17 Şubat 2011 Perşembe

FENA HALDE LEMAN - Attila İlhan



Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir,
Azıcık okşasam sanki çocuktular.
Bıraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.
Böyle bir sevmek görülmemiştir.

Hayır, sanmayın ki beni unuttular,
Hâlâ ara sıra mektupları gelir.
Gerçek değildiler, birer umuttular.
Eski bir şarkı, belki bir şiir.
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.
Böyle bir sevmek görülmemiştir.

Yalnızlıklarımda elimden tuttular.
Uzak fısıltıları içimi ürpertir.
Sanki gökyüzünde bir buluttular,
Nereye kayboldular şimdi, kim bilir?
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.
Böyle bir sevmek görülmemiştir.

Onu şair kimliği ile tanıdım. Okumamıştım öykülerini, romanlarını.

Severim şiirlerini; duygu yüklüdür.

Kitap Fuarında birkaç şiir kitabını alırken bir de roman alıyım dedim.



Kitabın arka kapağında aynen şöyle yazıyordu:

Attila İlhan'ın cinsellik konusuna cesaretle eğildiği, büyük tartışmalar yaratan bu çarpıcı ve sarsıcı romanı yayımlandığında öyle bir yankı yarattı ki, kitabın adı gündelik dile girerek farklı kullanım alanlarında kendine yer buldu: Kimi zaman bir olgunun normalden fazlalığını anlatmak için kullanılan bir deyim oldu "Fena Halde Leman". Romanda ete bürünen Leman Korkut'la ve diğer kahramanlarıyla Attila İlhan, farklı bir cinselliği konuşulabilir, tartışılabilir, anlaşılabilir, doğal bir durum olarak anlattı. Yüzyıllardır diplerde, derinlerde, yaygın olarak yaşanmakta olanın üstünden perdeyi çekti ve söz konusu cinselliği, Türk edebiyatında ilk kez "suç olmayan bir insanlık durumu" olarak resmetti... Bu cesur roman cinsellikle ilgili tabuları şiddetle sarsıyor ve okurları yeniden ve başka bir düzlemde düşünmeye çağırıyor.

“Cinsellik konusuna cesaretle eğilmek, cinsellikle ilgili tabuları şiddetle sarsmak” sözleri benim için farklı anlamlar taşıyordu. Ben kafamda Leman’ı küçük bir şehirde belki de bir kasabada yaşayan evli, ama bir başkasına aşık, kaçamak sevgiler yaşayan bir kadın olarak tahayyül etmiştim. Yani kitaptaki Leman’ın aksine çok daha masum…

Kitabın konusu, bir gazetecinin, İzmir’in varlıklı ailelerinden Korkut’ların Fransız asıllı gelinleri Leman’a duyduğu ilgi ile hakkında yaptığı araştırmalar sonucunda, Leman Korkut’un gözler önündeki hayatının gizli kalmış farklı bir penceresini aralaması ve Leman’ın sansasyonel cinsel tercihlerini anlatmasıdır.

Başlarda, gizemli bir kişilik profili çizilen Leman hakkında yazılanlar, kitabın sürükleyiciliğini arttırsa da ilerleyen sayfalarda tempo düşmeye başladı.
Eşi Ekrem Korkut’un 27 Mayıs’ta Fransa’ya kaçmasından ve orada ölmesinden sonra, ölümünün arkasındaki sır perdesini aralamak için Fransa’ya giden Leman, içinde pusuya yatmış cinsel dürtülerini, eşinin eski sevgilileri ile açıktan açığa yaşar.

Burada Ekrem Korkut’un da çok dengeli cinsel tercihleri olmadığını, hatta Ekrem Korkut’un bu durumunun genetik faktörlere dayanabileceğini, annesi Haco Hanım ile gelin Leman Korkut arasında geçen yasak gecelerin anlatımı ile keşfediyoruz.

“Anayla oğul arasındaki ilişkinin gizli bağlarını birer ikişer öğrendikçe şu gerçek bütün çıplaklığıyla meydana çıktı: Haco Hanım’a yaklaşırsam Ekrem’den uzaklaşmış olacağım, Ekrem’e yaklaşırsam Haco Hanım’dan! İkisini aynı içten yakınlıkla benimsemek, olmayacak şey: Birisi sevgide ölçü tanımayacak derecede tutkusal, öbürü alıngan da ondan.”

“Ekrem evde olmadığı sürece, güzelliğimin, sağlığımın üzerine titreyen; her tehlikeye karşı beni dişi kaplan gibi korumaya hazır, Haco Hanım’layız, Ekrem döndü mü, yumuşak başlı ve müşfik eş olarak, istediği an elinin altındayım, her söylediğini tartışmadan onaylıyorum. Sonunda elbet başlarken neredeysem orada buluyorum kendimi; içtenlik yerini oyuna bırakıyor; daha gerçek görüneyim diye oynuyorum: Doğal olanı abartıyor, olması gerekeni gizliyorum: Duygusal cambazlık, zor zanaat!”

Leman ve Ekrem’in birlikteliklerinde nasıl da durağan, hatta yalnız bir çift olduklarını, bu yalnızlığın Leman’ı, temeli gençlik yıllarına dayanan bir eşcinsel ilişkinin onda yarattığı özlemi yeniden depreştirdiğini görüyoruz. Kitabın ilerleyen bölümlerinde tüm sapkın ilişkilerin odağında Leman’ı buluyoruz.

“…dinle böceğim, uzun bir seyahate çıkacağım, hareketimden evvel bazı şeyleri söylemek arzusundayım. Yokluğum fazla uzayabilir, zaman zaman, dediklerimi dinleyerek, saptarsın ki: Hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; aşk dediğimiz, ya vahim bir yanlış anlaşılmadır, ya kötü bir hayal kurma tarzı: İki kişinin ikisi de, öbürünün yerine hayal kurmaya kalkıştığından, sukût-u hayaller eksik olmaz! Sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz; sevdiğimiz, şahsiyetimizin dışlaştırılmış, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali; o başkası da kendini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır: Arada ahenk kurulamaz, nasıl kurulsun, sevdiğimizle sandığımız farklı!”

“Çift demek, yan yana iki yalnızlık demek, beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! Onun için böyle bir hayatı, içine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın, yani uzaktan. Uzaktaki soyut, hemen hemen yok bir şahsı sevmekten güzelini tasavvur edemiyorum. Yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşamak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir, yanında bulunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdahale: Sevdiğini, hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böylece denge korunmuş olur. Sevmek! Sevmek esasında alıp başını gitmektir, sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır, sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak…”

İnsanların cinsel tercihleri, sadece kendilerini ilgilendirir. Ve iki kişi arasında yaşanan her zaman mahremiyettir. İster kadın-erkek, ister kadın-kadın, ister erkek-erkek yaşansın, bu insanların özelidir. Bu ilişkilerle ilgili detayları bilmek, mahremiyete sızmaktır. Kitabı okurken, Leman’ın yaşadığı eşcinsel ilişkilerin detayları, kabullendiğim bu yaşam tarzlarının çarpıklığını somutlaştırdı, beni o insanların hayatlarının içine itti. Ben ise orada olmak istemiyorum, sadece onların kişisel seçimlerine saygı duyuyorum. Eşcinsellik doğuştan sahip olunan bir yazgı olabilir, çocukların tam da cinselliğini keşfettiği, kabullendiği yıllarda ailesinin, yakın çevresinin yanlış yönlendirmesi sonucunda edinilmiş bir tercih olabilir. Ama bu o kişilerin seçimidir.

Kitaptaki karakterlerin çoğunun eşcinsel tercihlerinin olması, her insanın içinde bir nebze de olsa bu çarpık dürtülerin olduğunun göstergesi midir? Çevremizde, içinde bu eğilimleri taşıyan bu kadar çok insan var mıdır? Bu insanlar zaman zaman yaşadıklarından pişmanlık duyarlar mı? Tıpkı Leman gibi…


Peyman

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Tüm aklı başında olanlar gibi kimi zaman pişmanlık duyulur tabiki.Escinsel olduğu için değil ama. Keşke bu kadar yaralanmaya izin vermeseydim ya da keşke bu kadar yaralamasaydım diye söylenir.Kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu.Benim hatırladığım,kitabı bitirdikten sonra yetmemişti bana.Daha olgun davranışlar ummuştum belki de Leman'dan.Dürtülerin çarpıklığından değil de erkek gözüyle yazılmasından belki, hadi canım demiştim ben.Ucuz korku filmlerinde ilk önce salaklık yapanın ve ölenin şişmanlar olması gibi tıpkı.("Çarpık dürtüler"siz böyle dediniz diye diyorum bunu,çok yaralayıcı aslında,azınlık olmanın psikolojik etkisi belki ben de sizin gibi dedim.Neler neler söyleniyor, sizin kullandığınız bu söz dizimi onların yanında çok hafif kalır,bu tür kınayıcı sözcüklerin değişecek zamanını torunlarımız görsün:)
Çok güzel bir yerini alıntılamışsınız.Sevgi alıp başını gitmektir.Ardından söylenene aldırmadan.Okumak da öyle sanki.

N.Narda dedi ki...

A.İlhan'ın Dersaadette Sabah Ezanları'nda da aynı tarz karakterler vardı.Demek ki yine işlemiş bu konuyu...

Bu arada ben bu tip olayları kabullenmiyorum. Bu tür hastalıklı sapkınlıkları özgür seçimler adı altında oluruna bırakırsak dal budak saracaktır.Ne yazık ki dünya bu eğilimde.Oysa bunun yerine sizin de dediğiniz gibi fiziki- ruhsal sebeplerini irdeleyip nötralize etmek gerek.Bence.
İyi günler.

Gulda dedi ki...

Attilla İlhan’ın romanlarını en az şiirleri kadar etkileyici buluyorum. Bu romanı okumamın üzerinden çok zaman geçti ama senin burada yazdıkları okuduktan sonra roman üzerine tekrar düşündüm. Ve nerede ise tüm kurguyu satır satır hatırladım. Fena Halde Leman, o yaşımda okuduğum en kıymetli romanlardan biri idi.

Bazen, bir gerçekliği anlatabilmek için böylesine sarsmak gerekir. Attila İlhan sadece o hakikati göstermek istemiş. Eşcinselliği sapkınlık, sakatlık, masumiyetten uzaklaşılır bir husus olarak görmek ise son derece gerçeklikten uzaklaşılır bir yaklaşım olur. İnsanların cinsel tercihleri pek tabiî ki kendilerini ilgilendirir ama bu hususla ilgi söylenebilecek her hangi bir kötü söz, bir bakış bile o kişileri olduğu kadar toplumu da yaralar.

Ben “Adsız” yorumcumuz gibi “bu tür kınayıcı sözcüklerin değişecek zamanını torunlarımız görsün” iyi dileğine katılmakla birlikte, hızla, hemen, bu gerçekliği yerine oturtarak bakış açımızı düzeltmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eğer biz düzelmezsek, o torunların da bizlerden farklı bir düşünme yapısı olabileceğine inanmıyorum.

Eşcinseller de bizler gibi sağlıklı, normal bireyler olduğu için onlar da herkes gibi yaşadıklarından pişman olmuşlardır. Belki de keşke böyle olmasaydım diye düşünmüşlerdir. Bu ülkede sadece kadın olmak bile çok zor. Ben şahsen bilhassa iş hayatımda “keşke erkek olsaydım o zaman hayat daha kolay olurdu” diye çok iç geçiririm. Ama buna rağmen kadın olmaktan da memnunum. Onların da sıkıntıları da benzer olmalı.

Sevgilerimle,

Gülda

'Vasfiye Karoğlu../ Photographer dedi ki...

Merhaba, iyi akşamlar ayşe hanım, Attila İlhan'ın kitabını hiç okumadım, daha çok şiirlerini okumuşluğum var..sizin vesilenizle okuyacağım belki..

Küçük Arı kitabını bu geçtiğimz yazın okudum, kalın olmasına rağmen sürükleyici bir kitap..inanın okuduğum ilk gün elimden bırakamadım, hemen okuyup sonunu öğrenmek istedim..konusu güzel akışı güzel, olayların bağları güzel..iyi ki almışım dediğim kitaplardandır..

sizi 7'den 70 birçok kişi takip ediyordur umarım, eğer olurda kitap konusunda danışmak isterseniz size farklı kitaplar önerebilirim..

iyi akşamlar

sevgiler saygılar

Peyman dedi ki...

Merhaba Adsız,

Aslında yaşadıklarımızdan pişmanlık duymamayı öğrenmeliyiz. Yaşadığımız her ne olursa olsun, pişmanlık duyulacak bir şey ise, sadece "yaşadıklarımızdan edindiğimiz tecrübeler" olarak adlandırılması doğru geliyor.
Evet benim için çarpık dürtüler, ama dediğim gibi her zaman, herkesin seçimlerine saygı duymuşumdur. Asla küçümsemek aklımın ucundan geçmedi. Aksine, bence toplum içinde kendi seçimlerini yaşayarak var oldukları için son derece cesur buluyorum ve taktir ediyorum. Bugün hâlâ pek çok insan "toplum ne der?" in arkasına gizlenip, hayatlarını sadece başkalarının istediği şekilde yaşamıyor mu? Ve hatta yine aynı sebepten, gitmesi gerekse bile kalmıyor mu?

Sevgiler,

Peyman dedi ki...

Merhaba N.Narda,

Dersaadette Sabah Ezanları'nı okumadım. Her iki roman arasında karşılaştırmalar yapabilmek adına okuma listeme ekliyorum.
İnsanları öz iradeleri ile aldıkları kararlar, yaşam tarzları yüzünden yargılayamayız. Herkes, kendi hayatından sorumludur. Onlarda tasvip etmediklerimizi, kendi yaşamımızda uygulamama çabası verebiliriz.
Sebepleri araştırılsa da nötralize edilemeyen bir takım davranışlar vardır. Eşcinselliği nötralize edebileceğimize inanmıyorum. Toplumda eşcinsellerin de bir yeri olduğunu kabullenerek yaşamak daha doğru geliyor bana.

Sevgiler,

Peyman dedi ki...

Gülda'cım,

Bizler çocuklarımıza eşcinsellerin de toplum içinde bir yerinin olduğunu anlatabiliriz. Çocuklar, çevrelerinde gördükleri insanların fiziksel özelliklerini en ağır şekilde eleştirme yapabilme cesaretini gösterebiliyorlar. Biz de onlara aslında kişilerin fiziksel veya ruhsal özellikleri ile dalga geçilmemesini anlatmalı, aynı şekilde eşcinselliği de onlara kabul edilebilir bir özellik olarak gösterebilmeliyiz. En önemlisi aslında empati kurabilmeyi öğretmek.
Yeni bir tartışma sebebi olabilir ama ben erkek olmayı en çok, sorumluluklarımdan kaçmak istediğim noktada istiyorum :) Yani bazen keşke erkek olsaydım, kalkıp yemek yapmak zorunda olmazdım diye düşünmüyor değilim.

Sevgiyle,

Peyman dedi ki...

Merhaba Vasfiye Hanım,

Küçük Arı kitabını ben de bitirdim. Akıcı bir şekilde okubanilen bir kitap. Önümüzdeki hafta kitap sunum gecemizde konuşacağız. Bu sebeple asıl yorumlarımızı sunum sonrasında paylaşıyor olacağız :)

Sevgiler,

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails