5 Mayıs 2009 Salı
Acı Çikolata
24 Mart 2009 Salı
Yansimalar - 1
“Ne kadar cok iyi kitapla tanisirsan, birlikte olmaktan zevk aldigin kisilerin sayisi o kadar azalacaktir” demis unlu Alman filozof Feuerbach.
Etrafimda yuzlerce gereksiz insan yigininin olmasindansa, canim ailem, az oz can arkadaslarim, binlerce kitap ve onlarin icindeki on binlerce kahramanin birbirinden farkli hayat hikayelerinin yasamima kattigi renk ve tadi tercih ederim.
Bunca zaman size bahsetmedim, sanirim biraz malzeme toplansin istedim.
Agustos ayinda 13 bayan uyesi olan, bir Kitap Kulubu’ne katildim. Kulubumuzun kurucusu hayal gucu genis, okumasinin yani sira kalemi de kuvvetli, kedileri cok ama cok seven, surpriz yapmaya bayilan, yaratici kadin, ayni zamanda basarili is kadini sevgili Ayse.
40 yasindayim ve itiraf ediyorum, bu yasima kadar katildigim en guzel, en eglendirici, en egitici, imrendirici, fevkaladenin fevkinde sosyal aktivite.
Biz bu Kitap Kulubu’nde ne yapiyoruz?
Her ay, tum uyeler bir veya birkac kitap onerisi getiriyor. Kitaplara bir anlamda oy vererek, en cok ilgi toplayan kitabi seciyoruz. O ay tum uyeler ayni kitabi okuyor. Kitabi kim onerdiyse, kitabin ve sunum gecesinin ev sahipligini ustleniyor.
Kitabin yazari, ozeti, kitapta dikkatimizi cekenler, hosumuza gidenler, gitmeyenler, kitaptan cikarttigimiz ek bilgiler, cesitli karsilastirmalar, tumunu istedigimiz bir formatta hazirlayarak kulubun tum uyelerine sunuyoruz.
Bu arada is cikisi bulustugumuz icin toplantilarimizi genelde disarida, guzel bir yemek yiyebilecegimiz, ardindan da kitap hakkinda tartisip, soylesebilecegimiz bir mekanda yapiyoruz. Mekan secimi de o ay ki kitabin ev sahibine ait oluyor.
İlk ay, Diana Setterfield’ın 13.Hikaye adlı kitabini okuduk. Kitabin ve gecenin ev sahipligini de fikir anamiz Ayse ustlenmisti.
Gotik oykulerin anlatildigi bu romani, yine Gotik donemin en cok one cikan unsurlariyla bize aktarmaya calismisti. Yemek masasinin ortasindaki ayakli devasa samdan, islak muhurle kapatilmis kitap hakkindaki arastirmalari iceren renkli mektup kagitlari, herkesin adina yazilmis kitaptan alinti bir bolumden olusan mektup, kitapta bolca bahsedilen Jane Eyre film CD’si.
O ilk gece Ayse bizi adeta buyulemisti. Cok iyi calismisti kitabina. Hatta bizi urkutmustu de biraz. Bu sunumdan sonra yapacagimiz her sunum bunun altinda kalmamaliydi. Cok calismamiz lazimdi, çoook.
İkinci ay bulusma suremizin biraz daha uzayacagina karar vererek iki kitap okuduk.
Biri, Laura Esquivel’in Acı Çikolata adlı kitabıydı. Romanda, Meksika’da sevdigi erkegin kız kardesi ile evlenerek ayni evde yasamasinin ardindan Tita’nın yasadigi ask acisinin, yaptigi tum yemekler araciligiyla sevgilisine tensel ve tinsel bir iletisim araci olarak yansimasi ironik bir dille anlatiliyordu.
Digeri ise, Amerikali yazar Mitch Albom’in kendi amcasinin hayat hikayesinden esinlenerek yazdigi Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi adli kitapti. Birebir tanidigimiz veya tanimadigimiz insanlarin hayatimizin bazi evrelerinde mutlaka bizimle bir rol paylastiklarini ve farkinda olmadan bu insanların kucuk gibi gorunen rollerinin aslinda kimi zaman ne kadar onemli oldugunu vurgulayan, filme de uyarlanan keyifle okuyabileceginiz bir kitap.
Her iki kitabın ev sahipleri Gulda ve Aycan’in ortak belirledikleri bir mekanda, benim ne yazik ki katilamadigim, cok eglenceli bir sunum gecesinin ardindan, Kitap Kulubumuzun basarisi tartismasiz kabul edilmisti.
Ayse’nin ilk kitap sunumunun ardından kafalarimizda kutlelesen, bu isin altindan kalkip kalkamayacagimiz konusundaki endiselerimizi bir tarafa birakmistik artik.
Ucuncu ayin kitabi Misirli yazar Necip Mahfuz’un Cebelavi Sokaginin Cocuklari adli eseriydi.
Kitabın ilk bolumlerinde hikayenin icinde suruklendim gittim. Ama ilerleyen bolumlerde, anlatilan her bir karakterin etrafında gelisen olaylar birbirinin kopyasiymis gibi beni daraltmaya baslamisti.
Diyebilirim ki simdiye kadar okudugum hicbir kitabi, belki yazara saygimdan, bunca emek harcadigi icin, belki kitap dagarcigimi genis tutmak adina hic ama hic yarida birakmadim. Cebelavi Sokaginin Cocuklari’ni hic yarida birakamazdim. Kitap Kulubumuze, kitabimizin ev sahibi Billur’a saygimdan. Kitabi okudum, bitirdim. Ve Billur sunumunu yaptiginda, masanin etrafinda toplanan bizlerin gozleri saskinligimizi gizleyemeyecek kadar fal tasi gibi acilmisti. Biz okudugumuz kitaptan hicbir sey anlamamişiz meger…
Nobel odullu Necip Mahfuz’un 1959 yilinda yayimlanan bu kitabi ayni donemde Arap dunyasinda firtinalar koparmis ve yasaklanmisti. Peki yasaklanmasinin sebebi neydi?
Necip Mahfuz’un kitabında sozunu ettigi Cebelavi Sokaginin isim babasi kudretli efendisi Cebelavi aslinda Allah’i, ihaneti yuzunden babasinin cennet bahceli konagindan kovulan oglu Edhem Adem’i, diger oglu İdris Seytan’i, farkli donemlerde yasayan torunlari Cebel, Rifat ve Kasim da Hz. Musa, Hz. Isa ve Hz. Muhammed’i sembolize etmekteydi. O gece anladim ki, gercekten gorerek bakmak ve bir kitabi anlayarak okumak lazim.
Dorduncu kitabimiz benim tavsiye ettigim Muriel Barbery adli Fransiz felsefe profesoru ve yazarin kaleme aldigi Kirpinin Zarafeti adli kitapti. Yazarin felsefi bilgisini, edebiyattaki anlatim zenginligi ile birlestirerek ortaya cikardigi bu eser, onemsiz olarak nitelendirilen kucuk seylerin bile bir insanin hayatinda onemli degisikliklere yol acabilecegini, insanlari gercekten dinlemenin, onlara gorerek bakmanin, bir gul yapraginin masaya duserken cikardigi goruntunun ve sesin bambaska bir guzelliginin oldugunu mukemmel bir anlati ile aktariyor.
Romanda, hayatin anlamsizliginin pesinde kosan insanlarin aslinda zaman kaybettiklerine inanan 12 yasindaki bir kiz cocugunun, on ucuncu yas gununde intihar etmeye karar vermesi, ayni apartmanda kapicilik yapan 50’li yaslarinda bir kadinin, oldugundan ve etrafinda kabul gordugunden cok daha entelektuel olmasi ve bu baglamda apartmanda oturan bir Japon beyefendisi ile aralarinda gelisen iliski anlatiliyor.
Japon kulturune hayran olan yazar Barbery, kitabinda da Japon kulturunu on plana cikarmis, Fransiz mutfagina karsin Japon mutfagini overek Fransiz elestirmenler tarafindan olumsuz tepkiler gormustur. Bu kadar cok Japon kulturunu konu almis bir kitabin sunumu Japon mutfaginin damak zevkimize uyan yemek cesitlerini yiyebilecegimiz bir mekanda olmaliydi. Tokyo Restaurant’ta bambu dosemelerle kapli, surgulu kapili, minderlerin uzerinde oturup yemek yiyebileceginiz otantik Tatami odasinda, kimono, Uzakdogululara has bir sapka ve parmak arasi terliklerimle karsiladim arkadaslarimi.
Yazarin esinin cektigi fotograflardan birini fon olarak kullandigim CD’nin fon muzigi ise kitapta adi gecen Glen Miller’in unlu parcalarindan Moonlight Serenade’di.
Ayse bize harikulade bir sosyal aktivite saglamisti. Galiba biraz da onun bu kulup icin gosterdigi cabalari bosa cikarmamak adina aklima gelen yaratici fikirleri uygulamayi amaclamistim.
Kitabin yazarina ulasmak da bunlardan biriydi. Sunumumun en sonuna Muriel Barbery’nin bir mesajini ekledim.
Ayse’nin gozundeki isiltidan belliydi; basarmistim :)
Ozen gosterilen her calisma, insana bir baska haz ve daha cok cabalamak icin sevk veriyor.
Yazara, o gece cekilen fotograflardan gondererek kendi sunum demetimi kapattim.
Bu ayki kitabimiz Cagan Irmak’in Issiz Adam filminde adi gecen Thomas Hardy’nin Cilgin Kalabaliktan Uzak adli kitabi. Sunumu Belkis yapacak. Mekanimiz belli oldu; Leblon. Simdiden icimi bir heyecan dalgasi sardi.
Hayatta heyecanla bekledikleriniz, sizi hayata baglayan seylerdir. Tipki bebeginizin emeklemeye baslamasini, ilk disini cikarmasini, okuma-yazma ögrenmesini, buyuyup kocaman bir adam/kadin olmasini, evlenip size torunlar bahsetmesini beklemek gibi.
İcinizdeki kucuk ama anlamli heyecanlari yitirmemeniz dilegiyle…
Peyman
http://annelergrubu.com/NDC/Generic/Content/ColumnWriters/Peyman/?ID=19199
22 Mart 2009 Pazar
Çılgın Kalabalıktan Uzak - Thomas Hardy - 26.02.2009

Kitap : ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK
Yazar : THOMAS HARDY
Türü : Roman/Klasik
Mekan : Leblon/ Asmalımescit - Beyoğlu
Tarih : 26.02.2009
Saat : 19:30
Sunucu :Belkıs
Katılımcılar : Ayşe, Aycan, Aysen, Aysun, Bilgen, Belkıs, Billur, Gülda, Gülden, Peyman, Özlem, Nur, Yonca
THOMAS HARDY

İngiliz romancı Thomas Hardy (1840-1928), büyük ününü 1873'te yayımlanan “Çılgın Kalabalıktan Uzak” adlı romanıyla sağlamış, bu roman onu İngiliz edebiyatının devleri arasına katmıştır.
Dorchester, Dorset, İngiltere doğumlu, iyi eğitimli bir anne ve taş ustası bir babanın oğlu. Esas eğitimini mimari üzerine almıştır. 1862 de Londra’ya gitmiş King’s College’a kayıt yaptırmıştır. Royal Insitute of British Architect ve Arcitectural Association’dan mimari ödüller kazanmasına rağmen, Londra’yı evi olarak asla benimseyemeyip 1870 de Dorset’e geri dönmüş, kendini yazmaya adamıştır.
Esasında kendini şair olarak tanımlamaktadır ve romanlarını finansal gelir amacıyla yazmaktaydı. Şiir ve romanlarının dışında birçok kısa hikayeleri de bulunmaktadır.
Yazım dili “naturalist”tir.
Romanlarının büyük çoğunluğunu, Ingiltere’nin güney – güney batı bölgelerinde, Anglo-Saxon krallığının geçtiği yerlerde kurgulamaktadır. Wessex bölgesi kapsamına giren yerler, Devon, Wiltshire, Berkshire, Somerset, Dorset, Hampshire dan oluşmaktadır
Bu bölgeler romanlarında farklı isimler altında geçmektedir. Yani semi-fiction yerlerdir. Örneğin Mayor of Casterbridge adlı romanında geçen –Casterbridge-, esasında doğum yeri olan Dorchester,Dorset’tir
Romanlarında kırsal kesimin bütün zenginliğini bulunmaktadır. Çılgın Kalabalıkta Uzak’ta kırsal kesimi alabildiğine değişik ve özgün bir derinlikle anlatmış ve yüzyıl sonrasında da yepyeni kalabilmiştir. Bu romanından (4.romanıdır ve ilk edebi başarısını kazanmıştır ) sonra mimarılığı bırakıp, sadece yazmaya devam etmiştir.
Romanlarında kullandığı naturalist tarz ile beraber, Viktorya Stili “gerçekçilik” de görülmektedir. Bir taraftan çocukluğunun geçtiği ve sıkı sıkı bağlı olduğu kırsal kesime ait yaşam şartları, diğer taraftan da tarımsal alanda yaşanan gelişmeler ve ilerlemelerin sosyal hayata getireceği değişikliklerin da farkındalık da yansımaktadır.
Kaderin ve inancın hayattaki yerine ait düşüncelerinde Allah ve Allah’ın varlığına ait şüphelere de yer vermiştir. Doğaüstü güçleri de ( hayaletler, doğa olayları ) romanlarında yer vermiştir.
İÇERİK
İnsanlığın, insan olmanın değişmez nitelikleri, bu romanda iç içe ve ustaca sergilenmektedir.
Sevgi
Kin
Tutku
Hainlik, kalleşlik,
Gönül yüceliği,
Emek.
“ Çılgın Kalabalıktan Uzakta” bir çiftlikte geçen bu romanda da kırlar bayırlar, soytarı bilgelerle; dürüst yiğitler, dönek çapkınlarla; kimi güçsüz, boynu bükük, kimi buyurgan ve ateşli kadınlarla; eski Grek korosunu andıran çalçene köylülerle; türlü sevdalar ve karasevdalılarla doludur.
Tüm karekterler kendi yollarına gitmek isterken birbirinin ayağına takılır, birbirini destekler ya da kösteklerken, gerilimi artırıp havayı kızıştırırlar.
Thomas Hardy'in en ilginç özelliklerinden biri de, feminist akımdan yıllar önce, kadının bağımsızlığından yana çıkabilmiş olmasıdır.
Casterbridge olaraka geçen yer, aslında yazarın büyüdüğü yer – Dorchester
Weatherbury : Nefis doğa ve doğa tasvirleri anlatılmış – çağrışım yapabilmek amaçlı CD hazırladım....
Koyunların kırpılması, doğumu, hasadın toplanması gibi kırsal detayları gözönünde canlandırılacak kadar detaylı ele alınmıştır.







GROTESK:
Klasik dönemin başlangıcından itibaren, grotesk terimi edebiyatta, gülünç görünüşlü kimseler ve telaffuzlarının gülünçlüğüyle dikkati çeken kelimeler için kullanılmaya başlandı. Ama terimin yeni bir anlam kazanması, romantiklerle birlikte ortaya çıktı ve groteski ayırt ettiren gülünç çirkinlik sanatın temel unsurlarından biri durumuna geldi...
Dünyayı yabancılaştıran ve onu eğlenceli hayalı bir alana götüren, içinde esrarengiz, tekin olmayan güçlerin egemenliğinin yansıdığı, aslında bir araya gelmez gibi görünen şeylerin mesela trajik ile komiğin, adilikle yüceliğin bir oyun havasında birleştirilmesi...çirkinin güzelliği..
Grotesk - Bülent Ersoy – sünnet olmuş ilk kadın, askerliğini yapmış ilk türk, kadınken erkek, erkekken kadın olan kişi, yani olamayan kişi...
Grotesk Örnekler:







KARAKTERLER
Gabriel Oak
28 yaşında, sığırtmaç, yanaşma – çiftçi adayı
Bathsheba’nın usanmaz aşığı, bencillikten uzak, her an yardımına hazır sağ kolu
Aşktan kurtulmak, ona yakalanmak kadar kolay değil
Oak ile, Laura Esquivel’in “Acı Çikolatası”nda incelediğimiz Mama Elena’nın; Tita’yı kendisine tutmasından dolayı sevdiği kızla evlenemediği için ablası Rosaura ile evlenip, sevdiğine yakın olmak için kaderin ve tesadüflerin ayıramadığı Pedro’yla ortak bazı yönler buldum.
“evlendiğimizde bunu iki katı çalışacağım” “ piyanomuz olabilir”
“neyse ki evli değilim, yoksa yakınlaşan bu sefalet içinde onun hali ne olurdu”
“benim için kendi işlerimde, canımdan bile değerlisiniz, Bay Boldwood’a düşünün, onun yanında güvende olursunuz “
Irgatlıktan beyliğe yükselme ümidini kaybettiği anda, son derece insani düşünceyle önce ölen koyun ve doğmamış kuzulara üzüldü
Tüm borçlarını ödeyerek, meteliksiz olarak hayata devam etme gücünü topladı
Mızıka çalan, kendini iyi yetiştirmiş, eğitimli sayılabilir
Basit hayatı kabullenip, yaşamına devam eder ve Batsheba’nın itiraf etmekte zorlandığı, dostu, akıl hocası, yardımcısı ve çiftliği çekip çevirebilecek potansiyelde –iyi niyetli, iyi bir insan : Mutlu Son...
Bathsheba Everdene
20 yaşında, fakir, iyi eğitimli, zeki
Teyzesi Mrs Hurst’un yanına yaşamaya giden
Amcasının ölümüyle çiftliği tek başına yönetme cesareti olan, kibirli, bağımsızlık düşkünü
Fütursuz, cesur, kimseye mihneti olmayan, erkek eğeri üstünde ata binebilen
“damat yanında olmadan bir düğünde gelin rolü yapmak” acıtıcı ölçüde gerçekçi söylemleri olan
“peşinden koşmam sadece teyzemin söylemlerini düzeltmek içindir”, “seni sevmiyorum”
“benimle evlen” ikinci kara sevdalısını yaratan hayatının oyunu...Boldwood’un imkanları, sevgi çabalarına rağmen ona kesin cevap vermeyip oyalayan....umursamaz ama hafif suçluluk duyulan bir psikoloji...
...her kadın gibi aşık olunan pek de doğru olmayan Troy ve uğruna Bath’a gidip pek zor yolculuğu göze alma, gizlice evlenmesi....değer verilen çiftliğe aynı değerin verilmemesi, at yarışlarında servet kayıpları, aslında pek de sevildiğinin hissedilmemesi, hayal kırıklığı ama buna rağmen kuyruğu dik tutma çabası....öldü denildiği halde Troy’u çok iyi tanıdığından, öldüğüne inanamaması
Sevdiği adamı, o adamın aşık olduğu kadını ve çocuğunu aynı yere gömebilecek kadar güçlü
William Boldwood
40larında zengin çiftçi
Batsheba’nın sevgililer gününde “benimle evlen” kartını alana kadar duyuları olmayan, sadece zaman geçiren kara sevdalı
Weatherbury’nin genç hanımları tarafından –yağlı kapı- olarak görülmesine rağmen, hiçbir şeyin farkında olmayan iyi eğitimli çiftçi
Reddedilmeyi algılamayan, algılayamayan, tam Batsheba fikrini olumlu yönde kullanacakken Troy’a aşık olmasından ötürü ortada kalan gururlu ama gururunu kenara atıp, yine de kendini suçlayan adam : Troy Batsheba’yı yoldan çıkardı...
Troy’un eski aşığı Fanny’i koruyan ve bu sırrı Oak’la beraber saklayan iyi yürekli
Obsesifçe tutkun
Troy’un öldüğü haberiyle, tekrardan evlenmek için haretlete geçen 6 yıl beklemeyi göze alan, Christmas günü nişanlanacağının hayaliyle yaşam umudu bulan ve en sonunda Batsheba’nın canını yakacağını düşünerek savunmak amacıyla katil olabilecek kadar göz kararan, kör aşık.... intihar etmeyi başaramayıp, ölüm cezasıyla karşı karşıya kaldı..
Francis (Frank) Troy
Çok yakışıklı, Çavuş, 30larında
Bathsheba’nın gönlünü çalabilen iyi giyimli, akıllı, çapkın, küstah, yalancı (kilisedeki törene arka kapıdan giriyorum ...)
“hey güzelim, iyi akşamlar”
“tahıl borsası kraliçesi”
Yarı aristokrat, yarı değil – yabancı dil bilgisi var, etkileyici üslubu, kılıç dersi, dudağından öpecek kadar cesur vs....
Uslanmaz kumarbaz, fütursuz
Çiftliği ve serveti tehlikeye düşürecek derecede umarsız harcamalar
Fanny’i yarı yolda bırakan, evlenmeyen, ancak gerçekten aşık olduğunu, ölümüyle anlayan pişman
Özkarısı olarak –Fanny- i görüyor ve Batshebanın papazın önünde yapılan törensel karısı olarak algılıyor, ruhsal olarak Batsheba’ya aiti hissetmiyor....
Romantik mezar ritueli, oluk başı ve grotesk eser çağrışımları
Fanny Robin
Batsheba’nın eski çalışanı
Troy’un evleneceğine söz verdiği ama yanlış kilise adresi yüzünden zamanı kaçıran ve aşağılanıp evliliği iptal edilen bahtsız “sarışın”kız. (hamile şekilde)
Sağ olmadığı için Batsheba’nın nefret edemediği, kin tutamadığı zavallı aşık kız
Zavallılığı yüce hale getirmenin yolu ölüm...
Liddy Smallsbury
Batsheba’nın hizmetlisi
Sadık dinleyicisi, sırdaşı – fazla zeki sayılmayan.
Sıradan bir karekter
5 ana karakter olan Gabriel, Batsheba, Boldwood, Fanny, Frank, haricindeki yardımcı karekterler sıradan insanların düşüncelerini yansıtıyor. Çiftlik çalışanları, pubdaki kişiler...ancak yine de limitli sayı, kitabın ismiyle tezat oluşturuyor...
Fanny ( ve bebeği ), Troy ve Boldwood – trajik son
Ana kahraman olan Batsheba, feminist yaşamı ve yaklaşımları, gençliğinin de getirdiği yanlışlıkları, iki mutsuz ilişkiye yol açsa da, sonunda huzuru Gabriel’in sabrı, olumlu yaklaşımları ve zekasıyla huzurlu bir sona erişiyor.....
Çağan Irmak

1970 yılında, İzmir'in Seferihisar ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini burada tamamladıktan sonra, 1992'de Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo Televizyon Bölümü'nden mezun oldu. Öğrenim gördüğü yıllarda çektiği "Masal" ve "Kurban" isimli kısa metrajlı filmlerle Sedat Simavi Ödülünü aldı. 1992 yılından itibaren çeşitli yönetmenlerin yanında, yönetmen yardımcılığı yaparak sinemaya girdi. Sırasıyla Orhan Oğuz, Mahinur Ergun, Filiz Kaynak ve Yusuf Kurçenli ile çalıştı. 1998'de senaryosunu kendi yazdığı "Bana Old And Wise'ı Çal" isimli kısa metrajlı filmiyle İFSAK'ın birincilik ödülüne lâyık görüldü.

1999 yılında hem yazıp hem yönettiği "Günaydın İstanbul Kardeş" isimli TV filminin ardından senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği bir başka proje olan "Çilekli Pasta"yı çekti. Aynı dönemlerde Mahinur Ergun'un yazdığı TV dizisi "Şaşıfelek Çıkmazı"nı yönetti. "Bir Aşk Hikayesi" adlı TV filminin senaryosunu yazdı. 2001 yılında senaryosunu yazdığı "Bana Şans Dile" adlı ilk filmiyle sinemada yönetmenliğe başladı. 2002'de televizyon tarihinin önemli yapımlarından olan "Asmalı Konak" dizisini yönetmeye başladı. Çok sayıda ödül alan bu dizi, gösterildiği dönemde her hafta izleyici rekorları kırdı.
2003 yılında "Mustafa Hakkında Her Şey" adlı ikinci sinema filmini gerçekleştirdi.

2005 yılında 12 Eylül dönemini anlattığı "Çemberimde Gül Oya" dizisiyle de büyük beğeni topladı. 2005 yılında yazıp yönettiği üçüncü filmi "Babam ve Oğlum" birçok ödül almasının yanı sıra, üç buçuk milyon izleyiciyi sinema salonlarına çekerek bir başka başarıya daha imza atmış oldu.


Çağan Irmak : Neden “çılgın kalabalıktan uzak” ?
“kahramanlar günümüze çok yakın çok içten sıcak buluyorum kahramanlara yüklenen kahramanlık maskesi günümüzün nevrotik hastalıklarını çağrıştırıken onlarla yaşamı sürdürmek daha rahat oluyor çalışmalarımızda öz güveni güçlendiriyor.zamanın yenemediği karakterler de var ağlayan sevgili, kıskanç erkek feodal aile tarihin her döneminde her toplumda kahramandır zamanda . Özür diliyorum yazarken ifadelerimin nasıl anlaşılacagını hiç düşünmeden yazıyorum. Çalışmanız istanbul için geç kalınmış bi o kadar ilerlemiş olması heyecan verici . Hepinize başarılar yer konusunda araştırma yapacağım mutlaka döneceğim size”
kızlar, tembellik ve ihmal nedeniyle sevgili blogdan uzak kalıp yorum bile yazmamanın ezikliğini yaşamaktayım....neyse söz; bundan sonra daha ilgili ve sevgili olacagımmmmmmm. Belkıs
Acı Çikolata - Laura Esquivel - 07.11.2008

Yazar: Laura Esquivel
Türü: Roman
Akım: Büyülü Gerçekçilik / Büyülü Gerçeklik
Mekan: Kuzgun Bar / Arnavutköy
Tarih: 07.11.2008
Saat: 19:30
Sunucu: Gülda
Katılımcılar: Ayse, Aycan, Ayşen, Aysun, Belkıs, Bilgen, Billur, Gülda, Gülden, Nur, Peyman, Yonca
'' İnsan sofraya birkez çağırırlar, tıpkı yatağa davet ettikleri gibi. ''
Laura Esquivel

30 Eylül 1950 tarihinde, Mexico City’de doğdu. Latin Amerikan edebiyatının ve aynı zamanda “büyülü gerçekçilik” akımının en önemli temsilcilerinden biri sayılan Esquivel, film yapımcısıdır ve çocuk tiyatrosu konusunda ülkesinde çok önemli başarılara imza atmıştır. Hala Meksika’da yaşamaktadır.
Kitapları:
* Como Agua Para Chocolate / Like Water for Chocolate / Acı Çikolata (1989)
* La Ley Del Amor / The Law of Love (1995)
* Intimas Suculencias (1998)
* Estrellita Marinera (1999)
* El Libro De Las Emociones / The Book of Emotions (2000)
* Tan veloz como el deseo / Swift As Desire (2001)
* Malinche (2006)
* Between Two Fires: Intimate Writings on Life, Love, Food and Flavor
* An Appetite for Passion Cookbook: Cookbook
İlk kitabı Acı Çikolata, 30’a yakın dile çevrilmiş ve 4,5 milyondan fazla satmıştır ve eski eşi Alfonso Arau tarafından da filme çekilmiştir.
Alfonso Arau
Meksikalı oyuncu, yönetmen, yazar ve yapımcıBazı Filmleri:
Like Water for Chocolate (1992)
A Walk in the Clouds (Keanu Reeves - Anthony Quinn)
Picking Up The Pieces (Woody Allen)
Büyülü Gerçekçilik Akımı
Edebiyat alanında büyülü gerçeklik tarzında, okuduğunuz her şey gerçektir. O kadar gerçektir ki; gerçekliğin içinde yer alan olağan üstü olaylar, büyüler, gerçekliğin sadece sınırlarını genişletir. Tek başına düşünüldüğünde olması imkansız olan olaylar, hikayenin içinde son derece olasıdır. Fantezi ve gerçek bir noktada buluşur, hiç rahatsızlık vermez. İyi bir roman hem biraz büyülü hem de biraz gerçekçi olmalıdır. Latin Amerika’ da doğmuş ve Latin Amerikalı olmayan sanatçıları da etkisi altına almış olan bu akımının önemli bazı yazarları:
Gabriel García Márquez
Isabel Allende
Mario Vargas Llosa
Jorge Luis Borges
Boris Vian
Paul Auster
Ben Okri
Kojo Laing
Allejo Carpentier
Toni Morrison
Ernst Jünger
Resim sanatında ise;
Salvador Dali
Edward Wadsworth
Alex Colville örnek gösterilebilir.Como Agua Para Chocolate
Kitabın orijinal ismi Como Agua Para Chocolate aynı zamanda Meksika’da bir deyim. Sıcak çikolata yapımında, suyun kaynatılması esnasında, çikolatanın içine katılması gereken doğru zamanda kaynaştırılmalarını ifade etmektedir. Bu zamanlama ile su çikolata, çikolata da su gibi olacaktır.
Kitabın Müziği Ojos de Juventud (Gençliğin Gözleri)
Pedro ve Tita’nın ilk karşılaşmalarında çalan vals. Her ikisi de ömür boyu unutmayacakları bu vals ile dans edebilmek için tam yirmi iki yıl beklemek zorunda kalmıştır. Gençliğin Gözleri anlamına gelen Ojos de Juventud, Meksikalı şarkıcı Javies Solis tarafından söylenmektedir.
İçinde yemek tarifleri, aşk öyküleri, kocakarı ilaçları bulunan roman ACI ÇİKOLATA
Kitap 1895 yılında; Meksika’da Rio Grande adlı bir sınır kasabasında geçmektedir. Geleneklerine bağla La Garza ailesinde, evin en küçük kızı evlenemez. Çünkü ölene kadar ailesine bakmakla yükümlüdür. Ancak evin en küçük kızı olan Tita ve Pedro birbirlerine aşıktır ve bu aşk olanaksız göründüğü için, Pedro sadece Tita’ya yakın olabilmek için Tita’nın ablası Rosauro ile evlenir. Aynı ev içinde yıllarca birbirlerini delice severek yaşamlarına devam ederler. Tita ruh halini, aşkını, acısını, sevgisini yaptığı yemekler ile ifade eder. Her bir bölümde bir yemek tarifi, bir davet ve yapılan yemeğin sonuçlarında ortaya çıkan yeni bir durum söz konusudur. Tüm yemekler, Tita’nın Pedro’ya olan yakıcı aşkı içindir.
Karakterleri:
Mama Elena: Gertrudis, Rosauro ve Tita’nın annesi. Son derece güçlü, sinirli, kuralcı, geleneklere bağlı, otoriter bir kadındır.
Nacha: Evin baş aşçısı, Tita’nın sütannesi, şefkatli, iyi yürekli bir kadındır. Tita’yı çok sever, bildiği her şeyi ona öğrettiği gibi, onu her zaman korur ve kollar. Tıpkı Tita’ya sunulan kadere sahiptir. La Garza ailesi, Nacha’nın sevdiği adamla evlenmesine izin vermemiştir. Çünkü çiftlikte ona çok ihtiyaçları vardır.
Tita: Bir mutfakta, yemek kokularının arasında vaktinden evvel dünyaya gelmiş olması yanı sıra romantik, yetenekli, güçlüdür. .
Gertrudis: Tita’nın ablasıdır. Asi, algısı çok gelişmiş, bağımsızlığına çok düşkün, yönetme yeteneği çok yüksek, istediğini yapma gücü, cesaretine sahip ve karakteri sebebi ile devrim ordusunu içinde generalliğe yükselmiş bir kadındır.
Rosauro: Tita’nın sevdiği adam ile evlenerek, Tita’nın acılarının kaynağı haline gelen, iyi yemek yapamayan, hayata tutunamayan, çoğu zaman hasta ve bu sebeple çocukları ile ilgilenemeyen, aynı zamanda eşinin de kardeşine olan aşkını bildiği için çok mutsuz olan biridir.
Pedro Muzquiz: Az konuşan, Tita’ya ilk gördüğü an aşık olan, tutkulu, romantik biridir. “Aşk düşünülmez, insan onu ya duyuyordur ya da duymuyordur” diyerek, Tita’ya olan aşkını ilk görüşte itiraf etmiş ve tüm yaşam boyunca Tita’yı sevmekten vazgeçmemiştir. Ancak yeterince güçlü duramadığı için hem karısının hem de sevdiği kadının acılarının da baş kahramanıdır.
John Brown: Aile doktoru. Tita ablasının ilk bebeği Roberto’nun doğumunda, bebeği tek başına doğurtmuştur. Doğuma yetişemeyen John, Tita’nın doğumu tek başına gerçekleştirdiğini öğrendiği andan itibaren Tita’ya aşık olmuştur. Olgun, çok akıllı ve sağduyulu olan John, Tita’yı yaşamı boyunca sevmeye kararlıdır. Tita umutsuzluğa kapılıp, kimse ile konuşmadığı zaman, hayata geri döndüren kişidir. John’a göre; “Yaşamak için, her birimiz kendimizdeki ateşleyicileri keşfetmek zorundayız, çünkü bunlardan biri harekete geçtiğinde, ruhumuz için gerekli enerjiyi sağlar. Bir başka değişle, bu alevlenme ruhumuzun gıdasıdır. Eğer kendimize özgü ateşleyicileri zamanında keşfetmezsek, içimizdeki kibritler nemlenir ve bir daha asla, hiçbirini yakamayız.”
Chencho: Evin hizmetçisidir. Her zaman anlatacak bir hikayesi olan, dedikoduyu çok seven bir kadındır. Tita’yı çok düşünen ve mutsuzken bile onu keyiflendirebilen, iyi bir dost olarak kalacaktır.
Juan Alejandrez: Romanın en önemli kahramanlarından biridir. Onun gelişi ile başlayan her bir bölümde çok önemli olaylar olur. Juan üç ayrı bölümde karşımıza çıkar. İlk olarak, nedenini anlamaksızın, ani bir kararla savaş alanını terk ederek, o sırada tanımadığı Gertrudis’in kor gibi yanan ateşini söndürebilmek için, sonrasında, devrim için para ve yemek toplamak amacı ile Mama Elena’nın karşısına çıktığında ve en on olarak Gertrudis’in eşi ve devrim generali olarak.
Alex Brown: John Brown’ın oğlu. Esperanza’nın eşi.
Esperanza (Umut): Pedro ve Rosauro’nun ikinci çocuğu. Hikaye anlatıcısının annesi. Tita’nın yemek yapma yeteneklerini almış olduğu gibi, tıpkı Tita gibi soğana çok duyarlıdır.
(Ocak) Noel Sanviçleri (TORTAS DE NAVIDAD)
Tita’nın doğumu, Pedro’ ya aşık oluşu, evlenemeyecek olduklarının kabulü, Pedro’nun Rosauro ile evlenmeye karar verişi. Tita’nın üzüntüsünden çok üşümesi ve yıllar sürecek ve bittiğinde üç buçuk hektarlık çiftliğin üzerini kaplayacak büyüklüğe ulaşacak battaniyesini örmeye başlaması.(Şubat) Chabela Pastası (PASTEL CHABELA)

Tita’nın yemekleri, onun ruh halini ifade ettiği için, yaptığı bu pasta yiyenleri derin bir mutsuzluğa düşürmüştür.
(Mart) Gül Yapraklı Bıldırcın (CODORNICES EN PETALOS DE ROSAS)

Perdo’nun, Tita’ya hediye ettiği güller ile hazırlanan bu yemek yiyenlerde şehvet uyandırmış, bu sebeple Gertrudis’in teni aylarca gül kokmuştur.
(Nisan) Bademli-Susamlı Hindi (MOLE DE GUAJALOTE CON ALMENDRA Y AJANJOLI)

Tita Roberto’nun doğumuyla tekrar kendine gelmiş, mutluluğu tekrar yakalamış, yaptığı Mole’yi yiyen konukların tümünü, tuhaf bir hoşluk duygusu sarmıştır.
(Mayıs) Kuzey Sucuğu (CHORIZO NORTENO)

Tita çok yalnız ve üzgün olduğu için ilk defa sucuğu hazırlamayı başaramamıştır.
(Haziran) Kibrit Macunu (MASA PARA HACER FOSFOROS)

Bu tarif John tarafından sunulmuştur.
(Temmuz) Sığır Kuyruğundan Etsuyu (CALDO DE COLITA DE RES)

Chencho tarafından getirilen bu et suyu, Tita’nın hem ruhen hem de bedenen sağlığına kavuşmasına yardım etmiştir.
(Ağustos) CHAMPANDONGO

Esperanza’nın doğumunu kutlamak için hazırlanan yemek. Tita ve Pedro arasında olanlar sebebi ile, fosforışıl kıvrımlar, havai fişeklerin ışıkları gibi göğe yükselmiş ve görenleri dehşete düşürmüştür.
(Eylül) Çikolata ve Krallar Tacı (CHOCOLATE Y ROSCA DE REYES)
Kralar Tacı hazırlanırken, küçük bir İsa heykelciği hamurun içine katılırmış ve Meryem Ana’nın aklanma yortusunda bu heykel kime denk gelişrse o çok şanslı demekmiş. O şanslı kişi, heykeli elinde tutup bir dilek dilermiş ve dileğin olacağına inanılırmış. Ancak Tita yıllar geçtikçe anlamıştı ki her şey istenemez, kimi istekler yasaklanmıştır, suç sayılır.(Ekim) Meksika Tatlısı (TORREJAS DE NATAS)

Gertrudis’in en sevdiği yemek olduğu için yapılmıştır. Tita’nın gerçekleri görmesi ve büyülü sözler söylemesi ile annesinin baskısından kurtulması ile sonuçlanmıştır.
(Kasım) Tezcucana Usulu Biberli İri Fasulye (FRIJOLES GORDOS CON CHILES A LA TEZCUCANA)
Eğer bu yemek yapılırken, başında iki kişi kavga ederse, fasulyeler çiğ kalırmış. Bu durumda neşelerini bulmaları ve pişmeleri için onlara şarkı söylemek gerekirmiş. Tita bu yemeği yaparken ablası Rosaura ile kavga ettiği için, mutlu anlarını hatırlayıp Pedro için bir şarkı söylemiştir.
(Aralık) Ceviz Soslu Biber Dolması (CHILES EN NOGA)

Bir düğün yemeği olarak yapılmıştır. Tabakta bulunan son dolma dahi yenmiş, yine konuklarda mutluluk ve şehvet duygusu oluşmuştur.