CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

20 Şubat 2012 Pazartesi

Ben Bir Zamanlar...

Steve Mcqueen'e aşıktım...Ya Siz?





Bir kadehe ne isterseniz onu dolduralım; gözyaşı, pişmanlıklar, eski aşklar,kaybedilen dostluklar...Hayat benden 40 yıl çalmışken...Bir de Barbra'dan dinleyelim....






Windmills of Your mind

Round, like a circle in a spiral
Like a wheel within a wheel.
Never ending or beginning,
On an ever spinning wheel
Like a snowball down a mountain
Or a carnaval balloon
Like a carousell that's turning
Running rings around the moon

Like a clock whose hands are sweeping
Past the minutes on it's face
And the world is like an apple
Whirling silently in space
Like the circles that you find
In the windmills of your mind

Like a tunnel that you follow
To a tunnel of it's own
Down a hollow to a cavern
Where the sun has never shone
Like a door that keeps revolving
In a half forgotten dream
Or the ripples from a pebble
Someone tosses in a stream.

Like a clock whose hands are sweeping
Past the minutes on it's face
And the world is like an apple
Whirling silently in space
Like the circles that you find
In the windmills of your mind

Keys that jingle in your pocket
Words that jangle your head
Why did summer go so quickly
Was it something that I said
Lovers walking allong the shore,
Leave their footprints in the sand
Was the sound of distant drumming
Just the fingers of your hand

Pictures hanging in a hallway
And a fragment of this song
Half remembered names and faces
But to whom do they belong
When you knew that it was over
Were you suddenly aware
That the autumn leaves were turning
To the color of her hair

Like a circle in a spiral
Like a wheel within a wheel
Never ending or beginning,
On an ever spinning wheel
As the images unwind
Like the circle that you find
In the windmills of your mind

Pictures hanging in a hallway
And the fragment of this song
Half remembered names and faces
But to whom do they belong
When you knew that it was over
Were you suddenly aware
That the autumn leaves were turning
To the color of her hair

10 Şubat 2012 Cuma

40 OlmuşsuN!..

40 OlmuşsuN!
41 OlaN,
Ne YapsıN?

40 OlmuşsuN!
Halen LeonarD...

40'lık GüldA,
Artık Leonard OuT!
Yiruma iN!... :))



Yiruma'nın Kendisinden.....





Yiruma'ya biraz Anime serpilince.......





Nimir Ra

6 Şubat 2012 Pazartesi

LEONARD COHEN - OLD IDEAS



BENİM KIRK YAŞIM

Birkaç gün sonra kırk yaşıma gireceğim, darmadağınığım. Check-up için randevu alırken, yeni bir programa geçmem gerektiği söylendiğinden beri gitmeyi erteliyorum. Kırk yaş üstü uygulama farkının sadece mamografi olması bile sakinleşmeme yetmiyor. Üstelik geçenlerde tecrübe ettiğim diş ağrısından üç gün kendime gelemedim. Daha önce böylesine bir acı yaşamamıştım, öleceğim sandım. Çok sevdiğim bir arkadaşımın nikâhına gidemedim, Yonca’nın Altın Defter sunumunu kaçırdım ve bir sürü başka şeyi erteleyip duruyorum. He şeyin suçunu bu yeni yaşa atıyorum.

Kırk yaşıma geldiğimde hayatın tüm sırrını çözmüş olacağımı düşünürdüm küçükken! Otuzlarımı yaşarken hedeflerimi azaltmıştım. Daha olgun, köşelerinden arınmış, hayal kırıklıkları azalmış, acı ile başa çıkabilen, İspanyolca öğrenmiş, bir şarkıyı başından sonuna güzelce söyleyebilen, yiyenlerin ikinci dilimi de istediği kendimin oluşturduğu bir kek tarifine sahip, elimde bitmiş diyebileceğim bir öykü dosyası olan, sporu hiç aksatmayan bir Ben düşlemiştim kırka vardığımda.

Pek ilerleme kaydettiğimi söyleyemem, hatta sürekli cepten yiyorum da denebilir. Kendimi zorla depresyona mı sokmaya çalışıyorum, yoksa yaşadığım buhranı bunun arkasına saklayıp erteliyor muyum, emin değilim ama bardağın dolu tarafına bakmaya da çalışıyorum. Mesela Yonca beni dehşete düşüren diş ağrım için öncelikle şaşırıp ardından şöyle bir yorum yaptı: “Ne kadar şanslısın ki, bugüne kadar böyle bir ağrıyı bilmiyordun.” Düşününce, ferahladım.



Sonra Cohen’in yeni albümünü baştan sona dinledim. Albüm çıktığında CD’sini hemen alabildim. Ve Old Ideas’ı kendime yaş günü/dönümü hediyesi yaptım.

Şimdilik ruhum en çok "Show Me The Place" şarkısınında sakinliyor. Leonard Cohen’in bilgelik dolu tavsiyelerini tüm eslere, tüm notalara, tüm duygulara ulaşana dek, defalarca kulak vereceğim ve bu on parçada ruhumu/ritmimi yeniden bulacağım. Muhteşem bir müzik eşliğinde, daha anlayışlı olmayı deneyeceğim.


Eve geri dönerken üzerimde hiçbir ağırlık taşımadan, kederden arınmış, takım elbise giymiş bir alçakla buluşacağım.



Pişmanlıklarımı onardığımda/yenilediğimde



Unuttuğumda ve bilmediğimde



Darkness’ı dinleyip



Yine de!



Seçmekten yorulmuşken,



Düşüncelerimi iyileştirmeyi denediğimde:



Kendime zarar verirken:



Güzel bir ninni eşliğinde, umut dolu yarınlar geleceğini düşleyerek



Ve kurallara uyarken(!)



Defalarca, defalarca…

Yaşlılığa taviz vermeden, sezgilerimin farkına vararak, diğerkâmlık dolu, keşkelerin ardına gizlenmeyen bir Ben olarak, yepyeni fikirlerle, küllerimden tekrar doğacağım.

Bu albüm için tüm içtenliğimle teşekkür ediyorum L. Cohen. Sizi tekrar sahnede izlemeyi diliyorum.

Zülal Kalkandelen’e de ayrıca teşekkür ederim. Bana neredeyse Leonard Cohen ile bir Paris akşamı yaşamışım gibi hissettirdi. Sitesinde L.Cohen ile yapılan röportajı ve çok daha fazlasını bulabilirsiniz.

Tüm samimiyetimle.

Gülda

27 Ocak 2012 Cuma

ZAMAN GEZGİNLERİ KERİM İLE SİBEL - HASAN SARAÇ


"Let There Be Light"


Hasan Saraç ile twitter sayesinde tanıştım. Orada yüz kırk karakter ile oldukça etkileyici bir dil yarattığını ve hiçbir kelimesini boşa harcamadığını düşünüyorum. Bu sayede, çok güzel hazırlanmış web sitesini, Edebiyat Haber’de de yer alan Yazar Portreleri sayfasını sıklıkla ziyaret ettiğimi söylemeliyim. Bilhassa, Kurt Vonnegut dosyası benim için çok değerli. Nabokov’u da sabırsızlıkla bekliyorum! Ayrıca twitter’a baktığımda “Ben derin düşünen kocaman adamlardan biri olmak istemiyorum. Tanrının-doğanın bana bahşettiği bu hayatı kimseye dalaşmadan yaşamak isterim.” diyen, dünyayla ciddi derdi olan, cesur, entelektüel bu beyefendinin nasihatlerinden ders almaya çalışıyorum. Dolayısıyla yeni romanı Zaman Gezginleri –Kerim ile Sibel’i merak ediyordum.


Zaman Gezginleri’nin kapağını evirip çevirirken, fantastik bir roman olacağını biliyordum ancak hem Aldous Huxley'e, Asimov’a dönüp, hem de İstanbul ve New York’un günümüz zamanına yerleşebileceğini tahmin edememiştim. Başka zaman birimi, başka yerler, başka dünyalar, kurguyu epey kolaylaştırabilirken, içinden Ortaköy Radisson Otel, Babylon, Blue Note’nun bugünü geçen hikayenin çok güçlü bir çatısı olduğunu kısa bir süre sonra farkettim.

“Tabiat, matematik dilinde yazılmıştır.” diyen Galileo’ya öykünüp; romanın, bilhassa Fantastik Roman’ın da matematiğinin çok sağlam olması gerektiğini düşünürüm. Çünkü bir okur olarak, birçok bilinmezle karşı karşıyaysam, önce geri dururum. Serüven boyunca, yapboz’un parçalarının doğru şekilde yerine oturmasını isterim. Zaman Gezginleri’nde sayfaları çevirdikçe birçok soru işaretiyle karşılaştım. Ve her seferinde; denklemlerinin sağlamasını çoktan yapıp, önüme koyan bir yazarla karşılaştım. Hatta okurunun yeterince akıllı olamayacağı endişesine kapılıp, biraz fazlaca açıklama yaptığı bölümler –ama hiçbir şekilde didaktik değildi.- olduğunu da belirtmeliyim. Ancak “Peki, nasıl, neden?" diye kendime sorduğumda cevabını -yepyeni, merakımı iyice arttıran sorularla- hem de birkaç sayfa sonunda bulmak, çok rahatlatıcı idi. Hasan Saraç, öncelikle çok zeki bir yazar, epey kitap okumuş olduğu da tartışma götürmez. Kimseyle dalaşmasa bile, gidişata kafa tutan biri. Tüm bu özellikleri romanın her satırına, hoş bir gülümseme eşliğinde yerleşmiş. Sayfalar arasından duyulan caz standartları, mekân ve kişi tasvirleri, yemekler tüm duyulara hitap eder yeterlilikte. Bu zamana ait olmayan dünyanın insanlarına dair küçük dokunuşlar, söylemler, özenle yerleştirilmiş ayrıntılar, orayı çok daha gerçekçi kılmış.

Cemile Öz’ün yaptığı kapak tasarımını da çok çarpıcı buldum. Romanı bitirip, kapağa tekrar tekrar bakınca, kum saati ve içindeki iki beden, hem ilk bölümü hem de romanın tamamını oldukça etkileyici bir şekilde resmetmiş.

Romanı özetlemeden, anlatmak oldukça güç. Twitter misali, konuyu 140 karakterle açıkla dense; "Ne Me Quitte Pas dinlerken, Cesur Yeni Dünya’nın evreninin yeni bir kapısını aralıyorum.” diyebilirim. Devamını heyecanla bekliyorum. Yeni bölümde, damıtılmış zevkleri olan, basmakalıp dünya görüşünden kurtulmuş, “özgüveni çoktan yatışmış”, daha zeki bir Kerim ile karşılaşmayı umuyorum.

Bunu hepimiz için diliyorum o ayrı.

"Güneşe Emanet Olun..."

Gülda





Başka bir yorumla Ne Me Quitte Pas için:

24 Ocak 2012 Salı

ALTIN DEFTER -DORİS LESSİNG




Kitap : Altın Defter
Yazar : Doris Lessing
Mekan : Demeti
Tarih : 23.01.2012
Sunucu: Yonca
Katılımcılar: Aycan, Aysun, Ayşe, Billur,Berna, Gülden,Liz, Nur,Yonca

Related Posts with Thumbnails