6 Eylül 2009 Pazar

HAYATA DAİR


Koridorda hızlı, neşe içinde koşarak mutfak kapısında gözden kayboldu.

Biran gözlerim bana ihanet ediyor sandım.

Arkasından bakakaldığım kuzguni başın altındaki o kaslı, ince, güneşten bronzlaşmış çevik vücut benim oğlumun vücudu muydu ?

Koşar adım mutfağa daldım. Hiç susmadığı için yine kendi kendine mırıldanarak son günlerdeki gözde turuncu cam bardağına damacanadan su dolduruyordu.

“Aaaaa anneeee!!! Ne zaman geldin ? Hiç duymadım.”

Uzun siyah kirpikleri ile çerçevelenmiş koyu gözleri, derinliğinde hapsetti beni bir süre. Cıvıltısında yitip gittim.

“Anneee, ne zaman akşamüzeri olacak ? Daha çok mu var?”

Biranda çıktım gözlerinin hapsinden.

Biran önce akşamüzeri olmasını istediğini ve yaz başında birkaç denemeden sonra öğrendiği iki tekerlekli bisiklete binme sevdasıyla bisikleti kapıp sokağa çıkma isteğinde olduğunu biliyorum.

Ne zaman büyüdü oğlum ?

O büyürken ben hep yanındaydım. Ama bu kadar hızlı geçen yılların muhasebesini yapmak bazen insanı endişeye sürüklüyor. Gözümün önünde büyüyen oğlumun bu kadar hızlı gelişmesi, daha sanki dün “kütüphane” yerine “tüpüthane” diyen bacak kadar çocuğun, bugün bilmiş laflar etmesi, söyledikleri ile sadece beni değil, hitap ettiği diğer insanları da şaşırtması, kaçırdığım anların olduğu hissiyatına terk ediyor beni.

Kısacık bir anımızı anlatmadan geçemeyeceğim.

Güneş gözlüğümün saplarından biri zor açılıp kapanmaya başlayınca, yolum Metrocity’ye düştüğünde gözlüğümü aldığım optik mağazasına girip tamir etmelerini rica ettim. O sırada Emre mağaza içinde teftişe çıkmıştı. Kısa bir süre sonra mağaza görevlisi elinde tamir edilmiş gözlüğümle arka taraftaki kapıda belirdi. Ben borcum olup olmadığını sordum.

Görevli “borcunuz yok efendim” diyerek gülümsedi.

Ben de teşekkür edip tam kapıdan çıkacağım esnada Emre aklına bir şey takılmış gibi durdu ve arkasını dönerek “ Ne o, neden para almıyorsunuz? Yoksa kızı mı beğendiniz ?” demez mi?

Ben yüzümde şaşkınlık ve utançtan bir perde ile gülümsemeye çalışırken, görevli de aynı şekilde şaşkınlık ve mahcubiyet yüklü yüzüne yapışmış gülüşüyle zor duyulan bir sesle iyi günler diledi.

Hayat sürprizlerle dolu sedef kakmalı koskocaman bir kutu. Cezbedici özelliğinden dolayı, kapağını bıkmadan usanmadan defalarca açıp kapatırız.

Kimi zaman bir lise diplomasında yüksek notlarla mutluluk karşılar bizi. Bazen çok sevdiğimiz birisinin kaybı ile gözyaşına dönüşür gözümüzdeki mutluluk ışıltıları.

Kâh beyaz duvak altına saklanmış kısmet olur kapımızda, kâh hayata sımsıkı tutunmamızı gerektiren rahimdeki cenin…

Hayat kızımızdır, oğlumuzdur.

Anamız, babamız, bazen de ruh ikizimizdir hayat.

Ama kısadır. Biliriz ne zaman başladığını, oysa tahayyül edemeyiz payımıza ne kadarının düştüğünü.

Çok önemli bir şey vardır hayata dair yapmamız gereken. Ona sıkı sıkı sarılmak. Her anın tadına varmak.

Hayatı kaçırmayın.

(Peyman)

3 yorum:

billur dedi ki...

Sevgili Peyman;

İnsan çocuğu olunca sanırım bir başka anlıyor zamanın nasıl çabuk geçtiğini ve dediğin gibi "daha dün emekliyordu" dediğin yaratık karşına dikilip " benim 6 aşığım var" diyebiliyor 5 yaşında! Ve sen düşünüyorsun " Benim kaç tane oldu bu kırk yıllık hayatımda!?" diye...
Sevgiler
Billur

AYCAN dedi ki...

Peymoş'um,

uzun upuzun bir yorum yazmıştım ama ne olduysa oldu o kadar yazdığım yorum puf !... gözümün önünden uçtu gitti. Ayyyy bi daha öyle uzun yazamıcam kusura bakma ... özetle dedim ki ; zannımca ikinci müstakbeli sen değil akıllı bıdığım Emre'cim bulacak hayırlısıyla ... öptüm kuzumu da seni de ... aycan

Peyman dedi ki...

Sevgili Billur,
Hızlı, gerçekten çok hızlı şimdikiler. Ben onun yaşındayken elimde yarım yırtık bir bebekle avunurdum. Aslında ben çok bebeklerle de oynamadım, sevmezdim bebeklerle oynamayı, çok klasik bir kız çocuğu olamadım bu anlamda. İlk aşığım anasınıfında bir çocuktu. Sonrası ise çok uzuuuuun bir sürece yayılan birkaç gönül hikayesi. Emre benden fersah fersah önde. Sanırım burada biz annelere düşen çok klişe olacak ama, karşılarına hep iyi ve güzel (kalbi) insanlar çıksın.

Aycoşum,

Okumak isterdim neler yazdın öyle uzun uzun. Ama elimizdekinle yetinmesini bilmeliyiz bazen değil mi?:) Evet haklısın Emre yakında müstakbeli bulmak adına kollar sıvayacak. Aklıma Sleeples in Seattle ve geçenlerde seyrettiğim Mavi Kelebek filmleri geldi. Mutlaka anlatacak komik hikayeler çıkacaktır :)

Sevgiyle,

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails