake, Keaths ve tabii ki Austen. Mr. Darcy çok sevmese de ben müziğe ve dansa bayılırım. Beethoven, Rossini, Schubert ve Mendelsohn. Ah, o balo salonlarındaki valslar… Başlarda uygunsuz bulunsa da Lanner, Strauss bunu değiştirdi.




-Şimdi ne okuyorsunuz?



-Death Comes to Pemberley’i okuyorum. İnanılmaz bir yazar P.D.James. Konunun Pemberley Şatosunda geçmesi, bizim romanın kahramanları olarak yer almamız, romanı çok daha fazla değerli kılıyor. Mutlaka okuyun.





-Biz de okumayı istiyoruz. Umarım yayınevlerimiz en kısa sürede kitabı Türkçe’ye çeviririler.

Ayşe, Billur, Gülda, Peyman


Resimler Uğur Zeynep Keskin tarafından çizilmiştir.

Bu yazı Sabit Fikir Dergisi'nin Şubat 2012 tarihli on iki nolu sayısında yayımlanmıştır.

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails