9 Ekim 2009 Cuma

PORTOBELLO CADISI - Paulo Coelho


Mor’dan sonra Orhan Kemal Roman Ödülü almış seçtiğim diğer kitaba (Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak- Selim İleri) elimi süremedim.

İlk yayımlandığı yıldan beri aklımda olan ama bir türlü sıra gelmeyen bir kitapta karar kıldım bu sefer; Paulo Coelho’nun Portobello Cadısı adlı romanı.

“Kim olduğumuzu anlamanın en iyi yolu, çoğu zaman başkalarının bizi nasıl gördüğünü öğrenmektir. Bu başkalarının bizden yapmamızı beklediklerini yapmamız gerektiği anlamına gelmez; ama kendimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olur.”

Şirin Halil’in yani Athena’nın kim olduğunu da tıpkı yukarıdaki satırlarda belirtildiği gibi, onu tanıyanların ağzından dinliyoruz.

Beyrut’lu başarılı bir sanayici ile eşinin hiç doğmayacak çocuklarının hayatlarındaki boşluğunu doldurmak üzere Transilvanya’da bir yetimhaneden evlatlık alınır Şirin. Sevginin bolca dağıtıldığı bir evde yaşama şansını yakalar küçük kız. Onu, büyüdüğünde adının köklerini açığa çıkarmaması, hayatını olumsuz etkilememesi için hiçbir sorgu gerektirmeyecek Athena ismiyle anmaya başlarlar. Yunanlıların bilgelik, akıl ve savaş tanrıçası…

Küçükken gördüğü hayaller, aileyi yaşamlarında köklü değişiklikler yapmaya iter.

Ve Athena’nın içindeki gizli güçleri patlamaya hazır volkan gibi her gün biraz daha şiddetlenerek yüzeye çıkmak için doğru zamanı bekler. Ta ki 57 yaşındaki Pavel Podbielski ile tanışana kadar kadar. Athena’ya evini kiralayan Podbielski de çok küçük yaşlarda Polonya’dan İngiltere’ye gelmiş bir mültecidir.

Her insanın içinde bir ışık olduğunu ve bu ışığa ulaşmak için uyaranlara ihtiyaç duyulduğunu savunan Podbielski, insanların içlerindeki Verteks noktasına ulaşmak adına, eski çağlardan bu yana doğanın içindeki seslerin ritmik birlikteliğinden doğan dansı bir araç olarak tanıtır Athena’ya.

Bulutların ötesinde, insanları, tüm evreni yöneten ve zihinlerde hep erkek olduğu düşüncesini çağrıştıran o gizli gücün yerine, doğanın içinde, gücünü doğadan alan Yüce Ana’ya, yani Tanrıça’ya ulaşmaktır amacı. Sevgiyi temsil eden Yüce Ana… Tıpkı bir dişinin etrafına saçtığı o duygu yüklü parlak ışık gibi…

Zorunluluklardan arınmış, içinden geldiği gibi yaşayarak hayatına yön vermek ister. Yüreği ve ayakları onu nereye götürürse, orada kendisi ve oğlu için bir yaşam kurar.

Kitabı okuyunca her zaman bize empoze edilen dini kuramlar ile doğaya tapınmanın felsefi yönü beyninizde karmaşa yaratmıyor değil. Bu iki inanış şeklini irdelemeye başlıyorsunuz.

Belki bize saçma gelen ama doğadan çıkıp kendine mitolojide yer edinen Tanrılar ve Tanrıçaların sayıları azımsanmayacak kadar fazla.

Sorgulamalara meyil bırakan bu harika kitapta çok da güzel psikolojik ve felsefi mesajlar var.

*** Yaptığımız her işe ruhumuzu katarsak, onu sıkıcı olmaktan arındırırız ve edebileştiririz. Aksi taktirde bir süre sonra ondan kurtulmak isteriz.

*** Kafanı oyalayacak meşgale bulursan, onu saran kötü düşüncelerden arınırsın. Ama boş bırakırsan olumsuz düşünceler kafanı çember içine alır.

*** Hayatınızın evrelerini, başrol oyuncuları olan hayatınıza girmiş kişileri birbiri ile kıyaslamayın. Hayatta birden fazla insanı sevebilirsiniz.

*** Sabır, dikkatimizi ilgilendiğimiz bir konuya odaklandırmamızı sağlar. Bunun için de çok önemlidir.

*** Yıkanacak tabaklar olduğuna şükret; çünkü bu yiyecek bir şeyler olduğunu, birileriyle ilgilendiğini, yemek yapıp sofra kurduğunu gösterir. O anda yıkayacak tek bir tabağı olmayan, sofra kuracağı hiç kimsesi olmayan milyonlarca insanı düşün.

Paulo Coelho’nun hemen hemen tüm kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da mucizevi olaylar, masalsı anlatımlar öne çıkıyor. Doğunun gizemli dünyasına bir hayranlık sezinliyorum hikayelerinde; bilge bedeviler, Osmanlı hamam kültüründe yer alan göbek taşları, göbek dansı, bir kilise olarak inşa edilen ama daha sonra camiye dönüştürülen mimari harikası Aya Sofya.



Kitabın orjinal kapağında bir kadın göğsüne uzanan bebek elinin resmi varmış. Ama bu kapak pek çok ülkede bilinmeyen bir sebepten ötürü yasaklanmış.



Paulo Coelho 1947 yılında Rio de Janerio’da doğmuş.

1966 – 68 yılları arasında, asi davranışları delilik belirtisi olarak algılandığından ailesi tarafından üç defa psikiyatri hastanesine yatırılarak elektroşok verilmiş.

Katıldığı bazı sanat toplulukları yüzünden hapishaneye atılmış ve Brezilya’daki siyasi rejime karşı katıldığı hareketler yüzünden fiziksel işkenceye maruz kalmış.

Tanıştığı Rock-star Raul Seixas’tan etkilenerek hippi olmuş. Sanatçıyla birlikte yaptıkları ve hâlâ çok ünlü olan şarkıları bulunmaktaymış.

1986 yılında Hıristiyanların Batı Avrupa’dan başlayıp, İspanya’da sona eren geleneksel hac yolculuğunu yapmış ve deneyimlerini Hac adlı kitabında okurlarıyla paylaşmış.

1988 yılında yayınlanan Simyacı adlı kitabı yazarın, 42 ülkede yayınlanarak ve 26 dile çevrilerek Gabriel Garcia Marquez’den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar ünvanını almasını sağlamış. Ayrıca Coelho’nun, 2003 yılında Frankfurt Kitap Fuarı’nda yapılan Uluslar arası İmza Yarışması’nda tek oturuşta (45 dakikada) 53 çevirisini imzalamasıyla Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmesini sağlamış.


Coelho, Dünya Ekonomik Forumu’nun verdiği Crystal Award ve Fransız Legion D’Honneur nişanını almış.

Ülkesinde kurduğu Paulo Coelho Enstitüsü fakir çocuklara ve yaşlılara yardım etmekteymiş.

2002 yılında Brezilya Edebiyat Akademisi’ne kabul edilmiş.

Yazar kimliğinin arkasında, okumasını ve seyahat etmesini seven bir adam barındırıyor. Computer, internet, futbol ve kyudo – ok atmasını meditasyonla birleştiren orientalist bir disiplin – yazarın ilgi alanına giriyormuş.

Yazarın hep içinde beslediği sinema sevdası, şu anda üzerinde çalıştığı ilk sinema projesi olan Ruhani Cadı ile meyvesini vermek üzereymiş.

Yazarın dilimize çevrilen en son romanı Kazanan Yalnızdır geçtiğimiz günlerde yayınlanmıştır.

İçinizdeki ışığı keşfetmeniz dileği ile…

Peyman

6 yorum:

asli koyuncuoğlu dedi ki...

Paulo Coelho,
Gerçekten özel bir yazar.Portobello Cadısı da çok güzel kitaplarından biri.Ben onu modern sufi diye tanımlıyorum.

EBRULİ dedi ki...

Portobello Cadısını okumadım henüz.Simyacıyı çok beğenmiştim.Resim ne kadar masum .anneler bilir emazirirken çocuklar keşfetmeye çalışır beslendikleri yeri..Oynar,ısırır hatta.Kalpler fesat olunca,yasaklar gelir bir bir..

Ayşe dedi ki...

Fesat olunca, yasaklar gelir bir bir... Ç O K D O Ğ R U !...

Peyman dedi ki...

Merhaba,

Coelho 38 yaşında çıktığı hac yolculuğunda yeniden hıristiyanlığı keşfetmiş, okul yıllarında kendisine aşılanan güveni yeniden bulmuş. Kitaplarında sufizmin izlerini yakalamak mümkün, kuvvetle muhtemel çıktığı hac yolculuğunun büyük etkisi var.

Biz de birkaç kulüp üyesi aramızda resmin ne kadar güzel olduğunu paylaşmıştık. Dervişin fikri neyse zikri de odur demişler...Özellikle son günlerde ülkemizde de ne yazık ki bunun örneklerini yakınen duyup, görüyoruz. Fesat kalpler prim yaptı :(

Denise dedi ki...

Sımyacı da bayıldıgım bır cumle var
Kelimesi kelimesine hatırlamıyor olsam da şu yoruma varabilmiştim " Sorumluluklarımızı yerine getirmediğimiz zaman yaşadığımız her türlü olumsuzluğa kısmetmiş diyerek boyun eğiyoruz" Harika değil mi..
Yeni kitabı Kazananlar Yalnızdır mutlaka tavsiye ederim

Peyman dedi ki...

İşte bundan da "kısmet" diye birşeyin kendi kendine peyda olmadığını, hayatta başımıza ne gelirse bir şekilde bunu bizlerin yarattığını anlıyoruz(m). Aslında kendi hayat çizgimizi kendimiz çiziyoruz. Tökezlediğimizde ise kaderin, kısmetin ardına saklanıyoruz.
Son kitabı da okunacaklar listesine alınmıştır...

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails