21 Nisan 2012 Cumartesi

BEN BÖYLEYİM


“Ben Böyleyim!” diyor Ayten Alpman. Bir ses kalıyor geriye, hüzünlü, buğulu ve kararlı, anılarla dolu:

Üzgünüm acı sözlerim için
Üzgünüm seni kırdığım için
Haklısın bana darılsan bile
Beni terk etsen bile
Ne yaparım ben böyleyim.

Üzgünüm bütün olanlar için
Üzgünüm mutlu yıllarım için
Aşkımız gölgesiz olmalıydı
Şüphesiz olmalıydı
Affedemem ben böyleyim.

İster vur ister okşa
İster tut ister yolla
İster sev ister zorla
Ben böyleyim…




Gülda

18 Nisan 2012 Çarşamba

MISTY

İçimde saklanmış melodiler var .Bulunduğum iklimlere göre değişkenlik gösteriyorlar. İklimimin rüzgârı getiriyor dudaklarıma notaları ve ben kendiliğinden mırıldanmaya başlıyorum. Günlerden beri dudaklarımda Misty çalınıyor derinden derine….

1954 yılında Erroll Garner tarafından bestelenen Misty’nin ilk hali enstrümantalmiş. Bir yıl sonra Johnny Burke bugünkü haliyle bildiğimiz sözleri yazmış ancak şarkının keşfi Johnny Mathis tarafından 1959 yılında milyon satan kaydına kadar bir köşede bırakılmış. Garner’ın bu şarkıyı nasıl bestelediğine dair çeşitli hikâyeler var. Bunlardan birisi uçakta kalkışı beklediği bir sırada pencereden bir gökkuşağını keşfetmesi diğer ise uçakta eşini düşünürken esinin geldiği imiş.




Misty pek çok kişi tarafından yorumlandı bugüne kadar ama ben ilk defa Ella Fitzgerald’dan dinlemiştim. Summertime’da olduğu gibi yere oturmuş ve yaklaşık yirmi kereden fazla dinlediğimi hatırlıyorum. Hala da asla bir kere dinleyip bıraktığım bir şarkı olmamıştır. Zaten bu nedenle de Gülda ile yaptığımız en sevdiğimiz şeyler listemde yer almaktadır.

Misty bazı filmlerde de yer almış hatta 1971 yılında çekilen Clint Eastwood’un oynadığı Play Misty for Me Geceleri bir radyoda disjokeylik yapan Eastwood’a bir dinleyicisinin her gece arayıp derinden gelen bir sesle “Play Misty for Me” diye kancayı takmasının ve bir nevi Öldüren Cazibe’ye dönüşmesinin anlatıldığı filmde neredeyse yardımcı rolde.




Bunun haricinde Defending Your Life (1991, Erroll Garner) Texas Tenor: The Illinois Jacquet Story (1991) Manhattan Murder Mystery (1993, Erroll Garner) Naked Gun 33-1/3 (1994, Johnny Mathis) Ocean’s Eleven (2001, Liberace) filmlerden bazıları.

Tabii bir de bu şarkıyı benim derin hayranlık beslediğim Sarah Vaughan’dan dinlememek olmaz.




Bir de bestecisinden dinleyelim.




Ne diyeyim söze hacet yok.Tek isteğim bir gün kendimin de bu parçayı piyanoda buna yakın çalması.


Look at me, I'm as helpless as a kitten up a tree;
And I feel like I'm clingin' to a cloud,
I can' t understand
I get misty, just holding your hand.
Walk my way,
And a thousand violins begin to play,
Or it may be the sound of your hello,
That music I hear,
I get misty, whenever you're near.

You can say that you're leading me on
And it's just what I want you to do,
Don't you notice how hopelessly I'm lost?
That's why I'm following you.
On my own,
When I wander through this wonderland alone,
Never knowing my right foot from my left
My hat from my glove
I'm too misty, and too much in love.
Too misty,
And too much...
In love.....look at me....

Sevgiler
Billur

17 Nisan 2012 Salı

Erguvanlar ve Mor Salkımlar Mevsimi



Yağan yağmurlarla beslenen toprak ana, bağrında barındırdığı tüm bitkilere cömert davrandı. Doğa zümrüt gibi yemyeşil… Güneşe belki hasretiz, ama o, gökyüzünü kaplayan bulutların arasından kendine incecik bir aralık bulur bulmaz ışınlarını yeryüzüne salıp, yeşil yaprakların arasından ışık oyunları yaparak, içimize kıpırtı katmaya hazır, orada, başımızın üzerindeki semâlarda tamamen özgür olacağı günleri sabırla bekliyor.

Bahçeleri süsleyen erguvanların mor çiçekleri, çıplak manolyanın fuşyasıyla, bahçe kapıları veya duvarlarını sarıp sarmalayan mor salkımlarla el ele verip, gözümüze Van Gogh tablolarının romantik coşkusunu taşıyor. Ruhumuz mu? O zaten çoktan heyecanla kanat çırpıyor.



Her gün yaptığım rutin işler bile bu mevsimde daha zevkli oldu sanki. Sabah arabayla işe giderken dinlediğim müzik bir başka ritmik. Gözüm ise doğanın üzerinde. Bir gün önce aynı yerden geçerken gördüğüm ağaçların tomurcuklandığını, çiçeklenip, yeşerdiğini, düşen her bir çiçeği, yapraklarının nasıl renk değiştirdiğini izliyorum. Tıpkı ipek böceğinin kozasını örmesini ve sonra da onu delip uçan kelebek olmasını izler gibi.

Sabahları Starbucks’ta kahve ve kitap keyfi bile başka zevkli oldu. Ön bahçeyi, balta girmemiş orman görüntüsüne sokan, adını bilmediğim koyu yeşil, kalın yapraklı minik ağaçların, bu mevsimde açan çiçeklerinin, gece yağan nemle ıslanarak etrafa saçtığı o harikulâde koku, başımı döndürüyor. Gözümü kitaptan ayırıp, doğanın mucizevi değişimini düşünüyorum. Baharın bizi allak bullak etmesini, yüreklerimizi çırpınan serçelere döndürmesini, ruhumuzu şenlendirmesini…

Erguvanlar ve mor salkımlar bütün bahçelerde güzeldir güzel olmasına, ama ben onları en çok boğaza yakıştırıyorum. Gözüm kapalı, boğazın iki yanına sıralanmış yalıların, boğazın sırtlarına yayılmış köşklerin, erguvanlarla, mor salkımlarla oluşturdukları o romantik tabloyu tahayyül edebiliyorum. Ama bu sene fark ettim ki, belki de seneye bu tabloyu sadece tahayyül etmekle yetineceğiz. Geçen hafta sonu Boğaz Köprüsü’nden geçerken üzülerek gördüm ki, boğazın sırtları artık renk değiştiriyor; bizi coşkuyla karşılayan morlar yerini soğuk, hüzünlü beton rengine bırakıyor. Tek şükredeceğim şey ise, en azından o tabloyu, ben gökyüzüne yükselinceye kadar dimağımda tutabilecek kadar hatıraya sahip olmak. Şimdiki çocukların böyle bir anısı bile olmayacak. Ne yazık!

Yaşamın içinde, günün herhangi bir saatinde, herhangi bir yerde yanımdan geçen, ya da bir şekilde münasebetim olan insanların yaşamlarını, acı, tatlı anılarını merak ederim. Kim bilir ne çok şeyleri vardır anlatacakları. Belki de bir boğaz yalısında başlayan hayatların, alışılmadık bir yaşamın ortasında, trajik bir çizgide kendine yeni bir düzen kurmasıyla süregelen hikâyelere gebe oluşunu biraz da hüzünle dinleyebiliriz. Ya da hayatın içinde böyle hikâyelerin olduğunu düşünerek, bir erguvan dalının bana hatırlattığı Zülfü Livaneli'nin Leyla’nın Evi adlı romanını okuyabiliriz.



“Onlar, bu bahçede, bu yalıda, bu küçük evde yaşayan iyi niyetli insanlardı. Hepsi birbirini çok sevdi ama annem ve babamın karşı konulamaz aşkı olayları çığırından çıkardı, ailenin başına gelen felaketlerin başlangıcı oldu. Buna rağmen o genç kızı ve o genç subayı suçlamak içimden gelmiyor. Ölümü göze alacak kadar âşık olmalarında yüreğe dokunan bir yan var. Sizin zamanınıza gelinceye kadar aşk kelimesi aynı anlamı koruyacak mı bilmiyorum ama onların bu duygusuna saygı duymak gerektiğini düşünüyorum.”


Peyman

5 Nisan 2012 Perşembe

SÜRTÜK

EKREM BORA ANISINA....

Ekrem Bora ‘nın sayısız filmleri arasında benim en sevdiklerimin başında Arkadaşımın Aşkısın, Sürtük, Mazi Kalbimde Yaradır, Kadın Severse ve Gözleri Ömre Bedel filmleri gelir. Ama aklımda her zaman tuttuğunu koparan, aşkı için dağları delecek güce sahip, onun olmazsa kimseye yar olmasın diyen gözü kara gazino patronu(m)dur, benim için. Ama Ertem Eğilmez’in 1965 yılında çektiği, hâsılat rekorları kıran ve kendisine 1966 yılında 3. Antalya Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandıran Sürtük filminde aşk karşısında boynu bükülen bir adamdır.

Filmin senaryosu Sadık Şendil tarafından kaleme alınmış ve Bernard Shaw'un “Pigmalyon'u ile Charles Vidor'un “Love me or Leave me” isimli eserlerinden kotarılmıştır. İçinde benim sevdiğim her şey var: kenar mahalle dilberi, kuğuya dönüşüm, dönüşümü sağlayanın aşkı ve 32 KISIM TEKMİLİ BİRDEN…..FİLM BAŞLIYOR…...





ÂLEMİN KRALI EKREM

Jilet gibi takım elbisesi, başında fötr şapkası, ağzında öfkesini havaya karıştırdığı cigarası ile Ekrem bir gazinonun kapısında adamları ile beliriverir. Kapıdaki densiz ağbi sorar :

-Aza kartınız? [Münasebetsiz kazma, kime ne soruyorsun? Az sonra yeni patronun olacak]
-Göster [Bir tokat patlar; kart etkilidir, anında içeri girilir]
İçeride gazinonun sahibi afallamış bakınmaktadır. Bu Ekrem denilen adam laf anlamamaktadır:
Gazino patronu; “Söyledim adamına. Salonu satmak istemiyorum.”
ekrem; “Ama ben almak istiyorum.”
Patron; “Ama Beyefendi!”

Ekrem; “Kes lan! İşte paran. (Adamlarına) Bu işi hemen burda halledin. Eksiksiz.”
Gazinolar Kralı Ekrem sayısız gazinosuna bir yenisini daha ekler böylece. Parası ile, sırasında yumruğu ile sahip olamadığı yer, adam yoktur bu piyasada…

BÜYÜK SAZ GAZİNOSU

“Seni ben ellerin mi ol diye sevdim” şarkısını sahnede seslendiren assolist Ferah Nur (Ferah Nur) gazinoyu inletmektedir. Ardından büyük bir alkış tufanı kopar ve sahneden inen Ferah Nur soluğu Ekrem’in yanında alır:

-Şuraya bak, salonu yıkacaklar benim için

Ekrem kibarca cevap verir:

- Kes!
- Artist olmadığın için alkışın değerini bilemezsin.
- Kes!


Ferah Nur baktı ki olmayacak, “hadi bizi bir yerlere götür” demekte bulur çareyi ve Ekrem böyle halkın şımarttığı assolisti alır, bir kenar mahalle meyhanesine götürür. Sahnede Naciye (Türkan Şoray] ve elinde tefi döktürmektedir:

“Saçlarını öreceğim, güllerini dereceğim//Aç koynuna gireceğim, mış//Ablanı alacağım, enişten olacağım//Sana koca bulacağım, mış.//**//Mış mış mış mış, iki gözü kör olası//Evi barkı yıkılası, mış.//**//Alların alıyım, güllerin goncasıyım//Ablanın kocasıyım, mış//Ablan güzel sen goncasın, sen ablandan öncesin//Ablan bana doymasın, mış./**//Baldızım olacaksın, derdimi bileceksin//Yüzüme güleceksin, mış//İçip sarhoş olunca, kafaları bulunca//Yerlere düşeceğiz, mış.”

Büyük assolist Ferah Nur haliyle bu sürtük görünümlü şarkıcıdan, meyhane ortamından hiç hoşnut değildir ve söylenmeye başlar. Ekrem Ferah Nur’un bu şımarıklıklarına dayanamaz ve beklenen ve gereken cevabı verir:

-Son zamanlarda sıkmaya başladın. Biraz alkış iki çiçekle ne oldum delisi kesildin başıma. Kaçtır söylüyorum sana züppelik yapma böyle diye. Zaten suyun kaynadı senin!Assolistimiz Ekrem’e aldırmaz görünmekte ve ağzına geleni söylemekte, Naciye gibiler yüzünden şarkıcı olmaktan utanmaktadır. Ekrem gene haddini bildirir:

-Utanma hiç fark yok aranızda. Şans sana gülmüş, ona gülmemiş o kadar. İstersem 3 günde yetiştirir, meşhur ederim . Görürsünüz!

[Ekrem Ağbi be, bizim eğitim sorununa da bir el atsan olmaz mı?]

Programın sonunda meyhaneyi terk ederken Ekrem Naciye’ye kartını verir Üstünde adresim yazılı Yarın bana gel.”

Naciye:

- “Çüş be! Ne zannettin ulan sen bizi? ‘Yarın gel’! At pazarından eşek alır gibi satın mı alacaksın ulan bizi? Gözünü aç züppe, kız oğlan kızım ben. Ayı. Kendimi koklatacak surat var mı bende, Öküz. Ortaya çıktık göbek attık diye ırzımıza mı geçeceksin, godoş.” Diye Ekrem’in üstüne yürür.

Naciye’nin elinden kartı alan Hasan Baba karttaki ismi görünce

- “Dur a be kızım. Dur a be yavrum. Yanlış anladın sen… Senin gibi ne kızlar var O’nun elinde. Başına devlet kuşu kondu da kaçırdın. Seni şarkıcı yapacaktı, menşur edecekti.”

HAKİKATEN GÖRÜRÜZ

Bu duruma hayıflanan Naciye ertesi gün çat kapı Ekrem’in evinde soluğu alır ve;
-Seni zampara sandım önce. Sonra sulanmayacağını anlayınca geldim… Devlet kuşuymuşsun, hadi bakalım bizim de başımıza kon da görelim.” Der.

Tabii Ekrem Ağbimizin eğitim ve öğretim sürecine 3 gün dediysek o kadar da iddialı olmadığı, biraz yontulacak oduna da bağlı olduğu da bir gerçektir.

İlk şart Naciye’nin ağzından çekip uzattığı sakızı ağzından atması şarttır! Üstelik önce adı da mutlaka değişmelidir.

Kısa bir konuşmadan sonra Ekrem zili çalar ve uşak içeri girer. İşlem başlamıştır, Naciye’ye temiz bir kalafata çekilmesi gereklidir: “ Melahati [Melahat İçli] çağır, gelsin.” Emri verilir.Banyo, masaj, saç, baş, manikür, pedikür derken epey fiyakalı olur bizim Naciye…

Ardından Ekrem Melahat Abla ile ikisini Ferah Nur’un Levent’teki villasına götürür, Ferah Nur kovulur, eve Naciye yerleştirilir. Ekrem Ağbimizin belli bir kadını yoktur; o hancı, kadınlar yolcudur Melahat Abla’nın deyimiyle.




Yatağın büyüklüğünden işkillenen Naciye “Bu herif benle yatmaya kalkmasın? Melahat Abla rahatlatır, “Ekrem’in amacı seni meşhur etmektir” der. Ardından akşam için hazırlanır ve gazinonun yolunu tutarlar. Menuyü kitap zanneden, eliyle ekmeği koparan, darbukacıyı beğenmeyen Naciye’nin halen eğitime ihtiyacı olduğunu gören Ekrem Melahat Abla’ya kesin emir verir: Adam et getir şunu karşıma!”

NACİYE ADAB-I MUAŞERET KURALLARINI ÖĞRENİYOR

Memduh Alpar Naciye’ye yemek adabını öğretmek için tutulur ve başlar:

- Şarap bardağı tutulurken serçe parmağı hafifçe yukarı kaldırılacak
- Ağız peçeteye hafif bir temasla değecek; adeta dudağa pudra pon pon eder gibi


Diye öğretir öğretmesine de Naciye salonu terk ettikten sonra şişeyi başına diker, eti eliyle ısırarak yer!

Öğrendiklerinin test edilmesi için Ekrem ile Boğaz’da yemeğe çıkan Naciye her öğrendiğini başarıyla uygulamaktadır.Ekrem hemen cebinden pırlanta bir bilezik çıkarıp “Bunu hak ettin” der. Naciye sevinir sevinmesine de işportada 2.5 TL olan bu bilezik için Ekrem’in çok para vermiş olmasına üzülür. Ekrem Naciye ısrar etse de daha eğitiminin bitmediğini söyler; dans, şan dersleri vardır alınması gereken.

SABAH SABAH ORKİDE

Bir gece önce dans derslerinin işe yarayıp yaramadığını görmek için Ekrem Naciye’yi dansa götürmüş ve ona bir kürk hediye etmiştir. Ertesi sabah uyandığında ise Melahat Abla tek bir çiçekle odasına gelir. Ekrem’in tek çiçek göndermesini parasının bitmesine bağlayan Naciye endişelenir.

Mualla; “Tuhaf!”

Naciye; “Tuhaf ya! Kaz kafası gibi bir şey. Şuraya bak.”

Mualla; “O değil, tuhaf olan O’nun sana çiçek getirmesi. Bunca yıldır bu adamın bir kadına tek karanfil verdiğini görmedim. Sana orkide! Bir iş var bunda. Sevmeye başladı galiba seni.”

Naciye; “Yok deve! Talimli maymun neyse, ben de oyum O’nun için. Marifet öğretip, ondan sonra, sırtımdan para kazanacak. İnkâr etmiyor ki adam.”

Bu esnada salonda Ekrem Naciye’yi salonda beklemektedir. Naciye;

-“ Bu ne be? Ben sana demedim mi bol keseden gitme sıfırı tüketirsin diye. Ama söz meşhur olunca para almam senden. Bana her akşam 10 kağıt ver yeter bana.

Ekrem ise onu pencereye götürür. Dışarıda yeni bir araba vardır ve Naciye’nindir. Dersi veren Ekrem! Arabadan sonra deniz motoru da kullanmaya başlar Naciye.

BÜYÜK SAZIN PİYANİSTİ CÜNEYT’TEN MÜZİK DERSLERİ

Müzik dersleri hemen ertesi gün boş lokallerden birinde başlar. Piyanist Cüneyt (Cüneyt Arkın) Do Gamı üzerinden çalışmaya başlatır, piyano üstünde bir metronom bulunur. Usul ve makamlar de önemlidir. Halbuki Naciye’nin bilmediği yoktur; köçekçe, çifte telli. Nefes de önemlidir, diyaframı kontrol etmek de. Ayrıca sesin terbiyeye ihtiyacı vardır, deyince Naciye öfkelenir;

-Terbiyesiz mi benim sesim ? diye.
-Müzik kültürü lazım tabii
-Ekrem Bey alsın , çok mu pahalı?





Zamanla Naciye derslerde ilerlemiş, Nazari derslerde ise Hacı Arif Bey’e kadar ilerlemiştir. Cüneyt derse devam etmek istese de Naciye:

-“Bu güzel havada, değil Hacı Arif Bey’i, kendi hacı babası olsa çekemem’. Diyerek bir çay bahçesine gitmeyi teklif eder.Çay partisinde Cüneyt ciddiyetle devam etmektedir:

Cüneyt; “Segâh, dügâh, sultanîyegâh.”

Naciye; “Darbukacı Agâh! Kusura bakma aklıma geldi. Babamın arkadaşıydı. Veremden öldü. Zaten bizim orda insanlar ecelleriyle ölmezler pek. Ya bir bıçak yerler, ya kaza, ya da veremden giderler. Anamı hastaneye kaldırdılar geri gelmedi. Babam yapıda bir duvarın altında kalmış. Gittiğim zaman çıkarmışlardı ama üstü gazete örtülüydü. Yüzünü göstermediler bana”.




Bir başka dersin ardından başka bir çay bahçesinde Cüneyt anlatmaktadır bu sefer:

-“Hayatlarımız bir yerde birbirine çok benziyor. Ben annemi hiç görmedim, tanımadım. Babam askerdi. Tatillerde beni manevralara beraber taşırdı. Ekrem Bey’i orada tanıdım. Babam severdi O’nu. ‘Bu çocuk ilerde çok yaman olacak’ derdi.” Oldu da .

-Şimdi çok zengin değil mi?
-Evet öyle
-Sen?
-Ne gezer babamdan bir İstiklal Madalyası ve temiz bir soyadı kaldı, Annemden de küçük bir evle piyano.

Dersler yavaş yavaş nihayete ererken Cüneyt ve Naciye birbirlerinie gitgide yakınlaşmaktadırlar ama Cüneyt’in bu aşkı itiraf etmeye cesareti yoktur. Halbuki Naciye’ye göre insan sevdi mi “ küt “ diye söylemelidir. Bir gün dersten sonra dolaşmaya gidip döndüğünde elinde gül, ağzında aşk şarkıları Ekrem’in evde öfkeyle kendisini evde beklediğini görür.




-Nerdesin sabahtan beri?
-Dur, noluyorsun?dersten sonra dolaştım biraz
-Sekiz saat mi? Gece oldu
-Ne çıkar ? yaz akşamı Emirgan’da çay içtim
-Tek başına mı?
-Tek başıma.. Akşama kadar müzik dersi, usul dersi, düm tek düm tek. Eh ben de insanım
-Aksini iddia etmedim.

-Ama kuklaya çevirdin beni. Kahvaltı şöyle olacak, şu kadar jimnastik yapacaksın, şuraya gideceksin, buraya gitmeyeceksin.

[Naciye cilveli Naciye, biri de keşke bize söylese bunları da sersem sersem etrafta dolaşmasam, her yere yetişeceğim diye]

-Hepsi senin iyiliğin için
-Onu anladık ama biz de can taşıyoruz.
-Peki uzatma. İşimden oldum bunca saat?
-Peki niye bekledin beni bunca saat?
-Bunu vermek için. Eyvallah! [Kocaman bir pırlanta gerdanlık vardır kutuda.]


ASSOLİSTİMİZ TÜRKAN ŞORAY

Ertesi gün derse geç gelen Naciye ders yapma istemediğini kendi seçtiği bir şarkıyı okuyacağını söyler Cüneyt’e ve Hani Bir Gün Gelecektin diye aşkını şakır. Birden kapıda beliren Ekrem Naciye’yi alkışlar ve onu alıp sokağa afişlerini göstermeye götürür ve akşama sahne alacağını söyler. Gazinonun sunucusu:

“Ve şimdi yeni bir ses yıldızı ilk defa olarak sahnemizde”diye sunar.

Türkan; “Ne tuhaf! Korkuyorum sahneden.”

Ekrem; “Sahne senden korksun.” Der ve assolistimiz İçin İçin Yanıyor adlı şarkıyı söylemeye başlar ve tabii ki müthiş geçer her şey ve ondan sonraki üç ay…

Bir akşam Programın bitiminde Cüneyt’e kendisini beklemesini , onula bir şey konuşmak istediğini söyler. Arabasıyla Cüneyt’i evine bırakırken Naciye ayarı verir:

-Niçin benden kaçar gibisin?
-Yoo sana öyle geliyor
-Dersler bitti, sende değiştin. Senin için sadece bir talebe miydim?
-Yoo ama…
-Üç ayda üç kere hatrımı sormadın…

Sonunda Cüneyt pes eder ve “Senden kaçıyorsam elbet bir sebebi vardır. Anla beni “ der ve arabadan inerken Naciye Gecenin karanlığında aşka doğru son sürat basar gaza. Sonra…Sonrasında Cüneyt ondan niye kaçtığını anlatmaktadır:

-Yükseliyordun..Seni şöhret ve para bekliyordu. Ben neyim? Fakir bir piyanist..
-Şöhret , para hıh.. Adım neon ışıklarıyla yükseklere yazılacağına, sevdiğimle birlikte bir nişan halkasının içinde dursun daha iyi bence.


Cüneyt sonunda ağzındaki asıl baklayı çıkarır: Aralarındaki en büyük engel , elinden bir şey alınmasına dayanamayan EKREM.




AŞILMASI GÜÇ ENGEL EKREM

Cüneyt ile geçirdiği aşk dolu dakikalardan sonra eve dönen Naciye, evde kendisini öfkeyle bekleyen Ekrem’i bulur ve “Sürtük, kahpe” nidaları arasında aşkedilen bir tokat Naciye’nin suratında patlar. Odasına doğru koşan Naciye Melahat Abla’ya sarılarak sorar :” Ne hakla yapıyor bunu” Cevap basittir.”Tanımamışsın onu. Seviyor Seni!”

Ertesi sabah Ekrem Naciye’nin yavuklusunun kim olduğunu anlamaya çalışırken, Naciye ve Cüneyt evlilik başvurusu yapmaya karar vermişlerdir. Bu kararın mutluluğu ile birbirlerine sarılmışken kapı acı acı çalınır, gelen davetsiz misafir kim midir? Ekrem'dir tabii ki! Naciye saklansa da doğuştan Hercule Poirot olan Ekrem fincandaki ruj lekesinden olayı çakozlar ve o ana kadar istediğini elde etmek, yerle bir etmek konusunda çektiği nutuğu o dakka kesip evi terketmeye meyleder. Cüneyt şapkasını uzatacakken Ekrem :

"Şapkamı her zaman kendim giyerim. ne de olsa el oğlu adama külahını ters giydirir." der ve gider.

Ertesi gece gazino programından sonra Naciye'yi eve bırakan Ekrem Türkan'ın yorgun olmasına aldırmadan eve gelir ve ağzından köpükler saçarak " ‘isminin, sanatının, şöhretinin hatta güzelliğinin onun malı olduğunu’ söyler. Naciye ise bir kukla olmak istememektedir, insandır ve yaşamak istemektedir. Ağlayarak tüm elbiseleri ve mücevherleri alabileceğini söyleyerek evden çıkıyor ve Ekrem :

- “Gittiğin gibi geleceksin. Köpek gibi döneceksin bana.” diye çığırır.

NACİYE'NİN KÖPEK GİBİ DÖNMESİ İÇİN YAPILANLAR

Ekrem hayatının öcünü almak için Allah var elinde geleni ardına koymaz.Naciye ile Cüneyt nereye başvursalar kapılar yüzlerine kapanmaktadır.Heryerden Naciye'nin afişleri sökülüp eski göz ağrısı Ferah Nur'unkiler asılmaya başlanır.Ekrem daha da ileri gider ve hasbelkader bulduklarım bir işe de o gazinoyu satın alarak çözüm bulur. Ekrem:

-Naber aşk delisi? Buralara mı düştün?
-Aşk hiçbiryere düşmez!Belki düşen benim senin sayende. Tüm kapıları kapattırdın yüzümüze. Rızkımıza engel oldun ama aşkımıza olamayacaksın!
-Aç karınla aşk kaç gün sürer bakalım?
-Mahşere kadar. Gönlümüz tok bizim. Çık dışarı!
-Kimi kovuyorsun, burası benim artık, satın aldım.
-Al burayı da satın al. Dünyadaki bütün gazinoları satın al. Beni satın alamayacaksın, paran yetmeyecek bana.!!!


Naciye'yi satın alamayan Ekrem bu sefer kancayı Cüneyt'e takar ve bir çek uzatır; erkek parasıdır, Cüneyt gibi karı parası değildir sahip olduğu.ANCAAAAAK!Cü tabii ki çeki yakar....Çaresiz kalan sevgililer ertesi gün şehri terketmeye karar verirler. Naciye bavulları hazırlamayua eve, Cüneyt de afişleri hazırlamaya gider. Garda buluşacaklardır. Ancak evde Ekrem onu beklemekte ve onu almadan hiçbiryere gitmeyecektir.

-Nasıl girdin buraya?
-Onu bilmem ama nasıl çıkacağımı biliyorum. Çamurdan çıkarıp adam ettiğim SÜRTÜK!


Gerçekten de Ekrem'le evden çıkıp giden Naciye Cüneyt'in öldürülme tehdidine kayıtsız kalamamıştır, bir mektup bırakır ve Ekrem ile gider. Garda umutsuzca Naciye'yi bekleyen Cüneyt Naciye gelmeyince eve yollanır ve mektupla karşılaşır ve soluğu Ekrem ile Naciye'nin yanında alır. Naciye Cüneyt'e "aşk maşk yok, para var para" diye şımarık şımarık konuşur. Duyduklarına inanamayan Cüneyt okkalı bir tokat aşkkeder ve bir etrafındaki bir iki adama yumruk sallayarak mekanı terkeder.




Eve döndüklerinde Naciye Ekrem'e "Oldu mu, Beğendin mi rolümü? Al beni, al malını" diye eziyete başlayınca Ekrem :
- “Hayır, istediğim bu değildi benim. Senin, kimsenin olmayan, alınıp satılmayan tarafını, ruhunu, kalbini istiyordum. Kendimi de sizi de bunun için zorladım, hırpaladım. Meğer gücümün yetmeyeceği bir şeymiş bu. İnsanların boyunu, kolu bükülebilirmiş de kalbi bükülemezmiş meğer. Beni affet ve git" diye yakarır.

Şöhreti mahvolan, sevdiğinin gözünde küçülen Naciye geldiği yere döner, elinde bir tef , farsa toplamaya....

“Naciye, Naciye! Cilveli Naciye//Çalkala göbeği aşk ile şevk ile.” diye kenar mahalle meyhanelerinde şakırken bir iş teklifi alır ve büyük bir yerde sahneye çıkar.

İçin İçin Yanıyor Bu Gönlüm,
Onun İçin Yanıyor Kanıyor Bu Gönlüm adlı şarkıya başlayıp...

Açık Yeşildi Gözü bölümüne gelince bir bakar Piyanoda Cüneyt.!!!!!!

Kenarda ise gözleri dolu dolu, aşka yenilmiş, geceye karışan bir EKREM!!!!




Sevgiler
Billur

29 Mart 2012 Perşembe

ÇOCUK VE MÜZİK

Anne karnındaki bebeğin kulağı 8. haftada oluşmaya başlıyormuş. Ve bu haftadan itibaren de dışarıdan gelen ses dalgalarının cilt ve kemiklerde yarattığı titreşimler aracılığıyla sesleri algılayan bebek, ultrasonda bu seslere yanıt verebiliyormuş. 16. haftada işitme sistemi tamamen oluşuyormuş ve 24. haftada ses dalgalarını beyine taşıyan sinirlerin tamamen oluşumunu tamamlamasıyla da bebek 25. haftadan itibaren annesinin sesini duyabiliyormuş. Doğal olarak bebek, anne rahminde geçirdiği oluşum süresince en çok annesinin sesine aşina oluyor ve doğum sonrasında onun sesiyle bağırsaklarını kemiren gazın, diş etlerini yarıp bir an önce yan yana dizilmeye hazır bekleyen dişlerin verdiği sıkıntıdan sıyrılıp rahatlıyor.

Hamileliğimi öğrenen İtalyan bir arkadaşım, Türkiye’ye bir gelişinde bana yarım düzine kadar CD getirmişti. Bebekler için klasik müzik, new age tarzında güzel seçkilerden oluşan CD’lerdi ve ben bebeğimin ana rahmine sımsıkı tutunduğuna ikna olduktan sonra her akşam yatağa girdiğimde ve gün içinde bu müzikleri dinletmeye başladım.



Ben nasıl ki dışarıdan eve geldiğimde, ofise girer girmez, arabaya biner binmez ilk iş müzik açıyor ve uzun yol yürüyüşlerimde kulağımdan müziği eksik etmiyorsam, oğlum da benimle aynı müzik ruhuna sahip diyebileceğim kadar ilgili.

Emre şu anda ne şarkı sözü yazıyor, ne de beste yapıyor, ama en azından Mina, Michael Buble, Nina Simone, Amy Winehouse şarkılarını duyduğunda müziğe uyarak ritm tutmasından, bir müzik kulağı olduğu anlaşılıyor.



Biz ebeveynlerin öncelikli bilmesi gereken, müziğin çocuk eğitimi ve gelişimindeki önemidir.

Eğitimcilere göre müzik seven bir çocuk, ufku geniş, duyuları gelişmiş, insanı, toplumu seven, ruh zenginliği olan bir birey olarak yetişir.

Eflatun, “Müziği Gençliğinde Öğrenen Filozofiyi Daha İyi Anlar” demiş.

Müziğin çocuklarımızın hayatına kattığı olumlu etkileri düşünürsek, Eflatun’a katılmamak mümkün değil.

Yapılan araştırmalar sonucunda müziğin çocukların bilişsel becerilerinin gelişmesinde de faydası olduğu kanıtlanmış. 3-5 yaş arası çocukların 6 aylık piyano dersinden sonra, matematik ve diğer bilimler açısından çok önem taşıyan uzaysal algılama testlerinde ve bulmacalarda heyecan verici gelişmeler gösterdiklerini saptamışlar.

Müziğin, özgüven, konsantrasyon, disiplin gelişimine katkısını da düşünürsek, çocuklarımızın hayatından asla çıkartmamamız gerektiğini lütfen unutmayalım.

Hatta kendi hayatımızda da daha fazla müziğe yer verelim. Tüm gürültülerden arındığımızda müziği kapatıp “Offf kafa dinlemek istiyorum” demeden önce, müziğin aynı zamanda bir terapi yöntemi olduğunu hatırlayalım.

Yeni nesil jazz sanatçılarından ve benim sesine hayran olduğum Melody Gardot’nun müzik terapisi sonucunda bugünkü kariyerine eriştiğini biliyor musunuz?

Melody Gardot on sekiz yaşındayken, bisiklete bindiği bir gün bir arabanın çarpmasıyla hayatı altüst oluyor. Vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar olduğu gibi, bir de geçici bellek kaybına uğruyor. Tedavisini üstlenen doktoru, Melody Gardot üzerinde müzik terapisi uygulamak istiyor.

Yoğun müzikle geçen günlerin sonunda Melody Gardot bellek kaybını atlatıp, kazanın derin izlerini silmeyi başarıyor. Kazadan ona yadigâr kalan ise, ışığa duyarlılığı artan gözleri; bu sebeple de Melody Gardot'yu güneş gözlüksüz göremiyoruz.

Sonrası malum…



Bir buçuk ay kadar önce Emre stadyumda yapılacak 23 Nisan gösterileri için sınıftan iki arkadaşının tango gösterisine seçildiğini, ama kendisinin de bu gösteride yer almak istediğini öğretmenine iletmiş. Öğretmeni de bu kadar istekli bir öğrenciyi kırmamak, üzmemek için ekibe almış.

Emre’nin kendi kendine bu kararı vermesinin beni çok ama çok mutlu etmesi haricinde, oğlumun özgüvenine, tangoya önyargısız yaklaşımına hayran olduğumu belirtmek istiyorum.

Her prova sonrasında, yaptıkları hareketleri bana gösteriyor ve birlikte evde çalışıyoruz. Zaman zaman ben hareketlerde çuvalladığımda, yüzünde beliren küçümser ifade bıyık altı gülme dürtümü harekete geçirse de, onunla dans ediyor olmak, ilerleyen yıllarda dans kavalyemi bulduğumu kanıtlıyor.

Müzik hep yanınızda olsun!

Peyman

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails