1 Haziran 2011 Çarşamba

BENİ ASLA BIRAKMA -KAZUO ISHIGURO

“Neden kaçmıyorsunuz? Nedir bu kabullenmişlik ve varolanı değiştirmeye çabalamaktan kaçmak ve olduğu gibi kabullenmek, haydi kaçın, en azından deneyin…”

Bu sözleri kitabın sonuna gelmeye yakın bir noktada içim sıkıntı, üzüntü ve burukluk duyarak söylediğimde ben de Kathy’nin yanında Norfolk’taydım ve onun “Çöpleri, dallara takılmış sallanan naylon parçalarını, tel örgülere takılmış tuhaf şeylerin oluşturduğu hattı düşünüyorken ve gözlerini kısıp çocukluğundan bu yana kaybettiği her şeyin buraya sürüklendiğini hayal edişine, şimdi Norfolk’ta hepsinin önünde duruşuna” tanıklık ettim. Sonra da arabasına dönüp nerede olması gerekiyorsa oraya doğru gitmek için yola çıkışının arkasından bakakaldım.

Kathy’nin buruk hikâyesi nerede ve ne zaman başlamıştı ve niye hiç müdahil olamamıştım, niye kendimi Kathy ve arkadaşları Ruth veya Tommy’nin yerine koyamamıştım?

Bunu yapamamıştım çünkü Kathy daha hikâyesinin başında buna izin vermemişti: “Benim adım Kathy H. Otuz bir yaşımdayım ve on bir yıldan uzun süredir bakıcıyım.” diyerek araya hiçbir aracıyı ve anlatıcıyı sokmayacağının ve bundan sonra hikâyenin kendi hafızasında kalan olaylara ve izlenimlere dayanacağı çok açıktı.

Değişken, güvenilmez ve bu yüzden de yanıltıcı olabilecek kendi yaşanmışlıklarına…Ki zaten Kathy bunu; “Aradan çok uzun zaman geçti, bu yüzden bazı şeyleri yanlış hatırlıyor olabilirim elbette..” diyerek tevsik de ediyordu.



Anladım ki;Ishiguro bir kez daha hikâye kahramanı ile benim arama bir set çekiyor ve onun dünyasına uzaktan bir seyirci, bir dinleyici olmamı istiyordu. Tıpkı Günden Kalanlar da ve Değişen Dünyada Bir Sanatçı da olduğu gibi…

Hailsham’deki Esrar Perdesi

Kathy’nin hikâyesinin çok uzaklarda olmayan bir zaman diliminde geçtiğini, Hailsham denilen bir okuldan mezun olduğunu, Hailsham’ı “bir zamanlar geçmişe gömmeye” çalıştığı dönemler olsa da artık bu konuda direnmeyi bıraktığını, Hailsham lafını duymanın bile insanları yeteri kadar germeye yettiğini öğreniyoruz ilk sayfalarda.

Bu bulanık ve güvenilmez geçmişe ait parçalarda Hailsham kadar Ruth ve Tommy adında iki arkadaşı ile de tanışıyoruz Kathy’nin; onların bağışçı olduğunu, Kathy’nin de sırasıyla ikisinin bakıcısı olduğunu öğrensek de hikâyede daha anlatılmayan ve acıtıcı bir gerçekliğin izlerini takip etmeye başlıyorsunuz.

Hailsham’de kurulu, dış dünyayla bağlantısı kopuk ancak pek çok açıdan iyi bir eğitim veren bu okulda öğrencilerinin küçüklüklerinden beri “özel” , “farklı” olduklarını öğreten “gözetmen” olarak çağrılan öğretmenler eşliğinde bir yaşam sürüyorlar.



Bu yaşam gerçek hayata atılacakları ve hayatta bulunmalarına yönelik amacı gerçekleştirecekleri ana kadar da Kulübelerde sürüyor. Bu amacın ne olduğunu çözümlemek Kathy’nin anlatımından dolayı pek mümkün olmuyor, hep bilinen ama asla açıkça söylenmeyen bir gerçekliğin parçalarını yavaş yavaş birleştiriyorsunuz. Hikâyenin başından beri beni okurken saran tedirginliğin üzerindeki tül perdesi aydınlanınca bir soğuk temas sırtınızdan aşağıya iniveriyor.

Gerçekten Hailsham’deki çocuklar gerçeği bilmiyorlar mıydı? “Şimdi geriye baktığımda, bu olay gerçekleştiğinde kendimiz hakkında bir şeyler bildiğimiz yaşta olduğumuzu görüyorum- kim olduğumuzu, gözetmenlerimizden ve dışarıdaki insanlardan farklı olduğumuzu biliyorduk- ama bunun ne anlama geldiğini henüz sindirememiştik”.

Bu konuda ise Tommy :” Gözetmenler bütün yıllar boyunca onlara neyi ne zaman söyleyeceklerini hep dikkatle ve bilerek zamanladıkları;yani onların her zaman verilen en son bilgileri anlamayacak kadar genç oldukları” yönünde bir teori ileri sürüyor.



Gerçeği Haykıran Gözetmen Lucy

Tüm bu bilinir bilinmezlik, anlatılmış anlatılmamışlık arasında Hailsham’deki herkes hayatlarının nasıl bir yol çizeceği konusunda bir fikir sahibi olsa da gene de çocukluğun ve ergenliğin verdiği heyacan ve umutla bazı planlar kurmaktan ve hayal etmekten kendilerini alamadıklarını gören ve kandırılmalarına katlanamayan Gözetmen Lucy :

“….Doğru düzgün bir hayat yaşayacaksanız bilmeniz gerekir. Hiçbiriniz Amerika’ya gitmeyeceksiniz, hiçbiriniz film yıldızı olmayacaksınız. Geçen gün bazılarınızın planladığı gibi, hiçbiriniz süper marketlerde çalışmayacaksınız. Hayatlarınız sizin için önceden kararlaştırıldı. Yetişkin olacaksınız ve sizler yaşlanmadan, hatta orta yaşa gelmeden, hayati organlarınızı bağışlamaya başlayacaksınız. Her biriniz bu nedenle yaratıldınız….”

Diye gerçeği adeta haykırıyor çocukların yüzlerine bir gün…

Gerçek Dünyaya Tutunma Çabası: Satışlar ve Takaslar

Hikâyenin bu can alıcı noktası ilk kez bu kadar açık yüzüme vurulduktan sonra Hailsham’deki okul günlerindeki bazı olayların anlamı hafsılamda başka bir anlama bürünüverdi birden. Hem de çok acıtıcı bir şekilde. Bunlardan biri Satışlar. Ayda bir kez dışarıdan gelen kamyonette bulunan eşyalar okulda satışa çıkıyor ve çocuklar beğendiklerini alabiliyorlar.

Kathy bu konuda:” Satışlar bizim için önemliydi, çünkü bu sayede elimize dışarıdan bir şeyler geçiyordu….Şimdi geriye baktığımda o kadar heyacanlanmamızı komik buluyorum, çünkü Satışlar’da çoğunlukla hayal kırıklığı yaşardık. Özel sayılacak bir şey genellikle bulunmazdı, kuponlarımızı yıpranmaya yüz tutmuş ya da kırılmış şeylerin yerine aynılarını almaya harcardık. Ama sanırım şu önemliydi; hepimiz Satışlar’da özel bir şey bulmuştuk geçmişte; bir ceket, bir saat, hiç kullanılmayan ama gururla yatağımızın yanına yerleştirdiğimiz bir makas. Hepimiz bir zamanlar böyle bir eşya bulmuştuk Satışlar’da, bu nedenle ne kadar tersini göstermeye çalışsak da, eskiden hissettiğimiz umudu ya da yaşadığımız heyecanı üzerimizden silkip atamıyorduk.” diye anlatıyordu o günleri.

O an Hailsham’in çocukları nasıl dış dünyadan kopuk tuttuklarını, Hailsham’in dışındaki heryerin onlar için bir fantezi dünyası olduğunu ve o dış dünya ile ilgili sadece söylentilerden ve neyin olup olamayacağına dair edinilen bilgilerden ibaret bulunduğunu anlıyorsunuz. Dış dünya hem bir endişe kaynağı hem de merak konusu…
Diğer bir rutin uygulama da yılda dört kez gerçekleşen Takas ki bunda öğrenciler kendi yarattığı şeyleri sergiliyor böylelikle kendi kişisel eşya koleksiyonlarını oluşturabiliyor, yarattıkları ile değerlendiriliyorlar.



Bu yaratılanlardan en beğenilenleri Galeri’de sergileniyor ve gün gelince Madame denilen bir kişi tarafından satın alınıyor. Madame’in kim olduğu, neden her sene Galeri’den öğrencilerin yarattıklarını alıp götürdüğü konusu tam olarak bir esrar perdesi olarak hikâyenin sonuna kadar inik kalıyor. Kathy Takaslar için “…Şimdi şunu da görebiliyorum; Takaslar çok ince bir şekilde hepimizi etkiliyordu. Bir düşünün, kendi özel hazineniz olabilecek şeyleri üretmek için birbirinize bağlı olmak; bu ilişkilerinizi mutlaka etkileyecektir.” Diyor.

Bebeğim Beni Asla Bırakma…

Hailsham’deki çocuklardan korkan ve mesafeli duran Madame’ı günlerden bir gün şahit olduğu bir şey büründüğü zırhtan bir an sıyrılmasına ve ağlamasına sebebiyet veriyor. Kathy’nin Karanlıktan Sonra Şarkılar adlı bir albümde Beni Asla Bırakma adlı şarkı ve sonrasında yaşananlardır bunun sebebi. Ki bu sebep içinde bir gerçekliği de barındırmaktadır.

Bu gerçeklik Hailsham’deki hiçbir çocuğun bir bebeğe sahip olamayacağıdır. Ama bunu her kız çocuğu içgüdüsel bir biçimde hayal etmektedir. Kathy de o kız çocuklarından biridir:

“Bu şarkıyı bunca özel kılan neydi? Aslında sözlerini pek dinlemezdim; tek beklediğim yer: “Bebeğim, bebeğim beni asla bırakma…” diye devam eden bölümdü. Dinlerken çocuğu olmayan bir kadın hayal ederdim, bütün hayatı boyunca çocuk istemiş bir kadın. Sonra bir mucize eseri kadının bebeği olur.Bebeğini kucağında sıkı sıkı tutar ve yürürken şarkı söyler:”Bebeğim, beni asla bırakma” Hem çok mutlu olduğu , hem de başına bir şey gelmesinden korktuğu için; bebeği hastalanacak ya da elinden alınacak diye. O zamanlar bile bu yorumun doğru olmayacağını düşünürdüm, şarkının diğer sözlerine uymuyordu bu yorum. Ama beni ilgilendiren bu değildi. Şarkı benim söylediğim şey hakkındaydı ve ben onu tekrar tekrar dinlerdim, kendi başıma, her fırsatta.”

İşte yine öyle günlerden birinde Kathy olduğu yerde şarkının ritmine uygun biçimde salınıyor ve kucağında bir bebek tutuyormuş gibi yaparken ve bu sefer sanki bir bebekmiş gibi bir yastığı göğsüme bastırdığı bir anda odada yalnız olmadığını hisseder:

“Gözlerimi açtığımda karşımda, odanın kapısında Madame duruyordu. Kapı aralıktı ama Madame eşiğe bile gelmemişti. Koridorda, kımıltısız ayakta duruyordu, benim içerde ne yaptığımı görmek için başını hafifçe yana eğmişti. Tuhaf olan şu ki ağlıyordu. Beni hayal dünyasından çıkaran ses, belki de onun hıçkırıklarının sesiydi.”

Kaçınılmaz Sona Doğru Çoğalan Düşüncelerim

Her bir çocuğun organlarını bağışlayarak yavaş yavaş tükenişe doğru yol almadan önce hazin sonlarından önceki son duraklarında Ruth, Kathy ve Tommy bir arada yaşamaya başlarlar Kulübeler denilen yerlerde.

Kathy’nin hikâyesinde en baştan beri Tommy ve Kathy arasında- Kathy’nin anlatımlarından yola çıkılarak- “arkadaşlıktan öte” durumun sanki Ruth tarafından baltalandığı hissiyatına zaman zaman kapıldım. Okulda başlayan ve Kulübeler’de devam eden Ruth ve Tommy aşkı bir zaman sonra ayrılıkla sonuçlansa da aşklarını yaşamak için artık çok geç kalmış Kathy ve Tommy’nin Kulübelerde yayılmış ve arkadaşları Chrissee’nin söylediği bir söylencenin peşine düşmekten başka şansları kalmaması beni çok hüzünlendirdi:

“Birbirine gerçekten âşık bir kız ve bir erkek varsa, yani bu iki kişi gerçekten âşıksa ve bu konuda başkalarını ikna edebiliyorlarsa, o zaman Hailsham’ı yönetenler bu işi halledebiliyorlarmış.”

Bunun doğruluğunu öğrenmek için Kath ve Tommy’nin kısa süren çabası ve beni bir an için umutlandırmıştı okurken. Aşk her şeyin üstesinden gelebilir miydi gerçekten? Gerçekten bu çocukların da birer ruhları oldukları, bir iç dünyaları bulunduğunu gösterebilirler miydi? Kopyalandıkları modellerinin sadece suretlerinden öte seven, âşık olan, nefret eden, gördükleri, duydukları ve hissettikleri değerler ve şeyler doğrultusunda yaratıcı olabilenm bireyler olduklarını kanıtlarlarsa, bir şansları olabilir miydi?

O anda Ishiguro’nun bilimin geldiği noktalarda ahlak ve erdem sorgulamalarının ötesinde inceden inceye sevginin ve aşkın korunması gereken değerlerden olduğunu anlatmak istediğini düşündüm. Ishiguro, insan nedir, insanı insan yapan nedir sorularına cevap arıyor veya benim düşünmemi istiyordu. Sevginin korunması gereken bir değer olduğuna işaret ediyordu.



Beni Asla Bırakma en başında da dediğim gibi ben de sonlara doğru bir isyan etme isteği uyandırdı. Daha fazla mücadele etme, hayatımızın akşını değiştirmek için beklemekten daha fazlasını yapmak varken ve her şeyi olduğu gibi kabullenişi açıkçası kabullenmek istemedim. Umuda ne olmuştu? Bir anlık parlamadan mı ibaretti sadece? Yoksa insanlar çoktan umut etmeyi bıraktılar mı?diye düşündüm.

Ishiguro kitabın başında ve sonra da sonunda yer alan iki paragrafla bana bir şeyi daha gösterdi. Her ne kadar Ruth ve Tommy tükenmiş olsa ve Kath’in de tükenmek için az bir süresi kalsa da Hailsham’de geçen günleri, bir başka deyişle çocukluk günleri güzeldi. Geleceği olamasa da hatta geleceği kendisinden çalınmış olsa da çocukluk günleri hala taze ve kendine has bir mutluluğu resmediyordu. Kath ise bunu bakıcılık yaptığı ve tükenmek üzere olan bir klonun ona Hailsham’i anlattırması esnasında vardığı sonuçtan çıkarıyordum.

“Kendi geçmişini hatırlamayı hiç istemiyordu. Onun yerine , Hailsham hakkında bir şey duymak istiyordu…Hailsham’i sadece duymak değil, hatırlamak istiyordu; sanki kendi çocukluğu orada geçmiş gibi…İşte o zaman anladım, gerçekten anladım ki, biz çok şanslıydık; Tommy, Ruth , ben ve Hailsham’den gelen diğer herkes.”

İnsanın aklına Edip Cansever geliyor değil mi? Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk… Hiçbir yere gitmiyor…

Çocukluğumuzun ve Umudun
Bizi Asla Bırakmaması Dileğiyle…
Sevgiler
Billur


5 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Beni de çok etkileyen ve bir yerde dehşete düşüren bir kitap olmuştu bu. Sonra filmini de izledim, roman karakterlerini ete kemiğe bürünmüş görünce daha bir etkilendim, çok da kırılgan bir günümdeydim, ağlayarak izledim hatta. Hele iki sevgilinin umutsuzca uzatma almak için ordan oraya koşturuşu çok dokunmuştu.
Ishiguro'nun bir kitabı daha okunmak için beni bekliyor sırada. Bakalım onu nasıl bulacağım. Harika bir tanıtımdı, çok teşekkürler, sevgiler...

aprile dedi ki...

Ellerine sağlık, muhteşem...

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Önce kitabı okudum , ardından filmi izledim konuyu daha iyi kavradım.Filmi başarılı buldum.
Güzel bir tanıtım.Teşekkürler...

Peyman dedi ki...

Billur'cum,

Günden Kalanlardan sonra gerçekten beğenerek okuduğum bir başka Ishiguro kitabıdır.

Beni en çok etkileyen, çocukların gelecekte onları bekleyen olayların farkındalığından uzakta, bir okulda, tamamen sosyal toplumdan soyutlanmış bir şekilde yaşamaları. Bende farklı bir ırkın yaratıldığı bilimkurgu sahnelerinin etkisini yarattı. Ama burada konu, daha bedenleri tazeyken kendi rızaları ile organlarını bağışlayacak olmaları, yaşarken tükenmeleri, asla çocuk sahibi olamamaları gibi oldukça çarpıcı olaylar zinciriyle okurun duygusal hislerine dokunuyor.

Filmini henüz seyredemedim ne yazık ki.

Sevgiler,

Gulda dedi ki...

Oldukça iyi bir kurguya sahip çok güzel bir romandı. Hata bazı bölümleri oldukça sarsıcıydı. Filmi daha izlemedim ama merak ediyorum Hailsham’daki okul günlerini. Yazı da ayrıca çok güzel olmuş.

Sevgiler,

Gülda

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails