25 Ağustos 2011 Perşembe

Jan Kim?






Aycan bilir,
Aycan kızar,

Ayşe pişmandır,
Ayşe gözlerini kaçırır,

Aycan bilir,
Aycan kızar,

Ayşe söz verir,
Ayşe 1 daha olmaz der,

Aycan bilir,
Aycan kızar,

Ayşe bunu hep yapar,
Aycan bunu çok iyi bilir,

Son kez soruyorum:
Jan Kim?





I Held A Jewel İn My Fingers
Emily Dickinson

I held a Jewel in my fingers --
And went to sleep --
The day was warm, and winds were prosy --
I said "'Twill keep" --

I woke -- and chid my honest fingers,
The Gem was gone --
And now, an Amethyst remembrance
Is all I own --






Nimir Ra


19 Ağustos 2011 Cuma

Tom Waits -Peki Biz Daha Ne Kadar Bekleyeceğiz?


Arkadaşımız R., Gülda ve Ben kimi isteriz konsere gelsin konulu muhabbetlerimizde R. "Ben Tom Waits' in gelmesini istiyorum" demişti. Ben hiç geleceğini düşünmemiştim ama yakın zamanlarda Leonard Cohen, Bob Dylan , Paul Simon gelince şimdi neden olmasın diyorum?

O an aklıma düşürdü ya R, artık iflah olmaz biçimde gelmesini bekliyorum. Hele 23 Ağustos'ta çıkaracağı yeni single'ı düşündükçe heyacanlanıyorum doğrusu...Şu evrene mesaj gönderme işini bilen var mı? İşe yarar mı?

İşte böyle Tom Waits; Artık Feryadımı Bir Duysan Diyorum...Tamam sana böyle Emel Sayın ağzı ile Yeşilçam'dan arabesk kokan bir şarkı ile seslenmek istemezdim ama ne yapayım? Daha ne diyeyim sana İstanbul'dan bir çağrı var...




Sevgiler
Billur

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Dün Akşam!..




İşten eve gelmişim,
Yorgun!..

Ayakkabılarımı atmışım,
Saçımı açmışım,
İş elbiselerimi fırlatmışım,

Kurtlar ;) gibi,
Açım!..
Açım,
Nerde benim Taçım!.

Taçım Hünkar'ın yemeklerini,
Yutmuşum!..

Kahvem sıcak,
Sigaram ateş almış,

Ayaklarımı uzatmışım,
Televizyonun karşısında,

Zap, zap, zap, zap,
Geri, ileri, geri, ileri,

Dur, izle, geç, dinle,
Aç kapa artema,

Sonra mı?
Denk geldi,
Ne geldi?
Onlar,

Kim onlar?
Sen tanımızsın,
Onları!..
Sanki sen,
Tanırsın!..

Bidaha soruyorum,
Kim geldi?

Öfff tamam,
Onlar işte!.

Dustin & Emma geldi!..

Elektrik kesintisi!..

Digitürk de filmler bir ay oynuyor. Yakalayın ve izleyin!.. '' Last Chance Harvey '' Konusunu anlatmıyacağım. Bilmeden açın ve benim gibi süpriz olun ve kendi kendinize bu vizyondayken neden izlemedim diyin.

Elektrikler geldi,
Vay T.E.K çalışıyor!..

Film bitti kalktım,
Ama bana Jan'i hatırlattı,

Jan kim?
Film ile alakası yok!
Jan Kim?
Belki biraz var!..
Jan Kim?
Bilmem,
Jan Kim?
Boşver,
Jan Kim?

Yatmam lazım,
6:45am de kalkıyorum,

Jan Kim?



Nimir Ra


13 Ağustos 2011 Cumartesi

Saçımı Açtım!..




Canım sıkılmak bilmiyor!
Aynı şeyleri farklı versyonlarda,
Okumak, Okumak, Okumak.....
1 Daha, 1 Daha, 1 Daha.....

Kısa 1 Ara,

Biraz önce telefon geldi,
1 dakika konuştuk,
Sonra......

Saçlarımı açtım,
Epeyden beri yapmadığım,
1 şeyi yapacağım,

O dakka istediğimi...
Evet!
Hemde düşünmeden,

Biletimi bile aldım,
1 günlüğüne Antalya'ya,
Gideceğim,
Niye mi?
Çünkü canım istiyor!..

Hımmm evet ilk dörtlüğe,
Gelelim,

Bu aralar okuduğum,
Manga!..
'' Dance İn The Vampire Bund ''

Hiçbir zaman yaşınız gibi,
Davranmadıysanız!...
Hissetmediyseniz!...

O zaman,
Neden olmasın!..

Nimir Ra


12 Ağustos 2011 Cuma

Yansımalar - 19



Gri, esintili bir gün…

İnişli çıkışlıdır ruh halim böyle günlerde. Dalından kopup toprağa düşmeye mahkum, sararmış sonbahar yaprakları gibi kırılgan hissederim kendimi. Gözyaşlarım bile gökyüzünde savrulan yağmur damlacıklarına eşlik etmeye her an hazır durumda beklerler.

Attila İlhan’ın mısraları gelir hep aklıma böyle havalarda;

Nasıl iş bu
Her yanına çiçek yağmış
Erik ağacının.
Işık içinde yüzüyor,
Neresinden baksan
Gözlerin kamaşır

Oysa ben akşam olmuşum
Yapraklarım dökülüyor
Usul usul.
Adım sonbahar.


Hep bir derin çukurdan çıkmaya çalışır gibi çabalar dururum bu havalarda. Şu anda olduğu gibi; beni rahatlatsın diye o dingin ışığıyla küçük cam mumluğun içindeki tarçınlı mumu yaktım, ritmiyle bana coşku katsın diye Zaz dinliyorum bir yandan.

Yansımalar’ı yazmak da böyle bir havaya kısmet oldu işte.

Bugünkü zig zaglarımın aksine, anlatacağım sunum gecesi son derece eğlenceliydi.
Öncelikle okuduğumuz kitap pek çoğumuz için ilk kitaplarımızdan biri olma özelliğine sahipti. Beraberinde çocukluk anılarımızı da getirmişti. Ben defalarca satır aralarında, kendi hatıralarıma döndüğümü itiraf ediyorum. Şu anda Emre’nin kütüphanesinde yer alan ciltli, renkli kuşe kağıtlı kapağı ile Altın Kitaplar’dan çıkan, ama artık sararmış sayfaların arasına yolculuk yaptım sık sık.

Mekânımız Nişantaşı Atiye Sokak’taki Quick China… Çok şükür Atiye Sokak, henüz sokaktaki masaları toplama eyleminden nasibini almadı. Dileyelim ki almasın da.

Biz, malum grup sayımız ve sunum yapacağımız için içerde oturduk. “Bu havada içerde kapanıp kaldınız yani” dediğinizi duyar gibiyim, ama klimalar gayet iyi çalışıyordu. Hatta biraz şımarıklık yapıp arada sırada kıstırdık veya tümden kapattırdık.



Ayşe yine yaratıcılık sınırlarını aşmış, bize farklı güzellikler hazırlamıştı.
Dikdörtgen büyük bir masanın etrafında konuşlandık. Hepimizin sandalyesinde renkli birer balon asılıydı. Önümüzde şık, şeffaf bir kurdele ile bağlanmış eski bir gazete sayfasının kopyası ile spiralli masa takvimi şeklinde hazırlanmış kitap sunumu duruyordu.

Masanın başında duran Ayşe ise pembe-fuşya tonlarının ağır bastığı Hintli bir mihrace kılığında tamamen gözlerimize hitap ediyordu.



Anlayacağınız sunumu Ayşe değil, Prenses Aouda yapacaktı.

Aç karnına düşünülemeyeceği, sağlıklı karar verilemeyeceği, konuşurken kelimelere odaklanılamayacağı için önce yemeğimizi yedik. Tatlı, meyve, çay, kahve aşaması bizim için sunum aşaması oluyor.

Sunuma geçmeden Prenses Aouda kısa bir süre ortadan kayboldu. Bay Fogg’un yokluğuna dayanamadığını, bir köşede onun için gözyaşları akıttığını düşünürken, göz alıcı yeşil kostümü ile yeniden aramıza katıldı. Tabii ki bir prensesin saatlerce, açık mutfağı olan Quick China’nın salonunda aynı kostümle konuklarının karşısında oturması beklenemezdi.



Sunum föylerimizi açtık ve Prenses Aouda’nın anlattıklarını takip ettik. Yine bizi derinlere götüren incelikli bir çalışma örneğiydi dinlediklerimiz.

Bu sefer ki ev ödevimiz kolaydı, zevkliydi. Aslında etkinliklerde interaktivitenin önemi büyük. Sizi olayın tamamen içine çekip, düşünme, hissetme, görme duyularınızı geliştirip, yaşadığınız tecrübeyi daha da eğlenceli bir şekle sokuyor.

Hepimiz A4 ebadında dört adet baskı hazırladık. Bunun bir tarafında, bizim için kitabın başlıca dört karakterini - Phileas Fogg, Passpartout, Prenses Aouda, Dedektif Fix - canlandırmaya en uygun dört yerli, diğer tarafında da dört yabancı oyuncunun fotoğrafı yer alacaktı. Hepimiz sırasıyla seçtiğimiz oyuncuları açıkladık.
Prenses Aouda çok da eğlenceli bir kişilik. Kendisi kedi dünyasından favorilerini belirlemiş ve bize onları sundu.

Bazılarımızın sandalyesine bağlı balonlar sıcağa yenik düşmeye başlamış, boyunlarını bükmüşlerdi ki, orada bağlı olmalarının nedenini de öğrendik.



Prenses Aouda dünyanın dört bir yanından, bulundukları ülkelere, şehirlere anlam katan heykeller, sokaklar, anıtlar, vs seçmiş, bunları büyük kuşe kağıtlara renkli bastırmış. Hepimize nerede bulunduklarını sormaya başladı. Bilemeyenlerin balonları, ucu renkli topuzlu, topuza bağlanmış ipe boncuklar geçirilmiş, en ucuna da küçük renkli bir süs takılmış toplu iğnelerle patlatıldı. O süslü toplu iğneler de bizim oldu. Ben bütün gece balonların içinden küçük bir nesnenin çıkacağını düşünmüştüm oysa ki :)

Arkamızdaki küçük masada da atlas formatlı bir yap-boz vardı. Gecenin sonunda minik yavrularımıza geceden armağan olarak gitti.



Phileas Fogg ve arkadaşları 80 günde devr-i alem yaptı, biz bütün gece konuştuk. İyi ki Jules Verne bu kitabı yazmış.

Yansımaları yazıp, o geceye dönmek ise benim gri günümü renklendirdi.

Peyman

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails