1 Temmuz 2009 Çarşamba

EN SON YÜREKLER ÖLÜR


Yazari: Canan Tan
Mekan: Happymoon
Tarih: 30.06.2009
Sunucu: Ayşen
Katılımcılar: Aysun, Aycan, Ayşe, Billur, Belkis, Bilgen, Gülda, Özlem, Peyman, Reyhan, Yonca




'' Hep cihaz ile yaşasın! diye feryat ediyor Nehir. Razıyım ben. Kalbi atsın, soluk alıp versin, bu kadarı bile yeter bana. ''





CANAN TAN


Ankara’da doğan Canan Tan, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. Kendisi değişik edebiyat türlerindeki yarışmalarda birçok derece ve ödül almıştır.

-Kelebek (Hürriyet) Gazetesi’nin Senaryo Yarışması’nda Birincilik Ödülü /1979 (Oğlum adlı eser, fotoroman olarak çekildi.)

- 1.Ulusal Nasrettin Hoca Gülmece Öykü Yarışması’nda 1.Mansiyon /1988

- İnkılâp Kitabevi’nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması’nda basılmaya değer görülen İster Mor, İster Mavi adlı kitabıyla, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanı /1996

- BU Yayınevi’nin Çocuk Öyküleri Yarışması’nda 1.Mansiyon / 1997

- Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü Yarışması’nda Birincilik Ödülü, Sol Ayağımın Başparmağı /1997

- İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanları Ödülü, Sokaklardan Bir Ali /1997

- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce verilen Cumhuriyetin 75.Yılı Çocuk Öyküleri Ödülü /1998

- 10.Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’nde, uzun metrajlı film öyküsü dalında Birincilik
Ödülü /1999

Yeni Asır (İzmir) Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı.
Milliyet Pazar’da, güncel olayları esprili bir dille yorumlayan yazıları yayımlandı.
Mimoza dergisinde Çuvaldız, Kazete adlı kadın gazetesinde Kazete-Mazete adlı köşelerde yazılar yazdı.

Yazarın Kitapları :





AH ŞU UZAYLILAR!
BEŞİKTAŞ’IM SEN ÇOK YAŞA!
BEYAZ EVİN GİZEMİ
ÇİKOLATA KAPLI HÜZÜNLER
EN SON YÜREKLER ÖLÜR
EROİNLE DANS
EROİNLE DANS - CEP BOY
FANATİK GALATASARAYLI
İSTER MOR İSTER MAVİ
OĞLUM NASIL FENERBAHÇELİ OLDU?
PASTA PANDA
PİRAYE
SEVGİ YOLU
SOKAKLARDAN BİR ALİ
SOKAKLARIN PRENSESİ ŞİMA
SÖYLENMEMİŞ ŞARKILAR
TÜRKİYE BENİMLE GURUR DUYUYOR
YOLUM DÜŞTÜ AMERİKA’YA
YÜREĞİM SENİ ÇOK SEVDİ

Genelde edebi degeri fazla olmayan basit bir dil kullandığı için bolca eleştirilere maruz kalan yazar Canan Tan,buna ragmen,ya da belki de bu yüzden oldukça akıcı ve kolay bir anlatıma sahip.Hemen yanıbaşımızda yaşanıyormuşcasına hayatın içinden seçilmiş konularda keskin, hüzünlü sonlar belki de okurken durakladigimiz tek anlar…

Bir ögretmen edasıyla tekrarları bolca kullanması kitabın karakterleri ve olaylarını gözümüzde canlandırması ve duyguyu okuyucuya geçirmesi anlamında hem yardımcı hem bayıcı. Kalem çok güçlü değil belki ama kitaba seçilen isim anlatım diline inat oldukça çarpıcı. Yazarla ilgili ilginç bir yön bu kitapta o yönünü hiç göremediğimiz ama Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar olması.(İster Mor İster Mavi)

EN SON YÜREKLER ÖLÜR

Kitapta,kısaca,peri masalı misali bir araya gelen Nehir ve Deniz’in, mutluluklarının ve beraberliklerinin bir trafik kazası neticesinde sona ermesi ve Deniz’in bağışlanan organları sayesinde hayat bulan insanlardan Arda ile Nehir arasında tekrar askın başlaması anlatılmaktadır.Bu arada Arda’ya bağışlanan organ KALPtir.

Kitabı hem okumak hem sunumunu yapmak için seçme nedenim sadece organ nakli konusuna duyduğum ilgidir.

Belki ölüm korkusu,belki tıp dünyasına,sisteme olan güvensizlik,belki de dini sebeplerden uzak durduğumuz organ bağışı kararı,ölümümüzden sonra başkalarına hayat vermekten öte çok enteresan bir karar…Önce kısaca organ bağışı….

ORGAN BAĞIŞI

Organ bağışı esas itibariyle on sekiz yaşını doldurmuş ve doğru ile yanlışı ayırabilme yeteneğine sahip herkesin,başta kalp olmak üzere,akciğer,böbrek,karaciğer ve pankreas gibi organlar;kalp kapağı,göz kornea tabakası,kas ve kemik iliği gibi dokuları bağışlamak suretiyle bir çok insana yaşama şansı vermesidir.


YASAL DAYANAĞI

18 yaşını doldurmuş olmak ve bu dileğin,iki tanık önünde,sözlü olarak yapılması,genişletilmiş gönüllülük ve ayrıca bunun bir hekim tarafında tasdik edilmesi yeterlidir.Bunun için en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak”Doku ve Organ Bağış Belgesi”alınabilir.Bu belge,genellikle nüfus kimlik cüzdanı yanında taşınarak,herhangi bir kaza durumunda doktorların,gerekli organları kurtarması sağlanmaktadır.

Genişletilmiş Gönüllülük Yönteminde bağışcının ölümünden sonra,ailesi de bağış için onay verebilir. En Son Yürekler Ölür Kitabının da en çarpıcı kısmı anlatım şekli çok önemli değil,bu kararı vermenin zorluğundadır.Bu kararı sağlığımızda versek bile cesaret edip “organ bağışı” formunu dolduramıyorsak bile en azından bu dilegimizi yakınlarımıza söyleyip sevdiklerimize bir iyilik,belki de en büyük iyilikte bulunabiliriz.

BEYİN ÖLÜMÜNÜN TESPİTİ

Ölümden sonra nakil için organın alınması,ancak beyin ölümünün kesin tespit edilmesi ve izin alındıktan sonra mümkün.En başta kendim olmak üzere bazı insanlar beyin ölümünün tespitine kuşku ile bakmakta.Bunlar,organların alınması uğruna,beyin ölümünün erken tespit edilmiş olabilecegi endişesini taşıyor.Bununla ilgili olarak ilginç bir örnek de mevcut:

2008 Mart ayında Amerika’da 21 yaşındaki bir genç,Zach Dunlap,yaptığı bisiklet kazası sonucunda, komaya girdi ve bir süre sonra beyin ölümü tespiti yapıldı.Ailesi organ bağışı için izin verdi.Fakat organ alımı işleminden çok kısa bir süre önce vedalaşmak için odaya giren hasta yakınlarından hemşire olan kuzeni cebinden çıkarttığı bıçakla hastanın ayağının altına kesik atınca hastadan tepki geldi ve hasta 2 ay sonra da taburcu edildi. Gerçi bu olay istatistiklere göre yüzbinlerde bir gerçekleşen bir olay…

Beyin ölümü kararının verilmesi için 4 branştan oluşan beyin ölümü tespit kurulunun onayı gerekiyor ve bu kurul nöroloji,nöroşirürji,anestezi ve kardiyoloji uzmanlarından oluşuyor.Bu tanının konması,geri dönüşü mümkün olmayan bir ölüm sürecinin başladıgı anlamına geliyor.O sırada kalp çarpıyor,solunum makineler yardımıyla sürdürülüyor olsa bile beynin kalıcı hasar gördüğü ve kişinin yaşama geri dönme olasılığının kalmadığı kabul edilmiş oluyor.Yani gerçekten en son yürekler ölüyor.Örneğin Almanya’da ayrıca beyin ölümü tanısı koyan doktorların,organ alımı ve nakil ekibinde yer almamaları gerekiyor.

GERÇEK VE ENTERESAN HAYAT HİKAYELERİ

Yaşarken organ nakli gerçekleştiren hastaların bir kısmı tedavi süreçlerini kendi bloglarında günlük olarak anlatmakta.Bunlar arasında böbreğini en yakın arkadaşına veren Nicole ve böbreği alan Anna’nın hikayesi güzel bir hikaye.

www.onekidneysjourney.blogspot.com resim

Yine organ nakli ameliyatı geçiren ve bütün süreci bloglarında 2.5 sene süresince anlatan Dawn ve kız arkadaşı Carla nın hikayeleri de hastalık sürecinin sadece hasta bakış açısını değil hasta yakınlarının da olaya yaklaşımlarına ışık tutmak açısından tavsiye edilebilir.

www.carlanddawn.blogspot.com resim

HÜCRESEL HAFIZA

Hayatlarımızın bir noktasında hepimiz Deja Vu’yu tecrübe etmişizdir.Yıllardır da bunun açıklaması yapılmaya çalışıldı.Matrix filminde bile bu konuya yer verildi.Bilimsel teoriler ve mistik açıklamalar yapıldı fakat netice olarak ne olduğu anlaşılamadı.Kabul edilen tek şey “Deja Vu”nun var olduğu.

Şimdi Deja Vu ya benzer ama daha az bilinen bir kavram daha var o da Hücresel Hafıza olarak çevirebilecegimiz “Cellular Memory”.Cellular Memory’nin Deja Vu kadar iyi bilinmemesinin nedeni daha az insan grubunun bunu tecrübe edebiliyor olması.Çünkü hücresel hafıza sadece organ nakli gerçekleştiren insanlarda görülüyor.Teori;Organ nakli gerçekleştiğinde nakil olan organla birlikte organda daha önceki sahibinde depolanmış olan bilgi ve enerjinin de yeni alıcıya geçmesi.

Bir çok bilimci hücresel hafızanın kullanılan ilaçların yan etkisi ya da büyük tesadüf olduğu görüşünde.Tabi bu düşünceler de dogru olabilir ama 25 yılda toplam 700 ün üzerinde organ nakli gerçekleştirmiş olan Dr.Jack G.Copeland in RESİMaçıklaması bence daha tatmin edici.Copeland’e göre nakil sırasında organla birlikte DNA lar da transfer ediliyor.Ve bu genler sadece o organla ilintili olmayıp hücresel fonksiyonların olduğu diğer sistemlere de bağlı ki bu da organ alıcısında bir takım kişilik değişikliklerine yol açabilir.Aksi takdirde aşağidaki örnekleri tesadüfle açıklamamız çok kolay olmayacaktır.

VAKA 1:

Banyo küvetinde boğularak ölen 16 aylık bir bebeğin-Jerry- kalbi 7 aylık bir bebeğe-Carter- transfer ediliyor.Jerry’nin annesi Carter’la ilk kez karşılaştığında Carter’ın ilk reaksiyonu burnunu Jerry’nin annesinin burnuna sürtmek oluyor tıpkı Jerry’nin yaptığı gibi.Carter 5 yaşına geldiğinde bir akşam Jerry’nin anne ve babasıyla uyumak istiyor ve yattıklarında Jerry nin annesi duygusallaşıp ağlamaya başladığında Carter ona “ağlamamasını,Jerry nin iyi olduğunu” söylüyor.Diğer tarafta Carter’ın annesi oğlunda ameliyattan önce olmayan tik’in ameliyattan sonra olduğunu ve sonradan Jerry de de aynı tikin olduğunu öğrendiğini söylüyor.Ayrıca aylar sonra Carter’ın Jerry’nin babasıyla ilk karşılaşmalarında Carter adama direkt olarak “baba” diyor.

VAKA 2:
Araba kazasında ölen 19 yaşındaki bir kızın-Sara- kalbi 29 yaşındaki bir kadına-Susie- transfer ediliyor.Nakil öncesi Sara tam bir vejeteryan,Susie de tam bir Mc Donalds müşterisi.Nakil sonrası Susie ağzına bir daha et koyamıyor.

VAKA 3:

Jimnastik provalarında kaza geçirip ölen 14 yaşındaki bir kızın-Anna- kalbi 47 yaşında bir adama-Gus- transfer ediliyor.Anna’nın en tipik özelliği anoreksisi ve gıdaklamaya benzeyen gülüşü.Transfer sonrası Gus’ta görülen en büyük değişikik gıdaklar gibi bir gülüş ve yeme sonrası istifra özelliği…

Buna benzer bir sürü örnek var.Alıcıların ve Organ bağışlayıcılarının ailelerinin mahremiyeti için tam isim belirtilmeyen bu örnekler Dr.Paul Pearsall tarafından yapılan ve kaydedilen röportajlardan alınmıştır.RESİM VE LİNK

Bu örneklerden ve Amerika’da bulunduğum dönemlerde bu konuyla ilgili izlediğim TV programlarında organ alıcılarını ve ailelerini gördükten sonra organ naklinin benim için anlamı farklılaştı.Organ nakliyle sadece hayat kurtarmakla kalmayıp belki başka bir boyutta yaşamaya da devam ediyoruzdur kimbilir….

Bu kitabın benim için tek anlamı “organ nakli” konusunu en azından bizim grupta tartışmaya açmamıza ve organ nakli konusunda düşüncelerimizi,kararlarımızı ailelerimizle,sevdiklerimizle şimdi paylaşma fırsatı yakalamamıza bahane olmasıdır.
Bu konuyla daha fazla ilgilenenler için Jill Wolfson tarafından yazılan “Cold Hands Warm Heart”gerçekçiliği açısından en çok tavsiye edilen kitap.Bilginize…
resim

9 yorum:

Gulda Sahin dedi ki...

Ayşen,

Seçtiğin mekan, fenerler, yaptığın melekler, masanın üzerinde bulunan taşlar, çiçekler, sen ve daha da önemlisi araştırmaların ile romanın çok üzerine geçmiş olan çizgi o kadar güzeldi ki, romanın tüm kötülüğünü örttü. Çok teşekkürler, ellerine sağlık.

Adsız dedi ki...

Sevgili Ayşen,

Organ bağışı aslında hiç düşünülmeden verilmesi gereken bir karar ancak insan hayatta iken bu kararda çelişkiler yaşıyor. Dün akşam bu epey tartışıldı. Sunumun kitapdan ÇOK daha sürükleyiciydi ve zaman nasıl akıp geçti anlamadım. Ortamı çok güzel hazırlamıştın eline sağlık. Bu arada önünde duran ayrı ayrı ataşlanmış notlarında dikkatimizden kaçmadı!. Verdiğin emek için çok teşekkür ederim. (Ayşe)

Bilgen dedi ki...

Günaydın herkese,
Özenle seçilmiş kırmızı saksılı çiçekler, el yapımı keçe melekler, konsept pasta,ortam ve sunum hepsi cok guzeldi. Başım çok ağrıyor olsa da çakralarımı açmaya yardımcı olan güzel çakıl taşları ve Ayşe'nin ağrı kesicileri sayesinde bu güzel toplantının sonuna kadar kalabildim. Benim içn en ilginç nokta aslında "aaa herkes organlarını bağışlamalı" yaklaşımının aslında gerçekten düşünüldüğü zaman ne kadar da tartışmaya açık bir konu olduğunu görmek oldu. Sabah işteki arkadaşlarımla da konuştuğumda gerçekten herkesin bu konunun suistimal edilmesi ve sistemin işlemediğine dair ne kadar kuvvetli bir inancı olduğunu gördüm. Hatta bunu bizzat yaşayanlar da olmuş. Organları yaşarken bağışlamak aslında pratikte öldüğünde çok da bir şey ifade etmiyor.Bu prosedürleri yerine getirmesen de ailemizin biz öldüğümüzde bu kararı vermesi yeterli.Sadece bu konuyu soracak ve ikna edecek bir kişinin hastanede olması gerekiyor. Dolayısıyla bu şi yapabilecek bir ekibin varlığının yanı sıra yaslı aileyi doğru zamanda ikna edecek uzmanlara gerek var. Yani bu işi doğru iletmek, dine uygunluğunu anlatmak, vb. (Bİlgen)

Peyman dedi ki...

Ayşen'cim,

Ferzan Özpetek filmlerinin bir hayranı olarak, yarattığın Cahil Periler atmosferi gerçekten tam ruhuma hitab ediyordu. Ayrıca çoktandır görmediğim gün batımını Fenerbahçe koyunda salınan yelkenlilerin tepesinde görmek harikuladeydi.
Meleğimi arabama astim.
Sabah da organ nakli ile ilgili verdiğin faydalı bilgileri, enteresan örnekleri ofisteki arkadaşlara aktardım.
Gerçekten bu kadar güvensizlikle yaşadığımız şehirde, ülkede organ nakli ne kadar doğru şekilde yapılabiliyor, dün akşam da gördüğümüz gibi tartışmaya çok açık bir konu. Ama şu da muhakkak ki, ölümümüzden sonra ihtiyacı olanlara bağışlayabileceğimiz organlarımızın insanlara hayat vereceğini bilmek çok tatmin edici.
Ellerine, emeğine sağlık. (Peyman)

billur dedi ki...

Sevgili Ayşen;

Datça yolculuğumu bu sunum için ertelemiştim ve ertelediğime de açıkçası değdi. Asında gün boyu çok sıkıcı geçmişti ve bir an gelmemeyi bile düşünmüştüm ama sonra böyle sıkıcı geçen günlerin ardından sunumların nasıl iyi geldiğini kendime hatırlattım ve ...haksız çıkmadım..Özenle hazırlanmış bir masa...Çiçekler ve ağaçlara asılmış melek figürleri...ve müthiş hoş görünen Ayşen!

Açıkçası ben kitabı beğenmedim ve sanırım en yüksek sesle de dile getirdim. Ancak daha sonra her kitabın okuyana öğrettiği bir şeyler, düşünmesine yol açan yeni fikirler vardır tezimden hareketle daha olumlu bakmaya çalıştım .En azından organ nakli ile ilgili olarak fikirlerimizi ve derinliklerimizde yatanları biraz da olsa su yüzüne çıkardı diye düşünüyorum. Hepimizin teoride de olsa organ naklini onayladığımızı ama iş pratiğe geldiğinde güvensizlik, yeterli bilgiden yoksun olmamız, aslında hiçbirimizin ölümü düşünmediğimiz ve ölsek de sonsuza dek şimdiki halimizde görüneceğimizi düşündüğümüz gibi ilginç hususlar ortaya çıktı.

Senin organ naklinde yaşanan olaylarla ilgili olarak yaptığın araştırmaların Canan Tan tarafından hiç doğru ve detaylı bir şekilde romana yansıtılmaması da -çünkü ana tema öyle gibi verilmişti-beni aslında daha da sinirlendirdi. Anlattığın olaylar gerçekten ilginçti.

billur dedi ki...

Bu kitabı okuduktan sonra bloglarda araştırma yaparken "aylindendenemeler" diye bir bloga kitapla ilgili yorumlarımı yapmıştım:

Sevgili Aylin Hanım;

Canan Tan'ın En Son Yürekler Ölür adlı kitabı için yaptığınız yorumlara ne yazık ki katılmam mümkün görünmüyor.

Sayın Canan Tan kitabı fazlaca kadınca ve adeta çocuklara kitap yazar edasıyla yazmış. Ağızdan ağıza pazarlama yöntemi, organ naklı konuları, abartılı bir karakter olan Nisa'nın resim konusundaki verdiği eğitici bilgiler (örneğin Frida Kahlo hakkında eve ziyarete gelen Nehir'e doğum tarihini söylemesi -ki onca söylenmesi gereken şey varken)okurda hiçbir merak uyandırmaya yönelik bir tarza sahip olamdığı gibi, eğreti durmuş "aman şurada da biraz eğitici öğretici olsun" kabilinden bir bilgilendirmeden öteye geçememiş.

Herşey kurmaca iken; Dokuz Eylül Üniversitesi'nin adının ve koordinatörün adının geçmesi; birden Akmerkez'in ortaya çıkması da hoş olmamış. Kitapta Nehir'in İstanbul'a dönüşünde Nisa ve Sultan'ı kapıda bırakarak eve girmesi ifadesinden sonra aslında Sezenler ile hiç görüşülmediğinin yazılması da bir hata olarak karşımıza çıkıyor.

Nehir’in organ nakline karşı çıkmasının ardından beni yalnız bırakın demesi ve sonra kabul vermesini yazar hiçbir şekilde yansıtamamış; duygu ve düşüncelerini, savaşımlarını, aklından geçenlerini, gelgitlerini vs daha iyi dillendirmeli ve sadece “Deniz olsa ne yapardı” cümlesinin ardına sığınmamalıydı zira Deniz hakkında da çok bilgimiz yok. Düğün öncesi her şeyin kusursuz gidiyor olmasının ardından mutlaka kötü bir şeyler olur hurafesi ve Deniz’in ölmesi, hayatını en ince ayrıntısına kadar planlamak isteyen Arda’nın neredeyse tek geçerli sebebinin kendisinin oğlak burcu olmasına dayandırılması, Deniz ile Nehir’in tatillerinde Ölüdeniz efsanesini anlatmak üzere hazır bekleyen “gözlemeci “ teyzenin gerçekdışılığı (gerçek dışı öğeler barındırsa, kabul), bu efsanenin veriliş tarzının roman akışında zayıf kalması da eleştirilecek yönlerden. Hele Deniz, Nehir ve Derin üçlemesi ve bunlara yüklenen anlamlar; denizin nehire kavuşması gibi mecaz anlamlar yüklenen ifadeler beyaz dizilerde bulunacak cinstendi.Ruh çözümlemeleri bir ruh doktorunun , ressam hakkında bilgiler bir resim öğretmeninin ağzından anlatılır edasındaydı.

Ayrıca Arda’ya olan yakınlaşmanın temeli ve nasıl bu noktaya gelindiği de hiç gerçekçi olmadığı gibi, Nisa’nın o kalbe dokununca oğlundan izler bulması, Nehir’in dokununca Arda’yı bulması da yüzeysel bir yaklaşımı içeriyordu. Nehir’in babasının birden ortaya çıkması ve bunca yılın ezikliğinin çözümlenmesi de her şeyi mutlu sona bağlamanın getirdiği zorlama bir bölümdü. Bir evhanımı olan, nazar,kısmet vs gibi hususlara kafayı takmış abla Nevin’in organ naklinin yapılmasının ardından kişilerde ortaya çıkan vericinin özelliklerini taşıma hususunda da Nehir’e söylediği “konunun edebi olarak ele alınmadığı, sinemada da iyi işlenmediği” gibi yazarın yapmış olduğu araştırmanın izlerini taşıyan sözler de çok eğreti durmuştu.

Tüm bunların yanı sıra diğer her şey çok klişeydi; zengin bir playboy, başarılı, hırslı genç iş kadını, plazalar, yalılar, tatil köylerindeki tatil kavramının eleştirilmesindeki değinilen hususlar.....Ayrıca bu kadar bilgi gurusu olan Canan Tan’ın Özdemir Asaf’ın diye yazdığı dörtlüğün aslında Can Yücel’in Fark Etmeli İnsan şiirinden olduğunu bilmemesi ve böyle bir konuda yanlış bilgi vermesi de kabul edilir bir şey değil.Bu kitaptan olsa olsa 200 bölümlük bir tv dizisi çıkabilir herkesi de ekrana bağlar; aradaki boşlukları ve yüzeysel geçişleri de oyuncular tamamlayabilir, diye düşünüyorum.
Saygılarımla,
B.Hayal

Aysun dedi ki...

Herşeyden önce ,geç te olsa,bloğa ilk defa yazı ve dolayısıyla yorum yazdığım için çok heyecanlı olduğumu belirterek başlıyayım :)

Roman;
Çok klişe tiplemeler,çok sıradan hatta eksik bir anlatım ...

Buna rağmen ;

- Yine de yüreğime dokunan yerler varmış ki yüreğimin burkulduğu anlar olmadı değil...

-Ben söyleyecek sözü olan ve derdini anlatmak isteyen herkesin konuşmasından ya da yazmasından yanayım,evet romancı Canan Tan ı tekrar okumak için heves duymuyorum ama organ nakli konusunu da burada bırakmamak niyetindeyim ve hatta korkularımı yenersem kimbilir belki bir gün...

-Hal böyle olunca, Eczacı Canan Tan bir taşla iki kuş vurmuş sayılmaz mı? Hem içindeki susmayan sesleri dile getirerek romancı yanını tatmin etmiş, hem de çok basit anlatımıyla okumayan halkıma kitap okutmuş ve dahası, bir broşürde gördüğümüzde ya da bize dayatıldığında dinlemeyeceğimiz,okumayacağımız organ nakli gibi buzz! gibi bir konuda, bir parça da olsa düşünmemize yol açmış.(sanırım vurduğu kuş üç oldu ya neyse) Deniz yıldızının hikayesindeki gibi; belki sadece bir insan için farkeder ama az şey midir?

Mekan;

Canım Ayşen, yine sihirli elin değmiş ve ortam öyle başka ,öyle alıp götüren başka bir yere dönüşmüştü ki sen bakma benim tanımıma ! aklıma düşürdüğü Ferzan Özpetek in karesinden farklı değildir ,ifadem değişik olabilir :)

Ben bizim toplantıların sanırım en çok bu kısmını seviyorum ,gittikçe noktalama işaretlerini teker teker kaybettiğimiz bu toplumda,soru işareti bol bir gece daha kapandı ve Ferit Edgü nün de dediği gibi "Noktalama işaretlerinden (söylemem gerekli mi?) en çok soru işaretini severim"

* * * * * dedi ki...

Allahım; Allahım!
Aysuncuğum;

Ellerin dert görmesin diyor, güzel ve hoş yorumlarının devamını diliyorum.
Sevgiler
Billur

Adsız dedi ki...

Merhaba
Canan TAN'ın kitaplarını çok severim, hemen hemen hepsini okudum sayılır. Ayrıca teşekkür ederim, iyi günler..

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails