Webb Sisters etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Webb Sisters etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2009 Pazar

LEONARD COHEN İLE İKİ GÜNÜN ARDINDAN



Bölüm I: Aslında Anlatmam Gereken:

Size konserde L.Cohen ne söyledi, ne kadar kibardı, zarifti, Açıkhava hiç bu kadar kalabalık olmamıştı ve böyle seyirci kitlesini görmemişti, nasıl kibarca eğildi, mütevazı bir şekilde diğer sanatçılarını selamladı, nerede ise her şarkıda herkesin ruhu titredi kısmını anlat(a)mayacağım. Çünkü hem zaten günlerdir tüm gazete ve dergilerde bunu okuyoruz veya zaten sadece bunu konuşuyoruz. Ayrıca gidemeyenler için ya önemsiz/kıskançlık verici, gidenler için ise söylenenler hep yetersiz. Ve ben de hiçbir zaman bu yazıyı çok beğenmeyeceğim çünkü aslında hep daha fazlasını anlatmak istiyorum ve cümlelerim yetmiyor. Kısaca her iki konser de fazlası ile iyiydi. Bundan sonrası tamamen Cohen komasına girdiğim için sayıklamalarım.

Bölüm I Öncesi: Kim Daha Takıntılı Olabilir?

Hayatımın son 22 senesinde bana eşlik eden beş değişmeze sahibim. Her pazar saat 12:00 de annem ve babam ile telefonda konuşmak, Yonca, Leonard Cohen dinlemek, Kısa Camel, Efes Pilsen bira. Son 15 yılda Ka ve birkaç takıntı daha ekledim listeme. Belki sigarayı ve birayı bırakabilirim ama diğerlerinin hep benimle olmasını diledim ilk konserde yıldız kaydığında.


Bölüm II: Konsere Giderken:

Konsere giderken dizlerim titriyordu. Ne giyeceğimi, hangi şapkamı takacağımı günler öncesinden planlamış olmama rağmen, son dakika da yine olası tüm kıyafetlerimi deneyip, Ka’ya hepsini tek tek gösterdim. Sanırım bir an önce benden kurtulmak istediği için ne giydiysem hepsini beğendi, şüphelendiğim de ise bir ya da ikisini daha fazla övdü ve ben de sonuçta, yine günler önceden karar verdiğim kıyafetim ile gittim. Tabiî ki konser öncesi hiçbir şey yiyemedim, kalbimse yine fazla atıyordu ve sebebi ise içtiğim kahveler değildi bu seferlik.


Bölüm III: Konser Başladığında:

Konsere giriş ve yerlerimizi oturma anı biraz hızla gelişti ve saat 21:00 olduğunda ise L.Cohen “Dance Me to the End of Love” ile hepimizden önce yerini almıştı. Evet, itiraf ediyorum, Cohen sahneye ilk çıktığında ayakta alkışladım ve bir anlığına yerime oturamadım, şarkı bitmeden önce de yerine oturamamış olan birkaç seyirci için tekrar ayağa kalkmak zorunda kaldım, sonra da arkama dönüp arkamdakilerden özür diledim tüm içtenliğimle ve özür dilediğim anda arkamda oturan şahıs birden bire bana bağırmaya başladı. Benim yüzümden hiçbir şey göremediğini, artık yerime oturmam gerektiği konusunda son derece kaba bir şekilde söylendi. Ne diyebilirdim ki? Aslında arada, o kaba çocuğun kız arkadaşına dönüp; sen bunu hemen bırak, bu kadar nezaketsiz biri ile olmak için çok güzel ve akıllı görünüyorsun diyecektim ama yeni edindiğim felsefem gereği –bunun da birçoğunu Cohen’den öğrendim- artık şikâyet etmeyeceğim ve kimseyi kırmayacağım. Çünkü şikâyet etmek ve bir başkasını kırmak çok ama çok kolay ve bununla kendini beslemek her ne kadar tatminkâr olsa da çok ama çok akılsızca. Sadece biri özür diledikten sonra bu kadar olay çıkartmanın çok yanlış olduğunu söyleyebildim ve söylerken de sesim çok titredi. Ama eski alışkanlıklar gereği, birkaç parçada ayakta alkışlamadan önce arkamı dönüp, izninizle ayağa kalkacağım diyerek kendimce şirretlik yaptım. Sonra da buna hiç gerek yoktu diyerek pişman oldum. Sanırım daha iyi/mutlu biri olmam için benim de bir Budist tapınağında en az beş yıl geçirmem gerek veya bir gün bir aracın krom çamurluklarından yansıyan güneşi görüp huzur dolabilecek kadar asıl kendimle ve sonra da çevrem ile barışabilmem. Ama o an gerçek ruh halimle ne yapabilirdim sorusunun cevabı ise; Albert Camus’nün Yabancı’sından esinlenme ile başıma güneş -Cohen- geçti o sebeple ölürdüm o arkadaki genci diyebilirim.


Bölüm IV: Kimseyi Öldürmediğim İlk An:

Bir süre sonra her şey ve herkes kayboldu. Sahnede Cohen ve ben yalnız kaldık ve bu an itibariyle, yine birçok soruma cevap buldum. Cevapları ezbere bilip hiçbir şey yapamadığım sorunlarla da başbaşa. Ne yapacağız diye düşünürken, L. Cohen yine cevap verdi: Tüm zarlar hileli, kaptan yalan söylüyor, gemi su aldı ve hepimiz bunu biliyoruz.


Bölüm V: Konserin Sonu:


L.Cohen Closing Time’ı söylediğinde daha önceki iki konserden tecrübemle de biliyordum ki artık kapatma vakti. Billur’a dönüp, bu şarkıdan nefret ediyorum dediğimde fark ettim asıl beklediğimiz şarkılar şimdi başlayacak. Onun için, “First We Take Manhattan” ve benim, onun ve birçoklarımız için “Famous Blue Raincoat”. Bu yıl set list’e alındığı söylenen bu parçayı geçen yıl Rotterdam’da da söylemişti ve o konserde o şarkıyı söylerken, mükemmel sesi vücudumu titretmiş ve aklıma dokunmuştu ve bittiğinde, bir daha canlı dinleyemeyeceğim diye üzülmüştüm. Şimdi ise bir gün sonra tekrar dinleme şansım bile vardı.

Bölüm VI: Eve Dönüş:

Eve dönerken bir kahve ya da bir bira içmeyi çok istedim ama sevdiğimiz ve açık bir yer bulamadık dönüş yolunda. Nişantaşı, geceleri çok sıkıcı bir yer olmaya başladı. Tek hatırladığım arabayı bulmak için yürürken ayaklarım yerden birazcık yukarıda idi. Keşke The Marmara’ya gidip Cohen odasından çıkıp aşağıya iner mi diye beklese imişim ve çıkmış açık bir bar bulamadığı için geri dönmüş.

L.Cohen İle İkinci Gün Bölümün Tamamı:

2.gün çok daha güzel bir konserdi. Ya daha önde oturduğum için Cohen’i daha iyi takip edebildiğimden, ya da ilk gün sonrası mutluluğu ile. Kendisi de bir gün önce sizi elimden geldiğince tatmin edeceğim dememiş miydi? Olmuştum ama fazlasını da istiyordum ve aldım. Sanki seyirci de, Cohen de daha keyifli idi. Sürekli gülümsedi ve bu konserde bizlere de şarkılarını özenle koruduğumuz ve bu güne de getirdiğimiz için teşekkür etti. İlk gün yapmadığına şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

Teşekkürler L.Cohen gözlerimden tüm sıkıntıyı sildiğin için.

İçtenlikle

G.Şahin


Şaşırdıklarım/Anlayamadıklarım:


* Oray Eğin’in yazısında; Cohen İstanbul seyircisinden çok etkilendi. Çünkü ne Amsterdam’da ne de Berlin’de bu kadar ayakta alkışlanmamıştı demiş. Berlin’i bilmem ama Amsterdam konseri zaten izleyicinin ayakta olduğu bir konserdi- engelliler için ayrılan bölüm hariç- Ayakta izlenen bir konserde kim ne yapabilir? Seyirci yeterince zıplayamadığı için mi L.Cohen etkilenmemiştir anlayamadım. Ve aslında, niye hepimiz kendimizi, kendimize övmek zorundayız? Toplamda dört Cohen konseri izledim. En iyisi Westerpark Amsterdam idi. Dans edebildik, içkilerimizi içebildik, yanımızda bu diyarlarda zaten yasak olan başka tür sigaralar içenler de vardı, kimseler kimseye homurdanmadı. Biz de onların içtiklerini kokladık. Onlara eşlik etmek için Kısa Camel yaktık uç uca. Muhteşem bir sahne ve ses düzeni vardı, uzaklaşsan bile Cohen’i dev ekranlar ile takip edebildiğin bir konserdi. Benim ilk Cohen konserim idi ve konser alanındaki en genç insanlardan sayılırdık. Bir tür emekliler günü konseri gibi görünse de, tüm konser boyunca gezdik, hiç tanımadığımız insanlarla dans ettik, hep beraber nerede ise tüm şarkılara eşlik ettik. Web Sisters akrobasi gösterisi bile yapmadı. Kimsenin ne bir diğeri ile alıp veremediği vardı ne de konserin olası en güzel konser olduğu ile ilgili bir derdi.



Herkes kendi Cohen dansını yaşamaya gelmişti. Tüm şarkılar daha ilk notası çalındığına alkışlandı, yaşlıca insanlar çığlık çığlığa şarkıların isimlerini haykırdı, Cohen şarkıları söylerken, birbirlerine daha da sıkıca sarıldılar ve kimse kimsenin ayağına dahi basmadı. Orada 10.000 den epey fazla kişi vardı. Konser bittiğinde izleyici hızla alanı terk ederken birbirleri ile kibarca vedalaştı, biz ise topu topu 4.000 kişi sadece birbirimizi ezmeye çalışarak çıktık. Evet, kardeşlerim, hadi devam edelim birbirimizi kandırmaya Cohen en çok bizi sevdi. Bu şehrin havası onlara o kadar iyi geldi ki, vokalistlerin bile sesi olduğundan iyi çıktı. Hep görmek istediği izleyici bizdik ve o sonunda istediği noktaya, bizim sayemizde geldi. Asıl tatmin olan o idi.

Hayır, kardeşim, artık en çok bizi sevdi tartışmasını bırakalım. Daha iyi bir geceyi, hep beraber nasıl geçiririz bunu çözmeye çalışalım imkânlarımız dâhilinde.

Her iki yanda hep kapalı duran dev ekranların açılmasını sağlayalım, konsere zamanında varmaya çalışalım. Biletli bir başkasının yerine oturup, sahibi geldiğinde de kalkmamak için direnmekten vazgeçelim. O sıkışık kapılardan hep beraber aynı anda çıkıp gitmek çok zor ama yine de konserin sonuna kadar kalmaya çalışalım. Eğer bu kadar gitmek derdinde isek konser arasında mümkünse çıkışa yakın yerde basamaklarda durmaya çalışalım, illa çıkacaksak bunu toplu olarak yapmayalım.

* Aylardır gazeteler, dergiler, bloglar ve diğerleri sürekli Cohen konserinden bahsediyor. Ben de bir sünger gibi hepsini okumak, dinlemek istedim ve geçtiğimiz ay bu sebeple çok güzeldi. Gazeteyi açıp, yıldıran haberlerin bir kıyısında Cohen’i görmek, bu kenti olduğundan çok daha iyi bir yer kıldı. Tatilimi bitirmeyi umursamadım, krizi umursamadım. Aklımın bir köşesinde neden TEM’de elektrikli testere satarlar ve kim niye alır sorusunu bile öteledim. Her yerde çatlak vardı ama ışık girebiliyordu bir kıyısından. 2. konser de Teoman’da orada idi ve sonrasında verdiği röportajda son bir aydır herkes Cohen hayranı oldu. Tüm gazete ve dergiler bundan bahsediyor. Kendisinin de, Cohen’in de Türkiye’de bu kadar tanınır olmasından rahatsızım demiş. Güzellikler, sanat sadece bir avuç “derin” kişilikli insanın tekelinde mi kalmalı?

Keşke İstanbul’da daha çok etkinlik olsa ve gazeteler tüm çığırtkanlıklarını bir kenara bırakıp bu haberlere daha da çok yer verebilse. İnsanları şiddetle ve şok gelişmeler ile karmaşaya sürüklemek yerine, sanatla beslemek daha iyi bir yöntem değil mi? Buraya, Dali gelsin, Picasso gelsin, Kahlo gelsin ve Cohen gelsin. TEM’de elektrikli testere değil, Dali afişleri, Cohen CD leri satılsın. Bu ülke, U2’nun da konser vermek için gelmek isteyeceği bir yere dönüşsün.

* Bir Rock Konserinde nasıl davranılır hangi bölümde ne kadar alkışlanır gibi tüm yapılması gerekenleri bilen başka tür bir izleyiciye de şaşırıyorum. Tüm konser, nasıl davranmamız gerektiğini göstermeye çalışır bir ders verme hırsı içinde idiler. Zaten yasaklarla sarılmış durumda iken, bu yasakçı tavır daha da sıkıcı ve çekilmez.

Bir çoğumuz Cohen’i evimizde ya da bir barda oldukça yüksek kalitede bir ses sistemi ile hatta MacAllan Scotch viskisi açıp dinleyebilir durumda idik. Canlı bir performans izlemek, sadece dinlemekten ibaret değildir. Bu ise bir klasik müzik konseri hiç değildir, bilhassa Açık Hava bunun söylenebileceği bir mekân olmaktan çok uzak iken. Ayrıca kim kimi nerede istiyorsa alkışlayabilmelidir. Bu kendini beğenmişlere acilen Bolshoy’da bir bale izlemeyi öneririm. Balet ve balerinlerin nerede ise her dönüşlerinde, baş balerin/baletin sahneye sadece girdiğinde, giderken, her eğilişinde, hiçbir şey yapmadan durduğunda bile nerede ise tamamında alkışlar izleyici, çoğunda da ayakta ve bunu yapan ucuz bilet alan, ömürlerinde balenin mabedinde ilk defa bale izleyen turistler de değildir. Onlar sadece şaşkınlıkla ve küçümseme ile bu davranışı anlamaya çalışırlar


* Bu arada anlayamıyorum neden nerede ise tüm düğünlerde gelin ve damat –bizde gelin ve gelin, damat ve damat daha hayal edilir bile değil- "Dance Me to the End of Love" şarkısını ile dans eder? Bu şarkı kadar hüzün veren, ölüme gidişi kucaklayan başka bir şarkı var mı? Aşkın sonuna kadar dans edelim istiyoruz ama yanan bir keman ile. Sonra bir soykırımı üzerine olabilecek en güzel parçayı yaratmış Cohen’i de girişte protesto ediyor küçük bir kalabalık diyor ki; Tel Aviv’de konser verme, hem de kapanış ve belki de tekrar inzivaya çekilme öncesi son konserini. Onun kendi cemaatinin en önemli ailelerinden birinin mensubu olduğuna aldırmaksızın ama buna da ayrıca parmak göstererek ve bir detay tamamen atlanarak. Cohen hem Ramallah’da hem de Tel Aviv’de konser vermek istemiş. Ancak, Tel Aviv’de konser vermezse Ramallah’da sahne alabileceğinin söylenmesi üzerine Cohen tercihini Tel Aviv’den yana kullanmış.

Kimse kimseye demiyor dön kendine de bir bak. Birçok sanatçı da Türkiye’de konser vermiyor bilinen sebeplerden. Kandil’de konsere giderken elimde bir bira ile yolda yürürken acaba bir sorun olur mu tedirginliğime yanıt geliyor hemen arkadaşımdan. Eğer bu sebeple sana bir şey yapacak olurlarsa hızla bağır “yanımdaki Ermeni” diye. O zaman senin yerine beni tercih ederler. Ben de ona dönüyorum, diyorum ki, eğer biri sana bununla ilgili bir konuda sataşırsa sen de beni göster her zaman, kandil günü sokakta içki içiyor diye.

Burada çatlaktan ışık girmiyor, giren ne ise bizi zehirliyor hızla.

Sorular:

* Bergamot Esansı nedir? Hakikaten Cohen içmiş ve beğenmiş midir? Yoksa tüm tevazusu ile içer gibi mi yapmıştır?
* İKSV Genel Müdürü Görgün Taner’in oturduğu yerde kiralar yüksek midir? Oraya taşınıp Görgün Bey’in en iyi komşusu olmaya kararlıyım. Her gördüğümde Cohen’i sormak istiyorum.
* Cohen’in kızı Lorca konser süresince Cohen’in fotoğraflarını çekmiş. Ne zaman http://www.leonardcohenfiles.com sitesine eklenecek?
* Açık Hava’da sigara içiliyor mu, içilmiyor mu? Konser arasında onlarca izleyici ile sıkış sıkış sigara içerken epey bir dile getirdik bu konuyu.


*Cohen’in yazmış olduğu Görkemli Kaybedenler (Beautiful Losers) veya En Sevilen Oyun'u(The Favorite Game) kulübümüzde de okuyabilir miyiz?
* Bu yazıyı uzun buldunuz mu? Aslında epey bir kısmını kestim. Sadece;

“Teldeki kuş gibi,
Gece korosundaki ayyaş gibi
Kendimce özgür olmaya çalıştım”.


Gülda

7 Ağustos 2009 Cuma

LEONARD COHEN KONSERİ 4 UYKU SONRA



EVVEL zaman içinde kalbur saman içinde bir küçük ergen kız varmış....Bu kız dinlediği pek çok şeyin arasında tok sesli bir adamı da dinler imiş...Bu adamın adı LEONARD COHEN imiş....Bir gün yıllar sonra bu kızın Gülda adında adama heyran bir arkadaşı olmuş...Yıllar ve yıllar geçmiş....Bir gün aralarında konuşurlar iken sormuşlar birbirlerine "acep Leonard Cohen gelir mi konsere şehr-i İstanbul'a" Sormuşlar ammaaaa hiç ses soluk olmayacağını bilir imişler...AMA bir gün Gülda muştulu haberi vermiş...Leonard Cohen geliyormuş hem de 4 gece uyuyup kalkacak ve karşısında onu görecekmiş artık bir zamanların küçük ergen kızı.....



Evet bir masalın gerçek olması için tam tamına 4 KOCAMAN uykunun dehlizlerinden sıyrılarak, te kalkıp Datça'dan gelmiş küçük kız ve Açık Hava'da yerini almış 05.08.2009 gecesi... ve Leonard Cohen ona elini uzatmış ŞARKILARIN KULESİ'NDEN ve o da tırmanıvermiş o kuleye hiç sektirmeden..............Ve demiş ki Leonard Cohen "sahip olduğumuz herşeyi sana/size vereceğim (z).



Leonard Cohen "Dance me to the end of love" ile şarkılarını söylemeye başlamış, 15-20 dakikalık bir ara haricinde 3 saate yakın gerçekten nesi var ise sunmuş...Bazı şarkılarını diz çökerek, bazı şarkılarını sahnedeki diğer müzisyenlerinin gözlerinin içine bakarak söylemiş...Zaman zaman çaresizlikleri, yarım kalmışlıkları ifade ederken dizlerini bükmüş, diz çökmüş... Bu anlarda kızın içine sahneye koşup onu doğrultmak ve bu kırılganlıktan kurtarmak isteği dolmuş..Kuledeki kendisi dahil tüm müzisyenler -saksafon, mızıka çalan uzun boylu ve beyaz şapkalı hariç - takım elbiseli ve fötr şapkalı imiş...Leonard Cohen'in sahneyi paylaştığı müzisyen arkadaşlarını tanıtması, onlara duyduğu saygıyı gerçekten izleyiciye yansıtabilmesi çok hoşuna gitmiş kızın...Kuledeki tüm müzisyenler özellikle de Barselona'lı gitarist Javier Mas'ın zaman zaman İspanyol zaman zaman da gitarı ud gibi yorumlaması ile doğu ezgileri kattığı soloları da Who by Fire ve Take this Waltz'a bir başka tat vermişmiş..



Kız düşünüyormuş Leonard Cohen'in her söylediği şarkıda sanki hayatından bir parça, kişiliğinden ve yaşadıklarından bir iz bulmak ve şiirlerinin büyüsüne kapılmamak mümkün değilmiş...Depresif , melankolik, yarım kalmış, sol duruşu olan, Yahudi geçmişine atıfta bulunan karmaşık ve gizemli bir adammış....

Sonra sırasıyle kuleden göğe Suzanne, Everbody Knows, Hallelujah, I'm Your Man, First We Take Manhattan'ın notaları erişmiş....Önceleri bulutlu olan gecede hafif bir rüzgar çıktı, beyaz küçük bulutlar telaşlı telaşlı kaçışmışlar...Kız başını göğe kaldırmış ve o an bir yıldız kaymış...Kız dilekte bulunmuş....Dolunay gökte yükselmiş ve tüm haşmetiyle geceye selam ederken Famous Blue Raincoat'un notaları göğü kaplamış....Kız artık mesutmuş...Bu çok sevdiği şarkıyı canlı olarak dinleyebilmişmiş çünkü...

Her güzel şey gibi bu masalın da sonu gelmiş; kız huşu içindeyken " İyi geceler sevgili arkdaşlar(ı)m Umarım tatmin olmuşsun(uz)dur...." demiş ozan Leonard Cohen. Kız cevap verecek gibi olmuş ama kule boşmuş....Sırtına Mavi Yağmurluğunu atmış ve kuleden ayrılmış...

Kız ermiş muradına...Sizler çıkın kerevetine......

GERÇEK HAYATTAN İZLENİMLER VE YAŞANANLAR...

Gerçekten de sahneye çıkıp şu çınarı sarayımi naifliği hiç bozulmasın diye içimden geçirdim ama sıkardı azıcık zira Gülda beni öldürürdü...Yerimden kıpırdayamadım...

Her konsere takım elbise ile giden Ender bu konsere kotla gelmişti...

Konserin henüz başında hop oturup hop kalkan ve sürekli alkış tutan Gülda'yı azarlayan terbiyesiz bir bey vardı...Gülda özür dileyince iyice yüreklendi ve çığırdı....

Webb Sisters ve Sharon Robinson ve diğer tüm orkestra çok hoştu...Zaman zaman kol kola girip dans ettiler, zaman zaman parende attılar... Özellikle Sharon Robinson'ın söylediği Booggie Street ile Webb Sisters'ın söylediği If it be your will gerçekten etkileyici idi..

Şu ahir ömrümde Leonard Cohen'i dinlemek çok güzeldi....İşin aslında muhasebecisi onu dolandırdığı için bu konser turuna başladığı söylense de Gülda ile ortak kararımız şudur ki muhasebeciye teşekkür mektubu yazacağız. Ayrıca başka dinlemek isteyip de gelmeyen sanatçıların listesini vereceğiz.

Muhasebeciye , Gülda'ya ve tabii ki Leonard Cohen'e sonsuz teşekkürler...

Sevgiler
Billur

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails