Freddie Mercury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Freddie Mercury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2011 Pazartesi

27 Kasım 2010 Cumartesi

FREDDIE'Yİ ANDIN MI?



Tarih 26 Kasım 2010-Akşam Yemeği Saatleri

Müzik bilgisine ve beğenisine büyük saygı duyduğum arkadaşım R. İle Alan Parson Project ve blog için hazırladığım yazı hakkında konuşuyoruz. Derken R:

-Evvelki gün anma töreni yaptın mı?
-?
-Freddie için…Biz ofiste yaptık.
-Unutmadım ama anma töreni yapmadım. Bari şimdi eve dönünce yapayım. Ölüm haberini alışımda hala aklımda arkadaşım özellikle gelip haber vermişti. Dün gibi aklımda…

Tarih 24 Kasım 1991- Akşamüstü Saatleri

Kapı vurulur ve içeri girilir.İçeride masa başındaki kız ders çalışmaktadır.Gelen Seda'dır. “Billur Duydun mu? Bir şey söyleyeceğim…Freddie Mercury öldü. Bak üzülme sakın, zaten AIDS’ti ve…”der.

“Zaten ne? Haketti mi demek istiyorsun?...Ayrıca neyse ne …. O Freddie Mercury…..Artık müzik dinleyemeyeceğim”

Ama mümkün mü? Bu saçma tepkiyi verirken kafasının içinde “Keep Yourself Alive” adlı şarkı otomatiğe bağlanmış şekilde çalmaya başlar…



Keep yourself alive
Keep yourself alive
It’ll take you all your time and a money
Honey you’ll survive


-Billur?? Off tamam...Rahat bırakın beni...I want to break freeeeee......

Ben acaba Seda’yı duyuyor muydum ? Hayır çünkü kafamın içinde baslar olanca gücüyle vuruyor vuruyordu:

Another one bites the dust
And another one gone, and another one gone
Another one bites the dust
Hey, I'm gonna get you too
Another one bites the dust

How do you think I'm going to get along,
Without you, when you're gone
You took me for everything that I had,
And kicked me out on my own

Are you happy, are you satisfied
How long can you stand the heat
Out of the doorway the bullets rip
To the sound of the beat


Kafamda ürettiğim binlerce tanışma senaryosu, Freddie Mercury’nin kendisini görünce ve onunla arkadaş olduktan sonra sadece benim için söyleyeceğinden emin olduğum[Seda’ya bu anı defalarca anlatmış ve şarkıyı binlerce kez dinletmiştim -19 Yaşındayken böyle olunabiliyor]şarkı dönüp dolaşıyor:



Ooo. you make me live
whatever this world can give to me
It's you, you're all I see
Ooo, you make me live now honey
Ooo, you make me live
You're the best friend
that I ever had
I've been with you such a long time
You're my sunshine
And I want you to know
That my feelings are true
I really love you
You're my best friend
Ooo, you make me live
I've been wandering round
But I still come back to you
In rain or shine
You've stood by me girl
I'm happy, happy at home
You're my best friend.
You're the first one
When things turn out bad
You know I'll never be lonely
You're my only one
And I love
The things that you do
You're my best friend

Ama artık hiçbir hayalim gerçek olmayacak…Gösteri devam etmeli ama nasıl?

Daha Sonra…

Bir süre gösteri falan devam etmedi benim için.. Freddie Mercury öldükten sonra bir daha müzik dinlemezlik yapmadım tabii ama bir süre Queen dinlemedim. Bir daha asla hiç kimse için duyduğum hayranlık abartılı bir biçim almadı ve hatta kimseye hayran da olmamaya çalıştım; en azından yaşayanlara, öyle manasız senaryolar yazıp, kafamda diyaloglarına kadar hazır olan tanışma hayallerine kapılmadım.

Belki insan hayal ettiği müddetçe yaşıyordu ama hayalini kurdukları veya hayallerinin merkezi olanlar göçüp gidiverince…yaşam anlamını biraz yitiriyor ya da anlamı eksiliyor muydu ne? Dünyada benim için onun kadar iyi ve güzel bir sese sahip biri olmadı işin aslını sorarsanız.



Piyanistliği, şarkıcılığı, besteleri ve renkli, çılgın yaşamı ile en renkli kişiliklerden biriydi bana kalırsa. Pembe taytı ve maço bir bıyığı kim daha iyi taşıyabilir ve bağdaştırabilirdi ki ondan başka? Ya da kim konserinde siyah file çorap ve jartiyer giyip “I want to break free” diye şarkı söyleyebilirdi? Ya da bu şarkının tüm grup üyelerinin kadın kılığında çıktığı ve Amerika’da yasaklanmış klibini kim çekebilirdi?

70 yaşına kadar yaşamak ona uygun değildi ve bu kadar yaşamak istemediğini söylüyordu ve 70 yaşını görmedi. 24 Kasım 1991 ‘de saat 06.48’de hayata gözlerini yumdu. Zaten Kim Sonsuza Kadar Yaşamak İster ki? demişti daha önce….

Belki de ben o gün Kasım ayını sevmemeye başlamışımdır. Bir mezarı olsaydı gidip çok sevdiği sarı güller koymak isterdim ama böyle bir yer yok. Külleri nerede pek az kişi biliyor. Belki savurmuşlardır Londra Güney Kengsington’dan ve bir ara saçlarıma karışmıştır külleri …Kimbilir?

Freddie Mercury efsane olmak istemişti, hayatının amacı buydu ve sanırım o bir efsaneden öte biri oldu…Elton John’un dediği gibi Janis Joplin, John Lennon , Elvis Presley’den sonra Tanrı’nın Kare As’ının son üyesi. Eh eğer öyleyse gerçekten Tanrı zevk sahibiymiş…

Kendisi sonsuza kadar yaşamayı bir zamanlar istememiş olabilir ama veda ederken gene de hayata tutunmak için bir neden olduğunu söyler, Innuendo'da….Ne olursa olsun denemeye devam edeceğiz der… ONSUZ MU? Vasiyeti ise bu eğer… Neden Olmasın?


23 Ekim 2009 Cuma

Billur Gülda Barselona ya da İspanya Yollarında II

Billur’un Barselona’da İkinci Günü:

UYANDIM....Önce bir an durup hasar kontrolü yapıyorum. Hayır. Midemde veya başka herhangi bir yerimde bir bozulma işareti yok. Takdirle karşılıyorum şefi. Biraz yol yorgunluğu var ama hemen evden çıkmaya çalışıyoruz çünkü kiraladığımız arabayı teslim etmek yükümlülüğümüz var. Doğru yola... Barselona sokaklarına Türk şoför kimliği ile çıkıyoruz. Ulaşmamız gereken yer Sants Tren İstasyonu. Yalan yanlış yollardan sonra hislerimizle yön buluyor ama benzin işini halledemiyoruz. Arabayı teslim ediyoruz ve karnımız acıkmış olduğu için hafif bir gerginlik içindeyiz. Ama havanın güneşli ve sıcak olması bize iyi geliyor.

İSPANYOLLAR ve KAHVALTI

Bana bu İspanyol milletinin garip bir kahvaltı anlayışı olduğu Gülda tarafından 10 kez anlatılsa da ben gene de ümitliyim. Tamam, tulum peyniri, zeytin ve demleme çay bulamayacağımı biliyorum ama ne bileyim bir “ tostadas” mı yok canım? EVET, var; hep etli, Jamón’lu, omleti de ekmeğin içine koyuyorlar. Bir de domates sürme huyları var ki ekmeğin içine, ben pek hazzetmiyorum bundan. İlk kahvaltım biraz hüsranla sonuçlanıyor aslında çok haksızlık etmeyelim pek de kahvaltı saati değil, Türkiye için bile!



Bu İspanyollar/Katalanlar (nasıl da ırkçı ve etkiketçiyim!) sabahın erken saatlerinde sıcak çikolatanın içine bizim tulumba tatlısı şeklinde ama daha ince bir hamuru batırıyorlar ve tabii ki yiyorlar ya da sütlü kahve içiyorlar. Saat 10.30 civarında ise siz kahvaltı amaçlı bir şey istediğinizde de onlar bira içmeye başlıyorlar ve patatesli omlet gibi daha yemekvari şeyler yiyorlar.
Kahvaltının ardından Miro Parkına doğru yürüyüşe geçiyoruz ve Kadın ve Kuş adlı eserine hayranlık dolu olarak bakıyorum.

10 poz resim çektirdikten sonra parkın içinde yürüyoruz. Bu arada Gülda Barselona’da bir oylama yapıldığını ve insanların yarısından fazlasının “isteyenin çıplak gezebileceği” yönünde oy kullandığını anlatıyor. Heyecanla her köşe bucakta çıplak insan aransam da göremedim tüm Barselona seyahati boyunca, buradan duyurulur.

BARRİ GOTİC VE PİCASSO MÜZESİ

Parktaki gezintiden sonra Barri Gotic’e doğru gidiyoruz metro ile doğruca. Burası gerçekten etkileyici. 1000 yıldan beri yerleşim merkezi olarak kullanılmış, daracık, labirent gibi sokaklardan mevcut. Her yer de kafeler, mağazalar var. Başınızı çevirdiğiniz her yer de ise antik dönemden bir iz görmek olası. Burada Barselona Katedrali görülmeye değer ancak kapalı olduğundan içine giremedik ki zaten artık Katedral görmek istemiyorum/z. Dış taraftan bakmak daha keyifli geliyor.



Biraz sokaklar arasında oyalandıktan sonra Picasso Müzesi’ne Gülda’yı kafesine bırakarak giriyoruz. Pazartesi hariç her gün açık saat 10.00’dan itibaren. Müzede küçük ama sırta asılacak biçimde olan çantamı bırakmam isteniyor ya da önüme asmam. Bunun mantığını çözemedim ilk müze gezişim değil bu arada ama önüme asınca değişen nedir?

Bu müze 1963' yılında Picasso'nun hem arkadaşı hem de sekreteri olan Jaume Sabartes'in koleksiyonunda yer alan eserlerden oluşturularak açılmış. Müzede erken dönem resimleri, kendi portreleri ve ilk kübik resimleri bulunuyor.



Picasso Barselona’ya 13 yaşındayken babasının öğretmenlik görevi nedeni ile geliyor. Picasso’nun erken dönem resimlerinde Katalan ressam adayı Manuel Pallares Grau ile tanışması ve dostluğu onun modern resmin kaynağı sayılan Demoiselles d’Avignon’u yapmasına vesile olmuş. Ayrıca Pallares’in köyünde kaldığı dönemde de yine ilk manzara resimlerini ortaya koymuş.



Bir galeride ise Velasquez’in Las Meninas adlı resmini ayrıştırıp, bölüp, kesip, çarpıp çıkararak yaptığı betimlemeler yer alıyor ki çok hoşuma gittiğini söylemeliyim.



Picasso’nun en sevdiğim resimlerinden bazıları burada yer alıyor. Huşu içinde müzeden çıkıyor ve derhal mağazasından magnet ve ıvır zıvır topluyorum. En sevdiğim yerler müze mağazaları , buranınki de hiç fena değil.



Barri Gotic’te biraz daha sallandıktan sonra Ender bizden ayrılıyor ve Gülda ile ne yapacağımızı düşünüyoruz. Sahile doğru yürümeye karar veriyoruz. Hedef Barcelonata’ya giderek ilk paellamızı yemek. Hedefe doğru ilerlerken İspanya’nın yaşayan en önemli ressamı Antoni Tapies’in Picasso’ya adadığı Monument Homage to Picasso adlı eseri görüyoruz. Bu eser tam da Parc de la Cıutadella’nın karşısında yer alıyor. Bu eser Picasso’nun kübist çalışmalarının anısına yapılmış.



Hadi parka gidelim diyen Gülda ile Parka da bir göz atıyoruz; Gülda’nın bu park takıntısı sonradan Madrid de iyice ayyuka çıkıyor.


Beni bir tenhada kıstırmak mı istiyor nedir?! Park gezimiz kısa sürüyor; yorgunuz çünkü.



Port Vell’e doğru yürüyoruz; yolumuzun üzerinde dev yengeçler ki bunlardan birini yeme hayali içindeyim ,



ve Kristof Kolomb heykeli çıkıyor. Sonunda Port Vell’e ulaşıyoruz ; bu marina La Rambla’nın ucunda yer alıyor. Kafeler, restoranlar ile dolu. Sonunda yemek yiyebileceğiz.

Paella ve Ben

Evet. Bu kadar söyleniyorum ama sevdiğim yemekler de var İspanya’da. Bol midyeli, kalamarlı ve karidesli paellalar! Araplardan alınan pirincin et veya deniz ürünleri bazen her ikisiyle de karışık bir biçimde safran ile açık ateşte pişirilen geleneksel bir yemek!



Karnım doyunca; mutluyum.

La Rambla


Yemekten sonra artık eve dönmeyi ama dönüş yolu olarak da La Rambla denilen bizim İstiklal Caddesi benzeri en ünlü caddesini şöyle bir gezmeyi istiyoruz.Ağaçlıklı güzel bir cadde La Rambla ve kalabalık. Gazete bayileri, sokak satıcıları, kafeler, mağazalar ve hayranlık uyandıran pandomim sanatçıları (birini gerçekten sırları dökülmüş heykel sandım!) Burayı gezerken çantalarımıza biraz daha dikkat ediyoruz. Bu caddedeki en önemli binalardan biri Gran Teatre del Liceu ki akşama orada opera izleyeceğiz.

Aaaa O DA NE? Ayağımın altında Miro mozaiği var! Hemen ayağımı çekiyorum ama herkes üstüne basıp geçiyor! Şuraya bak! Elalemin caddelerinde Miro mozaiği bulunması vakayı adiyeden bir olay!


Tam söyleneceğim;
“Gülda bak Carrefour! Market alışverişimizi yapabiliriz”.
Gülda çaresizce bakıyor;
“ taşıyacak mıyız eve kadar?”
“ben taşırım”
20 dakika sonra elimizde market torbaları, Gülda bana söylene söylene içinden [inkar etmesin biliyorum!] “ay sen bana ver, yok ben iyiyim” nezaket cümleleri ile eve gidiyoruz.
Akşama OPERADA olacağız.
Devam edecek....
Sevgiler
Billur

Gülda’nın Barselona’da İkinci Günü:

Erkenden uyandım, banyo yaptım. Kahvemi içtim. Evin internetinin gayet sağlıklı çalışmasından faydalanıp işlerimi yaptım. (Geçen sene Buenos Aires’te kiraladığımız evde internet çalışmadığı için sürekli Celeste adlı çok güzel bir Arjantinli kızla Billur’un değimi ile Tamirci Bob tavrı ile cebelleşip durduğum için bu sefer ilk iş interneti kontrol ettim.) Bir gün sonra neler yapacağımızı, akşam nerede yemek yiyeceğimizi ve gün içinde neler yapılması gerektiğini planladım.

İnternetten Madrid tren bileti almayı tekrar denedim. http://www.renfe.es/‘ten bilet almak nerede ise imkânsız. Site çok sorunlu. Zaten ileriki günlerde fark ettim ki İspanya’da internet vasıtası ile hizmet almak çok kolay değil. Restoran hizmetinde de, araç kiralamada da, hep sonunda bir kere sesinizi duymak istiyorlar sanki. Eğer benim gibi takıntılı biri iseniz, gidip tren istasyonundan tüm biletlerinizi bir kerede almanızı öneririm. Gerçi internetten alınan biletler daha indirimli oluyormuş ama Renfe Devlet Demiryollarının sanırım daha çok para kazanmaya ihtiyacı vardı.

Tekrar kahvemi içtim. Sonunda dayanamayıp, Billur ve Ender’i uyandırdım. Uyanan güzeller de, yıkanmak, mailleri kontrol etmek, kahve içmek gibi hayatsal işlerini yaptıktan sonra dışarı çıktık.

Bence tren istasyonunu çok kolay bulduk. İstanbul’dan transfer ettiğimiz şoförümüz, gerçekten Barselona’da taksi şoförlüğü yapabilirdi. Ayrıca kendisine gelen ilham ile hem İspanyolca, hem de Katalanca’da anlamaya başlamıştı. Tek sıkıntısının, İspanyolca düşünüp, Katalanca’ya çevirmek ile ilgili olduğunu ilerleyen saatlerde öğrendik.

Benzin işini çözemediğimiz için aracı teslim ederken bir miktar daha para ödeyeceğimizi düşünmüştük. Nereden bakılsa 200 Km yol yapmıştık. Ama Billur’un pek hazzetmediği Katalan hanımefendi, o da bizden olsun diyerek bize hoş bir jest yaptı. Bir sonra kiralayacağımız aracı da Atesa’dan kiralama kararı verdik.

Benim ikinci İspanya gezim olduğu ve baskın kişiliğimle yapılacaklar konusunda biraz gıcık bir tavırla (gerçi ben tavrımın Harry Potter'daki Hermione’ye benzediğini düşünmüştüm ama) yapılacaklar dosyamı açtım.

Ben İspanyol Halklarını ve yaşam tarzlarını çok beğeniyorum. Tüm tatilimi eğer İspanyollar olmasa idi Dünya başka bir yer olurdu diyerek savunmada geçirdim.

Zaten sabah kahvaltı yapmadığım için de sabaha bir kahve ya da Chocolate con Churros ile başlayıp, 10.30 gibi bira ve tortilla ile gerçek kahvaltı yapmalarını çok güzel buluyorum. Annem ne zaman sabah kahvaltı yapmadan sokağa çıkma dese; ona “tüm İspanyollar böyle yapıyor hem de çok uzun yaşıyor” deyip onu ikna etmeye çalışıyorum. Sonra saat 14.00 gibi şarap ile bir öğle yemeği arada Siesta, sonra Tapaslar ve 22.00 gibi yemek. Benim için son derece makul. Billur sevmedi ama ekmeğe domates sürmeleri çok lezzetli idi. O zaten ekmeğine salça da sürüp yemezmiş, domates suyu, domates çorbası da sevmediğini belirteyim. Lütfen hemen Katalan’lara çamur atmayalım.

Benim şehrimde kapanmak daha kabul görse de, çıplaklığın serbest bırakılmasını (2004 yılından beri Barselona'da serbest) daha doğru buluyorum. Kimse çıplak gezmek zorunda değil ama istiyorsa da gezebiliyor işte. Gerçi biz çıplak birini görmedik ama görenler oluyormuş. Sadece çıplak bisiklete binmek pek kolay değilmiş.

Ben büyüyünce Barselona’da yaşamak istiyorum. Bir şehir olsam Barselona olmak istiyorum. Ancak kimsenin evsiz olmadığı bir Barselona. O kadar çok evsiz ve dilenci vardı ki yine, tüm o mimari, o zenginlik, o yemekler, sanat eserleri ve denize rağmen çok ciddi bir acı her an gözler önünde idi. Bundan 6 yıl önce de gitmiştim, pek bir ilerleme kaydedilememiş gibi geldi.



Benim park ve asıl köprü takıntım var. Billur’u tüm park ve köprülerde fotoğraflayacağım. Park sonrası, Barcelonata’ya gidip benim en sevdiğim köprülerden biri olan köprüde yürüdük. Zaragoza’ya gidip Zaha Hadid’in köprüsünden geçemeyeceğimiz için biraz içim burkulsa da Paella’yı görünce hemen kendime geldim. Paella minimum iki kişilik yapılıyor. Ben tek başıma geldiğimde de sürekli Paella ve deniz ürünü yediğim için tüm vücudum kızarmıştı. Billur sayesinde tek başıma tüm Paella’yı bitirmek zorunda kalmıyorum bu sefer.



Market konusunda ise söyleyeceğim şudur: Gitmemiz gerekiyordu ve gittik. Hiç gereksiz bir şey almadık. Promosyonlara aldırmadık. Sadece ben torba taşımayı sevmem. Çok uzun süre Gima'nın internet sitesinden alışveriş yaptım. Şimdi de Tansaş yanı başımızda. Gerekince gidip iki domates, bir patates alıp geliyorum. En büyük korkum o market torbaları ile Barselona sokaklarında yürürken bir tanıdığa rastlamaktı. “Ne yapıyorsun Gülda burada? diyen tanıdığa, üç günlüğüne buraya gezmeye geldik tüm marketi yüklendik eve gidiyoruz mu? diyecektik.” Benim de bir duruşum var(dı). Madrid’de market alışverişi çığırından çıktı. Ayrıca bir kez daha belirtirim, torbaları Billur’a taşıtmadım. Bir büyük torba aldık, bir ucundan o, bir ucundan ben tutup sürükleye sürükleye eve getirdik.

Ben de devam edeceğim, bir de ne yaptığımızı hatırlasam.

Gülda

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails