
İlginç bir yazar, değişik bir üslup, sıra dışı bir roman…
1919 New York doğumlu Jerome David Salinger, edebiyat yaşamına New York’taki dergilere kısa hikayeler yazarak başlamış. Kariyerinin başlangıcında önemli yer tutan “A Perfect Day for Bananafish” ve Çavdar Tarlasında Çocuklar’da da yer alan “I’m Crazy ve Slight Rebellion Off Madison” adlı serüvenleri yayımlanmış eserlerindenmiş. Diğer kitapları ise Fanny ve Zooey, Dokuz Öykü, Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ve Seymour.
Evet bence ilginç bir yazar. Çünkü sanatın içinde yer alan kişiler, hayranlarından, medyadan kaçmaz. Tanıtım ve imza günlerine katılır, röportaj verirler. Salinger ise Çavdar Tarlasında Çocuklar yayımlandıktan sonra inzivaya çekilmiş. Fotoğraf ve röportaj, medyaya hiçbir malzeme vermemiş.
Kaçtıkça kovalanan Salinger’in bu sayede popülaritesi de arttıkça artmış. Kendini soyutlamayı o kadar benimsemiş ki, babasıyla anılarını biyografik bir kitapta toplayan öz kızı Margaret Salinger ve yine kendisi gibi yazar olan sevgilisi Joyce Maynard’ı hayatından çıkarmış.

Yazarın en ünlü kitabı olan Çavdar Tarlasında Çocuklar, kullandığı argo dil nedeniyle Amerika’nın bazı bölgeleri ile bazı ülkelerde yasaklanmış. Önceleri eleştirmenler tarafından beğenilmese de daha sonraları hem okurların hem de eleştirmenlerin hayranlığını kazanmış.
Romanda, okuduğu Pencey Prep kolejinden atılan Holden Caulfield’in 3 günü anlatılmaktadır.
Bu, atıldığı ilk kolej olmayan Holden, Pencey’den atıldığını ailesine anlatmaya ve onların tepkileriyle yüzleşmeye hazır olmadığı için Noel tatilinden önceki 3 günü New York City’de bir başına, kendine sırdaş olacak birilerinin, bekaretine elveda dedirtecek ama asla ona bağımlı kalmayacak bir fahişenin, kendini ve çevresindeki insanları çözmeye çalışmanın arayışı ile geçirir.
Sürekli argo konuşan, çevresindeki insanların yapmacıklığından şikayet eden, işine geldiğinde hiç renk vermeden kolaylıkla yalan söyleyebilen 16 yaşındaki Holden’ın son olarak atıldığı okul olan Pencey Prep aslında yazar Salinger’in okuduğu Valley Forge Military Academy’nin ta kendisiymiş. Salinger daha sonra Ursinus fakültesinde okumuş ve hocaları tarafından okul tarihinin en başarısız öğrencisi olarak görülmüş.
Kafası yaşıtlarından farklı çalışan Holden’ın, lösemiden ölen kardeşi Allie hakkında argo bir dille bile olsa söyledikleri, aslında içinde duygusal bir kişilik beslediğini, ama bu duygusallığı zayıflık olarak nitelendirdiğini hatta utanarak ondan kaçtığını düşündürdü bana. Sonra kendi ergenliğimi düşündüm. Cinsiyet arası farklılıklar da olabileceğini göz önünde bulundurarak, o çağlarda benim bile bazı duygusal yaklaşımlarımı gizleme ihtiyacı duyduğumu hatırladım.
Kendisinden yaşça küçük kızkardeşi Phoebe’nın kendisini anlayabilecek tek kişi olduğunu belirtmesi, onun için söyledikleri ve bir gece gizliden gizliye kendi evlerine girerek Phoebe ile sohbetleri duygusal yönünü gözler önüne seren bir başka işaret oldu.
Okuldan atıldığını anlayan Phoebe, ağabeyinin beş parasız yollara düşmesine razı olmaz ve Noel için biriktirdiği harçlıklarından verir. Holden sokaktaki son gecesini, çok iyi anlaştığı eski İngilizce hocası Mr. Antolini’nin evinde geçirmek ister. Mr. Antolini hayatla ilgili çok güzel öğütler verir Holden’a.
“Bu başına sardığını düşündüğüm bela; özel bir çeşit, dehşet verici bir bela bu. Başına bela sarıp düşmeye başlayan birine dibe vardığını anlama şansı verilmez. Düşer, düşer, düşer, ama düştüğünü anlayamaz. Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri arayan insanlar için kurulmuştur. Veya çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri arayan insanlar için. Onlar da, aramaktan vazgeçerler.”
“Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.”
“Akademik eğitim sana bir şeyler kazandırıyor. Biraz yol alırsan, zihninin boyutları hakkında bir fikir veriyor sana bu eğitim. Zihninin neye uyup neye uymadığı hakkında. Bir süre sonra da, zihninin yapısına hangi düşüncelerin uygun olduğu hakkında bir fikrin oluyor. Her şeyden önce, sana uymayan, sana yakışmayan düşüncelerle uğraşmaman için olağanüstü bir zaman kazandırıyor bu. Gerçek boyutlarını, gerçek ölçülerini alıp, zihnini ona göre giydirip kuşandırıyorsun.”
Ama gece bir ara gözünü açan Holden, hocasını başında alnını okşarken bulur ve apar topar evden ayrılıp, bavullarını emanetine bıraktığı tren istasyonuna döner.
Mr. Antolini’nin bu davranışı Holden tarafından homoseksüel bir hareket olarak aktarılsa da, kitapta bu konu açıklığa kavuşturulmamış. Bu da Holden’ın ağzından anlatılan kitabın tamamına yine Holden’ın düşüncelerinin hakim olduğunu, sanki romanın tamamını Holden’ın gizli bir güçle yönettiğini algılıyorsunuz(um). Ve tabii bu gizli gücün arkasındaki Salinger olduğu için de Holden’ı aracı olarak kullanarak Salinger’in kendisini anlattığını düşünüyorsunuz(um).
Tren istasyonunda uyanan Holden, otostop yaparak batıya gitmeyi, sağır rolünü oynayarak insanlardan kendini soyutlamayı, kendisini sağır zanneden sağır bir kadınla evlenip, tamamıyla medeniyetten uzak bir yaşam sürmeyi düşler. Yola çıkmadan önce kız kardeşinin parasını vermek üzere okuluna gider ve Phoebe’nın öğretmenine, onu Mumya Müzesi’nde beklediğini açıklayan notunu vermesini ister.
Phoebe ağabeyiyle buluşmaya elinde bir valizle gider ve yola onunla devam edeceğini söyler. Holden kardeşini üzmemek için planından vazgeçer ve onunla eve döner.
Kitabın sonunda Holden psikolojik destek aldığını ve tekrar okula başlayacağını yazar.
"Modern zamanların başyapıtı” olarak değerlendirilen kitap günümüzde hâlâ Amerika’nın bazı bölgelerinde yasaklı eserler arasında sıralanmaktaymış. Bunun yanı sıra kimi lise düzeyindeki okulda en çok okutulan kitaplardan biriymiş.
Bir ergenin duygularına, içindeki gel gitlere, ergen ilişkilerine dem vurması ve hatta yol göstermesi açısından okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap.
1967 yılında Adnan Benk tarafından Türkçe’ye çevrilen kitap, Gönülçelen adı ile yayımlanmış. Teoman’ın Gönülçelen şarkısına da bu kitabın ilham verdiği söyleniyor.
(Peyman)