16.Uluslararası İstanbul Caz Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16.Uluslararası İstanbul Caz Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2009 Perşembe

EMILIANA TORRINI KONSERİ-EMEK SİNEMASI FACİASI


Dün akşam -tabii ki Gülda ile- benim deyimimle kod adı "Fabiani" (çünkü önce soyadını bu şekilde anlamıştım ve internette de araştırınca Fabiani diye bir ayakkabı markası,bir futbolcu ve bir de porno yıldızı olduğunu öğrendim) olan Emilina Torrini'nin konserine gittik. Gülda'nın beni ikna etmesi uzun sürmedi zira artık direnecek gücüm kalmamıştı. Ben Emiliana Torrini'yi de -burasını da itiraf.com sitesine döndürdüm ama- ilk defa dinleyecektim [Kardeşim sen de herşeyi ilk defa dinliyorsun,buna rağmen amma da ahkam kesiyorsun diyenlere hiç lafım yok! Ama ne yapayım; bilmemek değil öğrenmemek ayıpmış>]

Biz iki atlı, konser akınımızın sonuncusuna doğru giderken çocuklar gibi şendik çünkü "İstanbul Modern'de konser ne kadar hoş olacak" diye düşünüyorduk ki.... Kapıdaki görevli "Konser ertelendi, Emek Sineması'nda olacak" dedi. Bu bizi yıldırdı mı? Hayır! Önce Tokyo Restaurant'ta (Peyman'ın sunum gecesinin hala hafızamızda bıraktığı tatlı anıların etkisi ile) yağlı bir yemek yedik ve konser saatine 10 dakika kala Emek Sineması'na vardık. Tabii ki yerler numaralı değildi ve İKSV'den tanıdığımız arkadaşımız Harun bize "Üst katta daha iyi yerler var" deyince ikiletmedik ve oraya doğru seğirttik ve hemen girişte bir yere oturduk.




Konser başlamıştı....Emiliana'yı göremiyorduk...Ne konuştuğunu da anlamıyorduk...Şarkılar -duyabildiklerim- güzeldi.. Sahneye beyaz bir elbise ve ÇİZME ile çıkmıştı. İkinci şarkıdan itibaren biraz sıcaklık artmıştı ama daha o dakikalarda "ısınan hava yükselir yükselince de yukarıya yakınsanız öle yazarsınız" kısmına gelmemiştik. Bir ara Emiliana Torrini de sıcaktan şikayet ederek "Bu sıcakla nasıl başediyorsunuz, birazdan eriyeceğim, bem İzlanda'dan geldim..." diyordu...

Fakat ışıklandırmanın düzensizliği, ses düzeninin kötülüğü, sürekli kendine oturacak yer bulmaya çalışanlar, sıcaktan soyunanlar, sürekli yelpazelenenler ve bu devinimin yaydığı ekstra sıcaklık bende hemen konsantrasyon eksikliği yarattı ve çantamdam çıkarıp "Mal Rejimleri" kitabımı karıştırdım. Bu esnada dinleyicilerden biri "Klima Klima!" diye çığlık atıyordu!Baktım ki Gülda da Sartre'ın yeni aldığı kitabı "Varlık ve Hiçlik' e göz atıyor.

Hala direniyoruz, dinlemeye çalışıyoruz...Ancak artık "bir varoluş mücadelesi" veriyoruz...Ya var olacağız ya da hiçliğe dahil olup yiteceğiz!!! Çünkü erime noktasına ulaşmak üzereyiz...Bakışıyoruz:"CDsini alalım ve dinleyelim" ortak kararı ile çıkıyoruz salondan...Alt kata bakıyoruz, serseri mayın gibi dolanıyoruz, biraz masaların olduğu yerde oturuyoruz, Gülda bana Emek Sineması'nda Yonca ile göz yaşı akıttığı filmden bahsediyor, ben ise "yüzyıldır gelmemişim buraya diye düşünüyorum... imzalı CDsini satın alıp ayrılıyoruz.

Hava muhalefeti nedeni ile konserin Emek Sinema'sına alınması yapılan en büyük hata oldu....Herkes konseri İstanbul Modern Sanat Müzesi'nin bahçesinde yağmura rağmen dinlerdi...Ya da eminim sahneyi ve kısmi olarak seyircileri koruyacak branda vs ile çözüm bulunabilirdi diye düşünüyorum. Ancak sanırım alt katta oturanlar daha iyi konsantre olduğundan ve ona daha yakın bulunduklarından ötürü havaya girebilmişlerdi gibime geldi..

Gelelim Emiliana Torini'ye.....Kendisi İzlandalı bir şarkıcı Yüzüklerin Efendisi: İki Kule filminin sonundaki jenerikte çalan "Gollum's Song" ile ün yaptı (bakın bunu biliyorum). Ayrıca Jungle Drum şarkısını da öneririm çok eğlenceli..




Görüp dinleyebildiğim kadarı ile çok sıcakkanlı ve sevimli bir sanatçı...Sürekli espri yapıyor ve gülümsüyordu... Bir ara şarkı sıralamasında şaşırdı ve zaman zaman orkestrasıyla arasında iletişimsizlik oldu sanırım ama bu beni kuruntum da olabilir pekala...Peki Emiliana Torini'yi bunun için suçlayabilir miyiz? Hayır! Ne yapsın..Cehennem'de şarkı söylemeye çalışıyordu.

Konser tarihimize Emek Sineması Faciası olarak geçen günün ardından CD elimizde İstiklal Caddesi'nin kalabalığına karışıp evlerimize doğru yola çıkıyoruz.....

Sevgiler
Billur

EMILIANA TORRINI (EMEK SİNEMASI)KONSERİ GÖRSEL NOTLARI:

Caz Festivali süresince en sevdiğimiz ve Leonard Cohen’in İstanbul’a gelişi ile ilgili tüm bilgilere sahip olmasına rağmen, ser verip sır vermeyen "arkadaş"ın, bize tüm iyi niyeti ile ve çaresizlik içinde tavsiye ettiği yerden sahnenin görünümü:



Konser esnasında izleyicinin; sıcaktan erimekle, konseri izlemeye çalışmak arasında kalışı esnasındaki görünümü:



Dizine kadar gelen kışlık çizmeleri ile konserde şarkı söylemeye çalışan EMILIANA TORRINI’nin görebildiğimiz son hali:




EMILIANA TORRINI konserini sıcak ve en önemlisi nefes alamamak sebebi ile terk eden izleyicinin (telif sorunu olmasın, kimse itiraz etmesin diye herhangi bir değil her daim konser fotoğraf sujesi ve benim pozlama objem olan Billur) nefes alma hali:



Sizleri yeterince neşelendiremedik ise;

Hey i’m in love
……
Hey it’s cause of you
The world is in a crazy hazy hue
My heart is beating like a jungle drum


Yes i’m in love


07.Jungle Drum - Emiliana Torrini

Gülda

14 Temmuz 2009 Salı

BRAD MEHLDAU -ÇIĞIR AÇAN CAZ PİYANİSTİ

Dün akşam Brad Mehldau'nun Cemal Reşit Rey'de verdiği (ikinci) konsere gittik, Gülda ile. İtiraf ediyorum daha önce hiç duymamıştım; Gülda'nın beni ikna etme turları yine bir zaman aldı. Ben de "ben caz piyanistleri açısından Oscar Peterson'da kaldım [ şaka şaka...Birazcık Chick Korea, Keith Jarrett dinlemişliğimiz var...Hay Allah onlar da yeni dönem sayılmaz sanırım!] ve bu 1970 doğumlu adama ulaşmam zaman alır " diye onu oyalayıp durdum ama dün akşam konserdeydim kaçınılmaz bir yazgı olarak...

Açıkçası biraz yorgun olduğum biraz da hiç dinlememişliğim nedeni ile Radiohead yorumuna kadar daha çok Brad Mehldau'nun sahnedeki hal ve tavırlarına takıldım. Bize sunduğu performanstan önce bir konser daha vermişti -Brad Mehldau Trio- ve sahneye çıktığında biraz yorgun görünüyordu, kıyafeti buruşuktu, elleri terledikçe kullandığı ve yere attığı bir siyah havlu vardı ki zaman zaman ağzını da siliyordu. Her eserin bitiminde selam verişi bende bir pederin her dua sonrasında ellerini kavuşturarak şükranlarını sunması hissini uyandırdı.


Brad Mehldau yukarıda da ifade ettiğim gibi 1970 doğumlu bir caz piyanisti ve caz eleştirmenleri tarafından 1960'lardan bu yana caz dünyasına giren en yaratıcı piyanist olarak tanımlanıyor. Bill Evans’tan etkilendiği ve onun izlerini taşıdığı ifade ediliyor ki bir röportajında buna katılmadığını ifade etmiş. Ayrıca ağır bir eroin bağımlısı olduğu bir dönem var hayatında. Dört yaşında piyano çalmaya başlıyor ve ağır bir klasik müzik eğitimi görüyor.

Brad Mehldau'nun hal ve tavırlarının yanısıra sahnedeki performansına gelince bence -işin uzmanı olmamakla birlikte- "virtüözün kendi yorumu" denilen katkıyı Brad Mehldau çalarken duymanın yanı sıra görüyorsunuz da. Sol ve sağ elini kullanış biçimi ve belki de birden çok notayı aynı anda ve paralel bir biçimde çalması nedeni ile olabilir sanki iki ayrı eliyle iki ayrı eser çalıyor hissi uyandırıyor insanda ve sonra bu iki el birbirleri ile birleşiyor, ayrışıyor ve yeniden tek bir parça haline gelip parçayı bütünlüyor. Bu evreleri görebiliyor, duyabiliyor ve hissediyorsunuz. Buna rağmen konser bittiği zaman gene de pek bir coşku içinde değildim . Hiç dinlememiş olduğum bir müzisyene -ne kadar iyi olursa olsun ve müzik aleti de piyano ise ve caz çalınıyorsa- ısınmak benim için bir anda kolay olmuyor.

Ancak eve giderken düşündüm; Brad Mehldau'yu bu kadar dinleyici, müzisyen ve yorumcu göklere çıkarıyorsa o zaman daha dikkatli dilemeli ve anlamaya çalışmalıyım dedim kendi kendime. Eve gidince internetten -özellikle Radiohead- yorumladığı eserlerden bir kaçını dinledim. Sonuç : Radiohead'in Paranoid Android ile Everything in its Right Place ve bir de When It Rains yorumu hoşuma gitti ve albümlerini alıp dinlemeye karar verdim. İlk olarak da kendisinin de ilk albümü olan "Introducing Brad Mehldau (1995)" albümünden başlamaya karar verdim...



Hepinizi gelişmelerden haberdar etmek üzere....

Sevgiler
Billur

27 Haziran 2009 Cumartesi

16. Uluslarası İstanbul Caz Festivali



İstanbul’un en güzel zamanıdır Caz Festivalinin başladığı zaman. Bu sene, tüm olumsuzluklara rağmen yine de program oldukça başarılı. Benim seçtiklerim:

02.07.2009 Açılış:

Esma Sultan Yalısı bahçesinde, Fatih Erkoç ve Kerem Görsev konseri ile başlıyor.



07.07.2009 Melody Gardot

Tanımıyorsanız tanışmanızı tavsiye ederim, bir cafe’de otururken müzik çok güzel gelmişti ve sorduğumuzda öğrendik Melody Gardot’u. Meğerse tüm dünya tanıyormuş. Pürüzsüz bir ses, iyi bir caz yorumu. Mekân yine Esma Sultan Yalısı. My One And Only Thrill albümünü alıp gitmeden biraz dinlemekte fayda var.




Goodnite - Melody Gardot

08.07.2009 SMV (Stanley Clarke, Marcus Miller & Victor Wooten)

Bu üç usta basgitarcı geçen sene çıkardıkları Thunder albümleri ile beraber çalışmaya devam ediyorlar. Ayrı ayrı onları izlemek büyük keyifti. Her halde beraberlikleri muhteşem olacaktır.




SMV - Stanley Clarke, Marcus M / Thunder - S.M.V.

15.07.2009 Emiliana Torrini:

Rufus Wainwright, Antony and the Johnsons’ dan sonra Yeni Ozanlar bölümünün kraliçesi. Gollum's Song ile bizi Orta Dünya’ya götüren büyülü sesin sahibi. İstanbul Modern’de konser izlemek ise başlı başına bir deneyim.




Gollums Song - Emiliana Torrini

27.07.2009 George Benson

Yine muhteşem bir gitarcı, Nat King Cole’u anma gecesi ile karşımızda. Bu sene Santana’da geliyor. Bir sürpriz olsa; beraberce Breezin'i yorumlasalar.



Dinleyenleri "küçük bir serüvene çıkaracak ve onların hayatlarını değiştirmek için çalacak olan Brad Mehldau Trio’yu ise gelecek senelere saklıyorum.

(Gülda)

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails