30 Nisan 2011 Cumartesi

+80 liler

Billurrrrrrrrrrrrr !.........

Bak beni gaza getirdin,
Bu yağmurlu Cumartesi,

Kulağıma 80 lileri,
Küpe yaptın,

Yaz yaz bitmez,
Gönlüm bırakmaz,

Neeee Bugün iş Mi?
Amannn boşver......

Nasıl olsa Mödörüm Kızmaz!..























Nimir-Ra

29 Nisan 2011 Cuma

Fleetwood Mac

Dün Ayşe'nin "Book of Love" adlı yazısını okurken benim için de 80'ler onun saydığı şeylerin yanı sıra daha pek çok şeyi ifade ediyordu. Özellikle saydığı bir kaç müzik grubunu durup dinlenmeksizin dinlerdim ki bunlar arasında ZZ Top, Eurythmics, Chicago ve Toto da epeyce yer tutar idi.



Ama gönlüme en çok taht kuran gruplardan biri Fleetwood Mac olmuştu ki yazının içinde bir an tüm grubun bana selam ettiğini görür gibi oldum.



Fleetwood Mac'i 1987 yılında çıkarmış oldukları Tango In The Night albümü ile ağabeyim sayesinde keşfetmiş ve bu albümün ardından zar zor imkanlarla grubun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkmıştım.



Grubun bu dönemleri beni daha fazla etkilemiş ve grubun ilk kurucularından Peter Green denilen gitar dehası ile tanışmıştım.Tango In The Night'da Tell Me Lies ve Everywhere benim sedviğim şarkılardır.



1970'li yılların başında Peter Green -dünyanın en iyi gitaristleri arasındadır- olmadık biçimde; şizofreni teşhisi ve ardından gelen grubun tüm parasını bağışlama isteğinin kabul görmemesi nedeni ile gruptan ayrılınca grup 1975-1987 yılları arasında ise Mick Fleetwood, John McVie, Christine McVie, Stevie Nicks ve Lindsey Buckingham olmak üzere 5 kişi ile devam etmiştir. Bu dönemde ilk zamanlarda olan blues rock esintileri yerini pop rock rüzgarlarına bıraksa da her daim dinlenebilir bir grup olmuşlardır.Şu anda Christine Mcvie grupta değildir.

Her ne kadar Santana ile zirve yapıp tanınsa da Fleetwood Mac'in en büyük hitlerinden biri olan ve bestesini Peter Green'in yaptığı Black Magic Woman'dır.



Peter Green'den sonra yaptıkları single ve albümler içinde benim en çok sevdiğim Rumours adlı albümüdür. Ben ayrıca Fleetwood Mac adlı albümlerini ve o albümden Say You Love Me adlı şarkıyı da çok başarılı bulurum.



Diğer sevdiğim albümleri de Future Games ve Behind The Mask'tır.



Benim için her daim kulaklarımın pasını silecek ve uzun yolda giderken beni bir başka yolculuğa gitmemi sağlar Fleetwood Mac.Ne zamandır dinelmiyordum, hatırlamama vesile olduğun için teşekkürler Ayşe!

Sevgiler
Billur

28 Nisan 2011 Perşembe

Book of Love

Büyük Vatkalar,
Permalı Küt Saçlar,

Siyah Plastik Bilezikler,
Dantel Eldivenler,
Anneanne Ayakkabılar,

Madonna, Adam Ant, Aha,
A Flock of Seagulls, Alabama,

The Bangles, Beastie Boys,
Billy Idol, The Cars, Chicago,
Culture Club, Cyndi Lauper,

Dexy's Midnight Runner, Europe,
Eurythmics, Erasure, Fleetwood Mac,

Frankie Goes To Holywood, Hall & Oates,
Human League, John Cougar Mellencamp,
Mötley Crüe, Prince, Styx, Toto, Wham,

ZZ Top, Devo, Nena, Dead or Alive,
Duran Duran, Pet Shop Boys, İnxs.....

Ama kim nederse desin benim için 80 liler '' Book of Love '' dır.....










Nimir-Ra

26 Nisan 2011 Salı

FOSFORLU CEVRİYEM

Benim en sevdiğim filmlerden birisi FOSFORLU CEVRİYEM’dir çünkü ben de bir Fosforlu Cevriye olmak isterdim küçükken. Ağzında sigara, çorabının içinde saklı bıçağı ustalıkla kullanan, argo lügatının kralını konuşan, orada burada raksedip şarkı söyleyerek hayatını kazanan ,ele avuca sığmaz bir yiğit kız…Harbi bir kız…

1959 yılında çekilen ve başrollerinde Neriman Köksal ve Orhan Günşiray’ın oynadığı ve Neriman Köksal’a haklı bir ün sağlayan bu filmin ilk verdiyonu ve asıl adı Fosforlu Cevriye’dir. Ben bu siyah beyaz versiyonu ancak bir kez seyredebilmişimdir.



Asıl sevdiğim hayranı olduğum Türkan Şoray’lı olanıdır. 1969 yılında yömetmenliğini Nejat Saydam yapmış, senaryosunu Bülent Oran yazmıştır. Tanju Gürsu’yu Saadettin Erbil, Türkan Şoray’ı Jeyan Mahfi Tözüm, Suzan Avcı’yı Altan Karındaş, Önder Somer’i Fuat İşhan, Fatma Karanfil’i Birsen Kaplangı seslendirmiştir. Filmin müziklerini Tuncer Aydınoğlu, Semih Sezerli ve Metin Bükey yapmıştır.



Bir konuya dikkat çekmek isterim ki; Fosforlu Cevriye veya Fosforlu Cevriyem’in Suat Derviş’in yazdığı "Fosforlu Cevriye" adlı romanla bir ilgisi bulunmamaktadır. [Suat Derviş ayrı yazı konusu olacak] Zira romanda bir hayat kadınının, Galata’nın en namlı hayat kadınının bir kere gördüğü aşkı ve bir yanlışlık uğruna çektiği cefalar anlatılmaktadır. Ankara’da Devlet Tiyatro’sunda oynayan oyun ise Suat Derviş’in romanından sahneye aktarılmıştır.

Fosforlu Cevriye’ye fosforlu denilmesinin sebebi saçlarının kuzguni bir siyahlığa sahip olması ve pırıl pırıl parlamasındandır ve küçükten göz kulak olan Barba ona bu adı takmıştır. Pek çok kimse için Fosforlu Cevriye denilince akla yiğitlik, kendini feda etme uğruna sevdiğine sahip çıkan, ite kopuğa meydan okuyan mert bir kadın gelmektedir ki filmde de Çetin karakterinin dilinde olan Fosforlu hep böyle bir kadını temsil eder.

Filmin en eğlenceli sahneleri Türkan Şoray’ın Fosforlu Cevriye’ye evrildikten sonraki argo dolu konuşmalarıdır ki, çoğunu burada yazdım. Eğleneceğinizi ümid ediyorum…

Denizlerin Kumuyum... Kumuyum...
Balıkların Puluyum Puluyum…
HAYDİ BRE BE FOSFORLUM! BAŞLIYOOOOORRRR

İki Ayaklı Yılanların En Zehirlisi Nüveyre İş Peşinde

Nüveyre (Suzan Avcı) iki mühendis ile konuşmakta olduğu ve yapılan toprak kazısı hakkında bilgi aldığı sırada bir hışım kocası gelir ve “Ne oluyor” burada diye bağırır. Ancak Nüveyre bu yaşlı ve çığırtkan kocasına hemen haddini bildirir “Biraz daha yumuşak sesle konuşamaz mısın Tevfik? Yüksek sesten hoşlanmadığımı bilirsin! Tevfik hemen “AFFEDERSİN KARICIĞIM” dese de mühendislerle kavgaya tutuşur. Bu noktada Nüveyre noktayı koyar; artık hem o hem de huysuz kızları canını sıkmaya başlamıştır.

Bir Köşk Bahçesi’nde…

Necla (Türkan Şoray) "Ümidim Sen, Hayalim Dünyam Sensin" diyerek bülbüllere taş çıkartırcasına şarkı söyleyerek pembe gülleri toplamakta, evin çalışanları da ağızları bir karış açık bu Pamuk Prenses görünümlü kıza bakmaktadırlar. Ancak Nüveyre köşkün bahçesine hışımla girip bu manzarayı görünce:

-Ne oluyor orada?

-Hiiiiç çiçek topluyordum da...

-Çiçek toplamak için saz salonundaymış gibi şarkı mı söylemek lazım? Ooooh alasizler de işi gücü serip burada dalga geçin….-Onlar namına sizden özür dilerim.-

-Özür dileyeceğine asabımı bozmamaya bak. Sonra laf edince üvey ana oluyorum. Hepiniz hayal peşinizdesiniz, senin müziğin, uyuşukluğun, kardeşin Perihan’ın içki ve serserilik merakı… Hıh!

[Halbuki senin kocanın parasına ve arazilerine konma , kızları evden atma ve kendine sevgili bulma hayallerin daha faideli değil mi Nüveyre’ciğim?!]….

Serseri ve İçki Düşkünü Perihan (Fatma Karanfil) bu esnada elinde sigara pek çok arkadaşı ile bir sıra halinde dans etmekte, bir arkadaşına babasının meşhur arazisini sattırmak için kandırsa para içinde yüzeceklerinden bahsetmekte, fırsatçı arkadaş da “Komşuda pişer, bize de düşer, Birimizin parası hepimizin parası” diye bildiği bütün deyimleri sıralamaktadır. [Uleyn, çalış be biraz askıntı deyyus]



Tuttuğunu Koparan Nüveyre

Akşam kocası Tevfik Bey (Muammer Gözalan) gelince başının etini yemekte ve arazi işi ile kızlar meselesini bir an önce halletmek istemektedir. Bir alkolikle bir şarkıcılık hastasına kızım demesi için aklından zoru olduğuna ve onu sabah çok kırdığına ikna etme çalışmaları başarıya ulaşmak üzeredir.

Hâlbuki onu seven, düşünen tek kişi Nüveyre’dir ve kocası biricik zevcesine neler etmektedir! Kızlar ise kocacığına olan saygı ve özellikle sevgisinden çok şeyler kaybetmesine vesile olmaktadır ki bu dayanılacak şey değildir.

Tam bu dolduruş seansının ortasında eve gelen Necla Nüveyre’ye selam verirken Anne demeye tenezzül etmediği gerekçesi ile babası tarafından kendisine evlatlıktan reddedileceği söylenir. Necla:

-"Karar size ait babacığım. Benim için annemin hatırasını lekelememek kızlarını anlamayan bir babayı kaybetmekten daha önemli" der.

Seksi ve sevgi dolu Nüveyre’nin etkisindeki baba:

-"Haklısın karıcığım, ben evlat diye düşman yetişmişim bağrımda" deyince Necla ağlayarak odasına çıkarken, bu sırada Perihan sarhoş bir şekilde eve gelir ve bu da son nokta olur.

Perihan’dan Hayat Dersleri

Nüveyre aşağıda kocası Tevfik Bey’i yavaş yavaş zehirlerken, Perihan dans etmekte, şarkı söylemektedir. Necla uyarınca Perihan:

-Bir kere sen de sarhoş olsan, bir kerecik sen de yaşasan.

-Ben memnunum hayatımdan

-Gerçek hayatı bilmiyorsun ki. İçki, eğlence, aşk… Senin hayatın okul, spor yapmak, iftihar listelerine girmek, kuru kuru kupa almakla geçti. Güzelsin, hoşsun ama soğuksun. Hayatında bir erkek, en ufacık bir aşk hikâyesi bile yok.

-"Hususiyetim kimseyi ilgilendirmez. Şunu da unutma ki hayatta hislerden çok akıl işe yarar." diyerek başka odada yatmak için çıkar. Hayat gurusu Perihan ise elinde sigara kendinden geçmişçesine müzik dinlemeye devam eder.

Zehirini iyice akıtan Nüveyre nin etkisi ile Tevfik Bey Perihan ın özür dilemesini sağlamak için Nüveyre’nin baskısı ile yukarı kata çıktığı anda bir silah sesi duyulur. Nüveyre’nin yüzünde sıcacık bir tebessüm gelir geçer ve yukarıya doğru koşar aynı anda Perihan’la. Tevfik Bey yerde, Perihan sarhoş bir şekilde koltukta, Necla babasının yanında yerde, Nüveyre ise “Katilsin Perihan” diye bağırmaktadır.



Necla kardeşinin yapmış olduğu şey karşısında dehşetle “Bunu nasıl yaptın?” dediğinde bir anda kendine gelen Perihan beklenmedik bir tepki gösterir ve :

-“Beni kıskanıyorsun, mahvetmek istiyorsun, Nüveyre de senden yana Alçaklar! Ben hapisteyken babamın mirasını yersin, benim aşklarımın, hayatımın intikamını iyi aldın Abla!Tebrik ederim!”

O sırada Nüveyre polislerle içeri girer ve iftiralarını sıralamaya ve Perihan’ı suçlarken Necla suçu üstüne alır. Polisin soruları üzerine şaşalayan Necla’nın imdadına Perihan yetişir ve Necla’yı hayatını yaşamayan, içine kapanık bir kız olarak babasının ölümüne sebebiyet verdiğini haykırır. Komiser (Aydın Tezel) Bey köşkü teftiş etmek ister ve bu esnada suçu üstlenen Necla’yı odalardan birine teftiş bitene kadar kilitler!

[Yahu, gözaltına almak, polis merkezine götürmek, elde barut izi gibi safhalardan bi haber bu komiser de]



Necla odada iken, artık gün ağarmıştır, Nüveyre elinde kahve Komisere neden katille konuşmadığını sorunca Komiserden epey anlamlı bir cevap gelir:” Mesleki alışkanlık” Komiser ne olduğu anlaşılmayan mesleki alışkanlıkla bekleye dursun, Necla sonunda evden firar ederek Boğaz’ın sularına atlar. Komiser Bey’e bu durum haber verilince : “Motoru hazırlayın, hemen Başkan’a haber verin,durum planladığımız şekilde devam ediyor” der. [Ne oluyor yahu? Başkan kim?]

Necla Kıyıya Vurur

Necla Boğaz’ın akıntılı sularında yüzmüş [Bu durum normaldir zira kızımız madalyalı sporcudur]ve ahırdan bozma bir virane balıkhanenin olduğu kıyıdan karaya çıkmıştır [Kız Kulesi’nin karşı kıyıları]. Ahırda içen ve Fosforlu Cevriyem diye şarkı söyleyen bir adamla ;Çetin (Tanju Gürsu) karşılaşır ve Çetin ona askıntı olunca eline çıpa alır ve saldırı pozisyonuna geçer. Çetin:

-Heeyt! Ağır ol bakalım, bırak o çıpayı da siyasi vaziyetimizi bozmayalım. Yoksa bir başlarım hayat hikayene aile kabristanındaki ecdadında biter. Bırak kızım o elindekini, boşuna hamallık ediyorsun, bizim kelleye işlemez o şeyler, halis Tophane Hamuru’dur.



Bu esnada denizden motorla polisin geldiğini görürler, Çetin çakozlamıştır, durumu Necla aynasızlardan kaçmaktadır. Çetin etrafın polis bayramına döndüğünü, bileklerine bileziğin takılmasının an meselesi olduğunu söyleyince Necla suçsuz olduğunu anlatmaya başlar. Kılık değiştirerek balıkhaneden kaçma planı yaparlar. Komiser Bey ve ekibi polisleri başka yöne yönlendirirler ve sonra da Necla’nın elbisesini deniz kenarında bulunca aramaktan vazgeçerek ayrılırlar.

Bu esnada ise Birbirlerini Yanlış Tanıyan Nüveyre ve Perihan karşılıklı kadeh tokuşturmakta ve Perihan’ı çekiştirmektedirler.

Çetin onu bütün raconlarını kestiği fakirhanesine götürür, üstlerini değiştirirken Çetin gene “Ahh Fosforlu Cevriyem burada olsaydın da küçük hanım görseydi kadın dediğinin modeli nasıl olur” deyince Necla Fosforlu’nun kim olduğunu sorar. Çetin “Hayatının aşkı olduğunu” söyler. Necla sevgilisi mi olduğunu sorunca da “Sevgi ne kelime be kızım, aşkın fabrikası iflas etse Fosforlu onu yeniden inşa eder.” diye cevap verir. Necla gitmeye kalkınca da ona yardım edeceğini söyler ve Necla’nın ailesinin çiftliğine doğru yola çıkarlar.



Nüveyre ise sevgilisi Memduh (Önder Somer) ile aşna fişne yapmakta, bir yandan tuttuğu Çetinlara Necla’yı öldürtme emri vermekte ve Tevfik Bey’in odasını hallaç pamuğu gibi attırmak suretiyle bir şeyler aramakta ve Memduh’a Perihan’ı kendisine aşık etme planını uygulamaya sokması için ortamı hazırlamaktadır. Perihan yine dansetmekte, uyuşturucu ile kendinden geçmekte iken Memduh odasına girer ve ona Nüveyre’nin talimatı ile “hediyesini” vermek üzeredir.

Kara Saplı Bıçak Gibidir Fosforlu Cevriye

Memduh Perihan’a hediye veredursun, Çetin çiftlikte demlenmekte ve diline doladığı Fosforlu Cevriye için şarkı söylemektedir. Necla’nın

-“Çok mu özledin sevgilini” diye sorusuna “Ne o ayıp mı? Sen hiç sevmedin mi?Ne güzel şeydir sevmek, sevdiğinin gözlerinin içine baktın mı orada öyle bir ateş görürsün ki… Bütün İstanbul’un etfaiyeleri bir araya gelse o ateşi söndüremez” diye cevap verir ve konuyu değiştirerek artık harekete geçme zamanı olduğunu söyleyerek köşkte neler olduğunu anlamaları gerektiğini söyler ve o gece Necla köşke Çetin’a haber vermeden gizlice girer. Perihan odasında Memduh ile dans etmekte, babasının odasında ise eski yardımcısı Şakir bir kâğıt parçasını ayakkabısının altına saklamakta ve telefonda birini Feza Oteli’nde buluşarak kâğıdı haber vermektedir.

Nüveyre ise Memduh ile ateşli bir aşk gecesine hazırlanmaktadır. Necla da yatağın altında saklandığı yerde Şakir ve Tevfik Bey’in ortağı Nurettin ile ilgili planlarını ve öpücük seslerini dinlemektedir. Evden çıkarken Perihan’a yakalanır ve Perihan polise telefon ederken bağırmaya başlar.

Kardeşinin kendisine düşman olmasını hazmedemeyen Necla perişandır ve intikamını almaya yemin eder. Ertesi gün Çetin ile silah talimi, bıçakla nişan talimi ve judo talimi yaparak Çetin’a süt kuzusu değil aslan parçası olduğunu gösterir. Ardından da bir argo cümle patlatınca Çetin “Yaşşa Fosforlu Cevriyem” diye Necla’ya sarılıverir.

Necla eski yavuklusu ile karıştırıldığı için tepki gösterince Çetin: “Fosforlu benim yavuklum değil. O benim dünkü, bugünkü ve yarınki sevdiğim. Ben hayatım boyu Fosforlu’yu bekledim, O da sensin” diyerek ilanı aşk eder. Ancak aşka yer yoktur zira yapılacak işler vardır…O da Feza Oteli’nde olacaklarını öğrendikleri Şakir ve Nurettin Bey’in peşine düşmektir.

Feza Oteli’nde Hindistan’dan Bir Elçi: Gandhi ve Zevcesi Nehrüyani



Modellerini değiştirerek otele teşrif eden Necla ve Çetin otelin barında Nüveyre ve Nurettin Bey’i otelde dans ederken görürler. Şakir Bey de oteltedir: Bir başka deyişle cinayet şebekesi alestedir. Danstan sonra Nüveyre odasına Nurettin Bey’i çağırır ve onun olmak istediğini söyler.



Otelin orkestrası Hintli misafirleri için Hint Müziği çalacaklarını söyleyince; Necla ne yapacağız diye sorar.[Allah Allah sen elçi zevcesisin, orkestra bir kibarlık yapıp Hint Müziği takdim edeceğim deyince sen oturup dinlersin değil mi] Ama yok ondan daha gaz tenekesi kafalı Çetin şarkı söylemeleri gerektiğini söyleyince Necla “Sangam” adlı şarkıyı söylemeye başlar!



Bu esnada Şef’ine rapor veren Şakir işin uranyum olduğunu, herkesin otelde bulunduğunu söylerken boğazlanır. Tam o sırada Necla ve Çetin odasına girdiklerinde Şakir kuyruğunu titretmektedir ki son nefesinde “Ayakkabı” der. Sabah Nurettin Bey kaçırılır. Necla ayakkabının altında gizli bir kağıt olduğunu hatırlar. Kağıtta Balat Fıçılı Meyhane’de Camgöz (Altan Günbay) yazmaktadır.

Meyhane’den önce Köşke giden Çetin bahçede Memduh ve Nüveyre’nin kavgasına şahit olur. Memduh artık dayanamayacağını onu terk edeceğini söylemektedir lakin hiçbir iş istediği gibi gitmemektedir ve üstelik Tevfik Bey’in de katili olmuştur.

Camgöz İş Başında

Bu esnada Camgöz bir mahzende Nurettin Bey’e işkence etmekte ve birbiri ardına tokatları Çetincağızın suratına patlatmaktadır. Nurettin Bey bayılınca Camgöz Meyhanede içmeye gider. Meyhanede:

- “Heeeeeyyyyyt! Var mı bana yan bakan Adım Camgöz. Kem gözle bakan olur körgöz !” diye çığırırken…. Necla laf çakar:

-Palavra ruhun gıdası derler

Necla’nın meyhaneye geldiğinden haberi olmayan Çetin içkiyi üstüne boca eder…Camgöz:

-Hangi teneşir horozu öttü orada?

-Sallarken yavaş at da hissiyatın gıdıklanmasın.

-Hissiyatına da sana da başlarım

-Bir şey mi buyurdun tabut kıymığı

-Heeyy kaldırım çiçeği, nene güveniyorsun da dilin uzuyor arşın arşın?

-İster arşınla konuşurum ister metroyla lakırdı vesikaya mı bindi be? Yoksa bi başlarım aile hikâyene mabada aile kabristanında biter

- Banaaaaa baaaak.

-Lavacı derler. Ulan sırma saçlı..Bulmuşsun yağlı gebeşleri kesiyorsun raconu. Böyle kofti hikâyeleri yemeyiz

-Efendim efendim?

-Efendin kalem odasında! Pastırma olacak topal eşek gibi gevşeyeceğine al istikametini de silkelemeyeyim tozunu!

-HEEEEYYYYYTTTT!Ulan imbik fahişesi dua et kadınsın yoksa

-Yoksa Perşembe pazarında ara oğlum. Hem bendeniz ablana hitap ederken takın adabı muaşaratını yoksa patlatırım 56’yı gözünün astarına.. Mostralık Bursa patlıcanına dönersin..

-Ne çene varmış sen de beeee..

-Tabii oğlum bunlar numunelik. Dul karı taşımış Büyükada merkebi gibi bakacağına otur yerine de azar otumuzu çekelim

-Az daha terso gidersen o stadyum kafana bi maç koyar, validenin sülalesine bando mızıka çaldırırım.

-Doğru konuş diyorum, yoksa 5 santimle çift böbreğini alırım (Camgöz bıçak çeker)

-Yuuuh be’ herife bak herife! Hastane doktoru musun mezbahane kasabı mı?

Bunun üzerine dayanamayan Camgöz bir hamle yapınca Çetin devreye girer ve bıçağına elmayı saplar ve kendilerini Camgöze Kıtıpiyos ve Fosforlu Cevriye diye tanıtırlar.



Camgöz yürekli kişileri sevdiği için bu posta koymaları affeder ikisinin de. Ardında Fosforlu Cevriye patlatır Karakolda Ayna Var’ı bulurlar havalarını….



Camgöz şarkı bitince masasına içmeye davet eder Fosforlu’yu:

- Beleşe hayır diyenin midesine turp sıkıyım, bedava bomba olsunda midemde patlasın der ve masaya oturur. Sorusunu patlatır:

-Yağcın bol olduğuna göre kaşıntın yerinde anlaşılan. Değirmenin suyu nereden?

-Öğütecek unun mu var?

-Paranın kökü karanlık kuyudaki yan çizdi cevabını diye araya girer Kıtıpiyoz. O sırada Camgöz’ün Çetinları Nurettin’in ayıldığını bülbül gibi şakıyacaklarından emin oldukları haberini verince Kıtıpiyoz onları takip eder, Fosforlu da bi şarkı patlatır ki etrafın neşesi çiçeklensin ….



Camgöz işkencesine devam ederken Şef’ten bir telefon gelir ve mutlaka o arazide ne olduğunu öğrenmesi için konuşturması emrini verir. Bu arada işkencenin devam ettiği yere inen Kıtıpiyoz’u gören Camgöz Çetinlarına yakalama emri verse Kıtıpiyoz ellerinden kurtulur. Camgöz ateş açtığında ise Meyhanedeki eğlence yarım kalır. Merakla olay yerine koşan Fosforlu Kıtıpiyozu elinde silahla Camgöz’ün üstüne yürürken görünce arkadan yaklaşır ve kafasına silahı indirir. Camgöz Kıtıpıyoz’un Fosforlu’nun arkadaşı olmadığı anlayınca onu hem gönül hem de iş ortağı ilan eder ve Camgöz’ün evine doğru yola çıkarlar.

Nüveyre’nin Ölüm Planı

Camgöz ile eski Necla şimdinin Fosforlusu yolda gide dursunlar , Nüveyre Memduh’a Perihan’ı öldürmesini söylemektedir ama Memduh tereddüt etmektedir. Nüveyre bir arkadaşı ile baygın yatmakta olan Perihan’ın yanına Memduh’un eline bıçak vererek sokar ve “Öldür” onu der. Peki Memduh ne yapar? Savunmasız baygın yatan Perihan’a yumulur.

Döküntünün İçinde Bir Saray

Camgöz ile Fosforlu Camgöz’ün yaşadığı yere gelirler (Tahminim Yedi Kule Surları), gerçekten içi saray gibidir ve içeride feraceli kızlar raksetmektedir.Fosforlu: - "Yaşa be sırma saçlım zevkin dört köşeymiş" diye beğenisini ortaya koyar. Bu arada Camgöz içkilerin hazırlanmasını , yatağına kokuların serpilmesi emrini verir. Hem sevmesini, hem iş yapmasını bildiğini söyleyen Camgöz’e Fosforlu:

- “Beni seveceksen dikkatine limon sık, bi keresinde biri beni sevecek oldu bütün İstanbul herifçioğlunu hastaneye taşıdı” diyerek cevap verir.

Fosforlu’ya tapacağını söyleyen Camgöz uluslar arası iş gördüğünü, Şebekenin ikinci adamı olduğunu söyleyerek ötmeye başlar. Meyhane’nin mahzeninde bağlanmış olan Kıtıpıyoz bir türlü Necla’nın başına vurduğunu kabul etmemektedir. Ama Nurettin Bey konuya açıklık getirir: “Kadın dişileşti mi her olmazı yapar.”

Kıtıpıyoz hüsranla başını eğdiği dakikalarda Fosforlu Camgöz’e cilveler yapmakta ve yatağa gitmemek için bin numara çevirmektedir ki bir telefon sesi duyulur. Camgöz:

-Oooooo. Sen misin Nüveyre? İki Ayaklı yılanların en zehirlisi?



Diye açar ve kapattıktan sonra da Perihan’ın öldürüleceğini ve istediği araziye kavuşacaklarını söyler. İçki ikram eden Fosforlu, Camgöz içkisini kafaya dikerken testiyi keltoşunda kırıverir ve kaçmaya başlar. Camgözün Çetinlarından birini bıçakla, diğerini judo hamlesiyle, bir diğerini ise silahla ateş ederek geçer.
Memduh’un yanlış iş üstünde olduğunu göre Nüveyre odaya “Aptal daha öldürmedin mi onu? Senin bu hislerine mani olamaman yüzünden neler kaçırdık” diye söylenir ve Nurettin’in konuşmasını engellemesi için onu Camgöz’e gönderir.

Memduh yola koyulurken Fosforlu eve gelir ve Nüveyre’yi Perihan’ı bıçaklarken yakalar ve dövmeye başlar imbik fahişesini (pardon). Tabiri caiz ise tokat manyağı yapar ve Nüveyre balkon camından aşağı düşer. Necla Perihan’ı kucaklar ve barışırlar.
Mahzende Kıtıpiyoz hala Fosforlu’nun yaptığı oyuna bozulmakla meşgulken Memduh içeri girer ve Camgöz’ün basıldığını, Fosforlu Cevriye adlı bir kadın uğruna her şeyi mahvettiğini söyler. Bunu duyan Kıtıpiyoz Memduh’un katil olduğunu, para getirirse ona Batı Pavyon’da teslim edeceğini söyler ve bir anlaşma yaparlar.

KITIPIYOZ’un İhaneti

Çiftlik evinde buluşan Kıtıpiyoz ve Fosforlu Necla’ya Kıtıpıyoz:

-Senin kitabında kalleşlik var mıydı?

-Kıtıpiyoz mecburdum

-Çok şey öğrendim sonra kızkardeşiminde hayatını kurtardım

-Çaktıım tevekkeli Nüveyra eşek cennetini boylamamış o Memduh olacak zırtapoz da filmi koparıyordu

-O süsköpeği bi elime geçsin 32 dişine imzamı atmazsam banada fosforlu demesinler
kalbime kazık kakmasaydın ben sana yapacağımı bilirdim


-Yaşaa be fosforlum sende kara sevda var

-Bende kara sevda değil kara intikam var tepeden tırnağa kinle doluyum

-Acını bizden çıkarmaya kalkma da.. Bi sefer bastırdın tahterevalliye ama dört kitap dört peygamber şahidim olsun bi fırıldak çeviricem sana küçük dilini yutup kızamık döküceksin,hii ıskaladı

- Sen de Çetin olsaydın da sarımsağı koftiden enayi pilakisi gibi mantara basmasaydın hem bi daha kolumu böyle tutarsan başlarım sülalenin kayısı hoşafından

- Yuhh be kaçmasam dövecek

- Tabi dövüceğim ne sandın Kıtıpiyoz bozması

- Hoşafıma gitti bu dayak dalgası

- Nedenmiş ?

-Neden olacak dövmek istediğine göre bana zilzurna âşıksın

- Aşkı bırak da Çetin ol

- Emrin kellem üstüne hanfendi işte Çetin oldum bile camgöz konuşurken duydumdu esas şef batı pavyonun sahibi biz oraya şarkıcı olarak gideceğiz, sesin güzel organizatör arkadaşım var mutlak çakarız dalgalarını…

Çölgecelerinin Eşsiz Melikesi Leyla…

Batı Pavyon’un büyük fedakarlıklarla getirttiği Melike Leyla eşsiz gösterisi ile herkesi büyülemekte, Kıtıpıyoz attırdığı uzunhava ile herkesi kendinden geçirmektedir. Batı Pavyon’un sahibi olan Şef ise hem programı seyretmekte hem de gözü kulağı kırmızı telefondadır.

Sahneden indiklerinde Memduh çıkagelir. Onu gören Necla Memduh’un suratına bir tane çakar. Hem Kıtıpıyoz, hem de Necla, Memduh ve adamları ile dövüşmeye başlarlar. Dövüş tüm hızıyla sürerken Camgöz ortaya çıkar:

-Satış mukavelenamesi imzalayacaksınız buna karşı parada alacaksınız

-Hayır satmayacağım

-Hey delikanlı senlen pazarlık etmiştik hadi kızı ikna et

-Doğru mu Kıtıpiyoz bana bu kalleşliği yaptın mı?

-Bir bir berabereyiz fosforlu sende benim kafama vurmuştun.

-Ben senin kafana bu sırma saçlıdan bişeyler öğrenebilmek için vurmuştum ve öğreneceğimi de öğrendim.

Bunu duyan Şef Camgöz’ü tartaklar ve Camgöz:

-"Konuş Fosforlu baban bu yüzden öldü ihtiraslı bir kimyagerdi her şeye kendi sahip olmak istiyordu,üvey annen de öldü. Şimdi de sıra kız kardeşinde" der telaşla.

Kızkardeşini hastaneden kaçırmışlardır ve mukaveleyi imzalaması için baskıyı artırırlar. Kıtıpıyoz kendi avantasının ne olacağını sorunca Necla duyduklarına inanamaz ve Kıtıpıyoz’un uzattığı mukaveleyi imzalayarak oradan ayrılırlar.

Kıtıpıyoz ise yandan yandan müsaade istediği anda ateş açar Camgöz’ün Çetinları ve sıkı bir mücadele başlar ve polisler basar mekânı.

Sona Doğru

Elinde silahla Kıtıpıyoz’un evine giden Necla öfkelidir:

- Demek sende onlarla birliktin?

-Nasıl kabul edersen et

-Serseriyken ne iyi kalpliydin

–Şimdi?

-Şimdi karadomuz gibi çirkinsin

-Kızmak sana çok yakışıyor

-Araziden ve köşkten çıkardılar bizi

-Sen satmadın mıydı oraları paraları cebellezi ettin şimdi afiyetle ye fosforlu ben artık burayı terkediyorum çakıyorsun ya zengin olduk

-Dur senin binbir hileyle sahip olduğun yerlerde babamın büyük hayalleri yatıyordu bide beni sevdiğini söylüyordun

-Fosforlum bu cihan- ı alemde aşk diye bir bomba varsa senin gözbebeklerinde başlar kirpiklerinde infilak eder.

-Kıtıpiyoz sen serseri bir şairsin eğer kalbinde bir gram ateş olsaydı böyle andavallılık yapmazdın söyle sevmiyor musun beni

-Milyonluk bi sırı yaya kalmış bir aşk hikayesine harcayamam

-Ne söylediğinin farkında mısın?

-Ne sarhoşum ne de bunak

- Yani?

- Yanisi kanisi benden sana baba nasihati hayatta kimseye inanma

- Dur!

- Acelem var Fosforlum

- Dur diyorum, yoksa ateş ederim

- Bana aşıksın süt kuzusu elin titrer....diyerek çıkar Kıtıpıyoz.

Günler Sonra…

Perihan ve Necla Kıtıpıyoz hakkında dertleşmekte ve Necla yaptıklarını kabul edemese de on aşık olduğunu itiraf etmektedir. O sırada resmi bir evrak gelir Necla’ya. Evrakta Savunma Bakanlığı arazilerindeki uranyumun devlet ve millete katkılarından bahsetmekte ve yardımlarından dolayı teşekkür sunulmaktadır. Bir başka not daha vardır,bir askıntıdan Fosforlu’ya. Necla Çetin’in beklediği yere koşunca denizci kıyafeti ile Çetin kendisini karşılar ve tanıtır: "Milli Emniyetten Çetin; namı diğer Kıtıpıyoz."

Çakozladınız mı dönen dolapları? Düştü mü Jetonunuz Ağbiler, Ablalar?
Hade Bana Eyvallah!


Billur

23 Nisan 2011 Cumartesi

İyi ki Doğdun '' William Shakespeare ''

Shakespeare'i bilmeyen var mıdır acaba? Hamlet, Romeo & Juliet, Macbeth, Othello, Soneler...

İster kitaplarını okumuş olun ister yeni versiyonda çekilen filmlerini izlemiş olun veya olmayın bir yerden muhakkak onu yakalamışsınızdır. Örneğin: Hamlet'i okumamış bile olsanız "Olmak veya olmamak işte bütün mesele bu" cümlesini muhakkak bir yerde duymuşsunuzdur.

Dünyaca bu kadar tanınan ama bir o kadar da arkasında şaibe bırakan biri yoktur. Doğum günü, görüntüsü hatta cinsel tercihi bile halen tartışılıyor. Ben burada doğum günü ve görüntüsünü konuşmak istiyorum lakin cinsel tercihi beni pek ilgilendirmiyor.

1. Ne zaman doğdu?

Geleneksel olarak Shapespeare’in doğum günü 23 Nisan’da kutlansa da, doğum tarihi net olarak bilinmemektedir.

2. O zaman bu tarih nerden geliyor?

Stratfort, İngiltere’deki ShaHoly Trinity Parish Kilise kayıtlarına göre doğum tarihi 26 Nisan 1564'dır.

"The Book of Common Prayer" göre yeni doğan bir bebek en yakın Pazar veya dini günde baptist edilmesi gerekiyor. Eğer 23 Nisan günü Shakespeare doğmuş ise ki bu da Pazar gününe denk gelir. Bir sonraki dini gün St. Mark’s günüdür o da Salı 25’e gelir. Ancak St. Mark’s günü şansız bir gün olarak nitelendirildiğinden dolayı klise kayıtlarında 26'sı yazdığı düşünülmektedir.

3. Asıl ilginç olanı; hayatta iken portresinin yapılmamış olması. Bu da ölümünden sonra yapılan tüm portrelerine bir soru işareti koyuyor:

THE HOLY TRINITY BUST:





Bu büst Straford Parish Klisesinde inşa edilmiştir. Kimin yaptığı bilinmemektedir. Shakespeare kızı ve damadı tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Burdaki problem büst birçok kez onarılmış ve boyanmıştır.


DROESHOUT GRAVÜRÜ:




1963 tarihinde basılan First Folio üstündeki bakır gravür Martin Droeshout'a aittir. Shakespeare öldüğünde Droeshout 15, gravürü yaptığında ise 22 yaşındadır ve yüksek ihtimal Shakespeare ile hiç tanışmamıştır.

First Folio, Shakespeare'in oyuncu arkadaşları Hemminge ve Condell tarafından çıkarıldı ve Shapespeare'in oyunlarına ithaf edilmiştir. Droeshout'un yaptığı bu gravür Shakespeare'in oyuncu arkadaşlarının tarifi üzerinedir.

Ancak resmin gerçek gibi durmadığı birçok araştırmacı tarafından söylenir: Kafasının vücuduylaa orantılı olmadığı, kulak arkasından çenesine inan çizginin bir maske görüntüsü verdiği, hatta bu maskenin kafasının arkasına taktığı, (resme dikkat edin özellikle gögüs kısmına sanki elbiseyi ters giymiş ve kolları doğru durmuyor) gözlerin yanlış çizilmiş olduğu, (gözlere dikkatle bakarsanız bir göz diğerinin tam simetrisi yani iki tane birbirine benzeyen sağ göz çizilmiş) yaka stilinin o döneme ait olmadığı ve hangi döneme ait olduğu belirlenememiştir, çok geniş bir alın, kafasının sanki yakanın üstüne oturtulmuş gibi durması...


STRAFORD PORTRESİ:





Straford da kâtip olan Mr. Hunt'ın evinde asılı olduğu için Straford Potresi denilmektedir. 1861 de Mr. Collins (restoretör) Mr. Hunt'ın holünde asılı duran bu resmi görür ve resmi restore etmeyi teklif eder. Resmi restore ederken sakal ve bıyığı çıkartır.


THE CANDOS PORTRESİ:





Joseph Taylor tarafından yapıldığı söylenir ve yapılış tarihi belli değildir. Bu resim zamanında Candos Dükü'nün mülkü olduğu için Candos Potresi denmiştir. Yapılan potreler arasında dönemi yansıtan en doğal portredir ancak birkaç ressam tarafından değiştirilmiştir.


SANDERS PORTRESİ:





John Sander'ın yaptığı bu portre 2001 tarihinde Doğu Kanada'da bulunmuştur. John Sander, Shakespear'in tiyatrosunda manzara resimleri yaptığı sanılmaktadır.

Resim yağlı boyadır ve arkasında: William Shakespeare 23 Nisan 1564 de doğdu - 23 Nisan 1616 da 52 yaşında öldü yazmaktadır.

Araştırmacıların yaptığı testler sonucu yapılan resmin 17.yy ile uyumlu olduğu ve üzerinde oynanmadığı çıkmıştır. Her ne kadar bilimsel sonuçlar resmin gerçek olduğunu ispatlasa da resmin William Shakespeare'e ait olduğu şaibelidir.


HİLLİARD MİNYATÜRÜ:





Kimin tarafından yapıldığı belli değildir. Güzel bir minyatür olsa da pek ciddiye alınmamıştır. Bu pahalı resmin sosyete ressamı tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Resim genç bir aristokratın resmini çağrıştırsa da Shakespeare bir aristokrat değildi.

Sizi bilemeyeceğim ama benim kafam karıştı! Bu kadar ünlü birinin resmi nasıl bu kadar şaibeli olabilir? Gözünü seveyim fotoğraf makinelerinin... Sonra merak ettim acaba fotoğraf makinesi ne zaman bulunmuştu hemen google da aradım ve 1685 tarihinde John Strognofe tarafında icat edilmiş olduğunu öğrendim.

Hımmmm aklıma bir fikir geldi! Kitap ayraç yarışması yaptık, kitap kapak tasarım yarışması yaptık acaba diyorum Candos Potresi, Sanders Potresi ... buna bi'de İstanbul Portresi mi eklesek?





Nimir Ra

22 Nisan 2011 Cuma

Mercy Thompson

9 Mayıs’da sunumu yapılacak olan Aşk-ı Memnu romanını okumam gerekiyor ama nedense elim Mercedes Thompson Serisi'ne; kısaca Mercy’nin Serisi'ne gidiyor. Neyse ki; bu seri Anita gibi çok uzun değil. Toplamda 6 kitap, o da şimdilik!






Benim için Anita'nın her zaman ayrı bir yeri olacak ama Mercy de hiç fena değil en azından benim yaşıma -Mercy 33 yaşında- biraz daha yakın :)

Bu janra, "Urban Fantasy" kategorisine giriyor. Birebir tercümesi "Şehir Fantazisi" ama bu da pek bi' manalı oldu... Sanki "Şehir Efsanesi" daha uygun olacak.






Yazarı Patricia Briggs, 1965 yılında Montana'da doğmuş ve şimdi Washington'da yaşıyor. 1993 yılında yayımlanan ilk kitabı "Masques" neredeyse kariyerini bitiriyormuş. Ama pes etmeyip devam etmiş. 1995 yılında ikinci kitabı "Steal the Dragon" çıkarıp ve daha iyi bir reaksiyon ve satış grafiği yakalamış.

Daha sonra sırasıyla "Dragon Bones" ve "Dragon Blood" yayımlanır. Briggs'in önemli bir özelliği yazdığı serilerin her kitabının tek başına durabilmesidir; yani kitabın sonunda "acaba ne olacak? Aman hemen bir sonraki romana başlamalıyım!" diye düşündürtmeden kendini yenileyerek devam edebilmesidir. Romanlarının devamı olmasına rağmen; her kitabın başlangıç ve sonucu olması onu diğer seri roman yazarlarından ayırır.

Yayıncısı Briggs'e Şehir Efsaneleri hakkında bir seri yazmasını önerir ve Briggs ile üç kitaplık bir anlaşma yapar. Briggs de Mercy Thompson Serisinin başlangıcı olan "Moon Called" adlı romanı yazar. Bu kitap New York Times'da Best Seller olunca Briggs ünlenir. Bu roman ile ciddi bir okuyucu kitlesi kazanır.

Bu kitaplardan sonra Mercy ile ilintili yan ürün olarak "Alpha-Omega" serisi başlar. Kasım 2008 de "Mercy Thompson: Homecoming" çizgi romanı yayımlanır.

Ben şimdilik daha ilk kitabını okudum. Başta yavaş başlamasına rağmen yirmi sayfa sonra elimden bırakamadım ve 1.5 günde kitabı bitirdim.



Bu tarz kitapları okudukça insan kendisi de bu sayfalarda yer almak istiyor. Yüz defa Nimir Ra dersem acaba kedilerin kraliçesi olabilir miyim? Tamam tamam hayal kurmayı bırakıyorum ve kısaca Mercy kimmiş neymiş anlatmaya başlıyorum. Ama yine de miyav diyerek duyan birisi varsa Allah rızası için beni görmesini istiyorum...


Mercy, kurtlar tarafından yetiştirilmiş Kızılderili bir "shapeshifter" dır. Mercy'nin babası Blackfeet kabilesindendir -Niitsitapi yani "Orijinal Irk" da denir ve yerleşim yerleri Montana'dır- ve annesi ise beyazdır.

Öykümüz, Washington eyaletinde Tri-Cities ( Kennewick, Pasco ve Richland) de geçer. Mercy, her ne kadar kurtlar tarafından büyütülse de bir "Walker" dır. -İstediği zaman çakal formuna girebilen, ölü ruhları görebilen ve vampir & büyücülerin sihirlerine karşı içgüdüsel olarak dirençlidir.- Mercy'nin, Zee adında bir Fae'den (Fael: -insan görünüşlü ruh-: uçmak, büyü yapmak, geleceği görmek gibi doğaüstü güçleri vardır) satın aldığı VW'leri tamir eden oto tamirhanesi vardır.

Bir gün Mercy'nin tamirhanesine gündelik çalışmak için on beş yaşında Mac -yeni kurt-adında bir genç gelir.

Kurtlar tabiatları gereği sürü halinde yaşar ve her sürünün bir Alpha'sı vardır. Alpha en güçlü kurttur ve altındakiler kayıtsız şartsız Alpha'ya itaat eder. Mac'ın bir sürüye ait olmaması ve ayrıca genç bir kurt olması (insandan kurda yeni dönüşmüş) aslında büyük tehlike teşkil eder. Çünkü sürüye dâhil olması demek genç kurdu ileriki yaşamına ve değişimine hazırlaması demektir. -Yeni kurtlar içgüdülerini kontrol altına alamadığından dönüşümlerinde çok yırtıcı olabilirler.- Bunlara rağmen Mercy, Mac'i işe almakta tereddüt etmez.

Bir akşam Mac'in bir kurt ve insan tarafından hırpalanması, Mercy'nin çakal formuna girerek olaya el koyması ve her ikisini de öldürmesiyle karışık olaylar silsilesi başlar.

Bu olaydan sonra Mac, Mercy'ye gerçek durumunu açıklar. Gerçek isminin Alan MacKenzie Frazier olduğu ve birkaç serseri kurt tarafından kaçırılarak şüpheli ilaç deneylerine tabi tutulduğunu ve bir yol bulup kaçtığını anlatır.

Bu durum karşısında Mercy, Mac'i bölgelerinin Alpha'sı olan Adam'a teslim etmeye karar verir. Adam, Mac'ı himayesi altına alır. Aynı akşam Mercy evinin dışından gelen seslerden uyanır ve dışarıya çıktığında Mac'ı kapısının önünde ölü bulur.


Durum karşısında hemen Alpha'nın evine gider ve Adam'ı ağır yarılı bir halde birkaç kurt ile dövüşürken bulur. Mercy çakal formuna girerek Adam'ı kurtlardan kurtarır. Bu arada Adam'ın kızı Jesse'nin de kaçırıldığını keşfeder. Mercy Adam'ın sürüsüne olayı haber vermeyi düşünür ancak bunun bir komplo olabileceğini düşünmektedir. Hem Adam hem de Mac'ı alarak Montana'ya Bran Cornick'ın yanına gider. Bran, Alpha Marrok yani Kuzey Amerika'daki tüm kurtların lideridir ve Mercy'yi de himayesi altına alıp büyütmüştür.

Bundan sonra olaylar tüm hızı ile gelişir ve ben yine anlatmayacağım malum kitabı okumak isteyenler olabilir.


Olabilir mi?





Nimir Ra

21 Nisan 2011 Perşembe

So In Love

Geçenlerde I am Always True To You In My Fashion başlıklı yazımda farkettim ki Kiss Me Kate müzikalinin tamamını sevsem de ilk dinledikten sonra 15-20 defa arka arkaya dinlediğim, beni kalbimden yakalayan şarkılardan birini unutmuştum.

Müzikaldeki yorum çok güzel olsa da ve hayran olduğum Ella Fitzgerald,Peggy Lee, Julie London'dan da değişik yorumlarını dinledim. De Lovely filmindeki Lara Fabian Mario Frangoulis yorumu da etkileyici ve düzenlemesi de insanın ruhunu biraz daha ayağa kaldıran cinsten. Ama en beğendiğim solo yorum tesadüfen denk geldiğim ve bir kağıda yüz defa "ben cahilim" diye yazmama neden olan K.D.Lang'a ait.



Pek çok kez Grammy'e aday olmuş ve 4 defa bu adaylığı ödüle dönüştüren, ilk çıkışını Roy Orbison ile birlikte düet yaptıkları Crying adlı şarkı ile yapan Kanada'lı K.D.Lang için Madonna " Elvis is alive and she's beautiful." demiş.Bu konuya sonra döneceğim ama şimdi So In Love...

Strange dear, but true dear,
When I'm close to you, dear,
The stars fill the sky,
So in love with you am I.
Even without you,
My arms fold about you,
You kno, darling why,
So in love with you am I.
In love with the night mysterious,
The night when you first were there.
In love with my joy delirious,
The thought that you might care.
So taunt me, and hurt me,
Decieve me, desert me,
I'm yours till I die,
So in love with you am I.



Sevgiler
Billur

19 Nisan 2011 Salı

Yansımalar - 16

Bir iş günü daha sona erdiğinde, ofisten çıkmadan önce yapacağım bir tek şey kalmıştı; evi arayıp, beni sabırsızlıkla bekleyen oğlumla konuşmalıydım. Eve gece geç döneceğim için derslerini sormalı, uzaktan yardım etmem gereken bir konu varsa halletmeliydim. Tabii konu sadece derslerle bitmiyor. O gün okulda yaşanan ufak kazalar, haylazlıklar, komik olaylar da sırasıyla anlatılıyor. Heyecanını bölmek istemiyorum. Gözüm bir yandan saatte; geç kalıyorum. Birkaç dakikaya çıkmazsam İstanbul’un arapsaçına dönmüş trafiğinin içinde gaz, debriyaj, fren pedalları arasında gidip gelen ayaklarımın uyuşukluğuyla boğuşacağım.

Oğlumun kalbini kırmadan telefonu kapatmayı beceriyorum. Telefon ahizesini yerine koyup, hızla eşyalarımı toparlayıp, ceketimi alıp kendimi sokağa atıyorum.

Bir an aklım, hayatımın sürekli bir koşturmayla geçtiğine kayıyor. Acaba bir gün gözüm saatte olmadan, telaşsız, rahatlık ve sükûnetle hazırlanıp sokağa çıkabilecek miyim?

Neyse, buna da şükür. En azından sokağa çıkmak için sebeplerim ve tabii fiziksel gücüm var.

Motoru çalıştırınca Sophie Milman’ın su gibi sesi arabayı kapladı.

Moda’ya gitmek için kafamda hızla güzergâhımı belirledim. Benim beyin navigasyonum nedense hep Moda’ya en uzak gidiş yolunu sunuyor. Kendi kendime bir sonra ki sefere hata yapmamaya söz veriyorum.

Kadıköy’ün cafcaflı Altı Yolu’nda Lonely In New York diyor Sophie Milman, sanki Kadıköy’ün ortasında ki bir başına benden bahsediyor.



Biraz gecikmekle beraber Moda’ya, Cafe Suffle’ye varıyorum.

Hemen hemen tüm kulüp üyeleri var. İş seyahatlerinden başını kurtaramayan Bilgen, şirkette yine gece on ikiyi bekleyen Cinderella Aycan ve Bodrum’un huzurlu güzelliğini bırakamayan Nur hariç hepimiz Cafe Suffle’deyiz.



Her zaman ki gibi önce güzel bir yemekle yorucu iş gününün üzerimizdeki izlerinden sıyrılıyoruz.

Nisan ayının en ılıman günlerinden biri olmasına rağmen, üzerinde yavaşça eriyen kaşar peynirlerin yüzdüğü sıcak domates çorbası içimi bir kat daha ısıtıyor.

Ayrı olduğumuz bir aylık süreçte birbirimizi göremediğimiz kulüp arkadaşlarım ile saçlarımızdaki değişikliklerden, yapılan mini seyahatlerden, günlük olaylardan bahsediyoruz. Küçük mekânın bize ayrılmış iç kısmını kahkahalarımız dolduruyor.

Domateslerin yeşil yapraklar arasından göz kırptığı, sarı mısır taneciklerinin çatalımın darbesiyle kâsenin içinde oradan oraya yuvarlandığı, salatalık diliminin tembelce yayıldığı salata ile erişteli tavuk yemeğinin lezzeti yorgunluğumu unutturuyor.

Tatlı öncesinde Aysun sunumuna başlıyor.

Aysun’un amacı tarihle ilgili bir kitap okumamızı, bu vesileyle tarih içinde çok önemli yeri olan, ama bizim sadece medyanın bize aktardığı çok da derinleştirmediğimiz olayları mercek altına almaktı.

Balkanlarda, hemen yanı başımızda ki komşularımızda 1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı’nın izinde Ivo Andriç’in Drina Köprüsü adlı eserini okuduk. Kitap yakın tarihin bu talihsiz savaşından bahsetmiyordu tabii, ama o topraklarda yaşayan halkın yıllar öncesinde yaşadıkları olaylar hikâyeleştirilmişti.

Aysun toplantı öncesinde bir konuğumuz olacağını belirtmişti. Az sonra güler yüzlü, gamzeli, genç, dinamik bir siluet kapıda belirdi.

Cafe Suffle’nin ortağı da olan Boris yakın tarihte yaşanan bu savaşın şahitlerinden biriydi. Anlattıkları kanımızı dondurmuştu.

Onca yaşadıklarından sonra yüzünde geçmişin acısı değil, küçük şeylerden mutlu olmasını bilen, gelecekten umutlu bakışların insanın yüreğine işleyen sıcaklığı okunuyordu.

O gece Gülden Abla’nın geçmiş doğum gününü, Cafe Suffle’nin sanırım adını aldığı sıcak, yumuşak, enfes suflesini pasta niyetine yiyerek kutladık.

Boris ve ortağı Pinhan Bey’le yaptığımız keyifli sohbet gece yarısına kadar sürdü.

Tadı damağımda kalan sunum gecesi, Mayıs başında Aşk-ı Memnu gecesinde görüşmek üzere sözleşerek sona erdi. Geceden bir diğer güzel hatıra ise küçücük vazodaki papatyalar...

Peyman

14 Nisan 2011 Perşembe

Anita Blake Nasıl Anlatılır ! (2)




Bir süre önce Anita Blake Nasıl Anlatılır (1) yazmıştım. Tabi bunun (2) gelmesi gerekiyor.

Peki ne yazılır? Kitapdaki karakterleri mi analiz etsem? Yoksa tek tek kitapların (19 tane) kısa özetlerini mi yazsam?

Yapsam yapsam ne yapsam?

Düşün, düşün, düşün, düşün…………………………………………
Yaz, sil, yaz, sil, yaz, sil ……………………………………………
Kahve yudumla, kediyi sev, kalk bir tur at, telefonu kurcala……

Hımmmmmmm………………………………………………………

Ben 1.73 boyundayım
Anita ise 1.60

Ben ithalat ile uğraşıyorum
Anita ise Necromancer (ölüleri diriltiyor)

Ben kahvemi sütle içerim
Anita kahvesini siyah

Benim saçlarım düz
Anita’nın kıvırcık

Ben kedi hayranıyım adı Hürrem Sultan
Anita ise penguen adı Sigmund

Ben İstanbul da yaşıyorum
Anita ise St. Louis

Benim gözleri ela
Anita’nın siyah

Ben silah ve bıçak taşımam
Anita her zaman silah ve bıçak taşır

Ben hiç dövüşmedim
Anita, sayısını unuttum!..

Ben 40 yaşındayım
Anita 24

Öfff ya öfff yaaaa 1 şey bile yok mu aynı olan?

Düşün, düşün, düşün, düşün ………………………………………………
Sinir ol, sinir ol, sinir ol……………………………………………………

Yupiiiii ayni 1 şeyi yakaladım:
İkimizde uçmayı sevmiyoruz!...





Nimir-Ra

Neden Olmasın!..

Bu aralar Anita Blake’e takık olduğum biliniyor. Artık son iki kitap kaldı tabii ben hızımı alamadığımdan olsa gerek Marvel çizgi romanlarını Amazon’dan getirttim.

Görsel kitapların bir güzelliği okuduğun karakterlere yüz yerleştirmek oluyor. Sonra bu yüzlere kendi içinden sesler veriyorsun ve karakterler bir anda canlanıyor. Kısaca kendi kısa metrajlı filmini çekiyorsun sonra böyle şeylerin neden olamayacağını düşünüyorsun.

Kitaplar, diziler, sinemalar… Bizi yavaş yavaş hep hazırladığını düşünürüm. Neye mi? Bilinmeyene!

Hatırlayın… Küçükken Uzay Yolu'nu izlerken garip aletlerle konuşurlardı veya Enterprise’ın kapıları zıttt zıtttt otomatik açılırdı biz de televizyonun karşısında "Vayyyy" derdik. Şimdi Bakkal Efendi Ahmet Bey'in zııttt zıttt kapısı, çoluk çocuğun bile elinde cep telefonu var.

Biz bunları okuyup izledikçe, bu gibi teknolojik icatlar önümüze sunulduğunda Vayyy demiyoruz çünkü zaten biz onları okumuş veya izlemiştik. Ama Ayşeeee, icatlar teknolojik ancak Doğaüstü olaylar daha farklı diye düşünülebilirsiniz.

İnsanoğlu da çok büyük bir icat değil mi? Halen insan beyni bırakın beyni insan vücudu tamamen çözülmüş değil… Her şey "Neden Olmasın" ile başlıyor. Neden doğaüstü olaylar olmasın? Burada nefes alan sadece biz miyiz? Bizim özelliğimiz Ne? Sonra "Neden Olmasın!"

Bu arada asıl anlatmak istediğim konunun dışına çıktım. Demek istediğim Çizgi Romanları araştırırken Manga da kendimi kaybettim ve son okuduğum Mangayı burada paylaşmak istiyorum.

40 yaşında çizgi roman okunur mu? Diyen sizlere "Neden Olmasın" diyorum...

Haftanın altı günü çalışıyorum malum pek de sakin bir ülkede yaşamıyoruz ve okurken Neden Olmasınları okumak istiyorum belki ondan dolayı fantastik kitapları seviyorum.

Bu arada ben yine konuyu saptırdım, bu okuduğum Manga aslında Neden Olmasınlar la pek alakalı değil. Bu kadar kelime, saymak gerekirse öhö 248 yalnızca Neden Olmasını yazmak içindi.

Şimdi gelelim kısaca kimdir bu Ayako ve yazarı Osama Tezuka?



OSAMA TEZUKA (03.11.1928 - 09.02.1989)








Osama Tezuka: Japon karikatürcü, manga artisti, yapımcı ve doktor (diplomalı mesleğini hiç yapmamış). Manga'nın "Godfather" olarak biliniyor kısaca Walt Disney’in Japon versiyonu.

Takma ismi "Gashagasha-atama" yani "Dağınık Kafa". Annesi, Osama'yı küçükken sıkca Takarazuka revüsüne götürürmüş. Burda roller yanlızca kadınlar tarafından oynanırmış buna erkek rolleride dahil ve genelde romantik müzikallerden oluşuyormuş. Osama'nın gelişiminde burası büyük bir rol oynamış.

Aslında bir çizgi romanı açtığınızda herbir kareyi/kutuyu sahne olarak düşünebilirsiniz. Sahnede bir kutucuk değil mi? Sürekli haraket eden konuların aktığı karaler silsilesi...




Bunları yazarken bende ampul (o ampul değil) yandı ve aklıma "Sayanora" filmi geldi. Eğer izlemediyseniz MUHAKKAK izleyin!.. Filmde Marlon Brando (Lloyd "Ace"Gruver) Kore savaşında aktif görev almış pilot ve sonrasında Kobe - Japonya'da görevlendirilir ve birgün bir arkadaşı ile Takarazuka Revüsüne gider ve orada Miiko Taka (Hana-ogi) aşık olur. Bu filmde Takarazuka Revüsünü tam manasıyla izliyebilirsiniz. Yine tekrarlıyorum MUHAKKAK İ.Z.L.E.Y.İ.N!..



Osama ikinci sınıfta karikatür çizmeye başlar ve beşinci sınıfta "Osamushi" adlandırılan bir böcek keşfeder ve adına çok benzediği için kalem ismi olarak "Osamushi" kullanır.



Betty Boop, Bambi ve Mickey Mouse karekterlerinden ilham alarak Mangaya özgü iri gözler Osama tarafında icat edilmiştir.




Küçükken bilinmiyen bir nedenden dolayı kolları şişmeye başlar ve hastaneye yatar. Osama kendisini tedavi eden doktordan etkilenerek büyüğünce doktor olmak ister ve Osaka Universiteni bitirerek doktorluk lisansını eline alır ancak çok genç yaşta Mangaya olan ilgisi Üniversite yıllarında da devam etmiş ve sonuçta her ne kadar doktorluk yapma lisansı elinde olsada kendini Mangaya adamıştır.

Medikal ve bilim altyapısı fantastik Manga'da epey işine yaramıştır.

En önemli karakterleri:

1) ASTRO BOY :



















Konusu, gelecekte insan ve robotların beraber yaşadığı bir dünya da geçer. Bilim Bakanlığında başındaki Dr. Tenma oğlunu trafik kazasında kaybedince yerine oğluna benziyen Astro'yu yaratıyor. Kendi oğlu gibi Astro'yu sever ve büyütür ancak Astro robot olduğu için Dr. Tenma'ya insani duygularla karşılık veremez ve en önemlisi Dr. Tenma yaşlanırken Astro Boy olduğu yerde kalır. Sonuçta Dr. Tenma, Astro Boy'u zalim sirk sahibi Hamegg satar. Belli bir zaman sonra, yeni Bilim Bakanı Prof. Ochanomizu. Astroy Boy'u sirkte izler ve Hamegg'ı ikna ederek himayesi altına alır. Prof. Ochanomizu, Astro Boy'un özel güçlerini ve bazı insani duyguları hissettiğini keşfeder. Zaman içinde Astro boy suç, kötülük ve haksızlıklara karşı savaşır. Düşmanları genelde robotlara düşman olan insanlar, Sabıtmış robotlar, istilacı uzaylılardır. Kısaca nerde kötülük orda Astro Boy!....

Astro Boy ilk 1952 yılında basılmıştır ve 1963 yılında da televizyonda çizgi filmleri yayınlanmıştır. 1965 yılında Osama, Stanley Kubrick'den bir davetiye alır.
















Stanley Kubrik Astroy Boy dan etkilenmiş ve davetiyede Osama'yı da bir sonraki sineması olan 2001: A Space Odyssey de sanat danışmanı olarak aralarında görmek istediğidir. Ancak Osama stüdyosunu 1 yıl bırakıp İngiltere de yaşayamıyacağından teklifi geri çevirmiştir.


2) BLACK JACK:



















Bu Manga da Osama medikal bilgilerini kullanarak Black Jack yaratmıştır. Black Jack karanlıkta zihninde canlandırarak ameliyat bile yapabilen yetenekli bir dokturdur. Genelde yoksulları bedava tedavi eden ve zenginleride alçak gönüllülüğü öğretmeyi ilke edinen insanüstü bir doktordur.

3) PHOENİX:

















Phoenix, Osama'nın en önemli yapıt dır. Toplamda 12 kitapdan oluşur ve her kitap birbirinden farklı ve ayrı bir zaman diliminde geçer. Phoenix reinkarnasyonla (yeniden dünya ya gelme) ilgili bir kitapdır. Her öykü ölümsüzlüğü bulmaya yöneliktir.

4) KİMBA THE WHİTE LİON:












20yy ortaları Afrika'yı insanlar istila etmeye başlar. Beyaz aslan Panja bu Ormandaki hayvanların koruyucusudur. Panja köylerdeki insanların sığırlarını çalarak ormandaki hayvanları besler. Tabi bu köy halkını sinirlendirir ve Panja'nın yakalanması için Profesyonel Avcı Viper Snakely görevlendirir. Viper direkt Panja yı yakalayıp öldürmektensen Panja'nın eşi Eliza yakalar. Eliza'yı yem olarak kullanarak Panja'yı öldürür. Sonuçta hayvanat bahçesine gönderilmek üzre Eliza (hamiledir) bir gemiye konur. Gemide Kimba doğar ve annesi oğluna babasının fikirlerini öğretir ancak gemi çok büyük bir fırtınada batar. Okyanusta tek başına kalan Kimba'ya balıklar yüzmeyi, gökyüzündeki yıldızlar annesinin yüz şekline bürünüp umudu ve kelebekler ise yön öğretir. Kendi topraklarından çok uzak bir karaya gelir ve oradaki insanlar tarafından kurtarılır. Buradaki yaşamı, insanları ve kültürü öğrenir. Kendi toraklarına geri döndüğünde insanların iyi yanlarını (gelenek/kültür) ve babasının fikirleriyle birleştirir. Kimba insan ve hayvanlar arasındaki gerçek barışın birbirleriyle iletişim ve karşılıklı anlaşma ile olacağı kanatına varır.

5) ADOLF:
















İkinci Dünya Savaşından önce adı Adolf olan üç adam ile ilgilidir. Birincisi, Adolf Kamil ve Japonyada yaşıyan bir Musevidir. İkincisi, Adolf Kaufmann en iyi arkadaşı ve Japon/Alman soyundan. Üçüncüsü diktatör Adolf Hitler dir. Öykü Japon gazete muhabiri Sohei Toge'nin 1936 yılında Olipiyat oyunlarını takip etmek için gittiği Berlinde başlar. Berlin'e geldiğinde küçük kardeşinin öğrenim için gittiği burada öldürüldüğünü öğrenir. Olayı araştırdığında kardeşinin Japonya'ya bir evrak gönderdiği ve bu evrakda Adolf Hitlerin aslen Musevi kökenli olduğu kanıtıdır. Japonya'da yaşıyan Nazi partisinin üyesi Wolfgang Kaufmann ise bu evrakların bulunması için görevlendirilmiştir. Oğlu Aldof Kaufmann'in de Adolf Hitleri desteklenmesini ister ama Adolf Kaufman ise bunun karşındadır çünkü destek demek en iyi arkadaşı olan Adolf Kiman'ı öldürmesi demektir. Olaylar Sohei Toge'nin küçük kardeşinin katilini bulmak için giriştiği araştırma esnasında bu üç Adolf'un hayatlarının birbirine girmesidir.


AYAKO











Öykümüz 13 Ocak 1949 da başlar ve 3 Haziran 1973 de biter. Bu süreç 24 yıllık bir süreçttir. Japonya dahil tüm dünya büyük bir değişim içindedir.

1940 lılar:

* Piyasaya ipek naylon çoraplar sürüldü
* Japonlar Pearl Harbor saldırır
* Jeep icat edilir
* Mount Rushmore biter
* Manhattan Projesi biter ( II Dünya Savaşı sırasında: Usa, Kanada ve Uk ortaklığı ile yapılan ilk atom bombası )
* Leningrad kuşatması
* İlk defa piyasaya T-Shirt sürülür
* D-Day ( 6 Haziran 1944 -- Nazilerden temizlemek için müttefik güçlerin Avrupa topraklarına girmesi)
* Hitler suikastdan kurtulur
* İlk bilgisayar kurulur
* Almanlar teslim olur
* Hitler intihar eder
* Mikrodalga icat edilir
* UN kurulur
* Us atom bombasını Hiroshima ve Nagasaki atar (1945)
* Bikini piyasaya sürülür
* Juan Peron, Arjantin başkan seçilir
* Chuck Yeager, ses duvarını aşar
* Polarid kameralar icat edilir
* Big Bang teorisi biçimlenir
* İsrail devleti kurulur
* Gandhi öldürülür
* Çin komunist rejime geçer (1949)
* George Orwell 1984 kitabı basılır
* NATO kurulur

1950 liler:

* İlk modern kredi kartı piyasaya sunulur
* İlk organ nakli yapılır
* Kore savaşı başlar
* Renkli televizyon piyasaya sunulur
* Truman Japonya ile barış antlaşma imzalar ve II Dünya Savaşı biter
* Arabalarda emniyet kemeri tanıtılır
* 25 yaşında Princes Elizabet Kraliçe olur
* DNA keşfedilir
* Hilary & Norgay Everest tırmanır
* Joseph Stalin ölür
* İlk defa sigaranın kanser yaptığı kabul edilir
* US de zencilere karşı ayrımcılığın ilegal olduğu dönem başlar
* Disneyland açılır
* James Dean araba kazasında ölür
* McDonald şirketi kurulur
* Warsaw Pakt kurulur ( Sovyetler Birligi, Romanya, Polanya, Doğu Almanya, Çekostavakya, Bulgaristan, Macaristan ve Arnavutluk)
* Grace Kelly, Monoko Prensi Rainier III ile evlenir
* Suveş Kanalı Krizi
* Televizyon için uzak kumanda icat edilir
* EC kurulur (1957)
* Sputnik (Sovyetler Birliği) uydusu atılarak, uzay çağı başlar ve Laika (köpek) uzaya gönderilen ilk canlı olarak tariha geçer (1957)
* Mao Zedong tarafından '' Great Leap Forward '' başlatılır ( Kominist Partinin - Ekonomik ve sosyal kampanyası - Çin'i tarım ekonomisinden modern kominist topluma geçirme)
* Lego piyasaya sürülür
* Hula Hoop gençler arasında popüler olur
* NASA kurulur
* Barış sembolü yaratılır
* Diktatör Castro Kübanın başına geçer

1960 lılar:

* Alfred Hitchcock meşhur '' Psyco '' filmi vizyona girer
* Laser icat edilir
* Berlin duvarı inşa edilir (1961)
* Sovyetler Birliği ilk insanı uzaya gönderir
* Andy Warhol meşhur Campbell Soup Can sergilenir
* Berlin duvarını aşmaya çalışan ilk insan öldürülür.
* Marilyn Monroe ölü bulunur.
* JFK öldürülür
* Martin Luther King Jr meşhur '' I have a dream '' konuşmasını yapar
* Muhammad Ali Dünya Ağırsiklet Boks Şampiyonu olur
* Nelson Mandela ömür boyu hapis edilir
* Malcom X öldürülür
* US askerlerini Vietnama gönderir
* Uzay Yolu televizyon serisi başlar (1966)
* Che Guevara öldürülür
* Martin Luther Jing Jr öldürülür (1968)
* Rober F. Kennedy öldürülür
* Arpanet, internetin habercisi, yaratılır
* Neil Armstrong Aya ayak basan ilk adam olur (1969)
* Sesame Street ilk olarak televizyonlarda gösterime girer.
* Yaser Arafat Filistinin başına geçer (1969)

1970 liler:

* VCR piyasaya sürülür
* M.A.S.H Tv serisi başlar
* Hesap Makinası tanıtılır
* Münih Olimpiyatlarında terörist saldırısı
* Watergate Skandalı
* US de çocuk aldırma legal olur
* Sears Tower inşa edilir
* US Vietnam'dan geri çekilir
* Mikahil Baryshnikov iltica eder
* Nixon istifa eder
* Lübnanda İç Savaş (1975)
* Microsoft kurulur
* Nadia Comaneci gimlastikte rekor kırar
* Elvis ölü bulunur
* Kökler dizisi başlar
* Star Wars filmi vizyona girer (1977)
* İlk tüp bebek doğar
* Ayatollah Hümeyni, İran'da lider olur
* UK ilk kadın başbakan Margaret Thatcher seçilir
* Sony, Walkman tanıtır


II Dünya Savaşından sonra zengin toprak sahibi Tenge ailesinin ikinci oğlu Jiro Japonya'ya geri döner. Jiro, savaş zamanı bir süre tutsak edilmiştir. Jiro eve dönüşünde ailesini büyük bir yalan ve çöküş içinde bulur. Bu yalan ve çöküşün içinde Ayako adında küçük bir kız kardeşte rol almaktadır. Asıl darbe Ayako'nun annesinden değil abisinin karısı Ichiro'dan oluşudur.

Babasının ensest ilişkisi ve abisinin bu ilişkiye göz yumması, Jiro'yu tiksindirsede aslında Jiro da kendi içinde bir çöküş yaşamaktadır. Jiro'nun çöküşü kendini kurtarmak için tutsaklık zamanında karşı tarafa casus olarak geçme ve rejime karşı olanların elimine edilmesinde yataklık etmesidir.

Olaylar silsilesinin başlangıcı: Jiro, rejime karşı olan Tadashi adında Japon bir gencin cesedini kamufle etmek için tren altına atarken gömleğine kan bulaşması ile başlar.

Tadashi DPP örgütünün bölüm lideridir. II Dünya Savaşından sonra Japon hükümeti Amerika'nın, General MacArthur , kuklası olmuştur. Manipulasyonlarla iç ayaklanmalar başlar (Tenge ailwainin bulunsuğu kasabadaki Tren istasyonundan 95.000 kişinin işten çıkarılması gibi.). Büyük kız kardeşi Naoko da bu örgütün üyesi ve Tadashi'nin sevgilisidir.

Jiro, Tadashi'yi trenin altına attıkdan sonra eve döner ve gömleğini yıkarken küçük Ayako Jiro'yu görür. Jiore Ayako'ya gördüklerini kimseye söylememesi için hırpalar.

Ayako küçük olduğundan ağzını tutamaz ve yarı akıllı olan bakıcısı O-ryo ile bunu paylaşır. Jiro bunu öğrenince Ayako ve yarı akıllı bakıcıyı öldürmek için plan yapar. Yarı akıllı bakıcı O-ryo öldürür ve nehre atar ancak Ayako elinden kaçar.

Japon polisi bakıcının cesedini bulur ve tahkikata başlar. Durum karşısında Jiro herşeyi ailesini açıklar. Aile arasında yapılan toplantıda polis ile karşı karşıya gelinmemesi ve Ayako'nun ağzının kapanması için Ayako'nun ateşlenip öldüğü söylenir. Bütün bu olaylar geçerken küçük erkek kardeşi Shiro, Ayako'yu savunur ve onun kurtara bilmek için elinden gelini yapar ancak 12 yaşında olduğu için sesini keserler.

Bu olay ile birlikte Ayako'nun Tenge ailesinin malikanesindeki bodrumda katındaki esir hayatı başlar. Ayako'nun hayatının büyük bir bölümünü (4 yaşında) bodruma atılır ve bodrumda hiç dışarıya çıkmaksızın güneşi görmeden yaşamaya başlar.

Bodrum katında Ayako'yu, ablası olarak bildiği ama aslında annesi olan Sue, büyük ablası Naoko ve kendinden 8 yaş büyük erkek kardeşi Shiro ziyaret eder.

Bu arada ev hayatı eski düzenine geri döner, Jiro'nun babası abisinin karısı ile ensest ilişki yaşamaya, büyük abisinin görmezden gelmesi, Naoko'nun Kızılın (Tadashi) sevgilisi olduğunu öğrenince evden atılması, Jiro'nun evi terk etmesi, evin kadınlarının ezilmeye ve hırpalanmaya devam etmesi vb...

Yıllar geçer ve Ayako çocukluk ve genç kızlık dönemlerini tek başına bodrum katında geçirir. Bu arada Shiro ile yakınlaşması ilişkiye ve sonucunda da sexe döner. Kitap da Shiro enteresan bir karakter çünkü küçük olmasına rağmen çok akıllı. Baştan sona Jiro'nun gömleğindeki kan lekesini çözmeye çalışır hatta polise kadar gider. Ailenin her ne kadar duyarlı karakteri olarak gösterilsede sonuçta oda kız kardeşi ile ilişki yaşar. Okurken Shiro'ya hem çok kızdım hemde çok acıdım. Ayako'yu kuruyan ve sevmeyi öğreten aslında Shiro dur ama sonuçta Shiro Ayako'nun erkek kardeşidir.

Bu kitap 25 yıl gibi bir süreci kapsar ve bu süreç de Japonya'nın değişimini gözler önüne sürer. Bu değişim , büyük toprak sahiplerinin topraklarına devletin el koyması, iç karışıklıklar, eski düzenin yavaş yavaş yozlaşması vb....

Bundan sonraki gelişen olayları anlatmıyacağım tabiri caizse biraz gıcıklık yapacağım belki merak edip bu Mangayı okumak istersiniz.......





Nimir-Ra

13 Nisan 2011 Çarşamba

YEŞİLÇAM'DAN KARELER II

Elimdeki bu iki resmin hangi filme ait olduğundan uzunca bir süre emin olamamıştım. Cüneyt Arkın ve Selda Alkor filmlerini araştırsam da tahmin yürüttüğüm filmlere bu sahneleri bir türlü oturtamamaktan kaynaklanmıştı bu durum. Zira "Cüneyt Arkın'ın bu kovboyvari hali nerede olabilir" diye düşünüyordum.



Ancak sonunda Sırrı Gültekin'in yönettiği İnatçı Gelin'i seyredince cevabımı aldım: Hırçın Karadeniz'in kıyılarında bir kasabada Akçiftliğin sahipleri ile Karaçiftliklilerin arasındaki husumetin anlattıldığı bir hikayesi var filmin ve tabii ki Metin ve Ayşegül arasındaki aşkın üstün gelmesi ile sona eriyor...



Bu sahne ise 1965 yapımı Ertem Eğilmez'in yönettiği Senede Bir Gün adlı esas oğlanı Kartal Tibet'in oynadığı [ki Kartal Tibet aynı filmde bir kere de Hülya Koçyiğit ile 1971 yılında oynacaktır] filmden...



Bu son kare ise yanılmıyorsam -çünkü seyretme şansım olmadı hiç- 1967 yapımı Bir Annenin GÖzyaşları adlı filmden. Esas oğlan Tanju Gürsu, yönetmen yine Sırrı Gültekin.



Bu karenin ise hangi filmden geldiğini bulamadım. Bir ihtimal Selda Alkor ve Fikret Hakan'ın Tanju Gürsu ile başrolleri paylaştıkları Cumartesi Senin Pazar Benim adlı filme ait olabilir. Araştırmalarım devam ediyor.



Bir başka siyah beyaz karede görüşmek üzere
Billur

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails