Biz bu teklife can-ı gönülden katıldık. Trafikle, soğukla, müvekkil/müşteri/müdür ile boğuştuk, kar fırtınası gelecek uyarılarına rağmen 22. Ocak.2010'da Sherlock Holmes'a gittik Kanyon'da ki orada dışarıdan en az 5 derece soğuk oluyor biliyorsunuz.

Ben hayatımda hiçbir filme bu kadar sersem gittiğimi hatırlamıyorum zira Robert Downey Jr'dan başka hiçbir şeyi gözüm görmemiş, kulağım duymamış.Film başladığında paltomun cebindeki kocaman yeşil elmanın hiçbir yere sığmamasından mütevellit rahatsızdım (rejimdeyim, mısır yememem gerekiyordu ve House Cafe'deki çanaktan cebime attım, onu yiyeyim diye] ve filmin başlangıç sahnesinin kara büyü ile başlaması ve saniyeler içerisinde bir aksiyon filmine dönüşmesi karşısında hafif bir şaşkınlığa düştüm.
Bunun nedeni sanırım bu filmin yıllar önce seyrettiğim TRT'de yayınlanan ve başrollerini Jeremy Brett, David Burke tarafından canlandırılan dizi film ile benzer nitelikte olacağını düşünmemdi.Bahsettiğim dizi filmde Brett, Holmes karakterine çok iyi oturuyor, onun kibirli,mesafeli, bir İngiliz Beyefendisinin tüm özelliklerini haiz, toplumdan kendini dışlamış ve hiç bir sosyal ilişki kurmayan ve takıntılı kişiliğini çok iyi yansıtıyordu.

Robert Downey Jr'ın da benzer nitelikleri koruduğu bu filmde aynı zamanda kendisinin bir dövüş ustası olarak yansıtılması ve zaaflarının daha net gösterilmesi ve mizahın biraz daha belirgin olması bu filmi benim seyrettiğim versiyonundan farklı kılan unsurlardı.
Filmdeki dövüş içeren sahneleri seyrederken sahnelerin yavaş çekimde olması, karakterin detaylı yorumları bana bir anda kendimi "Ne kadar da Guy Rithcie kokuyor, ne kadar da Snatch filmine benziyor" diye düşünürken buldum. Adeta Snatch ile Fight Club arasında bir filme geldiğime kanaat getirdim bir süre.

Filmin sonunda "AAAA Yönetmen Guy Ritchie miymiş?!" dediğimde Gülda'nın cebimdeki elmayı kafama atmak isteğini yansıtan bakışı ile karşılaştım. Ne yapayım? Biraz hayata karşı ilgisiz ve onu bırakmış dönemimdeyim.

Filmde kısaca Sherlock Holmes karanlık güçlere sahip olan ve idam edildiği halde tekrar dirilerek etrafa dehşet saçan ve öldüğünü teyit eden Watson'ı da şüphe altında bırakan Lord Blackwood'a, onun büyülerine ve icatlarına karşı bir savaş veriyor ve hem bilgisini, hem zekasını hem de gözlem yeteneği ile yumruklarını konuşturuyor ki bunu yaparken de Dr Watson desteğni esirgemiyor.

Sherlock Holmes'i her zaman alt eden ve başını döndüren bağımsız, enerjik, gözünü kırpmadan herşeyi yapabilecek bir kadın (Irene Adler) rolündeki Rachel Adams da filme yakışmıştı. Dr Watson'ın evlenmek üzere olduğu Mary rolündeki Keilly Reilly'yi de film boyunca nasıl bu kadar hülyalı baktığını düşünerek seyrettim.

Dr Watson ile Sherlock Holmes'ün aralarındaki arkadaşlığın ve bağın da sosyal yaşamla tek bağı Dr Watson olan Holmes'ün, Watson'ın nişanlısı Mary'e karşı gösterdiği tepkilerle verilmesini iyi bulduğumu söylemeliyim.
Farklı bir bakış içeren ve eğlenceli bir film seyretmek isterseniz ve benim gibi Robert Downey Jr hayranıysanız ve Ayşe'nin film çıkışında dediği gibi "küllerinden doğmak" ne demekmiş görmeyi arzularsanız hemen gidin derim.
Sevgiler
Şu aralar Irene Adler olmak isteyen
Billur