8 Kasım 2009 Pazar

BARCELONA'YA VEDA

Bugün sabahtan kalkıp Museu d’Art Contemporani'yi ziyaret etmek ve bahçesi var ise buradaki kafede kahvaltı etmek istiyoruz. Ancak vardığımızda Amerikan mimar Richard Meier tarafından tasarlanmış bu beyaz camla kaplı bu binanın henüz açılmadığını görünce biraz da yorgunluk ve açlıktan La Rambla’yı dikine kesen sokaklardan birinde bulunan kafelerden birine dalıp ne var ise silip süpürüyoruz.




Sonra bugünkü istikametimiz olan Park Güell’e doğru yola çıkmak için otobüs bulmaya çalışıyoruz ve bunun da biraz koştuktan ve biraz da oraya buraya savrulduktan sonra otobüse binmeyi başarıyoruz. Ender yolda bir çift ile karşılaşıyor ve çiftlerden erkek olanı bu otobüsün doğru olduğunu zira bir “turist gezdiricisi”nden bu bilgiyi aldıklarını söylüyor. Turist Gezdiricisi ifadesi çok hoşumuza gittiğinden o dakikadan itibaren Gülda’ya bu şekilde hitap ediyoruz.

PARK GÜELL

Bu park da Antoni Gaudi’nin eserlerinden biri. Park Kont Eusebi Güell tarafından bir bahçe kent kurma görevinin verilmesi ile Gaudi tarafından tasarlanması sonucu ortaya çıkmış bir eser. Ancak bu eserin de ne yazık ki tamamı hayata geçirilememiş. Parkta Yüz Sütun Salonu diye adlandırılan cam ve seramik ve mozaiklerle kaplı sütunların yer aldığı bölüm çok güzeldi. Bu bölümün yanından yukarıya doğru dünyanın en uzun bankı olduğu ifade edilen, mozaiklerle kaplı ve insan etinden başka bir yer görünmeyen ve üst üste resim çektirilen kıvrımlı balkon (Gran Plaça Circular) da çok hoştu.



Ayrıca parkın içinde şimdi müze olan Gaudi’nin yaşadığı ev de bulunuyor. Ancak biz gezmedik evin içini ki zaten açık da değildi. Bir ara soluklanmak için bir kafede oturmak istedik ama şansımıza yer bulduk çünkü epey kalabalıktı.



Parkın girişinde mozaiklerle bezeli iki pavyonu görünce kendimi bir an için Hans ve Gretel masalındaki cadının evine rastlamışım gibi hissediyorum parkta…. Sanırım herkes de aynı şeyi hissediyordur.VEE ünlü kertenkele….Sonunda yanındayım.



Uykudan Önce…



Parktaki gezinin ardından eve gidiyoruz… Hem biraz dinlenmeli hem bavul toplamalı hem de Ender’in çalışması gerekli. Eve vardıktan sonra ben uykuya çekiliyorum. Ender ile Gülda plan yapıyorlar ben uykunun karanlık kolları tarafından sarmalanırken… Ama ne plan!

Uykudan Sonra…

Kalkıyorum... Gülda yok. Ender dalgın dalgın çalışıyor. Sonra çıkıyoruz..Biraz yağmur atıştırıyor… İstikametimizin Montjuic olduğunu , orada Miro Müzesine gideceğimizi ve teleferiğin orada Gülda ile buluşacağımızı ve sahile yemek yemeye gideceğimizi öğreniyorum. Taksi bulamıyor ve otobüse biniyoruz ancak sandığımızdan daha fazla vakit aldığından Miro Müzesine yetişemiyoruz. Ancak akşam vakti çok Placa d’Espanya'nın ne kadar güzel göründüğüne ve buranın ortasında bulunan havuz ve ışık oyunlarının çok hoş olduğuna şahit oluyoruz. Montjuic şehre hâkim olan bir tepe ve burada eğlence ve ticaret merkezleri, galeriler bulunuyor çoğunlukla.






Sonra Ender ile metro çıkışını buluyoruz tepenin en tepe noktasında zira otobüs de en son burada duruyor ve Gülda ile buluşuyoruz. Teleferik kapalı. Böylece binemiyor ve aşağıya gidemiyoruz. Hedef bir barmış orada ama…. Sonra otobüs bekliyoruz, gelmiyor, taksi bulamıyoruz… Birden de hava serinliyor ve karanlık çöküyor. O an etrafta pek kimseler de yok. Aklıma Silent Hill ve The Hill Have Eyes adlı korku filmlerinden sahneler geliyor…. Neyse sakinleşiyorum ve yemek için rezervasyon yaptırdığımız Bestial adlı lokantaya gidiyoruz. Yediğimiz yemekler ve ortam çok hoş. Ama ben de aşırı bir yorgunluk var ama yine de sahilde yürüyoruz ve Ender ve Gülda’nın ısrarı ile CDLC adlı bara gidiyoruz. Yarım saat kadar durup havayı kokluyor, kızlara bakınıyor ve çıkıyoruz.





Gülda’nın ısrarı ile “bir şuralara kadar geldiniz de La Sagrada Familia’yı gece ışıklandırılmış görmediniz” diye söylenmesine son vermek amacı ile taksi ile La Sagrada Familia’ya gidiyoruz.
“AAAAA! O da ne?! Karanlıklar içinde La Sagrada Familia” Krizin burayı da vurduğuna kanaat getirip gülerek eve dönüyoruz.
Evet, Yarın Madrid’e doğru yola çıkacağız.

Sevgiler

Billur

Sevgili Günlük,



Bu gün Barselona’da bulunan son günümüz ama artık üzülmüyorum. Çünkü kuru havlu kalmadığı için çarşaflara kurulanmam gerekiyor. Ayrıca hâlâ Madrid treni bileti almayı başaramadım. Ne biçim bir internet sitesi var bu demiryollarının? (Geri dönünce araştırılacak: TCDD’nın internet sitesinden bilet alınabiliyor mu?)



Bu gün MACBA’ya gideceğiz, çok heyecanlıyım, çünkü daha önce gitmemiştim. MACBA koleksiyonu yanı sıra, bir de “Modernologies”, “Çağdaş Sanatçılar Modernite ve Modernizm’i araştırıyor” başlıklı sergiyi görebileceğiz ve değişik işler/yorumlar ile fikir edineceğiz.



Çıkınca ise Park Güell’e gideceğiz. Sanırım Jamais vu yaşıyorum. Daha önce de gitmiştim. Ama nasıl gittim, ne kadar kaldım, ne yaptım hiçbir fikrim yok. İyi ki fotoğraf çekmişim, ama fotoğraflarda ben yokum. Yoksa gitmedim mi? Hatırlamıyorum.

Modernite’ye uygun bir devamsızlık sergiledik ve MACBA’yı gezemedik. O kadar açtık ki bekleyecek ya da sabah vakti sanata yoğunlaşabilecek halde değildik. Park Güell’i de yine es geçiyorum. Çünkü nerede ise tamamında telefon ile konuşup, not almak zorunda kaldım. Ama bu sefer içinde benim olduğum resimler de var.



Çıkışta Fast Good’a gitmek istedim. Ender biraz sıkılsa da bize eşlik edeceğini söyledi ve Fast Good kapalı idi. O sırada Ender’in yüzündeki mutluluğu anlatamam. Ender’i eve yollayıp biz de biraz daha gezindikten sonra eve vardık. Billur dinlenmeye karar verdi ve ben oldukça mantıklı bir program yaptım.



Ben Sants İstasyonuna gidip Madrid tren biletlerini alacaktım, onlarsa benden sonra hemen çıkıp Montjuic bölgesinde dolaşacaklardı (Miro Müzesi, Pablo Espanyol, Palau Nacional’den biri ya da bir kaçı) ve sonuçta ben metro ile Park Montjuic’a geldiğimde arayacak, teleferik çalışıyorsa yukarı çıkacak ya da bir taksi ile Mirablau adlı bara gidecektik. Bu barı hem Barselona tavsiyeleri bölümünde okumuştum hem de Ender’in “Gaudi sevmez, manzara sever” Katalan arkadaşının tavsiyesi ile yapılacaklar listemize almıştık. Her neyse ne onlar Montjuic bölgesini dolaşabildi ne de sonrasında bara gidebildik. Turist Gezdiricisi olarak daha otoriter bir tavrım olmalı idi sanırım.

Barselona’da akşam vakti metronun bazı hatları çok ürkütücü oluyor. Tek başınıza binmemenizi tavsiye ederim. Hem çok az insan oluyor, hem de binen kişiler tedirgin edici olabiliyor. Beni bilhassa finiküler ile Parc de Montjuic’e çıkma bölümü oldukça rahatsız etti.

Bestial, Port Olympic'de idi. Bölgeyi gece gezmek çok keyifli olacaktı. Hem yemekleri ve hem de şehrin turistlerindense sakinleri tarafından tercih edilen restoranlardan biri olması sebebi ile tercih sebebimizdi. Frank Gehry'nin bronz balık heykeli de gece görüp, iyice acıktık.



Bestial’de yediğimiz yemekler ve arkasından sahilde yürümek oldukça keyifli idi. Buenos Aires’de gece 3’e kadar Cocoliche’e gitmek için bekleyebilen Billur’u bu sefer daha gece yarısını bile geçmemişken CDLC’ye götürmek konusunda zorlandım, yeteneklerimi kaybediyorum sanırım.

Direncini kırıp içeri girdiğimizde ise bir kenarda yataklar vardı ve yatağa uzanmış müşterilere masaj yapan görevliler. Bir diğer bölümde ise sigara içilebiliyordu ve oldukça güzel müzik çalıyordu. Yemek yiyenleri ve lise veda gecesi kıvamındaki diğer grup müşterilerini görmezden gelirsek; CDLC (Carpe Diem Lounge Club ) “Chic, Delightful, Luxurious, Captivating” özellikleri ile kesinlikle baştan çıkarıcı idi. Ancak eve dönme kararı verilmişti.



Günün anlam ve önemine uygun olarak La Sagrada Familia’da kapkaranlıktı. Sanırım çevreci kimlik ve enerji tasarrufu sebebi ile ışıklandırma yoktu. Bu şekilde daha da ürkütücü göründüğünü söylemeliyim.

Eve dönünce ben içki almak (içki içmek değil) için evin köşesindeki bara gittim, Billur daha on dakika geçmemişti beni aradı, hemen eve dön kıvamında bir monolog yarattı, ben de uslu uslu ev döndüm. Bunun üzerinden çok zaman geçmişti, sanki yine on yedimde idim. Birazdan da “senin yüzünden tansiyon, şeker, kalp hastası oldum” diyecek sandım ama blogumuza bakıyordu ve blog ile ilgili yeni ve ilginç fikirler sunmayı tercih etti, ben de köşeye sinip biramı içtim.


İlerisi için Barselona Notlarım:

* Bir sonraki sefer mutlaka plajlardan birine gidip denize girilecek.
* MACBA’ya öğle saati gidilip, kapanana kadar kalınacak.
* CDLC’da dans edilecek.
* Torre Agbar’da ve Woody Allen’ın da en sevdiği Bar Mut’ta yemek yenecek.
* Teleferiğe binilecek, hatta bir balon turu alınacak.



Gerçekten çok neşeli bir veda için; Rufus Wainwright Get Happy (Live Barcelona) diyor:




Barselona’nın diğer yüzüne/hüznüne yaraşır bir kapanış için ise yine Rufus Wainwright eşlik ediyor:



Barcelona

The summer sun sets a vicious circus when shadows held the world in place
But today I felt a chill in my apartment's coolest place
"Fuggi Regal Fantasima"
The village larks cannot be heard 'cause all the crows got panderers
I can't escape these velvet drapes, don't want my rings to fall off my
fingers
"Fuggi Regal Fantasima"
The mirror I find hard to face
'Cause I fear it's a long way down
Got to get away from here, I think I know which hemisphere
Crazy me don't think there's pain in Barcelona
They dance you 'round a waltz confound
But I fear it's a long way down
Even if that straw I pull and I got to fight that bull
Nothing really compares to Barcelona
Besides in Spain Don Juan's to blame
But I fear it's a long way down
And I fear I won't be around
Make sure I have all my papers laying out my summer clothes
Search for traps in vain like scratching so my suitcase I can close
"Fuggi Regal Fantasima


Gülda

2 yorum:

danzon dedi ki...

bir dahaki barcelona seyahatiniz için nacizane tavsiyelerim:
lokanta: les quinze nits - la placa reial
müze: museu nacional d'art de catalunya
tiyatro: teatre grec (açıkhava tiyatrosu)
mimari: expo pavyonu (mies van der rohe), st.caterina market - barri gotic (enric miralles)
kent: placa san felip neri, placa vila de madrid
tek günlük kent-dışı gezisi: girona

Gulda Sahin dedi ki...

Danzon,

Tavsiyelerinizi not aldım. Hatta bununla da yetinmeyip şu an Barselona’da gezen arkadaşıma da yolladım. Çok teşekkürler.

Girona ile aramda bir engel var. Her iki Barselona seyahatimde gitme kararı verip program yaptım, her ikisinde de başaramadım ama vazgeçmiş değilim. Geri döndüğümüzde Girona sever arkadaşıma “yine gidemedim” dediğimde; beceriksizliğime epey söylendi.

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails