22 Mart 2009 Pazar

Cebelavi Sokağının Çocukları - Necip Mahfuz - 24.12.2008



Kitap :Cebelavi Sokağının Çocukları
Yazar : Necip Mahfuz
Sunucu : Billur



'' Gecenin ardından gün nasıl doğuyorsa adaletsizlikde birgün son bulacaktır. Zorbalığın ölümünü de göreceğiz, ışığın ve mucizelerin doğuşunu da ''


CEBELAVİ SOKAĞININ ÇOCUKLARI

(CHILDREN OF GEBELAWI)






YAZARI : Necip Mahfuz

Necib Mahfuz, 1988 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mısırlı Yazardır.Nobel Ödülünü kazanan ilk müslüman ve tek Arap yazar olmuştur. "Ortadoğu'nun Balzac'ı" olarak tanınır. Mahfuz, Kahire’nin Cemaliye bölgesinde 6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir tüccarın oğlu olan Mahfuz, adını kendisini doğurtan Profesör Necip Paşa Mahfuz'dan aldı. 70 yıllık kariyeri boyunca 34 roman, 350 küsur kısa hikaye yayımladı. Kitaplarının çoğunda, hayatının tamamını geçirdiği ve Nobel ödülünü almak için bile ayrılmadığı Kahire’nin tarihi mahallelerindeki yaşamı; modern ve geleneksel yaşam arasında denge kurmaya çalışan sıradan insanları anlattı; pek çok kitabı Arap filmlerine konu oldu.

Yazı hayatına, 1928’de Selame Musa'nın çıkardığı el-Mecelle el-Cedide dergisinde yayımladığı değini yazıları ve öykülerle başladı. Kahire Üniversitesi'nde felsefe öğrenimi gören Mahfuz'un ilk romanı Abes el-Akdar 1939'da yayımlandı. 1957’de yazdığı Kahire Üçlemesi ile Arap edebiyatının tanınmış bir ismi oldu. Bu üçlemede Kahire'de yaşayan bir ailenin üç kuşağının 1. Dünya Savaşı ve 1952'deki Nasır darbesine kadar olan dönemde yaşadıklarını ve Mısır toplumunun değişimini anlattı.


Devlet Başkanı Enver Sedat’a İsrail ile yaptığı barış antlaşmasında verdiği açık destekten ötürü birçok Arap ülkesinde kitapları yasaklandı. 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonra bu yasaklar kalktı.

1989 yılında Mısırlı kökten dinci Ömer Abdülrahman tarafından hakkında ölüm fetvası çıkartılan Mahfuz, 1994 yılında Kahire’deki evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Saldırıdan yaralı kurtulan Mahfuz, sağ kolundaki sinirler zedelendiği için yazmakta büyük güçlük çekmeye başladıysa da ilerleyen yaşına rağmen edebiyattan kopmadı ve kısa hikayeler yazmaya devam etti.

2006 Temmuz'unda düşerek kafasından yaralandı. 30 Ağustos 2006 günü Kahire’de 95 yaşında vefat etti. 31 Ağustos 2006 Kahire'de devlet töreniyle uğurlandı.

·Diğer En Önemli Eserlerinden Seçmeler :

· Midak Sokağı


· Kahire Üçlemesi :Saray Gezisi (Kahire Üçlemesi 1) ,Şevk Sarayı (Kahire Üçlemesi 2), Şeker Sokağı (Kahire Üçlemesi 3)




· Hırsız ve Köpekler
· Bıldırcın ve Sonbahar
· Dilenci
· Miramar


NECİP MAHFUZ HAKKINDA KISA KISA......

Necip Mahfuz verdiği bir demeçte “

“I am the son of two civilizations that at a certain age in history have formed a happy marriage. The first of these, seven thousand years old, is the Pharaonic civilization; the second, one thousand four hundred years old, is the Islamic civilization”

diyerek kendini tanımlamıştır.

Necip Mahfuz eserlerinde her zaman fon olarak Kahire’yi kullanması ile dikkat çeker. Ayrıca Necip Mahfuz’un eserlerinde kadınların büyük rolü olmakta ve tüm hikayeler aslında kadınların etrafında dolaşmaktadır. Kadın karakterler özellikle fakir, kötü yola düşmüş ve fahişeler olmakta ve hepsi de sosyal konumlarının zayıf olmasına rağmen bilge ve güçlü karakterlerdir.

Necip Mahfuz dünya yazarları olan yazarlarla kıyaslanmakta ve bazıları ile benzer yönleri şu şekilde açıklanmaktadır: Necip Mahfuz Émile Zola gibi sıradan insanların hayatını anlatır Dostoyevski gibi tek bir şehir ile ilgilidir. Necip Mahfuz Nobel ‘i kazandığı zaman bu haber “ ve Nobel Necip Mahfuz’u kazandı” olarak verilmiştir.





(Bu resimde Necip Mahfuz hayranlarından birkaçı ile konuşurken)

Nobel edebiyat törenine gönderdiği konuşma metni bir entelektüele, duyarlı bir yazara yakışan bir tavrın, edebiyat anlayışının belgesidir:

"Ben, borçlarını ödeyebilmek için insanların açlık sınırında yaşamak zorunda kaldığı bir dünyadan geliyorum. İnsan hakları çağında, insan haklarından yoksun bırakılıp, ayrımcılığa uğratılarak perişan edilen Güney Afrika'daki milyonlar sanki insandan sayılmıyor. Kendi topraklarında, babalarının, dedelerinin topraklarında yaşamalarına rağmen Batı Yakası ve Gazze'de kaybolmuş insanlar var. İlkel insanın elde ettiği ilk hakkı talep ediyorlar; onlara ait olduğu başkaları tarafından da kabul edilen kendi yerlerine, kendi topraklarına sahip olmak istiyorlar. Bu cesur ve soylu hareketlerinin karşılığını -kadın, erkek, genç, yaşlı demeden- kemikleri kırılarak, kurşunlanarak, evleri başlarına yıkılıp dolduruldukları hapishanelerde ve toplama kamplarında işkenceden geçirilerek alıyorlar. Etraflarını saran 150 milyon Arap, olan biteni üzüntü ve öfkeyle izliyor. Bu durum bölgeyi bir felakete doğru sürüklüyor ki, böylesi bir felaket ancak adil, kapsamlı bir barış için uğraşanların çabaları ve bilgeliğiyle önlenebilir. Evet, Üçüncü Dünya'dan gelen bu adam hikâyeler yazmak için iç huzurunu nasıl bulabildi? Bereket versin, sanat cömert ve anlayışlıdır. Mutlu olanın hayatını zenginleştirdiği gibi çaresizin de hayatını çoraklaştırmaz. İçlerinde birikenleri dışa vurmaları, ifade etmeleri için ikisine de uygun araçları sağlar."


ESER HAKKINDA KISA BİLGİLER VE YORUMLAR

Eser ile ilgili olarak Kör İmam" diye bilinen Ömer Abdulrahman, "O herif Sokağımızın Çocukları romanı yayınlanır yayınlanmaz ortadan kaldırılsaydı, Salman Rüşdi bugün Şeytan Ayetleri'ni yazmaya cesaret edemezdi" demiştir ve bu bir fetva olarak nitelendirilmiş ve Necip Mahfuz suikasta uğramıştır.

Cebelavi Sokağının Çocukları ilk olarak tefrika olarak 1959 yılında Al Ahram adlı günlük bir gazetede yayınlanmıştır ve dinin ve bu dine mensup kişilerin düşüncelerine hakaret ettiği gerekçesi ile sokaklara taşan gösterilere sebebiyet vermiştir. Eser hala Arap Dünyasında kitap biçiminde basılı değildir.

Kitabın bu kadar yankı uyandırmasına rağmen Mahfuz kitap ile ilgili olarak “Kahire Üçlemesi ve El-Harifish Cebelavi Sokağının Çocuklarından çok daha önemli kitaplardır” demiştir .

Kitap Kahire Üniversitesinden bazı eleştirmenler “dini çağrışımları nedeni ile temaların roman yazmak için uygun olmadığını” dile getirmişlerdir.

Kitap 2004 yılında “Tarihteki 100 Muhteşem Kitap” başlıklı bir llistede 14. sırada yer almıştır.

ESERİN NİTELİĞİ VE KONUSU

Cebelavi Sokağının Çocukları sembolik bir başka deyişle allegorik yapıda bir romandır ve eserdeki yoğun sembolizm kendini diğer karakterler üzerinde de göstermektedir. Romanda anonim bir anlatıcı Cebelavi adındaki bir büyükbabadan bahsederek romanın açılışını yapmaktadır.


Giriş


EDHEM

Kendisi Allah bahsi geçen konak ise Cennet Bahçesi olarak nitelendirilir. Cebelavi’nin oğullarını Cennet’ten/Konaktan kovması ile romana giriş yapılmaktadır ve Edhem’in ve İdris’in evden kovulmaları Cennet’ten Adem’in kovulmasını sembolize etmektedir. İdris de Şeytan’dır.

CEBEL

Cebelavi’nin çocuklarını kovmasından sonra Sokakta ortaya çıkan kaos ortamı ile adeta Musa’nın ortaya çıkmasından önceki karmaşa ortamı dile getirilmektedir. Cebel ile Musa’yı karşılaştırdığımızda Cebel’in Yılan Eğiticisi olması ile Musa’nın asası ile gerektiğinde içinden yılan çıkarma gibi mucizevi işleri arasında bir paralellik olduğu dikkat çeker.

Cebel de şehirden gizlice kaçmış ve şehre bir gün gizlice girmiştir ve bir kavgaya şahit olarak hiddetine engel olamamış ve diğerini öldürmüştür.

Hz. Musa da kendi taraftarlarından birisinin kavgasına şahit olur. Kimin haklı kimin haksız olduğuna bakmadan, kendi taraftarlarından olanın yanında yer alır. Diğer taraftaki kişiye yumruk atar ve onu istemeden öldürür. Hz. Musa büyük bir hata yaptığının farkına varır.

Ancak Cebel’in hikayesinin sonunda görürüz ki Cebel sadece kendi soyundan gelenler ile ilgilenmiştir. Bu da tıpkı Musa’nın sadece İsrailoğulları arasındaki kaosu sona erdirmek üzere gelmesi ile özdeşleştirilebilir.

Bu bölümde alt karakterler olarak Kadri ile Hümam yer almakta olup bu karakterlerin Habil ile Kabil olarak sembolize edildiği dikkat çekmektedir.

“Habil (Hümam) ile Kabil (Kadri) Hazreti Adem’in oğullarından ikisidir.
Habil'in Allah'a (Cebelavi) yaptığı kurbanın kabul edildiği ve kendi kurbanın Allah tarafindan kabul edilmedigi icin Kabil, Habil'i öldürür ve böylece dünyada ilk kâtil olma makamına mazhar olur. sonra bir kargadan görüp Habil'i yerin altına gömer.”

Eserde de Hümam’ın Cebelavi tarafından çağrılması ve Kadri’nin çağrılmaması sonucunda Kadri öfkeye kapılarak Hümam’ı öldürmektedir.

RIFAT

Babasının marangoz olması durumu Hazreti İsa’nın kanuni babası Yusuf’un marangoz olması ile aynıdır.Rıfat’ın insanların içindeki cinleri çıkarması Hazreti İsa’nın hasta insanları iyileştirmesi de benzerdir.

Yasemin’in Rıfat’ı çete lideri Bayumi’ye ihbar etmesi de tıpkı Judas’ın Hazreti isa’yı son yemekte yanına gidip öperek göstermesine benzetilmiştir.

Rıfat’ın ayrıca çevresine bir kaç arkadaş toplaması Hazreti İsa’nın 12 havarisine yapılan bir gönderme olarak nitelendirilebilir. Rıfat’ın Cebel’den farklı olarak çete liderleri tarafından öldürülmesi de Hazreti İsa’nın çarmıha gerilmesi ile paralellik göstermektedir.

KASIM

Kasım da Hazreti Muhammed gibi önce amcasının yanında ticaret hayatına başlar, daha sonra kendisinden yaşça büyük olan Kamer (Hatice) ile evlenir. Çevresinde Hazreti Muhammed gibi güçlü amcalar bulunmakta ve ona destek olmaktadır.

Cebelavi’nin yardımcısını görmesi tıpkı Hazreti Muhammed’in meleği Cebrail ile konuşmasını sembolize etmektedir.

Kasım’ın Hind’in Kayası’nda düşüncelere dalması, Hazreti Muhammed’in Hira’da inzivaya çekilmesi ile benzerdir.

Kasım da sokaktaki halkı gizlice örgütlemiştir, Hazreti Muhammed de önce ilk 3 yıl sadece çok yakınlarına peygamberliğinden ve İslamdan bahsetmiştir.

ARİF

Arif’n eserde temsil ettiği bilimdir, sorgulamayı ve aydınlanmayı gündeme getirir. Arif’in temsil ettiği modern ilim ve teknoloji diğer peygamberlerden sonra gelen” yeni yol gösterici” , peygamber olmaya adaydır.

4 yorum:

Gulda dedi ki...

Bu kitabı sizlerle El Halili Çarşısında çay içerken tekrar tartışmak istiyorum.

Gulda dedi ki...

Gerektiği zaman gizlice, yeri geldiğinde gözümüze sokarak ama aynı zamanda, asıl konuyu çok iyi gizleyerek, çok iyi bildiğimiz bir hikayeyi, bir kere daha başka bir yöntemle anlatmayı başarmış hem de her sayfasında başka ne olabilir diye düşündürecek kadar merak uyandırmış bir sanat eseri olduğunu düşünüyorum bu kitabın.

Her bir karakterin bir peygamberi temsil ettiği kısmında hepimiz hem fikiriz. Ancak yeni yol göstericinin, bilim ve teknoloji olduğu hususunda bazı şüphelerim var. Bence, Necip Mahfuz, onlar, bunlar, şunlar oldu sonra da bunların yerini bilim aldı demiyor. Diyor ki; “silah icat oldu (nükleer bomba vs, vs) mertlik bozuldu” Ve şunu ifade emek istiyor; kimin daha güçlü bir silahı, büyüsü varsa artık söz onundur, nice Cebeller, Kasımlar gelirse gelsin, artık oyun başka bir şekilde yürüyecektir.

Bu arada Mahfuz, Nobel Edebiyat Ödülü aldığında ülkesinde, nerede ise linç edilecekmiş. Çünkü bu ödülü ülkesine ve dinine hakaret etiği ve yanlış tanıttığı için aldığı kanaati yaygınmış. Acaba hiç tanıdık geldi mi?

* * * * * * * * * * * * * * dedi ki...

Çok keyifle ve şaşırarak dinlediğim bi sunumdu. Kısacası iş okudum demekle bitmiyormuş!.. Ayşe

Ayşe'nin Kitap Kulübü dedi ki...

billur, bir kitabı bu kadar zor ve kavrayamadan okuduktan sonra sunumunla beraber beynim aydınlandı ve sadece bakıp göremediğimi anladım. tam bir aydınlanma devrimiydi ve dinler hakkında aslında ne kadar da az şey bildiğimi gösterdin yahuuu
tenk yu
belkis

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails