23 Mayıs 2011 Pazartesi

Uçurumun Eşiğinde

Mehmet, elindeki küçük beyaz hayal hapına dikmişti gözünü. Son günlerde katıldığı bir arkadaş grubunda sunmuşlardı bu hapı. Hayatın sinsi tebessümünü kendi merceğinin dışında bıraktığı için hoşlanmıştı ondan.



Küçüktü, ama Mehmet’e yaşattığı geçici mutluluğu koskocaman hayat verememişti henüz.

Mehmet’in gözünün önüne annesinin hayali düştü birden… Buğulu gözleriyle yalvarırcasına Mehmet’e bakıyordu.

“Neden?” diyordu. “Benim sana veremediğim mutluluğu, her anlamda özgürlüğü bu küçük beyaz hapta arıyorsun.”

Annesi… Fedakâr, verici, düşünceli, yorulmak, yılmak bilmeyen annesi.

Zeliha, Denizli’nin Çivril ilçesinde elma bahçeleriyle çevrili bir evde doğdu ve büyüdü. Ailenin en büyük çocuğu idi. İlkokulu bitirdiği yaz, okulla arasında hiçbir bağ kalmamıştı. En büyük çocuk olarak sorumlulukları büyüktü. Annesi ve babası elma bahçelerinde mahsulle ilgilenirken, Zeliha evde 3 küçük kardeşine bakıyordu. Evdeki günlük işleri bittiğinde de bahçede anne ve babasına yardım ediyordu.

17 yaşına geldiğinde, komşuları Münevver Teyzelere İstanbul’dan gelen akrabaları Kemal’e istediler. İstanbul’da bir ayakkabı atölyesinde şef olarak çalışan Kemal, Zeliha için iyi bir kısmetti. Anne ve babası çok fazla deşelemeden verdiler kızlarını Kemal’e.

Evlendikleri gece Zeliha hamile kaldı. Kemal erkek çocuk istiyordu. Zeliha için ise önemli olan bebeğinin sağlıklı doğmasıydı.

Doğum arifesinde Zeliha’nın annesi ve ortanca kız kardeşi memleketten geldiler.

Kemal doğumhaneden çıkan karısının pamuk gibi bir kız çocuğu doğurduğunu duyunca ceketini alıp hastaneden çıktı. 3 gün Kemal’den hiç haber alınamadı.

Zeliha, annesinin ve kız kardeşinin yardımıyla minik kızının bakımına çabucak alıştı.

Kemal evlendikleri günden başlayarak Zeliha’ya duygusal olarak fazla yaklaşmadı, sadece kocalık haklarını talep etti. Zeliha hiçbir zaman kocasını ‘başım ağrıyor’ gibi bahanelerle yanından uzaklaştırmadı. Her zaman karılık görevlerini dört dörtlük yerine getirdi.

İlk kızları Zehra 1,5 yaşındayken, ikinci kızları Mine doğdu. Kemal bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.

Zeliha ile hemen hemen hiçbir diyalogları kalmadı. Sabah işe gitmek için evden çıkan Kemal, geç saatlere kadar eve dönmüyor, döndüğünde ise tek kelime etmeden yataktaki yerini alıyordu.

Zeliha iki çocuğuyla neredeyse baş başa yaşadığını düşünüyordu. Kemal’in varlığı onlara sadece maddi anlamda destekti. Onu bile zaman zaman maaş alamadıklarını ileri sürerek esirgiyordu.

Eve içkili geldiği bir gece yarısı, zorla karısına sahip olmak istedi. Zeliha hiçbir zaman kocasına hayır dememişti, ama bu gece sarhoş olduğu için karılık görevini yerine getirmek istemiyordu. Kemal itirazlara kulak asmadı, karısının üzerine bir hayvan gibi abanarak bencilce kendini tatmin etti ve sızdı.

O gecenin anısına Mehmet doğdu.

Kemal karısının kendisine sonunda bir erkek evlat vermiş olmasından çok memnundu. Evde sadece oğluyla ilgileniyor, kızları ve karısıyla mecbur kalmadıkça konuşmuyordu.

Zehra ve Mine baba sevgisi nedir hiç tatmadılar. Babaları onlar için tamamıyla yabancı bir insandı.

Mehmet ise babasının evde sadece kendisine sınırlı ilgi göstermesinden kendi çocuk benliğinde büyük rahatsızlık duyuyordu. Annesinin babası tarafından horlanması Mehmet’in küçücük kalbini yaralıyordu.

4 yaşına geldiğinde babası eve haftada birkaç gece uğramaya başladı. Komşu dillerde Kemal’in bir başka kadınla birlikte olduğu dolanıyordu.

Maddi sıkıntı içinde olan Zeliha, iş aramaya başladı. 3 çocuğunu komşulara emanet edip, temizliğe gidiyor, bulabildiği yarım günlük ütü-çocuk bakımı gibi işleri kaçırmamaya çalışıyordu.

Olduğundan daha yaşlı gösteriyordu. Hayatın tüm yükünü omuzlamış, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak için gece gündüz çalışır hale gelmişti.

Kemal iki üç parça eşyasını alıp evden ayrıldığında Zeliha hiç yıkılmadı. Zaten Kemal’in faydasını çoktandır görmüyordu. Aksine bir sürü kirli çamaşır getiriyor, evde olduğunda tüm dağınıklığı ile Zeliha’ya ekstra iş çıkartıyordu.

Bunca ağır sorumluluğa rağmen Zeliha bir gün olsun çocuklarını kırmadı. Kendine sabrı yoktu, ama çocuklarına hep büyük bir sabır ve anlayışla yaklaştı. Dünyanın çirkinliklerinden korumak için kendini onlara siper yaptı. Yıkılmışlığını, yılmışlığını sadece tek başına iken ortaya çıkardı. Ağladı, bağırdı ama hep yalnızken…

Sofrada beraber olduklarında o güzel gülüşüyle, hoş sohbet tavırlarıyla yer aldı çocuklarının karşısında. Arada çok uzaklara dalan gözlerinde, kocasıyla birlikte olabileceği güzel bir aileye duyduğu özlemi yansıtmamaya çalıştı çocuklarına.

Onları hiç ezdirmedi. Ezik yetişmelerini engelledi. Okusunlar istedi, çaba sarf etti okumaları için. Yemedi, yedirdi. Giymedi, giydirdi. Yılları devirdi mücadele ile.

Mehmet’in bakışları, annesinin “yapma” diye yalvaran bakışlarıyla birleşti. Suçlu hissetti kendisini.

Annesinin güçlü karakteriyle kendi karakterini mukayese etti.

Tutkularının esiri olmayacaktı. Bir küçük beyaz hapa yenilmeme kararı aldı…

Peyman

Hiç yorum yok:

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails