23 Aralık 2012 Pazar

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın - Jonathan Safran Foer

“Bir sabah kalktım ve içimdeki boşluğu anladım. Hayatımdan ödün verebileceğimi ama hayattan ödün veremeyeceğimi fark ettim."



Uzun süredir hakkında yazmak istediğim ve sürekli aklıma düşen bir roman Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın. Yaz tatilinde okumuştum. Tatil yaptığım yerde gürültücü çocuklar denize girmek yerine havuzun içinde tuhaf bir oyun oynuyordu. Biri Marco diye bağırdığında diğerleri Polo diye sesleniyordu. Kitapla arama giren tek şey bu garip eğlenceydi.

“Marco,”

“Polo.”

“Marco.”

 “Polo”

Rahatsız ediciydi sesler. Bulunduğum yerden nasıl bir oyun olduğunu da göremiyordum. Kafamın içine batan Marco ve Polo sesleri arasında yine de kitabı elimden bırakamıyordum ve yüz yirmi birinci sayfaya geldiğimde romanın kahramanı Oscar Schell’in de babaannesiyle bu oyundan türettikleri bir başka oyunu oynadığını öğrendim. Babaannenin, “Oscar,” diye seslendiğinde Oscar’ın, “iyiyim ben,” şeklinde cevap verdiği bir oyun. Marco Polo gibi bir çeşit körebe. Aşırı hüzünlü, inanılmaz sarsıcı.

Romanın başkahramanı Oscar Schell, dokuz yaşında. Beatles’ın Yellow Submarine’in nakarat kısmını söyleyebilen bir çaydanlıklar korusu icat edebileceğini düşünen ya da kalplerimizin sesini dışarıya veren bir mikrofon olmasını isteyen bir çocuk. Babasının uyurken ona kitap okumasına alışmış biri. Botları ağır, gün geçtikçe daha da ağırlaşıyor. Hayat, Korsakov’un Balarısının Uçuşu müziğindeki tefi çalmak kadar zor. Nice roman kahramanına benziyor. Roman Borges’nin hiçbir yeri benzeri bir labirentin içinden, Auster’in Ay Sarayı’na, Teneke Trampet’e, Shakespeare’e, Goethe’ye onlarca kahramana selam gönderiyor.


Ölen insanlara gömülecek yerin kalmayacağı endişesinde Oscar. Bu yüzden yerin yüz kat altına inen baş aşağı dikilmiş gökdelenler yapılmasını öneriyor. Babası ikiz kuleler yıkılırken doksan beşinci katta imiş. Uçak, bina ile beraber babasını da yere indirmiş. Kuş yeminden bir gömlek hayal ediyor, zor durumda kalınca kanat olarak kullanılabilecek, hem de tüm insanlık için.

 “Oscar,”

 “İyiyim ben.”

 “Oscar,”

 “İyiyim ben.”

Oscar, babasıyla Keşif Seferleri adlı bir oyun oynadıklarından söz ediyor. Babasının ölümü ardından da olmayan ipuçların izinden gidiyor. Güzel mavi bir vazoyu yanlışlıkla kırdığında anahtarı buluyor. Anahtar için kilidi arıyor. Roman oldukça farklı bir teknikle yazılmış. Büyüleyici bir dili var. Jonathan Safran Foer, Guardian İlk Roman Ödülü’nü almış bir yazar. Joyce Carol Oates'un cesaretlendirmesiyle yazdığı ilk romanı Her Şey Aydınlandı (Everything is Illuminated) ile oldukça etkileyici bir başarı kazanmış. Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın’da benzer bir ilgi görmüş. Romanın içinde birçok farklı hikâye, resimler var ve Foer, her birini birbirine hayranlık bırakacak bir şekilde eklemiş.

“O öldüğünden beri her sabah yatağa bir çivi çakarım! Uyandıktan sonra yaptığım ilk iştir! Sekiz bin altı yüz yirmi dokuz çivi!” diyen ve artık duymak istemediği için işitme cihazının pilini çıkartan yaşlı komşu, Limuzin şöförü, kapıcı, anahtarın izini sürerken kapılarını aralayanlar, “görmedim, duymadım, bilmiyorum” halinin yarattığı tüm acılar sarsıcı bir şekilde betimlenmiş.

“Oscar,”

 “İyiyim ben.”




İçinde kalan son kelime olan “ben” i de attıktan sonra sessizliğin tamamına eren dede ile, “terk etmeni affedebilirim ama geri dönmeni affedemem,” cevabını verebilen babaanne şimdiden unutamayacağım roman kahramanları arasında yerini aldı.

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın, bu sene büyük bütçeli filmlerden biri olarak vizyona da girdi. İzleyeceğimi sanmıyorum ama romanı birkaç kere daha okuyacağıma eminim. Tavsiye ederim.

 "Sevgili Stephen Hawking,

 Lütfen beni himayenize alır mısınız? 

 Teşekkürler."

 Gülda

6 yorum:

Böcek Yiyen Peygamber dedi ki...

çok sevdiğim kitaplardan biridir.
mutlu oldum yine görünce...

Leylək Xəlifə dedi ki...

İlgimi çekti. Ben de okumak isterim :)

Gulda dedi ki...

Her Şey Aydnlandı' yı okudunuz mu Böcek Yinen Peygamber? Ben onu da çok merak ediyorum.

Böcek Yiyen Peygamber dedi ki...

Evet onu da okudum. Sevdim onu da.
Foer'i genel olarak seviyorum.
Ama Her Şey Aydınlandı biraz daha zor ve dil üzerine kurulu bir metindir. Çeviriyle orijinal dilindeki espriler kaybolmak zorunda olsa da, şöyle bir düşününce iyiydi diyebilirim.

Gulda dedi ki...

İlk fırsatta okunacaklar arasına yerleştiriyorum. Teşekkür ederim. Leyla Hn belki siz de ardından Her Şey Aydınlandı'yı da okursunuz.

Hepimize iyi okumalar, iyi seneler...

Gülda

Peyman dedi ki...

Güldacığım,

Geçen akşam filmini izledim. Baba-çocuk ilişkisi, anne-çocuk ilişkisi, ebeveynlerinden birini yitiren bir çocuğun yaşayabileceği travma, sevgiyi tadanlar, tadamayanlar ve sevgiye ulaşmanın anlatıldığı, aşırı duygusal bulduğum mükemmel film...
Sevgiler,

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails