18. İstanbul Caz Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18. İstanbul Caz Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2011 Cuma

Richard Bona ve Raul Midon -The Duwala Malambo Project-11.07.2011

Pazartesi akşamı Arkeoloji Müzesi’nde sahne alacak Richard Bona ve Raul Midon’u The Duwala Malambo Project adlı konserlerinde izlemek üzere yola çıktık. Ayşe ben ve Gülda önce turistik bir faaliyet tadında Sultanahmet Köfteci’sine gittik.

Geçtiğimiz yıllardaki Müzik Festivali döneminde bir türlü yemek yiyip içemediğimiz Topkapı Sarayı’nın içindeki Karakol Restaurant’dan bu sene pek çok kez faydalanmamıza rağmen servisin kötülüğü, uzun uzun yapılan yemek tarifleri ile orantılı olmayacak şekilde sunulan azıcık yemekler ve bununla ters orantılı fiyatlar nedeniyle isyan bayrağımızı Surlara dikip bir güzel karnımızı doyurduk ve konsere karnımız tok sırtımız pek bir şekilde gitmiş olduk.



Ben bu seneki konser yoğunluğu nedeni ile ve açıkçası sadece adına bakıp içeriğini okumadan gitmeyeceğimi Gülda’ya açıkladığımda “nasıl gitmezsin, kim olduklarını görmüyor musun?” demişti.”Ya hık hök görüyorum ” içerikli anlamlı cevabım sayesinde bu konsere de bilet aldım ve” iyi ki Gülda beni uyarmış” diyorum şimdi.

Konser başlamadan önce tuvaletlerin yer aldığı müzenin idari kısmından çıkarken iki kişinin elleriyle oradaki bir asker heykelinin üzerinde gezinti yaptıklarını görünce “Aha! bunlar da benim gibi açıkça yasak yoksa dokunanlardan” diye düşünürken birinin Richard Bona diğerinin ise Raul Midon olduğunu anladım ama ben hayran sıfatı onları taciz edeyim mi etmeyeyim mi diyene kadar ikisi de erkekler bölümüne seğirtince dışarıda bekleyen Ender’i hemen onlarla yakınlık kurma, imza ve fotoğraf isteme içeriği ile zenginleştirilmiş bir yaklaşımla taciz etmekle görevlendirerek içeri doğru yönlendirdim ama Ender ortamın uygun olmadığı gerekçesi ile geri döndü!

The Duwala Malambo Project Kamerun asıllı Richard Bona’nın anadili Doula ile Raul Midon’un doğduğu yer olan Arjantin’de bir çeşit dans olan Malambo’dan adını almış. Konserde Midon ve Bona’ya davul ve perküsyonda Barbodos’lu Lionel Cordew ve tuşlu çalıgılarda ise Amsterdam’dan gelen Etienne Stadwijk eşlik ettiler. Bu iki müzisyen boyları posları ve pazularıyla aksiyon filmlerindeki dövüşçülere benziyorlardı.



Konser süresince Afrika ritmleri ve Bona’nın kendi dilinde söylediği şarkılar o kadar güzeldi ki gözlerimi kapadığım zaman kendimi upuzun mısır tarlalarında mısır toplarken hayal ettiğimi itiraf etmeliyim. Midon’un ise Latin ezgileri ve soul müzik ritmleri, gitarı çalışındaki yetkinliği ve zaman zaman ağzıyla çıkardığı trompet sesi ve gitarın gövdesi ile tutturduğu bas ritmleri gerçekten insanı coşturuyordu.



Sahne aldıktan bir kısa bir süre sonra söz alan Bona Türk yemeklerinin ne kadar güzel olduğundan ve çok yemek yediğinden bahsetti; özellikle baklavayı çok sevmiş ki sonra söylediği şarkıya arada baklava baklava diye ayrık sözler de serpiştirdi. Sürekli hınzır hınzır gülen ve espri yapan Bona’ya hayran kalmamak elde değildi.
"Sunshine", "State of Mind", "Don’t be A Silly Man" gibi şarkılarını söyleyen Midon bazı şarkılarının yazılış hikayelerini de anlattı.



"Waited All My Life" adlı şarkısını eşi için yazdığını, eşinin dikkatini çekebilmek için içinde bulunduğu rekabet ortamının aşmanın yollarını aradığını dile getiren Midon şarkıyı söylediğini ve yarışı kazandığını ifade etti. Sunshine şarkısını ise New York’a taşındığı ve havanın ve cebindeki paranın sıcaklığının azaldığı bir dönemde kendisinden “house” türünde müzik yapılması istendiğinde yaratmış, epey değişiklik yaparak ve kendisinin müziğinden en az ödünü verecek şekilde...

Bu konser yüzümde gülücüklerin eksilmediği, ellerimin ve ayaklarımın sürekli ritm tuttuğu bir konser oldu. Konserin sonuna doğru Bona “SEN SEN SEN”adlı parçasını söyledi ve tüm seyirciye söylettirdi. Önce kadınlar, sonra 40 yaş üstü kadınlar ve 50 yaşındaki kadınlar olarak söylememizi isteyen Bona, 50 yaş ve üzerinde pek ses çıkmadığında “Ne o 50 yaşında kadınların işi bitik mi” gibisinden takıldı ve erkeklere gözünü dikti. Güçlü ve maço bir biçimde ses vermelerini isteyince “Türkiye’deki ve evrendeki en güçlü erkekler sizlersiniz” diye söze girince bir hanım seyircinin yüzündeki ifadeye takılarak “Bu hanımefendi benimki değil der gibi bakıyor” dedi ve hepimiz kahkaha attık ve bir konserden daha mutluluğun yaşanan anlar olduğunu düşünerek evlerimizin yoluna koyulduk.




Onlar da Apsen’de başladıkları bu projelerine Fransa’da devam etmek üzere yola koyulmuş olmalılar. Konserden bu yana Bona’nın son albümü olan The Ten Shades of Blues albümünü dinliyorum….Tavsiye ederim…



Sevgiler
Billur

11 Temmuz 2011 Pazartesi

TUHAF BİR YAZI

Hiç sevmediğim bir söylem kullanıp, ona buna veriştireceğim bir yazı yazmaktan memnuniyetsizim. Bilhassa içine Caz Festivali’ni ve İKSV’yi katacak olmak benim için üzüntü verici ama yine de sürekli her şey yolunda diyerek de bir yere varmak pek mümkün değil!



Caz İçin Tuhaf Bir Yer Konseri

Dün Tersane sahnesinde müzik dinlemeye giden her izleyicinin bu yılın söylemiyle “Caz Kalpli” olduğuna eminim. Kimse ama kimse öyle bir yere; ortamda bulunayım, üç beş kişi göreyim diye gitmez. Dolayısıyla oraya gelen herkesin “Caz İçin Tuhaf Bir Yer” konserine değişik bir deneyim yaşamak, güzel müzikler dinlemek, Billy Martin’in davul solosunda kendinden geçmek ya da benzeri bir isteği olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de seyirci de “zaten yapılan müzikten anlamazdı” kıvamındaki yorumlarını çok rahatsız edici bulduğumu belirtmek isterim öncelikle. Konser Esma Sultan, Sepetçiler Kasrı, Aya İrini, hatta Arkeoloji Müzesi’nin bahçesi olsa belki ama bu Cumartesi –gelecek hafta Rock’n Coke, bir gün önce Bon Jovi, bir gün sonrasında Judas Priest gibi çok yoğun bir program varken- orada toplanmış, tahminen zar zor ulaşmış, bir avuç müzik severe haksızlık yapmamak gerekiyor.

Festival bana ve birçok kişiye yeni ve farklı müziklerle tanışma katkısı da yapıyor. Dolayısı ile oraya ilk kez o müzisyenleri dinlemek için gelen de, en sevdiği gruplardan biri çıkacağı için bulunan da, çocuğunu kapıp getiren de benzer bir ruh hali içindeydi. Kısaca konserin böylesine kötü olmasında bu sefer seyircinin hiçbir suçu yoktu demek istiyorum. Hem de hiç!



Kapısı 19.00 da açılıp 20.00 de başlaması gereken konsere vakitlice gittik. Gerçi biraz yolu karıştırıp Haliç’in tamamını dolaşarak vardık ama o bizim yol bilmezliğimizden oldu. İKSV gayet açıklayıcı bir şekilde nasıl gidileceğini belirtmişti. İçeri girdiğimizde hava henüz aydınlıktı. Oturma bölümünde biletimiz olmasına rağmen ayakta kalmayı tercih ettik. Oturmalı kısım oldukça klostrofobik görünüyordu. -Oturarak izleyen arkadaşlarımın dediğine göre; bir ara hava bitmiş o bölümde.- İsteyenin oturabileceği, isteyenin ayakta kalabileceği konserleri seviyorum. Eğer doğru düzgün bir ses ve sahne düzeni varsa, pek tabii ki! Ne bir şey duydum ne de gördüm konser boyunca. Bir benzerini portatif tuvaletler için de söylemek mümkündü. Peki, ben Caz Festivali’nde konsere mi geldim, yoksa Rock’n Coke için test sürüşüne mi? En azından Rock’n Coke sitesinde ne ile karşılaşabileceğimizde dair “Hayatta Kalma Rehberi" başlıklı bir bölüm açmış, sağ olsun.

On küsur tane saatler ilerledikçe kokusu iyice yayılan tuvaletlere, dört buçuk saat boyunca pislik, sefalet içinde durmaya, tek bir stantta satılan birbirinden kötü, pahalı yiyeceklere de katlanabilirdim ama ses yoktu! Tonbruket 20.00 de başlaması gereken konserde ilk parçayı neredeyse kırk beş dakika sonra çalabildi. Tüm grup sahnede, onca insanın önünde tüm bu süre boyunca ses sistemini düzeltmeye çalıştı.

Bu neydi ya? Benim bu konseri izlemek için saatlerim gitti. Evde bir yandan kitap okurken, bir yandan gayet alkollü biramı yudumlayarak Medeski, Martin, Wood dinleyebilirdim…

Konser için yer bulamıyoruz deyip Tersane’de sahne kuralım. Cin fikirler uydurup adına da Caz İçin Tuhaf Bir Yer diyelim. Alkollü bira için izin verilmiyorsa Efes Alkolsüz satalım. Tonbruket ezan okunacağı için ara verdiğinde “ezan bitti” diye devam ettirelim ve bu esnada ezan başlasın. İlhan Erşahin’in performansını ezan okunuyor diye yarıda kestirelim. Hakikaten tuhaf!

Yavuz Baydar “Tersane'de şaşırtıcı yoğunlukta bir İlhan Erşahin Arto Tunc konseri. Mekân mükemmel. Arto ile davulcu Kenny Wollesen kıvılcımlar saçıyor.” şeklinde bir tweet yazmış. Ya o ya da ben başka bir Tersane’de konser izledim! Benim bulunduğum Tersane’de de elbette mekândan keyif alan birkaç kişi vardı. Kıyıya bağlı yük gemisindeki görevliler, gemide oturup, sakin sakin içeceklerini içerek bizim halimizi izlediler!

Ben konseri tamamlayamadım. İlhan Erşahin de erken bitirmiş ve gitmiş. Medeski, Martin&Wood’lu bölüme kalan azimli izleyiciyi tebrik ediyorum. Umarım herkes sağ salim evlerine dönmüştür. En yakın taksi durağı epey uzaktaydı. O saatte minibüs, otobüs var mıydı hiç bilmiyorum.



Festival direktörü Pelin Opçin’in Milliyet gazetesinde seçilen mekânlarla ve bu konserin neden orada yapıldığıyla ilgini röportajını buradan okuyabilirsiniz. Bence Caz Festivali’nin bu kadar yaratıcı, deneysel mekânlara ihtiyacı yok. Bize ve daha da önemlisi gelen müzisyenlere yazık!

Umarım bir daha böylesine kötü bir konser tecrübesi yaşamayız.

Esbjorn Svensson'a saygılarımla,

Gülda



(*) Resimler İstanbul Caz Festivali Facebook sayfasından alınmıştır.

10 Temmuz 2011 Pazar

07.07.2011 A Tribute to Miles Davis Konseri

"Evet Miles Davis Seni Ayakta Alkışlıyorum"

Geçtiğimiz Perşembe akşamı Marcus Miller’ı Wayne Shorter ve Herbie Hancock ile birlikte Miles Davis’e ithaf olunan A Trıbute to Miles konserinde dinleyecek olmam beni içten içe çok heyacanladırıyordu.



1988 yılında gelen ve muhtemelen seyirciye sırtı dönük bir biçimde trompetinin bile “bu sesler benden mi” dedirten şekilde nefes veren Miles Davis’i izleyememiştim. Konsere gidemediğim gün biraz ağladığımı ve evde bir yere varmayacak olaylar yaratığımı hatırlıyorum ama sonunda kös kös odamın duvarında Dizzy Gillespie ‘nin yanında yapıştırılmış olan siyah beyaz posterine bakarak gecemi tamamlamıştım.

Perşembe gecesi ise her ne kadar Miles Davis sahnede olmasa da , her ne kadar birebir olarak eserleri yorumlanmasa da Marcus Miller’ın dediği gibi bu konser Miles Davis’in ruhuna bir adanmışlık ve ithaf içeriyordu. Yine Miller’ın dediği gibi her zaman ileriye bakan biri olan Miles’ı geçmişle anmak mümkün olamazdı.



Marcus Miller bu ithaf konserleri yapmayı Miles’in ölümünün üzerinden 20 yıl geçtiğini farkettiğinde düştüğünü ve Herbie Hancock’u arayıp sorduğunda her ne kadar Hancock tereddütsüz cevap vermişse de vazgeçer diye telefonu hemen kapatmış.



Sahnede Miles’ın ekibinden Wayne Shorter ve Herbie Hancock vardı ama ben gözlerimi kapayınca basta Ron Carter davulda Tony Williams’ı duymaya başladım; yani ikinci Miles Davis Quintet’i…Ancak haksızlık etmek istemem davuldaki Sean Rickman hiç falso vermedi ve trompette ise Sean Jones gerçekten iyiydi. Caz müziğine aldığı iki Miles albümünden sonra yönelen Jones için sanırım böyle bir ithaf konserinde çalmak anlamlı olmalı diye düşündüm zaman zaman.



Hangi eserlerin çalındığına kulak kabartmak boşuna olacağını Marcus Miller’ın Miles’ın ruhunu yansıtacak şekilde çalacaklarını söylemesinden sonra kendimi serbest bıraktım; onlar da gerçekten serbest ama rafine bir biçimde çaldılar ve çok fazla dağılmadılar. Tıpkı Miles’ın hep istediği gibi ;” Bak, kargaşa içinde çalmana gerek yok. Bu serbestlik değildir. Serbestliği kontrol altında tutmalısın.”



Tüm konser Miles’ın ruhunu yansıtmaya ve çocukluğundan ölümüne dek müziğe bakış açısını yansıtacak doğaçlamalar ile başladı ve –yakalayabildiğim kadarı ile- Tutu ile geçiş, Time After Time ile başlayan bis bölümüne kadar eşsiz bir yolculuk olarak devam etti.



Konser bittiğinde eleştirmen Joachim Berendt’in dediği gibi neşeli ve hoş şeyler bile söylerken üflediği trompetinden keder ve yılgınlık tonları yayılan Miles’a - her ne kadar bunu her zaman bir “siyahtan” duymak istediğini bilsem de- içimden dedim ki: “Evet Miles Davis, seni ayakta selamlıyorum!”Ve merak etme herkes müziğinin ve ruhunun izlerini takip ettiği gibi seni de hatırlamaya devam devam ediyor…




Sevgiler
Billur









*Yazıda yer alan 3. ve 4. resim "www.alternatif -istanbul.net" ten alınmıştır.

7 Temmuz 2011 Perşembe

06.07.2011 Jamie Cullum Konseri -Ufacık Tefecik İçi Dolu Müzik

Dün akşam çok sevdiğim Santral İstanbul'da “acaba bu kampüste okumak için hangi bölümde yüksek lisans başvurusunda bulunsak” planlarımız eşliğinde Ka’nın bile geldiği Jamie Cullum konseri için geri sayıma Tamirane’de yemek yerken başladık.

Pek çok yerde Cullum’ın konserlerde hopladığı zıpladığına dair haberler okumuştum ve merakla akşamki performansını bekliyordum. Piyano çalışını, eski şarkılara dair yorumlarını konser öncesi dinlemiştim ama konserlerdeki eser listesi hep farklılık arz ettiğinden kulaklarım sonuna kadar açıktı.



Sahneye siyah kot, beyaz gömlek, siyah bir kravat ve siyah spor ayakkabı ile çıkan Cullum dağınık ve afro saçları ve ufak tefek görünümü ile ancak yirmi yaşlarının başlarında imiş gibi gözüküyordu ve çok sempatik bir izlenim uyandırıyordu.

Piyanosunun başına ilk başta “efendi” bir biçimde oturup iki parça yorumladıktan sonra mikrofonu eline aldı ve teşekkür ederim yerine kısa ve kolay olan “sagol “ ifadesini söyledikten sonra, İstanbul’a ve konser mekanını sevdiğini söyleyen Cullum güzel şehrimizde bakarak iyi vakit geçirmemizi temenni etti ve [Önce şaka yapıyor sandım, kabul mekan güzel de kafamı çevirip etrafıma bakmayı pek istemiyorum hatta utanç duyuyorum bu güzide kentleşmeden örneğinden diye geçiriyordum] Sakin bir konser bekliyorsak, doğru yerde olmadığımız” uyarısını yaptı.

Ardından iç çamaşırlarımızı sahneye atabileceğimizi söyledi ve ben içimden “Ah be! Bi’10 yaş genç olacaktım!” diye içimden geçirirken Cullum sonradan eklediği cümle ile beni rahatlattı: “ Beden önemli değil, sadece sevildiğimizi hissetmek istiyoruz.” [ "Dur bakalım ufaklık, hele biraz daha çal, severiz de çıkarır atarız da" dedim içimden; -yaş ilerleyince biraz temkinli oluyor insan tabii-]



Giriş konuşmasının ardından üstündeki biraz resmiyet içeren ceket, kravattan arınan Cullum bir t-shirt ve kotu ile kalınca hem konserdeki aksiyonu arttı, hem de beklediğim gibi piyanonun üzerine çıkıp, oradan sahne ortasına atladı ve bir an konuşmasının başında espri ile söylediği gibi Metallica ve AC/DC coverları söyleyeceğini zannetim zira Cullum da böyle bir enerji, hava ve yorum yeteneği olduğu açık bir biçimde gözüküyor ve duyuluyordu.



Bu konserde de belirli bir parça listesine bağlı kalmayacağını söyleyen Cullum zaman zaman Twentysomething, I am all over it now, Music is Through gibi kensi eserlerini zaman zaman Don’t Stop the Music, Radiohead’den High and Dry, Coldplay’den Yellow coverlarını yorumladığı gibi küçük kupleler halinde bir ara Michael Jackson ve Ray Charles’tan I Got a Woman’ı –“I got a woman in İstanbul” olarak değiştirerek yorumladı.Kimilerini hep bir ağızdan söyledik, kimilerini içimizden...




Konserin benim için en hoş anlarından biri Twentysomething albümünde yer alan ve benim dinlemekten bıkmayacağım "What a Difference A Day Makes " adlı şarkının yorumlandığı andı. Açıkçası Dinah Washington yorumuna bayıldığım ve bir erkek yorumcudan dinlemeyi uzun süre reddettiğim bu şarkının Cullum tarafından yorumunu sevdiğimi itiraf etmeliyim.

What a Diffrence a Day Makes çalmaya başladığı anda –gözlerim kapalı mırıldanırken- bir an gözlerimi açtım ve sahne önünde danseden bir sürü çift gördüm. Acaba takı töreni de olur muydu diye kısa bir an Yonca ile bakıştık ve ben R’ye laf attım :” Sen daha otur, yumurtaların soğumasın! “

Dans eden çiftlere bakan Cullum “ben bu çiftlere para ödedim” diyerek tatlı bir espri yaptı ve sonradan seyirciler arasına inerek hepsi ile öpüştü. Konserde bir iki kez sarılmalar, öpüşmeler oldu ve Cullum’ın kendisi de “işte böyle bir konser, insanlarla öpüşüyorum arada çalıyorum” benzerinden bir iki söz söyledi.

Naçizane tavsiyem bu şarkının olduğu Cullum’ın çeşitli caz standartlarını yorumladığı Twentysomething albümü çok güzel ve mutlaka edinilesi nitelikte. Bu albümde yer alan ve Cullam’a ait olan Next Year Baby ‘yi çalmaya başladığı bir zamanlar –artık vazgeçtim- her yeni yılda alıp hiç uygulayamadığım kararları hatırlattığı ve bazıları ile örtüştüğü için dudaklarımda büyük bir gülümseme ile dinledim.



Next Year,
Things are gonna change,
Gonna drink less beer
And start all over again
Gonna pull up my socks
Gonna clean my shower
Not gonna live by the clock
But get up at a decent hour
Gonna read more boks
Gonna keep up with the news
Gonna learn how to cook
And spend less money on shoes
Pay my bills on time
File my mail away, everyday
Only drink the finest wine
And call my Gran every Sunday….

Konserden ilk anda aklımda kalanları aktardım, bahsetmediğim ya da hafızamın derinliklerine sinmiş başka anlar da var ama bırakın onlar da bana kalsın. belki bazı şeyler de anlattığım gibi olmamıştır.

Ancak şunu söylemeliyim: Bir dahaki sefere kaçıranlar mutlaka konserine gitsin, ikincisi Festival iyi başladı, Michel Camilo ve bu konserde kimse çekirdek çitlemedi, birkaç gülüş, biraz fısıldaşma oldu ama konserin heyecanı, Cullum’ın coşkusu, konserde bir sanatçının da eğleniyor olması ve bunun verdiği rahatlamaya verdim ve aldırmadım. Bis için sahneye gelen Cullum’ı herkes ayakta ve ellerimiz ritm tutarken ve sandalye üstünde izledik…Mutluydum. Mutluyduk.

Evet bir ara yemek yerken yüzüme birkaç damla düşmüştü, evet herkesinki gibi gün içinde benim de çeşitli sıkıntılı anım olmuştu ve bugün de böyle geçsin ne olacak , ne fark eder ki duygulanımları ile yola çıkmıştım ama bugün yüzümde gülücüklerle dolaşıyorum ve anlıyorum ki 24 saat çok şey değiştirebilir…




Sevgiler
Billur

20 Haziran 2011 Pazartesi

İstanbul’un Caz Hali

18.İSTANBUL CAZ FESTİVALİ



Gözüm epeydir Montreal Caz Festivali programına takılı. Gidebilmeyi isterdim. Başarabilseydim on gün boyunca sadece bir konserden diğerine geçerek, cazla dolardım. Dile kolay! Üç bin cazcı 24 Haziran 4 Temmuz arasında Montreal’i dünyanın en yaşanası şehri kılacak. Robert Plant & The Band Of Joy ile açılan festival, biletleri aylar önceden bitmiş Diana Krall, Dave Brubeck ve cazın yaşayan diğer ölümsüz sanatçılarının buluşmasıyla devam edecek. Festivalin son günü Marianne Faithfull tahminen yeni albümü Horses and High Heels’den parçalar sunacak. -Geçen ay İstanbul Modern’de verdiği konserde epey hasta görünüyordu. Umarım o zamana kadar toparlar.-

Anlatılanlara göre Montreal Caz Festivali zamanı sokaklar dâhi müzik dolu imiş. Bir köşenin başında çok önemli cazcıların kendi aralarında düet yapmaları olağan sayılıyormuş. İşte böylesine benzersiz bir festivale konuk oluyormuş Montreal’dekiler. O büyüklükte olmasa da benzerini bir şekilde İstanbul için söyleyebilirim. Epeydir şehrin yaz hali müzik, sanat dolu. Pozitif Müzik, İŞ Sanat, Akbank Caz, Müzik Festivali sonra da Caz Festivali programlarında açıklanan isimler, şehirde kalmayı tatile gitmekten bile daha keyifli hale getirdi. Böyle giderse en erken Ağustos’ta şehirden uzaklaşılabilecek. Dolayısı ile illa Montreal diye sızlanmaktan vazgeçtim.

Montreal Caz Festivali’nin ağır toplarından Marianne Faithfull’u, Madeleine Peyroux’yu Mayıs’ta İŞ Sanat ağırladı, Richard Galliano’yu Müzik Festivali’nde izleyebildik. Chick Corea artık buralı sayılır. Brad Mehldau’yu da daha sık göreceğimize inanıyorum. Bir de Al Di Meola daha sık gelse ne iyi olur. Tek üzüntüm Pat Metheny'i epeydir kendi mahallemde izleyememek! Bilhassa son yıllarda beraberce inanılmaz bir müzik sunduğu sihirli orkestrasıyla.



Ben on gün Montreal’e gitsem tüm vaktimi Caz dinleyerek geçiririm diyebiliyorum ama İstanbul’da 1- 19 Temmuz arası sürecek festivalde gideceğim konserleri epey elemek zorunda kaldım. Ne bedenim, ne ruhum, ne de vaktim burada her gün konser izlemeye elvermiyor. Dolayısı ile iyice azaltmak zorunda kaldığım festival listem:


Michel Camilo

4 Temmuz Pazartesi, 21.00, Arkeoloji Müzesi Bahçesi



Stanley Clarke ve Hiromi’li Caz yağmurunun üzerinden bir sene, Richard Camillo’nun akerdeonu ile benzersiz bir müzik şölenini sunmasından bir ay kadar sonra yine Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde bu sefer Michel Camilo piyanosu ile nefis albümü MANO A MANO ile benim için festivali açacak.



O güzelim bahçede bir kere de Michel Camilo’dan libertangoyu dinlemeyi diliyorum.




Jamie Cullum

6 Temmuz Çarşamba, 21.00, santralistanbul Kıyı Amfi



Bu konsere gidip gitmeme konusunda kararsız kaldım. Öncelikle yeri çok uzak geldi. Tamam mesafe açısından buradan on küsur saat uçup Montreal’e gitmekle kıyas kabul etmez biliyorum ama Kıyı Amfi’nin bu konser için doğru yer olduğundan emin değilim. Ses dağılır mı, Jamie Cullum’un öve öve bitirilemeyen sahne performansının ne kadarını görebiliriz bilmiyorum ama yine de gitmesem aklımda kalacak.

Tek dileğim iyice popüler olana dönmeden, kendi stilinde bir program sunması.



Marcus Miller, Wayne Shorter ve Herbie Hancock ile Miles Davis Gecesi

7 Temmuz Perşembe, 21.00, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu

Jamie Cullum’a gitmek istememe sebeplerimden biri idi bu konser. Saf bir müzik ziyafeti için yorgun olmadan, iyice odaklanarak beklemek istiyordum. Mümkün olsaydı en önden izlemek isterdim, eskisi gibi üst üste birkaç konser verselerdi, hepsine giderdim.



Açık Hava’da kanlı canlı Miles Davis izlemiş biri olarak, ruhumu yerine koyan Marcus Miller hayranı olarak, her duyduğumda yaptığım işi bırakıp o güzel “an”lardan birini yaşamamı sağlayan Herbie Hancock için, Wayne Shorter’ın saksofon ile yarattığı mucizeleri kaçırmamak için; nefesimi tuttum bekliyorum. Yer kalmışsa siz de kaçırmayın derim.




Medeski, Martin & Wood İle Caz İçin Tuhaf Bir Yer Konseri:

9 Temmuz Cumartesi, 19.00, Tersane Sahnesi



Ne diyeyim! Tuhaf bir yer olduğu kesin. Yaratıcılık çaresizlikten beslenir diye bir söz varsa eğer bu durum onun karşılığı olabilir. Gönül insanların gülüşüp, konuşmadığı, sadece ritme eşlik ettiği, salınıp dans ettiği konserlere gitmek ister ama koskoca kültür başkenti de olmuş güzelim şehrimizde doğru düzgün bir konser mekânı olmamasına hayıflana hayıflana bulacağız Tersane Sahnesi’ni.



Medeski, Martin & Wood’u İstanbul’daki bir önceki konserini izleyememiştim. Bu kadar kısa süre sonra tekrar gelmelerine şaşırdım ve çok sevindim.

Medeski, Martin & Wood konseri öncesinde derin ve karanlık sulardan gelen sesleri ile Tonbruket’i, İlhan Erşahin’i, Arto Tunçboyacıyan’ı izlemek oldukça keyifli olacaktır. Medeski, Martin & Wood’un defalarca Montreal Caz Festivali’ne katılmış olduğunu dikkate alarak önümüzdeki yıllarda da İstanbul’da daha fazla konser vereceğini umut ediyorum.




Richard Bona - Raul Midón’la “The Duwala Malambo Project”

11 Temmuz Pazartesi, 21.00, Arkeoloji Müzesi




Richard Bona demem yeterli sanırım. Pat Metheny Group’ta muhteşemdi, sonraki solo albümlerinde de.



Raul Midón’la beraber bizi kısa bir dünya turuna çıkaracakları kesin.




Angelique Kidjo, Dianne Reeves ve Lizz Wright ile Hakikat

12 Temmuz Salı, 21.00, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu



Mayıs’ta İş Sanat’ta Dianne Reeves konserine bilet almayı başaramamıştım. Şimdi festivalde onu Angelique Kidjo ve Lizz Wright ile beraber dinleyeceğimi düşündükçe sevincim daha da artıyor. Lizz Wright’ın muhteşem sesinin “Sing the Truth” projesi için çok uygun olduğunu düşünüyorum. Dee Dee Bridgewater, Stacey Kent ve Raul Midón’lu konser kadar -hatta daha da iyi- bir konser izleyeceğimize inanıyorum. Aynı ekibin 25 Haziran tarihinde Montreal Caz Festivali’nde vereceği konserin bilet fiyatlarının; 59,00 $ ile 89,00 $ (Kanada Doları) arasında olduğunu belirtmeliyim. Bu efsanevi sanatçıların İstanbul konserinin bilet fiyatları oldukça makul. (40,00 TL - 70,00 TL)




Randy Crawford, Joe Sample ve Natalie Cole: Kısaca Caza Doyma Anı

13 Temmuz Çarşamba, 21.00, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu



Uzun süredir İstanbul Caz Festivali bu kadar cazla dolu olmamıştı. Kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız tavsiye ederim. Ben Randy Crawford, Joe Sample’ın “Feeling Good” adlı albümünü dinleyerek bekliyorum bu konseri.



Patrick Wolf

14 Temmuz Perşembe, 21.30, İstanbul Modern



Festivalin “Yeni Ozanlar” bölümü her seferinde çok yetenekli, farklı sesleri ağırlıyor. Patrick Wolf da bunlardan biri. İlk defa geliyor ve bir daha ne zaman gelir belli değil. Malum Rufus bir kere geldi daha gelmedi!

Patrick Wolf’un kendi kadar müziği de çılgınlık dolu. Aykırı bir ses, yepyeni bir soluk. Bilet almadım ama enerjim yeterse gitmeyi çok istiyorum.



Javier Limón; Buika ve Suyun Kadınları İle İstanbul’da

15 Temmuz Cuma, 21.00, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu



Öncelikle konserin Açık Hava’da olmasına çok sevindim. Sonunda –nispeten-doğru düzgün bir mekânda Buika’yı izleyebileceğiz. Gidelim, coşalım, Javier Limón’un flamenkosuyla Suyun Kadınları'nı kana kana içelim.



Amadou & Mariam

18 Temmuz Pazartesi, 22.00, The Marmara Esma Sultan



Çok uzun süredir gelsinler istiyordum. Çok farklı, benzersiz bir ikililer. Müzikleri sihir, aşk ve ümit dolu. Sade ve yoğunlar. Şarkıları bağımlılık yapıyor, benden söylemesi.



Paul Simon İle Nihayetinde Buluşma

19 Temmuz Salı, 21.00, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu



Bu sene Pat Metheny'i Caz Festivali’nde izleyebileceğimize dair bir hayale kapılmıştım. Orkestrası ile gelmese bile yeni albümü What's It All About’dan parçalar sunmasını istiyordum. Albümde Simon &Garfunkel’in The Sound of Silence parçasını da yeniden yorumlamış. -Müthiş bu arada.- Olmadı, neyse ki 30 Kasım ve 1 Aralık 2011 tarihlerinde İstanbul'da konser vereceğini müjdeleyim. Sitesinde konser mekânı olarak "CCR Concert Hall" yazıyor, herhalde Cemal Reşit Rey olsa gerek.



Paul Simon’da konserde The Sound of Silence parçasını söyler mi bilmiyorum. Ama yine de geleceği için memnunum. Zamanında Simon &Garfunkel’in konser kayıtlarını, videolarını defalarca izlemiş, albümlerini ezberlemiş biri olarak elbette gitmek isterim. Epey gecikmiş bir ziyaret olsa da, yalnız da gelse, uzun süredir dinlememiş olsam da Paul Simon; Paul Simon’dur.



Ve o İstanbul’da Açık Hava’da sesi ve gitarıyla pek bilmediğim yeni şarkılarını seslendirdikten sonra, dönüş yolunda caddede yürürken “You Can Call Me Al” söyleyip, dans edeceğim.



Joss Stone

28 Temmuz Perşembe, 21.00, santralistanbul Kıyı Amfi



Kendi güzel, sesi güzel. Umarım gelebilir. Gazetede son günlerde Joss Stone ile ilgili haberleri okuyunca onun için üzüldüm.

Umarım upuzun, sağlıklı bir ömrü olur. Onu kaçırmak ya da öldürmek isteyen başka sapıklar türemez! Ve umarım Kıyı Amfi güvenlikli bir yerdir!




İyi konserler dilerim.

Gülda


İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails