Ferzan Özpetek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ferzan Özpetek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2010 Cumartesi

MINE VAGANTI (Serseri Mayınlar) - Ferzan Özpetek



Mine Vaganti serüvenim birkaç hafta önce başladı.

İlk defa yüzümü kızartarak babamların bastığı gala davetiyelerinden istedim. “Veririz, ama gidebilecek mi ?” demişler.

“Nereye?”

“Antep’e.”

Ah işte Pegasus Havayolları’ndan kazandığım tek yön uçak biletini Antep’e kestirecektim. Dönüşünü de kendim alacaktım. Atlayıp gidecektim Antep’e. Gala’yı izleyecektim. Kebap yiyip geri gelecektim İstanbul’a. O büyülü havayı içime çekecektim. Ama olmadı, çünkü Pegasus'dan kazandığım tek yön biletini nereye gideceğim konusundaki kararsızlığım yüzünden rezervasyon döneminde kestiremedim.

Büyülü, evet benim için büyülü. Ferzan Özpetek’in tüm filmleri benim için büyülü.

Karakterleri; her zaman marjinal, kalabalık, biraz fazla komün hayatını seven tipler…

Mekanları; her zaman çok şık, modern ile klasiğin karışımı, rüzgârda hafifçe salınan mum ışıkları, renkli fenerler, tütsüler, panjur arasından sızan sabah güneşi…

Müzikleri; her bir filminden sonra ağzıma dolanan, içimi ürperten, göz pınarlarımda şimşekler çaktıran, beni alıp Toscana’ya, Roma’ya götüren…

Belki hayatımın belli bir döneminde yaşadığım yerlere özlem…

Ferzan Özpetek ile ilk tanışmamız 1997’de Hamam filmiyle oldu. İtalya’da ve İtalyanlar arasında çok ünlüdür Türk Hamamları. Kulaktan kulağa dolaşan Türk Hamamlarının maceraları nam salmıştır. Türkiye’ye her gelen İtalyan merak eder hamamı. İşte İtalya’da dilden dile dolaşan hamam maceraarı vardı bu filmde. Özpetek bu filmiyle 34.Antalya Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü aldı. Cannes Film Festivali'nde, " Yönetmenlerin Onbeş Günü " tarafından keşfedildi.

Sonra 1999’da Harem Suare geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nun gizem dolu Harem koridorları, balla, lokumla beslenen, can yakan cariyeler, uçuşan tüller, entrikalar. Cannes Film Festivali’nin Selection Officielle kategorisine seçildi. Harem Suare " aycıca Toronto, Palm Springs ve Londra festivallerinden de resmi davet aldı.

2000 yapımı Cahiler Periler’de Roma’da yaşayan bir grup arkadaşın arasına karışan Antonia’nın, grup içinde bulunan ve tabii gay olan Michele ile yakınlaşması, iç hesaplaşmaları, evliliğini sorgulaması anlatılıyordu. İtalya’da gösterimde olduğu süreçte en çok izlenen İtalyan filmi olmuştu.



Cahil Periler’i 2002’de Karşı Pencere, 2005’te Kutsal Yürek, 2007’de Bir Ömür Yetmez, 2008’de Mükemmel Bir Gün izledi.



Bütün filmlerini sevdim ama beni gerçekten etkileyen filmleri Hamam, Cahil Periler, Karşı Pencere ve Serseri Mayınlar oldu.

1959 İstanbul doğumlu Ferzan Özpetek, La Sapienza Üniversitesi’nde sinema tarihi eğitimi almaya gittiği 1976 yılından bu yana Roma’da yaşamaktadır. Eşcinselliğini gizlemeyen Özpetek, neredeyse tüm filmlerinde eşcinsel ilişkileri kameraya yansıtmıştır.



Mine Vaganti – Serseri Mayınlar’da Roma’da değiliz artık. İtalya’nın güneyinde, tam çizmenin topuğundaki Lecce, Lonely Planet tarafından belirlenen 2010’da En İyi Tatil listesinde İstanbul, Abu Dhabi, Vancouver, Singapur, Kyoto, Saraybosna, Cuenca ve Charleston ile birlikte yer almakta. Barok tarihi şehir merkezi ve filmde de görerek hayran olduğum mükemmel binaları ile ünlü küçük bir şehir.



Lecce’de yaşayan, makarna imalatçısı bir ailenin eşcinsel oğulları Tommaso ve Antonio’nun, aile içinde ve küçük şehirde, yıl 2010 da olsa, kabul görüp görmemesini anlatıyor. Aslında sadece Tommaso ve Antonio değil, büyükanne, anne, baba, hala, tüm aile biraz kendine münhasır ve sıra dışı.

Ama bu filminde Özpetek, eşcinselliği varlığını ispat etmek istercesine aktarmamış izleyenlere, “artık eşcinseller her yerdeler, mantar gibi türüyorlar, onları giyimleriyle ayrıştırmamız mümkün değil” i yorumlamış. Aslında biraz da tiye alarak aktarmış.

Filmin pek çok sahnesinde kahkahaya boğuldum, daha önce hiçbir Özpetek filminde olmadığım kadar. Öpüşen erkekleri gördüm (film çıkışında, asansörde bir çiftin aralarındaki konuşmalarına kulak misafiri oldum; delikanlı o sahnelerde gözlerini kaçırmış). Evet filmde de diyor, yıl 2010, 2000 bile değil ve hâlâ eşcinseller tepki görebiliyor, aileden, toplumdan ayrıştırılmaya çalışılıyor.

Filmi izlerken, kadınlığımı fark ettim, aslında kadınlığımı hiç vurgulamadığımı. Giyimleriyle, kadınlıkları, seksapelleri öne çıkarılmış kadınlar, yaramaz erkek çocuğu tavırlarımı iyiden iyiye bir kenara atma isteği doğurdu bende.

Müziklere gelince…Yine mükemmel parçalar seçilmiş, eve kadar arabada kendi kendime mırıldandığım, kulaklarımdan düşmeyen parçalar. Pink Martini’den Una Notte A Napoli, Patty Bravo’dan Sogno, Nina Zilli’de 50 Mila ve final Sezen Aksu’dan Kutlama… Hepsi birbirinden güzel… Dört gözle albümünün Türkiye’de de çıkmasını bekliyorum.

“Başkalarının sana kimi sevmen veya kimden nefret etmen gerektiğini söylemelerine izin verme. Daima kendi kendine hata yap.”

“Her ne olursa olsun, hayata daima gülen gözlerle bak.”


Mine Vaganti / Loose Cannons (2010) - Behind the Scenes
Yükleyen ciwciwdotcom. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler

Peyman

25 Ağustos 2009 Salı

Yansımalar - 5

Sunum gecelerimizi kaleme aldığım Yansımalar yazı dizilerine gereken titizliği gösteremediğimi biliyorum. Aslında bu yazı dizisi sayesinde, gecelerimize hayran kitlesi kattığımızı söylemeden edemeyeceğim.

Her birimizin iple çektiği, bazı arkadaşlarımın ütopik olarak nitelendirdiği, imrenerek takip ettiği sunum gecelerimiz gün geçtikçe çok daha eğlenceli, çok daha doyurucu olmaya başladı.

Kulüp üyeleri arasında da ortak bir görüş, kulüp var olduğundan bu yana okuduğumuz kitaplarda daha irdeleyici, araştırıcı, yazım ve imla kurallarına daha dikkat eder hale geldiğimiz yönünde.

İş, güç, deniz, kum, güneş iki arada bir derede 2 yaz toplantısı yaptık.

Biri yazın ilk heyecanlarını, gün doğuşundaki tazeliği, içimizde uyanan çocuksu sevinci hissettiğimiz 30 Haziran tarihinde, Fenerbahçe Happymoon’daydı.

Kitabımız Canan Tan’ın En Son Yürekler Ölür adlı eseri…

Kitabımızın sunucusu ise Ayşen.

Restaurant’ın çatı katında bizim için hazırlanmış masaya Ayşen’in hünerli parmakları değmiş, kalbinin sıcaklığını masaya, hatta çevredeki ağaçlara kadar taşımıştı.



Başımızın üzerinde hafif esen rüzgar ile salınan kırmızı turuncu fenerler, masanın üzerinde ki küçük mumların ışığı ile bizi buğulu bir eksen içine hapsetmişti.

Minik saksılardaki kırmızı çiçekli bitkiler yazın müjdecisi, masanın üzerine serpiştirilmiş kırmızı gül yaprakları romantizmin elçisiydi. Ufak çakıl taşları ise bize denizin tuzlu tadını, yosun kokusunu taşıyordu.



Çatıyı çevreleyen hippocastanum (at kestanesi) ağaçlarının arasından Fenerbahçe yat limanında dinlenmeye çekilmiş teknelerin ardında denize yansıyan gurubun rengi gözlerimi kamaştırıyordu. Ağacın üzerinde sallanan Ayşen’in elleri ile imâl ettiği keçe ile yapılmış melek figürleri dalların arasından bize göz kırpıyordu.

Canan Tan kitapları okunması son derece kolay, genellikle tatillerde okumayı tercih edeceğiniz, sabun köpüğü kitaplardan. Şimdiye kadar iki kitabını okudum; Yüreğim Seni Çok Sevdi ve En Son Yürekler Ölür. Her ikisini de aynı duyguları hissederek okudum. Pembe dizi seyreder gibi, kafanızı çok yormadan, hayata dair size çok fazla kazanım sağlamayan, yalın kelimelerle yazılmış romanlar.

En Son Yürekler Ölür’de, yolları bir iş toplantısında kesişen başarılı genç iş adamı ile kariyerinde hızla ilerleyen genç bir kadının, Nehir ile Deniz’in, hatta yazarın betimlediği gibi akışını Deniz’de bitiren Nehir’in aşkları konu ediliyor.

Her şeyin mükemmel gittiği balayı dönüşünde geçirdikleri kazadan yaralı kurtulan Nehir, beyin ölümü gerçekleşen Deniz’in organlarını bağışlayıp bağışlamama kararının ağırlığı altında ezilmekte, aldığı karardan ötürü Deniz’in ailesi ile arasında derin yarıklar oluşmaktadır.

Kitapta Canan Tan’ın ansiklopedik dilde okura aktardığı organ naklini, Ayşen dünyadan örneklerle daha cazip bir dille bize anlattı. O gece yastığa başımı koyduğumda “neden olmasın” sorusunu kendime soruyordum.



Ayşen’in sunum gecesinde Fenerbahçe’de bir resturantın çatı katında toplanmış kitap kulübü üyeleri miydik, yoksa, bir yaz akşamı Roma’da geniş avlulu bir apartmanın çatı katındaki Ferzan Özpetek film setinde, bir masa başında toplanmış farklı karakterler miydik ?

Yazın diğer sunum gecesini ise 20 Ağustos’ta Kalamış Yelken Kulübü’nün çatı katında yaptık. Şiir gecesi demek daha doğru olacak. Çünkü şimdiye kadar yaptıklarımızdan daha farklıydı.

Blogdan da takip edenler bilir, 13 şiir önerdik. Bu 13 şiirden oylama yolu ile Gülda’nın önerdiği J.L. Borges’in Anlar adlı şiirini seçtik.



O gece yalın bir gece olacaktı. Şiir okuyup, şiiri nasıl algıladığımızı konuşacaktık. Ama seçilen şiir çok da yoruma açık bir şiir değildi. Hayatın ta kendisiydi.

Her gün doğanın bize sunduğu pek çok güzelliği görmezden gelerek yaşamımızı kendi kendimize ördüğümüz yavan duvarlar arasına hapsetmemiz, daha çok iş yaparak çocuklarımızla geçirebileceğimiz eğlenceli dakikalara sırtımızı dönmemiz, temizliği benim gibi takıntı haline getirip, hafta sonlarını evde didiklenerek geçirmemiz, yaşadığımız toprakları, ülkeleri görmek, değişik insanlar tanımak varken eve tıkılıp kalmak, kısacası HAYATI KAÇIRMAK, ANI YAŞAYAMAMAK ile alakalı çok güzel bir şiir.

Okuyunca sert bir duvara toslamış gibi hissediyorsunuz kendinizi. Ve “Carpe Diem” diyerek devam ediyorsunuz yaşamaya.

Yarın yaşamınızdaki en güzel gün olması için kendi kendinize söz veriyorsunuz.

O gece aramızda olamayan kulüp üyelerimize cep telefonları ile bağlanarak, şiiri hepimiz tek ağızdan okuduk. Herkesin kendine adanmış mısraları ve koro şeklinde taaa yürekten hissederek...



Ayşe yine durmamıştı. Üzerinde her birimizin okuyacağı mısralardan birer bölümün olduğu kartların asılı olduğu taçlar hazırlamıştı.



Hava, Happymoon’daki gibi geç kararmıyordu artık. Rüzgar vücudumuzu titretircesine hırçın esiyordu ve yıldızlar sanki biraz parlaklığını yitirmiş, sonbahara göz kırpıyordu.

Ama biz o gece her zamankinden daha çocuktuk, daha coşkuluyduk. Bir arada olmanın verdiği keyif benliğimizi sarmış “Carpe Diem” diyorduk.

Hayatın güzellikleri hep yanınızda olsun!

(Peyman)

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails