15 Eylül 2009 Salı

KÜRK MANTOLU MADONNA SABAHATTİN ALİ




Yaşasa idi 102 yaşında olacaktı. Kürk Mantolu Madonna’yı yazdığında 36, öldürüldüğünde ise sadece 41 yaşında. Türk Edebiyat Tarihinin en önemli yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin bir mezarı bile yok. Cesedi teşhis edilememiş, ölümüne ilişkin aydınlatılamamış birçok husus var hâlâ…


Birçok kere hapse girmiş, bir seferinde eşi Aliye Hanım'dan; eski sarı ayakkabılarını, mayosunu, çamaşırlarının yanı sıra, kütüphanesinden de Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ni, Ehrenburg’un Paris Düşerken’ini, Norah Lofts’un Merhamet Cehennemi adlı romanları istemiş.

Sonrasında sürülmüş, kaçmaya karar verdiğinde ise öldürülmüş. Biri cinayeti üstlenmiş. Neden öldürdüğüne dair ezberletilmiş bir hikâyesi varmış katilin! 4 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Sonra da çıkmış ve hayatına devam etmiş.

Cinayeti üstlenen kişinin, yanında getirdiği çantadan, Sabahattin Ali’nin o sırada okuduğu Balzac’ın bir romanı ve Evgeni Onegin’in şiirleri çıkmış.

Kimse, 1948'den 65'e kadar Sabahattin Ali'den bahsetmeye ya da kitaplarını yayımlamaya cesaret edememiş. O süreçte kızı Filiz Ali’ye ise babasının Sabahattin Ali olduğunu söylememesi tembih edilmiş sıkı sıkıya.


Bu kısa hayata, bir sürü mahpusluğa rağmen, hep aşkı yaşamış. Hapiste Ayşe Sıtkı İlhan’a yazdığı “70 kadar mektup, 1997 yılında “İki Gözüm Ayşe” adı kitapta yer almış.

Ömrümde yıllar kadar yâr sevdim
Her biri bir başkasının eşidir.



Nazım Hikmet ile Resimli Ay dergisinde beraber çalışmış. Nazım Hikmet, onun yazdığı bir öykünün daha ilk satırlarını okuduğunda ne büyük bir yeteneği olduğunu fark etmiş.

Eğer, Kuyucaklı Yusuf’u, İçimizdeki Şeytan’ı, Kürk Mantolu Madonna’yı, Markopaşa Yazıları’nı okumadı iseniz de Sabahattin Ali’yi tanıyorsunuz. Nasıl mı? Kendisi ne kadar kabul etmese de, aynı zamanda bir şair olduğundan ve şiirlerinin bir kısmını şarkılardan dinlediğimizden.

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma...

Döndüm daldan kopan kuru yaprağa
Seher yeli dağıt beni kır beni
Götür tozlarımı burdan ırağa
Yarin çıplak ayağına sür beni
Leylim ley leylim ley...

Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi...

Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rügarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır...



Ve çok iddialı bir cümle gibi gelse de, Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı yazmasa idi belki de Aylak Adam ve sonrasında Tutunamayanlar’da bu incelikle yazılamayacaktı.

Kürk Mantolu Madonna yazarın değimi ile uzun öykü. Benim içinse defalarca okunacak bir roman. Hem de her seferinde sonu bu sefer farklı bitmeli diye isyana kapıldığım ve kendi kendime son yazarak heyecanlandığım tarifsiz bir aşk romanı.

Bölüm I: Anlatıcı ve Raif Efendi

Anlatıcı, şimdiye kadar tanıştığı insanlar arasında kendisi üzerinde en büyük etkiyi bırakmış olan Raif Efendi ile nasıl tanıştığını anlatır.

Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır. (sy:11)

Anlatıcı işsiz ve parasız kaldığı bir dönemde, mektep arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır. Hamdi onu evine davet eder ve çalıştığı şirkette bir işe yerleştirir, yani onun için bir iş icat eder.

Demek artık tanıdıklarına yardım lüksünü bile yapacak hale gelmişti. Gıpta ettim. (sy:13)

Almanca mütercimi Raif Efendi ile aynı odayı paylaşan Anlatıcı, bir süre sonra Raif Efendi’nin manasız ve sıkıcı bir mahlûk olduğuna kanaat getirir. Çevresi, hatta ailesi bile Raif Efendi'yi, lüzumsuz ve hor görmektedir.

Ancak Raif Efendi’nin sık sık hastalanması neticesi ile Anlatıcı’nın Raif Efendi’nin evine gidip gelmeleri esnasında aralarında bir yakınlık hâsıl olur.

Yanımda ağzını açmadan yürüyen, karşımda ses çıkarmadan çalışan bu adamdan, ne öğrendiğimi iyice bilmediğim halde, bana senelerce ders veren birinden öğrenebileceğimden çok daha fazla şeyler öğrendiğime eminim. (sy:33)

Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha sahiptir. Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımız verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz? (sy:38)

Bir rivayete göre, Nazım Hikmet uzun öykünün bu kadarla kalması konusunda ısrarlı imiş ve ikinci bölümü gereksiz bulmuş. Hâlbuki ikinci bölüm benzersiz bir aşk hikâyesidir.

Bölüm II: Raif ile Maria Puder

Anlatıcı, ölüm döşeğinde yatan Raif Efendi'nin izni ile onun çekmecesine gizlediği defterini okumaya başlar.

Raif’in Havran’dan Almanya’ya uzanan öyküsü ile başlar defterde yazılanlar. Devamı ise, bir sanat galerisi gezerken gördüğü bir kadının resmi ile değişen hayatına ve aşkına dairdir. Ve şu an yaşadığı hayata nasıl dayanabildiğini de anlamamızı sağlar.

Galeri’de gördüğü bu resim, Andreas del Sarto’nun Madonna delle Arpie tablosundaki Meryemana tasvirine şaşırtacak kadar benzemektedir. Her gün, daima öğleden sonra oraya gider ve “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalar. Sonrasında ise, Ressam Maria Puder ile tanışır.


Maria Puder, Raif’e dünya’da başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu gösterir.

Ben bu kadını yedi yaşımdan beri okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri kurduğum hayal dünyalarından tanıyordum. Onda Halit Ziya’nın Nihal’inden, Vecihi Bey’in Mehcure’sinden, Şövalye Büridan’ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra’dan, hatta mevlit dinlerken tasavvur ettiğim, Muhammed’in annesi Âmine Hatun’dan birer parça vardı. O benim hayalimdeki bütün kadınların bir terkibi, bir imtizacıydı. (sy:55)

“İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişi ile inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir. (sy:107)

Kitabın müziği Weber’in Oberon operası uvertürü. Raif bu müziği ne zaman dinlese, aşık olduğu kadından daha dün ayrılmışçasına taze bir hasret duyar.


Concert Ste Cécile 1997 Harmonie d'Avion
Yükleyen gillegalfred. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, “Bu böyle olmayabilirdi!” düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır. (sy:149)

Raif yaşamış olduğu kısacık mutluluğun onun hayatını nasıl değiştirdiğini anlatırken, aslında gerçekten de yaşamış olduğunu ve bir daha böylesini yaşayamayacağını da anlatır. Bir hatıraya tutunarak, kimse ile paylaşmadan kendi iç dünyasına kapanıp, büyük bir özgürlük yaşar. Sıradan hayat ile ilgilenmez. Ezilmek, aşağılanmak ile de. Çünkü o zaten bütün acıların en büyüğünü kalbinde yaşamaktadır. Hiç kimse onun bu kadar mutlu kılamayacağı gibi bu kadar da üzemez.

Kısaca güçlü bir tutku’nun hikâyesidir Kürk Mantolu Madonna.



Öğreniyoruz:

Muvakkat: Geçici
Nikbin: İyimser
Sarih: Açık, belirgin
Tezlil edilmiş: Hakarete uğramış
Mustadil: Dikdörtgen
İstihfaf etmek: Küçümsemek
Vazıh: Açık, belirgin
Kisar: Düş kırıklığı
Şahadetname: Diploma
Riyaziye: Aritmetik
Rikkat: Merhamet
Merbut: Bağlı
İnfial: Kırgınlık
Hodbin: Bencil
Musahabat-ı ahlâkiye: Ahlak sohbetleri
Sanayii Nefîse Mektebi: Güzel Sanatlar Akademisi
Murahhas: Elçi
Mükâleme: Konuşma
Karine: İpucu
Hicap: Utanç
İptila: Düşkünlük
Teşrinievvel: Ekim
İmtizaç: Karışım
İstiğna: Sakınma
Tebarüz: Belirme
Müstağni: Gözü tok
Kesp eden: Kazanan
Nahvetli: Kibirli
Tedai: Çağrışım
Kâsüf etmek: Yoğunlaşmak
Kânunievvel: Aralık
Müstait: Yetenekli


Gülda

7 yorum:

Peyman dedi ki...

Gülda'cim,
Harika bir aşk romanı.
Raif Bey,sorumluluklarını, ailesi içindeki konumunu sessizce kabullenmiş, dingin ve naif bir karakter. Böylesi bir kişiliğin sırları olması, bu kadar tutkulu bir aşk sırrını içine hapsetmesi, insanoğlunun daha da gizemli ve anlaşılması zor bir varlık olduğunu kanıtladı bir kez daha.
Kürk Mantolu Madonna'dan sonra Sabahattin Ali'nin Değirmen adlı öykülerinden derlenmiş kitabını okudum. Büyük bir cesaret ve açıklıkla "çocukça" olduğunu iddia ettiği öykülerine de yer verilmişti. Aslında yazarın mütevaziliği...Bugün kitap yazan pekçok yeni yazardan daha edebi öykülerdi.
Sevgiler,

Gulda Sahin dedi ki...

Peyman’a Bir İtiraf,

Orhan Kemal Roman Ödülü almış olan kitapları okuma serüvenimiz içinde, ben Ayşegül Devecioğlu’nun Ağlayan Dağ Susan Nehir kitabını okudum ve çok beğendim. Ancak günlerdir kitap ile ilgili yazıyı nasıl yazacağımı düşünüyorum ve hedefimden saptım. Konu ile ilgili ne yazmak istesem, aklım Sabahattin Ali’nin Değirmen adlı öyküsüne takılıyor.

“İşte adaşım, sana seven bir Çingene'nin hikâyesi”…

Bu kışkırtıcı öykü zihnimi o kadar bulandırıyor ki, bir türlü Ağlayan Dağ Susan Nehir yazısını kurgulayamıyorum.

Bu sapma içinde (Çingene öyküsü-“Değirmen- Sabahattin Ali”-varılan yer: Kürk Mantolu Madonna) yine bir solukta Kürk Mantolu Madonna’yı okudum, onun hakkında yazdım ama diğeri hakkında bir ilerleme kaydedemedim.

Neye odaklanıp, ne de sonuçlandırdığımız konusunda ise Billur ile günlerdir gülüp duruyoruz kendimize. Bir de kendimi okulda ödevini yapmamış öğrenci gibi hissediyorum sürekli.

billur dedi ki...

Sevgili Gülda;

Sabahattin Ali'yi gündeme getirmen ve tutkunun insanı ateşleyen bir his olduğunu hatırlatman çok hoş oldu...Sanırım ben de Kürk Mantolu Madonna'yı okuyacağım. Bu arada deli biri olarak bilmediğim kelimeleri de ezberlemeye başladım böylece Scrabble oynarken dağıtacağım ortalığı!

Bu arada Ehrenburg ne zamandır kütüphanemde duruyor acaba sunum kitabı olarak Paris Düşerken'i mi seçsem ve çalışmalara şimdiden başlasam diyorum.
Ellerine Sağlık
Billur

Adsız dedi ki...

Öğreniyoruz.. çoğunu bilmiyorum ama okurken bi an aklıma Readers Digest deki Test geldi. Aslında ayda bir yapabiliriz bu arada da yeni kelimeler öğrenmiş oluruz.

Teşrinievvel toplantımızda denemek lazım.

Ayşe

Peyman dedi ki...

Gülda'ya itiraf
Ben de Selim İleri'nin Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak kitabını okuyacaktım. 2 defa başladım. Ama ne yazık ki ilerletemedim. Sonra bir diğer kitaba başladım. Mor - İnci Aral... Sevdim mi ? Ehhh!!! Beni çok etkilemedi açıkçası. Ama dediğin gibi öğrenci ruhuna büründüm bir süredir. Ödev sorumluluğu ile biran önce bitirip, Selim İleri'ye geçmeyi planlıyorum.
AŞK'ta da öğrenilecek çok fazla kelime vardı. Zülfü Livaneli'nin de kitapları yeni kelimeler öğrenmek için mükemmel kaynaklar.

Adsız dedi ki...

Peyman'na itiraf

Bırak ödev olarak aldığım 3 kitabı ben halen AŞK'ı bitiremedim!.... Ahhh ahhh.... Bu ilahi aşlar bana göre değil....

Ayşe

Adsız dedi ki...

Bak görüyormusun işin içine ilahi karışınca AŞLAR yazmışım. Şimdi dikkatle yazıyorum İLAHİ AŞK!....

Ayşe

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails