28 Şubat 2010 Pazar

Mucize Formüller



Aslında bu kitabı yazmayı taaa Yonca'nın evinde toplanıp ruh terapisi (cilt bakımı) yaptığımız akşam istemiştim ama bir türlü fırsat olmamıştı. Şubat ayında, bir çok kez bu kitaba öyle veya böyle bakma gereği duyduğumdan Şubat kitabımın bu kitap olması gerektiğine karar verdim. Bana kozmetik dünyasının sadece makyaj ürünlerinden ibaret olmadığını öğreten sevgili Ayşe, beni Suna Dumankaya ile de tanıştırdı. Hatta 'Mucize Formüller' kitabı da onun bana hediyesidir, sağolsun. Sonra Suna Dumankaya'nın Caddebostan'daki mağazasını keşfettim.(Adres : Bağdat Caddesi, Dirlik Apt. No:281 D:11 Caddebostan - İstanbul) Yolunuz düşerse, hatta düşmese bile fırsat yaratıp bir şekilde gelin derim Suna hanım'ın mağazasına, kandırmaca yok, sizi sıkıştıran bunaltan satış elemanları yok sade ama şık bir mağaza. Suna Dumankaya'nın macerası aslında 110 yaşına kadar yaşayan anneannesi Fatma Öktem ile başlıyor. Anneannesi Fatma Öktem, Van'da doğanın gücünü insanlara ulaştırmakta ün yapmış bir sağlık eri, ilaçların olmadığı zamanda doğanın gücü olan otlar, yağlar ve özler ile insanları iyişeltiren bir doğa bilimcisi, bilge bir kadındı. Öldüğünde bu manevi mirasını torunu Suna Dumankaya'ya bırakmış. Suna Dumankaya'da anneannesinden kalan bu mirası yüklenip bilgilerini ileriye götürmek üzere bir çok ülkeden uzmanlık belgesi alıyor ve Türkiye'nin bitkisel ürünlerle cit bakımı yapan ilk güzellik uzmanı olarak konumlanıyor. Ve bilgilerini paylaşmaya karar verdiğinde ulusal ve yerel TV ve radyo programlarına konuk olmaya başlıyor. Daha sonra çalışmalarını Yeditepe Üniversitesi'nde bilimsel bir ortamda geliştirip formülleri Üniversite'nin laboratuvarlarında ürüne dönüştürülüyor ve gerisi geliyor ... ulusal alanda başarılar, ödüller, kitaplar vs. İşte bu kitaplardan biri elimdeki kitap; Bitkibilimi ve Güzellik Uzmanı SUNA DUMANKAYA - Evinizde Kendi Kendinize Uygulayabileceğiniz Ekonomik Pratik MUCİZE FORMÜLLER.


Bu akşam yatağa girmeden deneyeceğim şu formülü yarın akşam da belki siz denemek istersiniz diye yazıyorum.
Maske / Kırışıklıklar İçin - I -
Malzeme :

* 1 adet bepanten plus
* 1 adet Evigen ampul
* 17 damla kayısı yağı
* 17 damla havuç yağı

Uygulama :

Malzemeler bir kase içersinde karıştırılır. Günde 2 kez (sabah ve akşam) cilde sürülerek uygulanır. Cildi nemlendirir, kırışıklıkların oluşmasını geciktirir, var olan kırışıklıkların gerginleşmesini sağlar.

Meraklısına duyurulur !...

Antiaging Aycan

Aramızda : Aslında herşey, sağ yanağımda önce sivilce zannettiğim kırmızı şişkinliğin bir Pazartesi sabahı renk değiştirerek siyaha dönmesi ile başladı ve bir Cuma akşamı Ayşen'in 'yaşlılık beni olabilir bu!' demesi ile hüzünlü bir sonla bitti. Şimdi elimden antiaging kitaplar düşmüyor aaa dostlar !...



27 Şubat 2010 Cumartesi

GÜNE BAKAN ÜÇLEMESİ 1 - SİYAH NEFES - Gülşah Elikbank

Bir gazetenin haftalık “Kitap” ekinde yeni çıkanlar arasında ismini gördüm kitabın.

“Fantastik” olması dikkatimi çekti. Çünkü yıllar önce okuduğum Alice Harikalar Diyarında, Gulliver’in Gezileri ve bunlara benzer yüzlerce hikâyeden sonra en son oğluma okuduğum masallar dışında hiç fantastik kitap okumadım.

Olgunluk çağındaki bir kadın olarak fantastik kitaplara ilgimi ölçümlemek için okumaya karar verdim.

Birkaç kitapevine sordum, ama bulamadım. Sonra internetten kitap hakkında araştırma yaptığımda Gülşah hanımın İzmirli olduğunu öğrendim. Nasıl olsa sömestre tatilinde İzmir’e gideceğim için kesin orada bulurum diye düşündüm. Neden böyle bir denklem kurma ihtiyacı duydum tam anlamadım, yani yazar İrlandalı ise, kitabı bulmak için İrlanda’ya mı gitmek lazım? :)

Benim için yeni bir tecrübe sayılacağından kitabı okumaya heyecanla başladım.

Ekonomik durumu iyi bir ailenin kızı olan Nil, 18. yaşında kendi kendine hediye ettiği lüks spor arabasıyla gezerken nasıl olduğunu anlamadan kendini bir kasabada bulur.

150 yıl önce kasabanın ortasından geçen nehrin iki yanında yaşayan iki farklı kabileden Gelincik -Miranda- ve Siyah Gül’ün –Sumara- aşkına, Gelincik’e aşık olan Supay’ın gölge düşürmesi ile gelişen olaylar sonunda kasaba yıllar süren bir lanete bürünür.

Kasabalıların inanışına göre, bir gün kasabanın dışından birisi gelip bu laneti ortadan kaldıracaktır.

Yıllar önce birbirlerine küsen her iki kabilede Nil’in laneti ortadan kaldıracağına inananlar ve inanmayanlar olduğu gibi, Nil’e gönlünü kaptıranlar da olmuştur. Kayra ve Bilge Nisa’nın Nil’i emanet ettiği Fimes arasında bu aşk uğruna kıran kırana bir mücadele yaşanmaya başlar.

Nil ise ilk gördüğü andan itibaren Kayra’ya aşık olur.

Nil kasabayı lanetten kurtarmaya çalışırken, Kayra ile aşklarını ise çalınmış zamanlarda yaşarlar.

Kasabaya gelmesiyle birlikte, kasaba halkının sahip olduğu tüm yetenekleri çalma kabiliyetine sahip olan Nil laneti ortadan kaldırabilecek mi?

Nil tekrar yaşadığı şehre dönebilecek mi? Annesine kavuşabilecek mi?

En önemlisi de küçükken kendi hatası yüzünden ailesinin başına geldiğine inandığı korkunç olayın etkisinden sıyrılıp karabasanlarından kurtulabilecek mi?


Seyrettiğim hemen hemen tüm fantastik filmlerde insanlar gibi konuşabilen, hareket edebilen tuhaf canlılar oldu. Meselâ en son Pan’ın Labirenti’nde Pan, yarı keçi yarı insan, çirkin görünümlü bir yaratıktı. Yüzüklerin Efendisi’nde Hobitler, Elfler çok da sevimli olmayan canlılardı. Ki ben bunları ne yazık ki hamileliğimin son aylarında sinemaya giderek görme gafletinde bulunmuştum ve bir süre “Aman Tanrım! Ben ne yaptım?” diyerek dövünmüştüm.

Siyah Nefes’te tüm karakterler insan. Ama üstün güçleri olan insanlar. Sadece kasabanın en yaşlısı olan Aneko, arada sırada yeşil gözlü siyah bir kedi kılığına girerek kedi gibi dört ayak üzerine düşüp bu sayede de 150 yaşına kadar yaşamayı başarmış. Şimdi yeşil gözlü siyak kedi deyince, aklıma 13.Hikaye geldi ve gülümsemeden edemedim. Ayşe’nin sunduğu ilk kitabımızda var olan kedi hakkında Ayşe’nin yaptığı yorumu duyunca alt okuma tekniğini göz ardı ettiğimizi hatırladım.


Siyah Nefes yazarı Gülşah Elikbank 1980 yılında İstanbul’da doğmuş. 1999 Nazilli Süper Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamlamış. Marmara Üniversitesi’nde Yönetim ve Çalışma Psikolojisi üzerine Yüksek Lisans Eğitimi yapmış.

Serinin ilk kitabını yeni doğan kızına ithaf etmiş.

Peki yıllar sonra okuduğum fantastik roman beni nasıl etkiledi?


Açıkçası kitabın ilk bölümlerinde, yani Nil’in ansızın bir kasabaya düşmesi ile başlayan doğa üstü olayları okumak bana keyif verdi. Nil’in Kayra ile karşılaşmasından sonra birbirlerine olan aşklarını itiraf etmeleriyle birlikte biraz hayal kırıklığına uğradım. Bazı paragraflar bana biraz Canan Tan’ı hatırlattı. Galiba buram buram aşk beklentim yoktu.


Bunun yanısıra kitapta merakla beklediğim bölümler olmadı değil. Böylelikle de aşk kokulu sayfalarda düşen okuma tempom yeniden yükseldi.


Bir de bu aralar kitaplardaki imlâ hatalarına takılıyorum. Neden kitap okuruz? Ya da okuduğumuz kitaplar hayatımıza ne katar ?


Sadece hayal dünyamızı beslemek değil kitap okumaktaki amacımız, aynı zamanda öğrenmek; hem kitapların satır aralarındaki gizli bilgileri, hem de dil bilgisi kurallarını.

Dili akıcı olan bu kitapta en çok rastladığım hata da, “da, de” bağlacının kesme ile ayrılması veya kelimeye birleşik yazılması gereken “de, da” bağlacının bulunma durumu ekinin kelimeden ayrı yazılması idi.

Bence kitapların baskıya girmeden önce mutlaka son defa okunması gerekir. Biz kitaplardan doğru öğrenelim derken, bu baskı hataları yüzünden daha da yanlış öğrenmeyelim.

Aşk insana neler yaptırır? Merak ediyorsanız Nil’in fantastik dünyasına yolculuk yapmanızı tavsiye ederim.


Peyman

26 Şubat 2010 Cuma

Cesur Yeni Dünya & Ödev

17 Şubat 2010 Tarihinde Ayşe, Kitap Kulübü üyelerine mail atar:

"Kitabı okudunuz veya okuyorsunuz 3 aşağı 5 yukarı gözünüzde karakterleri canlandırmışsınızdır. Sizden ricam A4 kağıdına isminizin yanlarındaki karakterleri çizmeniz veya creative olunuz; alın bir magazin elinize örneğin Helmholts için Johnny Depp gözleri kesip yapıştırın, Havyar Bardem'in burnunu kesip yapıştırın no problem!. Lütfen yağlı boya çalışması yapıp işi abartmayınız..."


1. Ayşe (Prenses):))
2. Billur (Helmholtz Watson)
3. Gülda (Bernard Marx)
4. Belkis (Lenina Crowne)
5. Aysun (Linda)
6. Peyman (Mustapha Mond)
7. Aycan - (Cesur Yeni Dünya) Aycan'cım özellikle en kolayını sana verdim
8. Yonca (Thomas- Tomakin)
9. Ayşen (Henry Foster)
10. Bilgen (Vahşi John)
11.Özlem (Pope)
12. Gulden Abla (Fanny Crowne)


İyi akşamalar, Gıcık Ayşe


Bu mailden sonra bir kaç tane sarsıcı telefon aldım ancak yapacak bir şey yoktu bir kere ödev verilmişti..................

İlk önce buradan hepinize TEŞEKKÜR ederim çünkü hepiniz bu maili ciddiye almış ve emek vermişsiniz.


BİLLUR (HELMHOLTS WATSON)







GÜLDA (BERNARD MARX):






BELKİS (LENİNA CROWNE):

* Ne yazık ki Belkıs aramızda değildi bir haftadan beri Belkısımızın firması 4 Hollandalı tarafından audit ediliyor dile kolay... Ben senin için Lenina kostümümü giydim sen hiç merak etme!..




AYSUN (LINDA):




PEYMAN (MUSTAPHA MOND):









AYCAN (CESUR YENİ DÜNYA):

* Kitabımızdaki Cesur Yeni Dünya




* Aycan'ın Yeni Dünyası




YONCA (THOMAS--TOMAKİN):




AYŞEN (HENRY FOSTER) :




BİLGEN (VAHŞİ JOHN):





ÖZLEM (POPE):

Özlem'de dün akşam aramızda değildi yine Afrikalıları gelmişti. Yine!...




GÜLDEN (FANNY CROWNE) :




25.02.2010 CESUR YENİ DÜNYA




Kitap: Cesur Yeni Dünya
Yazar: Aldous Huxley
Sunucu: Ayşe
Mekan: The House Cafe (İstiklal Cad. Mutfak Kısmı)
Katılanlar: Aycan, Ayşen, Aysun, Bilgen, Billur, Gülden, Gülda, Nur, Peyman,Yonca





'' Mideni bozan birşey mi yedin? dedi Bernard. Vahşi başıyla doğruladı. '' Uygarlık yedim. ''











Aldous Huxley
(1894 – 1963)



 26 Temmuz 1984 de Surrey – İngiltere’de doğdu.
 Ailesinin gelir seviyesi orta üst sınıftır.
 Annesi Julia Arnold okul müdürüdür.
 Babası Leonard Huxley yazar ve öğretmendir.
 Ailesi İngiltere’nin bilim ve edebiyat camiasında tanınır.
 Dedesi Thomas Henry ünlü bir zoologdur. Darwin’in fikirlerinin koyu savunucusu olduğu için lakabı "Darwin’s Bulldog" dur.
 Anne tarafından akrabası Matthew Arnold, tanınmış bir şair ve eleştirel deneme yazarıdır.


[-- Matthew Arnold Fransa’da Grande Chartreuse manastırında kalırken yazdığı en ünlü şiirinden bir mısra:


Stanzas (Şiir kıtaları) from the Grande Chartreuse
Wandering (gezinmek) between two worlds, one dead
The other powerless (güçsüz) to be born,
With nowhere yet to rest (dinlendirme) my head
Like these, on earth I wait forlorn (umutsuzca).


-- Manastırdaki sakin, sükunetli ve dindar hayat ile dış dünyadaki acımasız makineleşme çağın tezatlığı. Manastırdaki sakinlik onun için ölen bir dünyayı temsil eder.]


 Huxley, ilk eğitimini evde alır. Annesi öldükten sonra Eton'a (1903-1913) gider.

 16 yaşında lepröz keratit hastalığı geçirir ve bir kaç yıl neredeyse kör kalır. Tedavi ve özel gözlük ile bir gözü olabildiğince iyileşir.

 Eğitimine Balliol College, Oxford'da devam eder ve 1916 yılında İngilizce bölümünden mezun olur.

 Gözlerinden dolayı aile geleneği olan bilim adamı olamaz. Her ne kadar 1. Dünya Savaşına katılmak istediyse de reddedilir ve kendini yazmaya verir.

 Hayatı boyunca İngilizce kullanımı alanında master yapar ve en ileri bilimsel buluşlardan haberdar olur.

 Bilimsel anlayışı yüzelsel olsa da zaman içinde bilimi, romanlarında başarı ile işler.

 İngiliz üst tabakasını hicveden yazıları ile kendine isim yapar.

 Romanlarını yazmaya başlamadan önce 4 ciltlik şiir kitabı çıkarır. (1916–1920)



In Uncertainty To A Lady

I am not one of those who sip (içmek),
Like a quotidian (günlük) bock (alman birası),
Cheap (ucuz) idylls (kırsal yaşamı tasvir eden şiir) from a languid (isteksiz) lip (ağızdan)
Prepared (hazır) to yawn (esnemek) or mock (alay etmek).

I wait the indubitable (kesin) word,
The great Unconscious (şuursuz) Cue (fikir).
Has it been spoken (söylendi de) and unheard (duyulmadı mı)?
Spoken, perhaps, by you … ?


 1919 da ilk karısı Belçikalı mülteci Maria Nys ile evlenir ve bir oğulları olur (Matthew Huxley).

 1920 de yakın arkadaşı D.H. Lawrence ile İtalya ve Fransa’ya yolculuk yapar.

[D.H. Lawrence roman yazarı, şair, eleştirmen , öykücü ve ressam. Gençlik yıllarının çoğu fakir geçmiştir. D. H. Lawrence en önemli şiirinden:

How Beastly (Hayvanca) The Bourgeois (Burjuva) Is

How beastly the bourgeois is
Especially (özelliklede) the male of the species (türü) –

Nicely groomed (bakımlı), like a mushroom
Standing there so sleek (düzgün) and erect (dimdik) and eyeable –
And like a fungus (mantar), living on the remains of a bygone (geçmiş) life
Sucking his life out of the dead leaves of greater life
Than his own.
]


 Huxley’in ilk romanı 1921 basılır ve arka arkaya romanları yayımlanır:

1921 – Crome Yellow
1923 – Antic Hay
1925 – Those Barren Leaves
1928 – Point Counter Point

 Bu romanlar savaş sonrası geçiş dönemindeki İngiltere toplumunu anlatır. Huxley, 1. Dünya Savaşı sonrası dünyası ters yüz olan İngiliz üst tabakasının düş kırıklığı ve çöküşünü hiciv eder.

 1930'da Fransa'da uzun ömürlü çalışması Cesur Yeni Dünya ortaya çıkar ve 1932 de kitabı basılır.

 1930'larda Pasifizmi savunur. Savaşları yalnızca bankacıların ve sanayicilerin kazandığına inanır. Savaşın kökünün rekabet ve zafer olduğuna ve barışın ancak bu iki değeri reddederek gerçekleşeceğine inanır.

 Huxley yakın arkadaşı Gerald Heard’in düşüncelerinden epey etkileniyordu. Heard bireylerin dünya barışı için meditasyon yapmaları ve ilk önce kendi içlerindeki mücadeleyi çözmeleri gerektiğini savunuyordu.

[Gerald Heard bir tarihçi, bilim adamı, eğitmen ve filozoftur. Birçok tanınmış Amerikalı için kılavuzluk ve danışmanlık yapar. 1950 ve 1960'larda Alcoholics Anonymous'un (A.A.) kurucusudur.]

 Etrafındaki gelişmeler (Hitlerin güçlenmesi, İspanyadaki İç Savaş) pasifist ve nötr davranması hemşerilerini kızdırır.

 1937 de Avrupa savaşa hazırlanırken Huxley, ailesi ve arkadaşı Gerald Heard ile konferans vermek için Kaliforniya, USA'ya gider.

Huxley, Neden USA'ya Gider? Çünkü Huxley bir Pasifist (Barışsever) olarak Avrupa'daki silahlanma onu rahatsız eder ve savaş ihtimalinden kendini uzaklaştırmak ister.



 USA’de şansını senaryo yazarak kazanmak ister ve MGM stüdyosu Huxley soyadının değerini bildikleri için hemen işe alır.

 1940 tarihli Pride & Prejudice romanının filme uyarlanmasını yapar. Huxley "Jane Austen için insan yapabildiğinin en iyisini yapmalıdır’’ der.

 1944'te Jane Eyre filminin senaristliğini yapar. Başrolde Huxley’in hayranı olan Orson Welles oynar. Gotik hikâye Huxley’in elinde Protestan İngiltere'sine soğuk ve sert bir bakış açısıyla bakar.

 1950 başlarında LSD ve Mescaline, Hipnotizma ve Mistisizm'e merak salar.

 Huxley 1954 'te "The Doors of Perception" kitabı ile Mescaline kullanırken deneyimlerini anlatan bir araştırma yayınlar. Kaliforniya’lı hippilerin gurusu haline gelir.

 Jim Morrison bu kitaptan çok etkilenir ve grubunun ismini
"THE DOORS" koyar.

["The Doors of Perception" kitabı William Blake'in şiiri "The Marriage of Heaven and Hell" den gelir.

If the doors of perception (algılama) were cleansed every thing would appear to man as it is, infinite (sınırsız).
For man has closed himself up, till he sees all things thro’ narrow chinks(yarık) of his cavern (mağara).—

İnsanın aklının sınırlarla çevrili olduğu ve sınırların veya kapıları kırarak aslında aklın her şeyi veya herhangi bir şeyi aynı zamanda algılayabileceği. Algıdaki sınırları kaldırarak gerçeği görmek
.]

 1955 yılında karısı Maria ölür. 1956 yılında İtalyan asıllı kemanist ve terapist ikinci karısı Laura ile evlenir.

 1961 yılında evi ve birçok eseri de yanar. 1962 yılında son kitabı Island basılır ve 22 Kasım 1962 yılında kanserden ölür.




CESUR YENİ DÜNYA

 Modern Library’nin yazı işleri kurulu (Modern Library: Random House'a bağlı bir yayınevidir ve Random House: Dünyanın en büyük İngilizce dili kitap yayınevidir.) tarafından 20y.y. en iyi 100 İngilizce Romanları arasında 5 inci sırada yerini almıştır.

1. Ulysses – James Joyce
2. The Great Gatsby – F. Scott Fitzgerald
3. A Potrait of the Artist as a Young Man – James Joyce
4. Lolita – Vladimir Nabokov
5. Brave New World – Aldous Huxley
6. The Sound on the Fury – William Faulkner
7. Catch 22 – Joseph Heller
8. Darkness at Noon – Arthur Koestler
9. Sons and Lovers – D.H. Lawrence
10. The Grapes of Wrath – John Steinbeck

Kitabın Tarzı: DYSTOPIA

ÜTOPYA – Hayali bir ortamda insanlar için ideal bir yer yaratmak. Nefret, acı ve dünyadaki tüm kötülüklerin ortandan kaldırılması.


ÜTOPYA NEREDEN GELİYOR?




 Bu kelime ilk defa 1516 da Sir Thomas More’un romanı "Vtopiae Insvlae Figvra – Ütopya Adında Yeni Bir Ada" da kullanılmıştır. Köken olarak Yunanca, anlamı ise "İyi Yer" veya "Hiçbir Yer" dir.

 More’un amacı ideal toplumu veya yeri yazmaktan ziyade yarattığı hayal ürünü adanın olağandışı politik düşüncelerini dönemin düzensiz Avrupa politikalarını eleştirmek için sosyal bir zemin oluşturmuştur.

 Bu tarz toplumları anlatan yazılar Plato’nun "Republic" adlı eserine kadar uzanır.

[Republic; Socrates, çeşitli Yunanlı ve yabancıların Şehir-Devlet üzerine diyaloglardır. Örneğin: Adaletin anlamını konuşmak. Haklı birey daha mı mutludur haksız bireyden? Toplum filozof krallar tarafından yönetilse nasıl olur?]

DYSTOPIA – Bazen tanımlanan toplumlar en iyi toplumu tanımlar ama bazen ütopyalar mevcut toplumu hicvetmek için yaratılır.

Kitabın İsmi : Cesur Yeni Dünya ( Brave New World)

NİÇİN?




The Tempest (Fırtına)

O wonder (şaşırmak)!..
How many goodly (güzel) creatures (mahluk) are there here!
How beauteous (güzel) mankind (insanoğlu) is!
O brave new world !..
That has such people in’t!..


(Miranda’nın konuşması Act V, Scene I - William Shakespeare)
(Cesur Yeni Dünya – sf. 187 – 188)

 Miranda’nın 3 yaşından beri dış dünya ile bir teması olmadığından karşısında birden fazla erkek gördüğünde bu sözleri söyler.

 Vahşi John, Lenina’yı ilk gördüğünde birebir bu dizeleri söyler.

 "THE TEMPEST (Fırtına)" William Shakespeare:

Shakespeare (1564 – 1616), Elizabethan Döneminde yaşadı. Bu dönemde İngiltere sınırlarının dışına çıkmış ve başka kültürleri kolonize etmeye başlamıştı.

İngiltere’nin gücü farklı boyutları yükselmişti. Shakespeare bu oyununda Emperyalist İngiltere'nin bu yeni gücünü sorgular.

The Tempest, Shakespeare’in Amerikan oyunu olarakda kabul edilir. Neden? Çünkü İngiltere’nin başka ülkeleri kolonize etme hakkını sorgular aynen Amerika'ya giden kolonilerin, 200 yıl sonra Amerika’yı kolonize ettikleri gibi.

Shakespeare hayatı boyunca Kraliçeyi hoşnut etmek için oyunlar yazmıştır ancak bu son oyununda Kraliçenin ve ülkesinin değer yargılarını sorgular.

Milan Dükü Büyücü Prospero’nun hakları zorla kardeşi Antonio ve Napoli Krali Alonso tarafından gasp edilir. Prospero ve 3 yaşındaki kızı Miranda ile birlikte küçük bir kayığa bindirilip insanlıktan uzak 12 yıl bir adada yaşarlar.

Adaya geldiklerinde Prospero, Cezayirli bir büyücü olan Sycorax tarafından ağaca hapis olmuş Peri Ariel’i kurtarır. Oyun boyunca Prospero Ariel’e göstermiş olduğu iyiliği ona karşı şantaj olarak kullanır.

Prospero gelmeden Sycorax ölmüştür ve Prospero Sycorax’ın oğlu Caliban (sakat canavar) sahiplenir ve büyütür. Caliban Prospero’ya adada nasıl hayatta kalınacağını, Prospero & Miranda’da Calibana dini ve kendi dillerini öğretir. Caliban, Miranda’ya tecavüze kalkışır ve bu olaydan sonra Prospero’nun kölesi olur. Kötü koşullarda çalıştırılır.

Oyun bir adada geçer. Bu ada ve adada yaşayan yerel halk (Ariel ve Caliban) Prospero’nun kontrolü altındadır.
Prospero Peri Ariel aracılığıyla kardeşi Antonio gemisinin adanın yakınından geçeceğini öğrenir. Geminin içinde Napoli krali Alonso, Alonso’nun erkek kardesi Sebastian ve oğlu Ferdinand vardır. Prospero büyü yaparak Fırtına çıkarır ve gemileri karaya oturur.

Bundan sonra 3 olay olur:

1) Caliban mürettebattan bir kaç kişi ile Prospero’ya karşı ayaklanır ama ayaklanma bastırılır.
2) Miranda ve Ferdinand birbirlerine âşık olur.
3) Antonio ve Sebastian işbirliği yaparak Napoli kralı Alanso’ya suikast düzenler ama planlarını Ariel engeller.

Sonuç:
 Prospero, Alanso’yu bağışlar.
 Prospero, Antonio ve Sebastian’ı uyarır
 Prospero, Ariel ve Caliben özgür bırakır.
 Miranda ve Ferdinand evlenir.
 Prospero büyü gücünü bırakacağını ilan eder.
 Hepsi beraber ülkelerine geri dönerler.

Tüm seyircileri alkışlamaya davet eder Ada’dan azat edilmesi için!..



Kimlerden & Hangi Kitaplardan Etkilendi ?


H. G. Wells

Men Like Gods




Liberal gazetesinde çalışan depresif gazeteci Mr. Barnstaple ve birkaç arkadaşı yanlışlıkla paralel dünya Ütopya gönderilir.

Ütopya gelişmiş bir dünyadır. Sosyalist dünya devleti, ilerlemiş bilim, hastalıklar elimine edilmiş… Mr. Barnstaple ve arkadaşlarının kafası karışır.

Mr. Barnstaple sorar: "Sizin Hükümetiniz Nerede?"
Cevap : "Bizim Hükümetimiz Egitimimizde!.."

Mr. Barnstaple sorar: "Neden bahçıvan çalıştırmıyorsun da kendin çalısıyorsun?"
Cevap: "Çünkü yıllar önce işçi sınıfı yok oldu. Eğer gülü seviyorsan ona hizmet edebilmelisin."

Mr. Barnstaple'in zaman içinde fikirleri değişir, bu yeni dünyayı takdir eder.

Ancak bir süre sonra Ütopyalılar hastalanmaya başlar ve bağışıklık sistemleri zayıflar. Sebep olarak dünyalılar gösterilir ve çözüm Dünyalıların kendi Dünyasına göndererek sağlanır.

The Sleeper Awakes



 Graham 230 yıl uyur ve uyanışında tamamen değişmiş bir Londra’ya gözlerini açar.

 Bu arada dünyanın en zengin adamı olur. Neden? Uyurken adına beyaz konsey bankadaki parasını bileşik faizde çalıştırır. Banka parasını dünya politika ve ekonomisini yönlendirmek için kullanır.

 Uyanınca kültür şoku yaşar. Beyaz Konsey durumdan rahatsız olur çünkü Graham sorular sormaya başlamıştır. Graham göz- altında tutulur ve sonunda aslında Beyaz Konsey'in Graham adına dünya’yı yönettiğini öğrenir.

 Ostrog gibi konseye karşı ajanlarla tanışır ve onlarla birlikte Beyaz Konsey'e karşı ayaklanır. Beyaz Konsey yönetimden el çeker. Şimdide Graham adına Ostrog yönetmeye başlar. Graham’da bu arada yeni dünyayı keşfetmeye başlar.

 Ancak Ostrog da Beyaz konseyden farklı değildir. Hiçbirsey değişmemiştir. Sonuçta Graham işleri eline alır ve şimdide halk kendilerinden olan Ostrog karşı ayaklanır

Yevgeniy İvanoviç Zamyatin

WE







 George Orwell'e göre, Cesur Yeni Dünya, Yevgeni Zamyatin'in 1921 yazılan "We/Biz" romanından türetilmiştir. Huxley 1962 mektubunda Cesur Yeni Dünya’yı yazdığı yıllarda "We" romanı hakkında hiçbir bilgisi olmadığını yazar.

 26y.y. da baş kahramanımız D-503’ın tuttuğu detaylı günlüğü: matematikçi olarak çalışmaları, INTEGRAL uzay gemisinin inşa çalışmaları, Mephi (Mephistopheles – cehennemin 7 prenslerinden biri) direnişçileri ile yaşadıkları...

 D-503’ün yaşadığı ortam: bir devletin var olduğu tamamen camdan inşa edilmiş ve sürekli gizli polis tarafından denetlenen kentsel bir halk.

 İnsanların hayatı Maximum Üretgenlik ve Verimlilik üzerine kurulmuştur.

 İnsanlar aynı elbise giyer. İsim yerine erkelere tek sayı ve sessiz harf, kadınlara ise çift sayı ve sesli harf verilir.

 Hükümetin yaptırdığı kan testleri insanların seks hormon düzeylerini tespit eder ve bu sonuca göre hükümet bir sayının herhangi bir sayı ile hangi sıklıkta seks yapacağına karar verir.

 Herhangi bir birey pink kupon sistemi ile istediği bir numara ile seks talep edebilir.

 Adam olmaz ve suçlular, özel bir ışına tutularak su haline getirilirler yani idam edilirler. Yemekleri petrol bazlı bir içecektir.

 D-503 zamanın çoğunu kız arkadaşı O-90 ve Hükümet şairi R-13 ile geçirir. Rejimin koyu bir destekçisidir ve tek devletin keşfettiği mutluluğu yaymak için vasiyet niyetinde bir günlük tutmaya başlar. VE bu mutluluğu uzaylı medeniyetlere INTEGRAL ile ihraç etmeyi planlar.

 Başın acımasız bir diktatör olduğunu kabul eder ama başın dürüst ve ehil olduğunu ve bu acımasızlığın daha iyi için kullanıldığını düşünür.

 Gizemli ve cinsel açıdan çekici I-330 ile tanışır ve kayıtsızlıktan kurtulur. I-330 Mephi adında bir direniş grubundadır. D-503’ın I-330 tutku ile bağlanması hayatını zehir eder. I-330’a olan yıkıcı tutkusu, tek devlete olan sadakatini yener.

 Sonunda D-503 yakalanır ve X-ray ile hayal gücü alınır öyle ki I-330’un idamını sakin bir şekilde izler. Bu sırada direnişçiler güç toplar, sosyal isyanlar başlar...

 Hikâye güvensizlikle biter çünkü roman tekrarlanan bir tuzaktır oda aslında hiçbir devrim olmamasıdır.


Kitabın Fonu:


1) Billingham, İngiltere’de yeni açılan ve ileri seviyede teknolojik açıdan gelişmiş Brunner & Mond tesislerini gezer. Bu tesis Imperial Chemical Industries bağlıdır. Dünyanın en büyük kimyasal üreticisidir. Şu anda AkzoNobel'e bağlıdır. Tesisin işleyiş yönteminden etkilenir.

ÖNEMLI NOT: Kitabın başında karakterlerden önce Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nin detaylı işleyişi hakkında bilgi verilir.

2) Roman her nekadar gelecekte geçse de 20y.y. yani güncel öğeler içerir.

-- Seri Üretim, gelişmiş ülkelerde araba, radyo ve telefon gibi endüstriyel ürünleri ucuz ve erişilebilinir hale getirmiştir.

-- 1917 Rus Devrimi

-- 1914 – 1918 I. Dünya Savaşı

ÖNEMLI NOT: Kitaptaki karakter isimleri dönemin önemli şahıslarıdır. Bu karakterleri kullanmasının sebebi; çoğunluğun fikirlerini ifade etmek yani hızlı gelişen dünyada bireyselliğin kayboluşudur...

Benito Hoover: Benito Mussolini ( İtalyan diktatör) & Herbert Hoover (USA Başkanı)

Herbert Bakunin: Herbert Spencer ( İngliliz filozof ve Sosyal Darwinci) & Mikahil Bakunin ( Rus filozof ve anarşist )

Darwin Bonaparte: Napoleon Bonaparte (Fransız imparatorluğunun lideri) & Charles Darwin (Türlerin Kökeni yazarı)

Polly Trotsy: Leon Trotsky (Rus devrim lideri)

Prime Mellon: Miguel Primo de Rivera (1923-1930 İspanya Başbakan ve diktatörü) & Andrew Mellon (Amerikan Bankacı)

Sarojini Engels: Friedrich Engels (Karl Marx’la birlikte Komünist Manifesto yazarı) & Sarojini Naidu (Özgürlük savaşçısı Hintli politikacı)

Morgana Rothschild: J P Morgan (Çok zengin bir işadamı ve bankacı) & Rothchild Ailesi (Avrupa’da banka operasyonları ile meşhur).

Fifi Bradlaugh: Charles Bradlaugh (İngiliz politik eylemci ve ateist).

Joanna Diesel: Rudolf Diesel (Disel motoru icat eden Alman bilimci)

Clara Deterding: Henri Deterding (Hollanda Kraliyet Petrol Şirketinin kurucularından)

Tom Kawaguchi: Ekai Kawaguchi (Japon budist rahip ve ilk Tibet & Nepal giden Japon)

Jean-Jacques Habibullah: Jean-Jacques Rousseau (Fransız politik filozof) & Habibullah Khan (Afganistan’ın Emiri, ülkesini modernizasyona, Batı tıbbına ulaştırmış ve ülkesinde ilerici değişimler yapmıştır)

Miss Keate: John Keate (19y.y. okul müdürü, okulda disiplini çok sert önlemlerle sağladı. Örneğin: kamçı veya sopa ile öğrencilerin dövülmesi. Halkın önünde bir günde 80 öğrenciyi kamçılamasıyla bilinir.

Arch-Community Songster (Catenbury Büyük Cemaat İlahievi Baş Şarkıcısı) : Archbishop of Cantenbury (1930 kilisenin limitli olarak doğum kontrol yöntemlerinin kullanılmasın onay vermiştir)

3) Amerika'ya seyahatlerinde gördükleriyle dehşete düşmüştür:

-- gençlik
-- ticari reklamlar
-- rastgele cinsel ilişki

Döneminde Avrupalılar, Amerikanlaşmaktan korkuyordu. Kendisinin Amerika’yı görmesi, fikirlerini okuması ve deneyimleri kitabı için önemli bir zemin hazırladı.

a.) Konuşan Sinemalar ( Talkie Motion Pictures): Cesur Yeni Dünya’da bu Duygusal Film ve kokulu Org dönüşüyor (feelies).

b.) Hormonly Sakız (Sex-Hormone Chewing Gum) : Sakız Amerika’nın sembolü idi.

c.) Henry Ford: Gemi ile Amerika’ya giderken Henry Ford’u anlatan bir kitap keşfeder.



Kitabın Zaman Çizgisi:

F.S. (A.F.) 632: Ford Sonrası (After Ford) 632 yıl.
















Ford, Motor Company kurucusu ve seri üretimde kullanılan montaj hattının babası olarak kabuledilir.




Üretken bir mucittir. Amerika’da 161 tane patenti vardır.

Piyasalara 1908 yılında Model T arabasını çıkararak ulaşım ve Amerikan Sanayisi’nde devrim yapmıştır. Başta fiyatı $825 olan Model T 4 yıl sonra $575 kadar düşürülmüştür

FORDİSM diye bir kavram vardır. O da montaj hattını kullanarak seri üretim yöntemi ile yüksek miktarlarda ucuz araba üretmektir.

Çalışanlarına yüksek ücret öderdi. Muhasebecilere inanmazdı ve
şirket kendi yönetimi altında iken bir defa audit yapılmamıştır. Maliyeti düşürme çabaları teknik ve ticari yeniliklere yol açmıştır. En önemlisi Kuzey Amerika'da her eyalete Franchise sistemi yani bayilik sisteminin kurulması gibi.

SONUÇ: Orta sınıf çalışan bir Amerika’lı için kullanımı basit, güvenilir ve bütçesine uygun bir araba. Model T ve Seri Üretim Amerika’da çok büyük bir devrim yaptı ve şu anda yaşadığımız dünyayı da biçimlendirdi.

Gregoryen – Miladi Takvim: Papa XIII Gregory tarafından yaptırılmıştır. Miladı tarih başlangıcı ve Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüş süreci olan 365 gün 6 saatlik zamanı 1 yıl olarak kabul eder. Milad İsa’nın doğduğu gün olarak kabul edilir yani sıfır noktası. Bu tarihten önceki tarihlere Milattan Önce (M.Ö) ve bu tarihten sonraki tarihlere Milattan Sonra (M.S.) olarak tanımlanır.

BİLGİ: A.D. (Anno Domini( In the year of (the/Our) Lord)– M.S.) ve B.C. (Before Christ – M.Ö)

Kitap Hangi Tarihte geçiyor? F.S. 632 , Ford’un Model T’yi piyasaya sürdükten 632 sonra .

Kısaca: 1908 + 632 = M.S. (A.D.) 2540


Kısaca Kitabın Konusu:


Kurgusal gelecekte, özgür irade ve bireysellik feda edilir.

NİÇİN?
Sosyal Denge İçin

Huxley bu kitapta, hiciv hüneri ile bilim büyülenmesini birleştirerek bir anti ütopya (dystopian) yaratır. İçinde yaşayan toplum totaliter bir hükümet tarafından teknoloji ve bilim ile üretilir & yönetilir.


Toplumdaki bireyler Fordist seri hattı gibi üretilir ve sınıflara ayrılır.

BİLİM, TEKNOLOJİ & POLİTİKA

Bu 3 halka bireyselliğin azalmasına sebep olur!..

Cesur Yeni Dünya'nın basımından 1 yıl sonra Hitler başa geçer.

6 yıl sonra 2. Dünya Savaşı başlar. Totaliter devletin tehlikesi ve trajik sonuçları yaşanır.

13 yıl sonra Atom Bombası atılır bu da soğuk savaşı tetikler. Modern dünyada silahların yarışı başlar ve bu da TEKNOLOJİNİN altını çizmiştir.

Huxley’in kitabı sanki geleceğin kehaneti gibidir. Cesur Yeni Dünya’da bunları tahmin etmiş ve öyle bir ütopya yaratmıştır ki aslında yaşananlar bir ütopyadan çok bir anti ütopyadır.

Kitabın Temaları:

A) Teknoloji kullanarak bir toplumu kontrol altına almak:

CYD, bir uyarı niteliğindedir. Bir hükümete güçlü bir teknolojinin kontrolünü verilmesinin ne kadar tehlikeli olduğunu göstermeye çalışmıştır.

1. Üremenin teknolojik ve tıbbi yöntemlerle kontrol altına alınması:
 Bokanovski İşlemi
 Hipnopedya
2. Duyusal Filmler (Feelies)
3. Soma

Hükümet her ne kadar bilim ve gelişim konuşsa da aslında daha çok bilim keşfi ve deney demek istemiyor. Yanlıca mevcut kullanılan teknoloji daha nasıl verimli hale getirilir ki bireyler daha KUSURSUZ, MUTLU & YÜZEYSEL olsun!..

Hükümet Bilim’e limit koyuyor.

NEDEN?
ÇÜNKÜ Bilim gerçeği bulmaktır. Bu da hükümetin kontrolüne darbe demektir.


B) Tüketim Toplumu:

Bireyin mutluluğu ihtiyaçlarını tatmin etmesi olarak değerlendirilir. Bir toplumun başarısı ekonomik büyüme olarak kabul görür. Aslında Huxley yaşadığı toplumu da taşlar.

C) Mutluluk & Gerçek Uyuşmazlığı:

 CYD da karakterlerin çoğu durumlarının gerçekliğini görmemek için kaçar. Soma buna bir örnek. Soma gerçeklere bir bulut çekiyor ve mutlu halüsinasyon görüyorlar. SOMA SOSYAL İSTİKRAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAÇTIR.

 John bunu kendi yolu ile denemeye çalışır. O YOL NEDİR? Shakespear’in Dünyası’dır. Örneğin: Lenina’yı ilk olarak Juliet gibi görmek ister ama sonra hüsrana uğrar ve ona "küstah bir fahişe" der.

 Mond, mutluluğa öncelik veriyor ama burada gerçeği feda ediyor. İnsanların mutlulukla daha iyi olacağına inanıyor.

MOND GÖRE:

Mutluluk: Tüm bireylerin anında tatmini. Ne için? Yemek, seks, esrar, güzel elbiseler ve diğer tüketim elemanları...

Gerçeklik/Hakikat: Mond’un John ile konuşmalarından anlaşılan Mond 2 çeşit gerçeği ELİMİNE etmek ister:

1. Bilimsel ve Deneysel gerçeğe hiçbir vatandaşın ulaşamaması. Sürekli kontrol ediyor ve sakıncalı buluşları örtmesi.
2. "İnsani" gerçeklerin yok edilmesi: Aşk, arkadaşlık, kişisel ilişkiler...

BU 2 GERÇEK ÇOK FARLIDIR.

1) Objective Gerçek: Bir gerçeğin veya olayın kesin sonucu.
2) İnsancıl Gerçek: Bu yalnızca keşfedilir tanımlanamaz.

AMA BU 2 GERÇEKTE BİR ŞEY ORTAKTIR:

TUTKU / IHTIRAS

 Mond'un gençken yeni keşiflerle kendinden geçmesi
 John’un Shakespeare dilinde ve duygu yoğunluğunda kaybolması gibi.

Gerçeği bulmak bireylerde gayret gerektiriyor ve bu da yanında terslikler getiriyor. Gerçeği bulmak bireysel bir istek veya emeldir ve bununla toplum birleşmez!..

Tam Yetki Devletin Tehlikeleri: Devlet kendi gücünü ve istikrarını sağlamak için bireylerin davranış ve faaliyetlerini kontrol ediyor.

 George Orwell’ın 1984 ünde devlet gözetimi gizli polis ve işkence ile sağlanıyor.
 CYD ise teknolojik müdahale ile doğumdan ölüme kadar.
 1984 de gücü kaba kuvvet ve korkutma ile
 CYD ise gerçek dışı bir mutluluk sağlayarak insanlar özgür olup olmadıklarını bile umursamıyor.

1984 & CYD Hükümet Kontrolünün Sonuçu

İtibarın kayboluşu
Ahlakın yok oluşu
Değer Yargılarının yok oluşu
Duyguların yok oluşu

KISACA İNSANLIĞIN YOK OLUŞU!...............


Kitabın Motifleri:

A) Pneumatic (İçi hava dolu) :

1) Lenina’nın vücudu: Henry Foster ve Benito Hoover Lenina ile seks yapmanın açıklamasını bu kelime ile yapıyor. Lenina’nın kendisi de sevgililerinin onu içi hava dolu bulduğunu söyleyip bacaklarına vurur. Balon gibi bir vücut özellikle sinesi/göğsü

2) Sandalye: Duyusal Film ve Mond ofisindeki sandalyeler.

Bu kelime ile fiziksel bir özelliği tanımlamak bir kadını mobilyaya benzetmektir. Aslında Lenina’nın cinselliği bir emtea yani mala benzetiliyor.


B) "Ford Aşkına (My Ford):

Normal hayatta Aman Allahım (Oh my Lord) yerine Aman Fordum gibi terimlerin kullanılması

Ford = İsa

Bu dinsel söylem bir alışkanlıktır. Bu dinsel söylem saygı göstermek için teknoloji ile yer değiştirmiştir.

C) Yabancılaşma (Dışlanma):

Dünya devletinde uygun görülen davranışların ve görüntünün dışına çıkıldığında karakterler dışlanıyor.

Neden Uygunsuz Kabul ediliyorlar?

 Bernard Marx: Pozisyonu Alfa artı için Küçük ve Güçsüz
 Helmholtz Watson: Alfa artı rolü için çok akıllı
 John: Kızılderiler diğer dünyadan geldiği için kabul etmiyor. Johh'da CYD’nın bir parçası olmak istemiyor.


D) Seks:

Kitabın her yerinde bolca bulunuyor. Nüfus sıkı kurallarla kontrol altına alınıyor.

 Kadınların üreme hakkı yok. Kadınların 2/3 kısırlaştırılıyor geri kalanı doğum kontrolü yöntemi ile korunuyor. Hayata yeni bir insan gelmesi gerektiğinde ise kadınların yumurtalıkları alınıyor.
 Sosyal ödül olarak kullanılıyor. Gelişi güzel seks ve birbirine bağlanmama destekleniyor.

İki toplum arasındaki FARK:

John, Lenina olan ŞEHVETLİ AŞKINDAN acı çekiyor Lenina ise SEKS ŞEHVETİNDEN acı çekiyor.

E) Shakespeare:

CYD da, Ford öncesi dünyada mevcut olan duygusal yoğunluk , trajedi yok ediliyor. Shakespeare ise John’un anladığı ve kendini ifade edebildiği bir dünya. Burada sert bir zıtlık ortaya çıkıyor.

Kitabın Sembolü:

Soma:

Toplumu kontrol altına almak için kullanılan teknolojik bilimin aracı. Toplum üzerinde dinsel ayin niteliğinde...


CEMAAT, ÖZDEŞLİK & İSTİKRAR İÇİN HANGİ YÖNTEMLER KULLANILIYOR?


1) Bokanovski Yöntemi (İnsan Kolonlama):

Bir yumurtanın 8 – 96 tomurcuklanarak çoğalması. Her tomurcuk 1 embriyo ve her 1 embriyo ise bir yetişkin demek. Önceden 1 insan yetiştirirken şimdi 96 insan yetiştirmek hedefleniyor.

Yalnızca Gamma, Delta ve Epsilonlar bu yöntemden geçer. Çünkü bu yöntem embriyoyu zayıflatıyor. Alfa ve Betalar bu yönteme tabi tutulmazlar. Bu yöntem istikrarın sağlanması için en önemli araçlardan biridir. Tek tip gruplarda standard erkek ve kadınlar. 96 tek tip makinede çalışan 96 tek yumurta ikizi.

2) Podsnap’s Tekniği (Hızlı Olgunlaşma):

1 yumurtanın olgunlaşmasını hızlandırmak. 2 yıl boyunca bir yumurta ve spermden binlerce kardeş bireyler üretmek.

3) Sosyal Belirleme Odası (Doğum Öncesi Şartlandırılma):

Niteliklerin bireylere dağıtılması. Yazgıları belirlenip şartlanmış olarak gözlerini açıyor. Hangi kastta iseler ona göre şartlandırılıyorlar. Örneğin: Kimya çalışanları toksik maddelere karşı direnci artırılıyor veya tropik hava şartlarında çalışacak olan işçilerin ısıya dayanıklı şartlandırılması gibi. Yapmak zorunda olduğu şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur.

İNSANLARA KAÇINILMAZ TOPLUMSAL YAZGILARINI SEVDİRMEK!..

 Bu 3 teknik bireylerin genetik, fiziki ve psikolojik olarak kaçınılmaz sosyal kaderlerini hazırlıyor. Kast sistemindeki istikrar, köleliklerini sevip kabullenmelerinden geçiyor

 Seri üretim (Fordism) prensibi sonunda biyolojiye de uygulanır.

4) Neo-Pavlov Şartlandırma Odaları:

Kastlara neyi sevdirmek veya sevdirmemek isteniyorsa uygulanan yöntem. Örneğin: Delta bebeklerine Kitap & Çiçek veriliyor sonrasında çok yüksek zil sesleri ve elektrik şoku. Birkaç defadan sonra bebekler kitap ve çiçek gördüklerinde otomatik olarak kaçıyor.

5) Hipnopedya:

Uykuda öğrenme yöntemi entelektüel bilgilendirme için değil ama ahlaki değer yargılarının oluşumu için kullanılır. Örneğin. Bir Beta ya sürekli uykusunda Beta olmanın gururu ve mutluluğu, Gama, Delta & Epsilonlardan daha akıllı oldukları, Betaların Alfalar kadar çok çalışması gerekmediği….

6) Malthusin Kemeri:

Thomas Robert Malthus (1766-1834) İngiliz nüfus bilimci, ekonomik ve politik teorisyendir. Nüfus artışının yoksulluğa ve ölümlere yol açacağını savunmuştur. Teorisi yiyeceklerin aritmetik arttığı (1,2,3,4…) ama nüfusun ise geometrik arttığı ( 2, 4, 8, 32…..)

7) Seks

8) Soma

9) Günü Yaşamak:

Tarih öğretilmiyor ve "Tarih saçmalıktır" der Mond ( History is bunk -Henry Ford’un sözü-). Eğitimleri tarihi gereksiz ve yalnızca günün yaşanması gerektiği kısaca alternatif yaşamları hayal edemiyorlar.

10) Fordson Cemaat İlahi Evinde Dayanışma Günleri:

12 bireyin tek vücut olmaya, bir araya gelmeye, kaynaşıp 12 ayrı kimliği daha yüce bir varlıkta yitirmeye…

Benliğimin silinişine içiyorum.
Yüce varlığa içiyorum.
Yüce varlığın gelmek üzere oluşuna içiyorum.


Kitapta Shakespeare:

1.)


Nay, but to live
In the rank sweat of an enseamed bed,
Stew'd in corruption, honeying and making love
Over the nasty sty …
(Hamlet)


Hayır, fakat yaşamak
Dağınık bir yatağın ekşimiş ter kokusunda,
Çürüme, dalkavukluk ve sevişmeyle ağır ağır pişerek
Leş kokan domuz ahırının üst katında...
(CYD syf. 178)

Hamlet burada annesinin yeni kocası olan amcasıyla sevişmesinden duyduğu tiksintiyi dile getiriyor.

John gelişi güzel sekse şartlandırılmayan bir kişi olarak doğru zamanı bekliyor. Sevişeceği kişiyi umursamak istiyor. Gelişi güzel seksin problem olduğunu ve annesinin köyde gelişi güzel erkeklerle yatması köyden dışlanmalarına sebep olmuştur.

2.)

When he is drunk asleep, or in his rage
Or in the incestuous pleasure of his bed …
(Hamlet)


Sarhoş sızmışken, ya da öfkeli
Veya yatağında ensestten keyifli……
(CYD, sfy. 180)

Hamlet Claudius(amcası) kızgındır ve onu nasıl öldüreceğini söylemektedir.

Annesi ile yatan Pope’u uykudayken bıçaklama esnasında bu dizeleri söyler. Bu alıntı bir sav olarak davranışına kılavuz oluyor.


3.)


O wonder!
How many goodly creatures are there here!
How beauteous mankind is
O brave new world
(The Tempest)


Mucize
Ne kadar çok iyi yürekli varlık var burada!
Ne kadar güzel insanoğlu!
Hey cesur yeni dünya
(CYD, sfy. 187-188)

4.)

"Her eyes, her hair, her cheek, her gait, her voice;
Handlest in thy discourse O! that her hand,
In whose comparison all whites are ink
Writing their own reproach; to whose soft seizure
The cygnet's down is harsh …"
(Troilus & Cressida)



Onun gözleri, saçları, yanağı, yürüyüşü, sesi:
Sözlerinle can bulur, Ah! Güzel elleri,
Tüm beyaz mürekkeptir yanında
Yazarlar kendi utançlarını: yumuşak dokunuşuna kıyasla
Yavru kuğunun tüyü sert kalırı…
(CYD, syf. 193)

Troilus bu dizelerle Cressida’ya olan duygularını tabir ediyor. Cressida’ya deli gibi âşıktır ve odada olmamasına rağmen iltifat üstüne iltifat ediyor.

Rezervasyondan dönmeden önce Lenina uyurken Jonh bu dizeleri kullanarak Lenina’yı tarif eder. John’da Lenina’ya âşıktır.

5.)

"On the white wonder of dear Juliet's hand, may seize
And steal immortal blessing from her lips,
Who, even in pure and vestal modesty,
Still blush, as thinking their own kisses sin."
(Romeo & Juliet)


Konabilir sevgili Juliet’in mucizevî beyaz eline
Ölümsüz saadeti çalabilirler dudaklarından,
O dudaklar ki saf ve bakir iffetlerinde bile
Kızarırlar hala, kendi öpüşlerini günah sayar gibi.
(CYD, syf.193)


John burada Lenina'yı uyurken gördüğünde büyülenir. Aynen Romeo’nun Juliet ile tanıştığında büyülendiği gibi.

John burada aşkı saf ve kutsal kabul ediyor. Kafasına giren şehvetli düşüncelerden utanıyor.


6.)

Eternity was in our eyes and lips.
(Antony & Cleopatra)


Dudaklarımız ve gözlerimizdeydi sonsuzluk
(CYD, syf. 205)


Linda’nın soma tatili ömrünü kısaltır. Soma zamanın birkaç yılını yitirilmesine neden oluyor ama zamandan bağımsız tanıdığı ölçülemez süreler veriyor yani İnsanların uyuşturucu alıp sonsuzluğa uçması.


7.)

“Oh! She doth teach the torches to burn bright.
It seems she hangs upon the cheek of night,
Like a rich jewel in an Ethiop’s ear;
Beauty too rich for use, for earth too dear…”
(Romeo & Juliet)



Ah, o sevgili ki meşalelere ışıldayarak yanmayı öğretir!
Bir Etyopyalı’nın kulağındaki şık küpe misali
Asılı durur yanağına gecenin: öyle bir güzellik ki,
Kıyamazsın dokunmaya, yeryüzünde yok eşi….
(CYD, syf. 234)

Romeo, Juliet’i gördüğünde nasıl mükemmel ve güzel olduğunu söyler.

John da burada yine Lenina ve onun güzelliğini tasvir etmek için bu dizeleri kulanır.

8.)


“Let the bird of loudest lay
On the sole Arabian tree,
Herald sad and trumpet be…”
(The Phoenix and The Turtle)


Uzansın tek Arap ağacına,
Kuşların en çığırtkanı,
Müjdelesin kötü haberi trompet olsun…
(CYD, syf. 240)

Burada iki mükemmel sevgilinin doğuşu ve ölümü anlatılıyor.

John burada Helmholtz’u rahatlatmak için bu şiiri okur. Helmholtz öğrencilerine yalnızlık ve tutkunun eksikliği hakkındadır bu şiiri(syf. 237-238) okuduktan sonra şikayet edilir. John burada her mücadelenin bedeli vardır demek istiyor.



9.)


Is there no pity sitting in the clouds,
That sees into the bottom of my grief?
O sweet my mother, cast me not away:
Delay this marriage for a month, a week;
Or, if you do not, make the bridal bed
In that dim monument where Tybalt lies …"
(Romeo & Juliet)



Hiç mi acıma yok bulutlarda,
Izdırabımın derinliğini anlayacak?
Ah, canım annem, verme beni ellere!
Bir ay ertele bu evliliği, bir hafta:
Veya ertelemezsen, gelinlik yatağımı
O loş kabre kur Tybalt’un yattığı….
(CYD, syf. 241 – 242)


Lady Capulet, Juliet’i Paris ile evlenmesi için zorlar ve bu dizeler Juliet’in haykırmasıdır.

Juliet’in üzüntüsünü hissedeceğine Helmholtz güler bu da John’un sinirlenmesine sebep olur. Çünkü John kendini Romeo ve Lenina’yı Juliet’in yerine koyar ve aşklarının hiçbir zaman Kendi hayal dünyasında gerçekleşmeyeceğine inanır.


10.)

The murkiest den, the most opportune place" ,
the strongest suggestion our worser genius can,
shall never melt mine honour into lust.
Never, never!" .
(The Tempest)


Mağaraların en karanlığı, mekânların en elverişlisi,
En kötü dâhilerimizin dil dökmesi dahi,
Şehvete dönüştüremez şerefimi. Asla, asla!..
(CYD, syf. 251)

The Tempest’de Prospero, Ferdinand’ı kızı Miranda evlendikten sonra seks yapmasına ikna etmeye çalışması. Ferdinand kabul eder.
John’da, ilişkide beklemenin daha iyi olacağını Lenina’ya kabul ettirmeye çalışır.

11.)


O thou weed, who are so lovely fair and smell'st
so sweet that the sense aches at thee.
Was this most goodly book made to write 'whore' upon?
Heaven stops the nose at it …"
(Othello)


Ah yabani ot, öyle mükemmelsin,
Kokun öyle güzel ki, Duyularım can atar kavuşmaya.
Bu güzelim kitap, üzerine, orusupu, yazılsın diye mi yaratıldı?
Tanrı durur bu kelimede, okumaz….
(CYD, syf. 255 – 256)

Othello karısını burada orospu olarak adlandırır. Her ne kadar sevse de ondan nefret eder.

John’da Lenina'nın orospu olduğunu düşünür. Lenina’nın bakire olmasını ister.

12.)


Sometimes a thousand twangling instruments will hum
About my ears and sometimes voices.
(The Tempest)


Bazen bin tane telli çalgı mırıldanır kulaklarıma,
Bazen de insan sesleri.
(CYN, syf. 282)

Mond sorar : "Uygarlıktan hiç mi hoşlanmadınız?" John:" bazı güzel yanları var mesela bütün o müzikler." Mond Shakespeare’in bu dizelerini söyler.


Kitapta Hangi Değerler Kurban Edilir?

1) Duygular
2) Tutku
3) Bağlılık
4) İnsani ilişkiler
5) Eşitlik
6) Gerçek
7) Sanat
8) Deneyimler


Kitap da Karakterler:

JOHN:

Thomas (Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi Direktörü) ve Linda’nın oğlu.

Kitabın başında Bernard ana karakter gibi gözükse de rezervasyon dönüşünden sonra arka plana atılır ve John ana karakter olur.

Dünya Devletinin dışında New Mexico’da Vahşi Rezervasyonunda büyümüştür. Bu ilkel toplumdan da dışlanmış ve aynı şekilde Dünya Devletine de ayak uyduramamıştır. İki toplum tarafından ret edilir, "Ultimate Outsider" dır.

Dünya görüşü ve bilgisi Shakespeare’in oyunlarına dayalıdır. Değerlerini 900 yıllık yazar William Shakespeare'den alır.

Bu kitabın önemi nedir?

-- Kendi karışık duygu ve reaksiyonlarını bu kitap ile dile
getirir.
-- Dünya Devletinin değerlerini kritize etmek için Shakespeare’in kitabı bir iskelet oluşturur.
-- Mustapha Mond ile yüzleşmesinde onun gibi müthiş bir konuşmacı karşısında durmasına yardımcı olur.

Shakespeare, insan ve insancıl değerleri barındırıyor ki bu epey bir zaman önce Dünya Devleti tarafından terk edilmiştir.

John’un Dünya Devletindeki sığ mutluluğu reddetmesi, Lenina ile aşkını uzlaşamaması ve ona karşı şehveti ve sonucundaki intiharı aslında Shakespeare temalarını yansıtır.

Othelo (intihar eder) & Desdemona (öldürülür)
Romeo (intihar eder) & Juliet (intihar eder)
Hamlet (öldürülür) & Ophelia (boğulur)

John’un başta kullandığı "Cesur Yeni Dünya" Dünya Devletini tanıdıkça ironik ve pesimist hale gelir. John’un kendi değerleri ile Dünya Devletinin gerçeklerinin çatışmasının sonuçu delirmesine ve intihara sebep oluyor.


BERNARD MARX:

Alpha artı erkeği ancak fiziksel özelliklerinden dolayı dışlanır.

Psikiyatrist ve hipnopedya da ihtisaslaşmıştır.

Seks, spor ve toplum olaylarına karşı düşünceleri unorthodox kabul edilir.

Kendine olan güvensizliği Dünya Devletine memnuniyetsizlik olarak geri döner. Memnuniyetsizliği aslında kendi ortamına ayak uyduramayışıdır. Hoşnutsuzluğu sistematik veya felsefi yönden değildir .

Bu karakteri tanımamız biraz ironiktir. Neden? Direktör öğrencilere aşk ile ilgili tüm hayal kırıklıkları, bastırılmış duygular… kısaca insancıl duyguların elimine edildiğini anlatırken birden Bernard’ın özel düşüncelerine gidilir ve kıskançlığı ve rakiplerine karşı kızgınlığı…. Kısaca insancıl duygularını görürüz.

Bernard romanda kahraman değildir hatta roman ilerledikçe daha da düşer ama yine de okuyucuya ilginç gelir çünkü insandır. Elde edemeyeceği şeyleri ister.

Vahşi Rezervasyona gitmeden önce yalnızdır, kendine güveni yoktur ve tecrit edilmiştir. John ile birlikte popülaritesi artar ve Dünya Devletinin eleştirdiği tüm yanlarından yararlanmaya başlar. Gelişi güzel seks gibi.

Ne zamanki John, Bernard’ın oyuncağı olmadığını ve onun istediklerini yapmayacağını söyler, işte o zaman Bernard tekrar düşüşe yani eski haline geri döner.

İsmi:

Bernard Marx : 19y.y. Alman yazar. Kitabı "Das Capital" , kapitalist bir toplumu kritize eden tarihi bir başyapıttır. Fikirleri komünizm temelini atmıştır.

George Bernard Shaw: İrlandalı oyun yazarı. Pygmalion (My Fair Lady) romanı için 25 yaşında Nobel ödülü, 38 yaşında da Oscar almıştır. Her 2 ödülü de almış tek insandır. Sosyalizm & Kadın haklarının savunucusudur. Genelde sosyal problemler, eğitim, din, hükümet, sağlık sistemi gibi konularda yazmıştır.

MUSTAPHA MOND:

Alpha çift artı dır.

Dünya’yı kontrol eden 10 denetçiden biridir. Batı Avrupa'nın başındadır.

Bir zamanlar hırslı genç bir bilim adamıymış. Kanuna aykırı ve tutkulu araştırma yaparmış. Ne zaman keşif edilir kendisine iki seçenek sunulur: ya sürgün ya da dünya denetçisi olarak eğitilecek.

Bilimi kendi isteği ile bırakır ve şimdi bilimsel buluşları sansürler ve farklı düşünenleri sürgüne yollar.

Dünya Devletini savunan en güçlü ve akıllı kimsedir. Romanın başında sesi Dünya Devletinin tarihini ve felsefesini açıklar. John ile olan münakaşasında ise Dünya Devleti ve Shakespeare toplumu arasındaki temel farklılıkları ortaya koyar.

Çelişkili bir karakterdir. Neden?

Çünkü Shakespeare ve İncil gibi yasaklanmış birçok kitabı vardır. Eskiden bir bilim adamıdır ama şimdi bu fikirleri sansürler ve totaliter bir devleti kontrol eder.

Ona göre insanlığın esas hedefi istikrar ve mutluluktur.

İnsan ilişkileri, duygular, kendini ifade etmek gibi kavramlara karşıdır.

İsmi:

Mustafa Kemal Atatürk: 1. Dünya Savaşından sonra Laik Cumhuriyetin kurucusu .

Sir Alfred Mond: Sanayici ve Kraliyet Kimyasal Endüstrisinin kurucusu. Sonra Siyonist hareketine katılmıştır (Filistin’de İsrail kurmak)


HELMHOLTS WATSON:

Duygu Mühendisliği Üniversitesinde yazı bölümünde hocadır ve Alpha artı dır.

Kastının en mükemmel örneği ama o işinin boş ve anlamsız olduğunu düşünür ve yazma yeteneğini daha anlamlı şeyler için kullanmak ister.

Bernard ile arkadaştır çünkü ortak noktaları Dünya Devletinden ikisi de hoşnut değildir.

Helmholts’un eleştirileri Bernard’dan daha felsefi ve entelektüeldir. Aslında Bernard önemsiz şikâyetler yapmaktadır.

Bernard için Helmholts olamadığı her şeydir: Kuvvetli, akıllı ve çekici...

Bernard verilen sosyal statü için yeterli değildir ve Helmholts ise tam tersi haddinden fazla yeterlidir ve bundan dolayı da dışlanır ve kendini yalnız hisseder.

Jonh ile iyi arkadaştır. Ama ikisi arasında çok büyük bir fark vardır. Helmholts Shaskepear’in şiirlerini anlar ama ne zaman anne, evlilik, baba kelimelerini duyar, bunları kaba bulur ve saçmalık olarak kabul eder, hatta güler. John ile konuşmalarından çıkan Helmholts gibi akıllı biri bile yetiştiği çevre tarafından etkilenir.

İsmi:

Herman Von Helmholts: Alman fizikci ve hekim.

John B. Watson: Amerikan davranış bilimci.




LENİNA CROWNE:

Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezinde aşılama görevlisi bir Beta artı.

Major ve minor karakter için arzulanan bir obje.

Bazen davranışları alışılmışın dışında olduğu için ilginç bir karakterdir. Örneğin 4 ay aynı adamla (Henry Foster) çıkması veya Bernard gibi topluma uymayan birinden hoşlanması veya John’a karşı ihtirası gibi.

Ama eninde sonunda değerleri Dünya Devletinin geleneksel değerlerleridir.

İsmi:

Vladimir llyich Lenin: Komünist devrimci ve Bolşevik Partinin lideri

FANNY CROWNE:

Merkezde Embriyo bölümünde çalışan bir Beta ve Lenina'nın arkadaşı.

Lenina ile akraba değildir. Dünya Devletinde aynı soyadı olağandır. Çünkü yalnızca 10.000 soyadı kullanılır.

Fanny’nin sesi kendi kast ve toplumdaki geleneklere uygundur.

Lenina’yı sürekli uyarır (sağduyusu gibi )

İsmi:

Fanny Kaplan: Rus politik devrimci. Lenin’e başarısız bir suikast girişimi olmuştur. Fanny ile Lenina ‘nın arkadaşlığı ironiktir.

HENRY FOSTER:

Merkezde bilim adamıdır. Geleneksel bir Alpha erkeğidir. Lenina’nın sevgililerinden biridir.

İdeal bir vatandaştır: İşinde verimli ve akıllı. Boş zamanlarını spor ve seks ile doldurur.

Önemli bir karakter değildir ama merkezin nasıl çalıştığının açıklamasında yardımcı olur.


THOMAS ‘ TOMAKİN’ :

Merkezin Alpha direktörü ve John’un babası.

Bilmiş ve kendi öneminin etkisi altındadır.

John oğludur ve bu onu savunmasız bırakır. İşini bırakmak zorunda kalır çünkü Dünya Devletinde bir çocuğun babası olmak skandal ve müstehcen bir davranıştır.

LİNDA:

Jonh’un annesi Beta eksi.

Vahşi Bölgeye, Tomakin ile ziyaretinde kaybolur ve orada bırakılır. Tomakin’den olan oğlu John’u orada doğurur ve bebek ile Dünya Devletine dönmeye utanır.

18 yıldan beri Vahşi Bölge'de yaşamaktadır.

Dünya Devletindeki şartlandırılmasından dolayı köy erkekleri ile gelişi güzel ilişkiye girer ve bundan dolayı dışlanır.

Dünya Devletine geldiğinde de dışlanır: çünkü şişmandır ve yaşlanmıştır.

POPE:

New Mexıco’daki Malpais’in yerlisi.

Linda’nın sevgili ve Linda’ya ‘ The Complete Works of Shakespeare’ verir.

Linda ile ilişkiye girerek Linda'nın köyden dışlanmasına sebep olur ve John gençken onu öldürmeye çalışır.

İsmi:

Pope: Pueblo Kızılderili kabilesinin dini lideri ve Pueblo Ayaklanmasının lideri (İspanyol kolonistlere karşı ayaklanmıştır).


Kitabın Etrafındaki Tartışmalar:

1. CYD, 1932 da İrlanda’da yasaklanmıştır.

2. 1980 de Miller, Missouri eyaleti okullarından kaldırılmıştır.

3. 1993 de Kaliforniya eyalet okullarının okuma listesinden kaldırılmaya çalışılmıştır.

4. Polonyalı eleştirmenler Huxley’in CYD yazdığında Mieczyslaw Smolarski ( The City of the Sun 1924) ve Podroz poslubna pana Hamiltona ( The Honeymonn Trip of Mr. Hamilton 1928) kopya çektiğini savunur.


ALDOUS HUXLEY - CESUR YENİ DÜNYA & GEORGE ORWELL- 1984







-- Orwell’in korkusu kitapların yasaklanması idi. Huxley ise kitapları yasaklamaya gerek kalmamasın zaten kimse okumak istemeyeceğini anlatır.



-- Orwell bilgi akışının engelleneceğinden korktu. Huxley ise tam tersinden korktu. Çünkü her şeyin fazlası insanları pasif yapmaktadır.


-- Orwell gerçeğin gizleneceğinden korktu. Huxley ise gerçeğin ilgisizlikten yok olacağından.


-- Orwell toplumun esir olmasından korktu. Huxley ise önemsiz bir toplum olmamızdan (duyusal filmler, gelişi güzel seks…..)


-- Orwell insanların şiddet ile kontrol edildiklerini, Huxley ise zevk enjekte edilerek kontrol edilebildiklerini yazdı.


-- Orwell, KORKTUKLARIMIZ bizim sonumuzu getireceğini ama Huxley ise ARZULARIMIZIN sonumuzu getireceğini savundu.


BRAVE NEW WORLD REVISITED (1958)





-- BNWR, roman değildir. İlk romanındaki hikâye veyahut karakterlere geri dönüş mevcut değildir. Bu kitap neredeyse 30 yıl sonra, o gün yaşadığı dünyanın Cesur Yeni Dünya’ya ne kadar yakınlaştığıdır.


-- Hayal dünyası çok hızlı gerçeğe dönüşmektedir.


-- Dünya çok değişmiştir. II Dünya savaşı sonrasında Soğuk Savaş ve Dünyanın teknolojik silahlarla donatıldığı insanların ise totaliter devletler tarafından yönetildiği.


-- İnsanların rahatlıkları ve zevkleri için özgürlüklerini feda etmeye hazır olduklarını görebiliyordu.


--Televizyonlardaki sayısız reklam bombardımanları, insanların kullandıkları mutluluk hapları….


-- Propaganda yaygınlaşmış ve Hitler gibi diktatörler propagandanın kuvvetini dünya’ya göstermişti.


‘’ Give me liberty or give me death ‘’

çok kolaylıkla

‘’ Give me television and hamburgers, but dont bother me with the responsibilities of liberty’’

değiştirilebilineceğini görmüştür.




24 Şubat 2010 Çarşamba

MADRİD'İ SANA BIRAKIYORUM (Te Dejo Madrid)

Don Kişot ile Kolkola…

Sabahtan kalkınca doğruca Attocha Tren İstasyonu’na Toledo’ya gitmek üzere yola çıkıyoruz. Sabahları trafik oluyor, sakın istasyon yakın demeyin. Trenle yarım saat yolculuk yaptıktan sonra Toledo’ya varıyoruz.




Çok güzel bir ortaçağ kenti Toledo, daracık sokakları her döndüğünüzde karşınıza bir şövalye çıkacağını sanıyorsunuz. İnsanı Madrid’in gürültüsünden ve sıkışıklığından koparan huzur veren bir yer burası. İspanya’nın Madrid’den önceki başkenti olmuş bu kentte sürüsüne bereket sinagog, kilise ve cami var. Gülda ile öncelikle amaçsızca yürüyüşe başlıyor, sonra da bir harita almaya karar veriyoruz zira küçük de olsa kaybolmak ya da aynı yerlerde deli danalar gibi dolanıp durmak mümkün.

 
Posted by Picasa


Bir küçük dükkâna girip harita almaya çalışıyoruz. Satıcı adamdan iki tane harita istiyoruz. Bozuk para bulmakta sıkıntı çekince satıcı bize iki tane yerine bir tane almamızı ve birlikte kullanmamızı işaret diliyle anlatıyor. Allah Allah yahu! İki tane alacağız, belki Gülda ile küseceğim ve alıp başımı gideceğim, o zaman ne yapacağız haritayı ikiye mi böleceğiz!?


Haritaya göre gezmeye başlıyor ve başlıca görülmesi gereken yerlerden Toledo Katedraline geliyoruz. İçine girmeye yeltensem de Gülda karşı çıkıyor, ben de zaten bıkmışım bu katedral işinden etrafında dolanıp resim çekip uzaklaşıyoruz. El Greco’nun resimlerini görmek amacı ile El Greco Müzesi’ni arıyoruz ancak kapalı olduğunu öğreniyoruz. Birazcık dolanıp hediyelik eşya dükkânlarına girip çıkıyor ve hatıra ıvır zıvır ve hediyelerimizi alıyoruz. Ben Ka’ya bıçak, kılıç ve benzeri bir şeyler almak istesem de Gülda engel oluyor ve sonunda karnımızı doyurma ihtiyacı içinde merkeze gidiyoruz. Meydanda küçük cafelerden birine oturuyoruz Gülda yemek yemek istemiyor ben de pizza söylüyorum. Pizza o kadar kötü ki… Sonunda dayanamıyorum ve oturduğumuz yerin hemen yanında olan Mc donalds’a çaktırmadan giriyor, yukarı katta bir big mac yiyor ve geri dönüyorum!

Posted by Picasa



Toledo’dan alınası bir başka şey ise Mazapan denilen içi badem ezmeli veya badem ezmesinden yapılmış bir tatlı. Biz Santo Tome’den alıyoruz zira en iyisi bu dükkân ve bu işi 1856 yılından beri yapıyorlarmış. Sonra bu mazapanların hepsini ben yedim ve Gülda bir tane bile ağzına atmadı. Geleneksel bir tatlı olan mazapanın tarihi 1212 yılına kadar dayanıyormuş. Yavaştan şehri terk ediyor ve tren istasyonuna kadar yürüyor ve dönüş yoluna geçiyoruz. Merkezin orada bulunan ana kapıdan çıkınca Don Kişot karşımıza çıkıyor ve kolkola bir fotoğraf çektiriyoruz.



Akşama bir arkadaşımızla buluşmak ve yemek yemek için Asador Fronton adlı restaurant’a gideceğiz ve bavul toplayacağız zira yarın Sevilla’ya doğru yola çıkacağız.

Billur

Castilla La Mancha’dan Bask’a Madrid’de Son Perde


Vizigot İspanya’sının başkenti Toledo’nun tarihi merkezine gitmek çok keyifli idi. İnşaat alanı gibi görünen Madrid’in ardından bir masalın içinde yolculuk yapmak gibi idi. Köprüleri, kapıları, taş binaları, katedrali, Arap etkisini taşıyan binaları, daracık yolları, insanları, sessizliği, Tagus Nehrinin sesi, El Greco’nun her yeri saran etkisini izlemek için, mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Keşke birkaç gün kalıp orada sıkılabilse idik ve keşke çelik kılıçlardan Ka’ya alabilse idik...

Ka’ya İspanya’dan ne Jamón ne de Toledo çeliğinden kılıç aldık. Eğer bir uçağa binip eve dönüyor olsa idik alabilirdik ama daha nasıl olacağını tam çözemediğim bir şekilde Fas’a geçecektik. Fas Hükümetinin kılıç ve Jamón yönetmeliğini bilmediğim için, ısrarla alınmasına izin vermedim.



Toledo Madrid’e çok yakın, tren ya da otobüs ile gidilebiliyor. Biz treni tercih ettik. Tren bileti alırken de bir gün sonrası için Sevilla tren biletimizi almak istedik, Sevilla’ya öğle saatlerinde yola çıkmak istiyorduk ancak 12 Ekim’in İspanyolların ulusal bayramı olması sebebi ile ya çok erken bir saatte ya da çok geç bir saatte gidebilecektik. Geçen yıl aynı bayramı Arjantin’de de yaşamıştık. Día de la Hispanidad günü ile Kolomb’un 1492 yılında Amerika’yı keşfini kutluyorlar. Bazı gruplar/ülkeler aynı günü Día de la Resistencia Indígena (Yerli Direniş Günü) olarak kutlasa da biz Kolomb’un kuklasını yakarak yerli halkın katledilmesini protesto eden gösterilerden birine denk gelemedik.



Sevilla’ya çok erken gideceğimiz için, evi akşamdan teslim edebilmek ve depozitomuzu geri alabilmek için yine Spain Select ile bir çok görüşme yaptım. Sonunda; gün içinde eve geleceklerini, eve bakıp, eğer bir sorun yoksa paramızı masanın üzerine bırakacakları konusunda mutabık kaldık.

Geri dönüş yolunda Ender’den gelen bilgi ile Spain Select’den kimsenin gelmediğini öğrendik. Ben tekrar yazışma ve görüşmelere başladım. Görüşmeler sonucunda; depozitomuzu şimdilik iade etmeyeceklerini öğrendim; öncelikli olarak, perdeyi yırttığımız için onun tamir edilip edilemeyeceğine karar vereceklermiş. Madrid’in ilk günü yazımızda bahsetmiştik. Evi teslim alırken, onlara perdeyi göstermiş "bakın bu yırtık biz yapmadık" demiştik. Demek ne imiş; "ev teslim alınırken iş güzarlık yapılıp, o yırtık, burası bozuk denmemeli" imiş. Perdeyi gösteren Ender olduğu için, ondan yardım istedim. O da tüm maharetini gösterek ufak tehdit içeren bir kaç yazışma daha yaptı. Madrid’in son akşamı, bir perde mevzusu yüzünden epey gerginlik yaşadık. 250,00 € depozitoyu ise ancak –ve yine bir sürü yazışma sonucu- 2 ay sonra hesabıma yatırdılar. Bu bizim yurtdışında 3. kısa süreli ev kiralama tecrübemizdi ve umarım bir daha böylesi bir tecrübe yaşamayız.



Bilbao’yu görmeyi çok istesekte gidemeyecektik. Madem Bask’a gidemiyoruz, Ka’nın öve öve bitiremediği Bask yemeklerinden yiyebilmek için Asador Fronton’da (Pedro Muguruza, nº 8 Tel. 91 345 39 01 - 91 345 36 96) yer ayırttım. Şehrin iş merkezinde bulunan, bu Bask restoranında yemekler oldukça güzeldi. Kırmızı biber soslu Blood Sausage yemeye cesaret edemediğim için, Cod Cheeks Pil Pil ile yetinmek zorunda kaldım. Kesinlikle tavsiye ederim.



Hoşçakal Madrid.

Gülda

23 Şubat 2010 Salı

ACIBADEM'DEKİ KÖŞK-2010 UBOR METENGA BULUŞMALARI

Dün gece Gülda, Peyman ve benim katıldığımız Ubor Metenga Buluşmaları’nın ilki İKSV’nin yeni binasında Salon Etkinlikleri kapsamında yapıldı. Bu buluşmanın konusunu Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Acıbadem’deki Köşk adlı hikayesinin yorumlanması ve bu hikaye üzerinden Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazın sanatı konusundaki özelliklerinin dile getirilmesi oluşturacaktı.

Saatler 20.00’ı birkaç dakika geçmişti ki Yekta Kopan hikâyeye hikâyeye giriş yaptı:

“Acıbadem’deki köşkün hayatımın her safhasında açık bir tesiri vardır.”

Bu cümle ile geçmişe dönerek hikayeye başlayan ama adı verilmeyen anlatıcı bizi - bence ana karakterlerden biri olan- Acıbadem’deki Köşk ve onun söz konusu tesiri yaratmasının biricik nedeni olan annesinin dayısı Sani Bey (yaratan/yapan anlamında) ile tanıştırır. Sani Bey sayesinde anlatıcı etrafını gözlemlemeyi, karşılaştığı gariplikleri sorgulamayı ve sorular sormayı öğrenir. Çünkü Sani Bey ve Köşk birlikte tecessüm etmektedirler adeta zira Sani Bey hayatının felsefesi olan icat, ıslah ve tadil çerçevesinde şekillendirip yürüttüğü hayatını bu köşk üzerinde aksettirmektedir.



Ancak Sani Bey bu üç ana fikir üzerinden giderken yaptığı her icat, ıslah ve tadilat işlevsel olmadığı gibi içinde zıtlıkları da barındırmaktadır ve bunun izleri de ilk köşkün üzerinde görülmektedir:

“…..Meselâ bu köşkte, başka evlerde olduğu gibi merdivenlere tek bir kafes içinden çıkılmazdı. Annemin dayısı hırsız korkusundan her katın merdivenini evin ayrı bir cihetine yaptırmıştı. Böylece evin sokak kapısının yanından en üst kata, sağ taraftan ikinci kata çıkılır, sol taraftan zemin kata inilirdi. İkinci kattan üçüncü kata çıkmayı aklına getiren talihsiz, evvelâ alt kata inecek, oradan üst kata çıkacaktı. …….Buna mukabil üst üste odaların çoğu birbirine yük dolaplarında gizlenmiş dar merdivenlerle bağlıydı. Böylece üst kat sofasında yolunu şaşıran bir hırsız, sağ tarafta bulunan dayımın kayınvalidesinin odasının gizli merdiveninden büyük kolaylıkla dayımın her zaman yatağında ve başı duvara dönük yatan annesinin odasına inebilirdi….” Ya da

…...”Neden dayım sokaktan gelecek her şeyden bu kadar çekindiği halde etrafında sadece alçak duvarlar bulunan bahçe tarafını çok emin bir yer addeder ve mutfak kapısının gece gündüz ardına kadar açık bulunmasına göz yumardı? Nasıl olurdu da dayım bu kadar kilit ve sürgü meraklısı olduğu halde evdeki anahtarların hiçbiri kilitlerine uymazdı…”

Sani Bey’in bu garip merakının doruk noktası köşkte bir gusülhane yaratma çabası ile doruk noktasına varır. Gusülhane bittiği zaman ev halkının karşılaştığı manzara bir banyodan ziyade; ayağa dikilmiş küçük çapta bir dekovil lokomotifine benzeyen soba ve kazanıyla, duvarlarındaki bir yığın çark, büyük vida, musluk, boru ve helezonî borularla, duvar diplerindeki hiçbirimizin tanımadığı bir yığın âletlerle yıkanılacak bir yerden ziyade bir vapurun yeni tertip makine dairesine, bilmediğimiz maddelerle ısınan bir kalorifer teçhizatına, çok lezzetli ve zalim işkencelerin yapıldığı bir yere benzemektedir.



Hikayenin bir diğer önemli kahramanı ve Yekta Kopan’ın da en sevdiği karakter olduğunu ifade ettiği evin arabasını çeken atı Derviş’tir. Derviş sadece bir at değildir, neredeyse insan mertebesine kadar yükselmiştir. Ev halkı her işi onun yanında yapmaktadır. Ancak Sani Bey’in at arabasını yeniden icat etme yolculuğuna kurban verilerek evden geçici bir süre uzaklaştırılmak zorunda kalır.

Zira Sani Bey’in buluşlarına ve çalışmalarına her ne kadar destek verse bile eşi varılan sonuçların niteliğinden şüphe duymaktadır ve ihtiyatlı olunması gerektiği noktasından hareketle Derviş’i evin üst katında icat sonuçlanana kadar saklamıştır. Sani Bey’in uzun uzun uğraşarak at arabasını yeniden keşfetmesine ilişkin bu yolculuk sonunda tekrar basit ve temel işlevi sağlayan ata muhtaç olması belki de onun kafasının karışıklığı, sahip olduğu bilgileri harmanlayamaması ve eksik bilgi sahip olması ve eleştiriye açık olmaması onu yine eskiye/ilk hale muhtaç etmiştir.



Sani Bey’in icat, ıslah ve tadil yaparak geçirdiği hayatında yapılmış ve icat edilmiş herhangi bir nesneyi yeniden ancak farklı yollar deneyerek yeniden keşfetmesi asla onu yıldırmamakta sanki farklı yollardan giderek değişik tecrübeler edinmenin tadına varmaktadır. Ancak Sani Bey her zaman çıkış noktasını kaybetmekte ve amacından uzaklaşmaktadır.

İnatçı, icat, ıslah ve tadilat yaparken daha ziyade alaylı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve tecrübeleri harmanlayıp bir kaos yaratmaya yönelik tarzı ile Sani Bey sonunda kendi felaketinin de hazırlayıcısı olur. Ancak yine de herkesin bu ölüm hakkında hisettiği şey üzüntüden daha çok Sani Bey’in inandığı ve bildiği yoldan gitmesi ve isteklerini yapmaya çalışmasının ona mutluluk verdiği ve huzur içinde ebedi yolculuğuna çıktığı yönündedir.

Derviş, Köşk, Anlatıcı ve Sani Bey odaklı bu hikâyeyi okurken gerçekten ilk satırdan itibaren gülmeye başlıyorsunuz ancak dün Ayfer Tunç, Yekta Kopan ve Murat Gülsoy tarafından dile getirildiği gibi okuyucuyu avucunun içine almış kıs kıs güldüren bir hikâyenin içinde kaybolurken birden acı bir gerçekle yüzleştiriliyor ve düşünmeye itiliyorsunuz. Bu noktada da metnin başarısını ve Tanpınar’ın ironi sanatını ne kadar yerinde kullandığına şahit oluyorsunuz.



Tanpınar’ın bu hikâyesi Kopan, Tunç ve Gülsoy tarafından yorumlanır ve düşünceler havada uçuşurken bir edebi metne nasıl bakılacağı, alt ve üst okumaların nasıl yapılabileceği konusunda da hem fikir sahibi oldum hem de yazın sanatında kullanılan terimleri/ifade biçimlerini hatırladım; simgeler, nesne ve hayvanların kişiselleştirilmesi gibi.

Bu noktada Tanpınar’ın aslında bu hikâye ile Doğu-Batı ikilemini dile getirdiği, bilgi sahibi olmadan, araştırmadan ve eleştiri yapmadan yeni şeyleri/düşünceleri Doğu kimliğimizle adapte etmeye çalışışımızın traji-komik sonuçlarını ve Batılılaşma sorununda hep bu yarım ve güdük kalmışlığımızın yansımalarını vurguladığı ifade edildi.



Ayrıca genel olarak Batılılaşma sorunu ekseninde yazılan tüm eserlerde (Araba Sevdası, Kiralık Konak) gündelik hayatta görülen izlerin neler olduğundan bahsedildiği, değişen, dağılan konak hayatları gibi konulara değinilse de bu hikaye ile ilk defa bilim çerçevesinde konunun ele alındığı Tunç’un yorumlarından biriydi.

Ayfer Tunç Köşkün Osmanlı değerlerini temsil eden bir niteliği olduğu noktasından hareketle Tanpınar’ın Sani Bey’in icatlarının doruk noktası olarak gusülhaneyi seçmesinin aslında doğu ve batı kültürü arasındaki farklılığı en iyi vurgulayan iki unsurun ; hamam/banyo seçilmesinin de manidar olduğunu vurguladı.



Ayfer Tunç yaptığı bir zihin sıçraması ile evde saklanan Derviş’e geldi ve Tanpınar’ın Adalet Cimcoz’a yazmış olduğu mektuplardan birinde yurtdışındaki odasında bulunan dolabın büyüklüğünü anlatmak için içinde at saklanacak kadar büyük bir dolap ifadesinin kendisine bir edebiyatçının bir eseri yazarken hayatının dehlizlerinde ne kadar geriye gidebilir sorusunu sormasına neden olduğunu söyledi.



Ayfer Tunç için bu hikâyenin aslında büyük önemi var; zira kendisi Bir Deliler Evi adlı kitabını bu öyküden esinlenerek yazmış. Etkinlikte vurgulanan bir diğer nokta da bu hikâyenin Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ‘nün nüvesi olduğu idi.



SONRA…

Sonra 6. Kata çıktık, güzel manzara eşliğinde yemek yemeğe. Etkinliğin çok hoş, hiç sıkmadan ilerlediğinden, zaman zaman komik zaman zaman düşüncelerin ve yorumların havada uçuştuğu ve küçük sataşmaların yer aldığı eğlenceye varan tatta olduğundan bahsettik.



Bu alt okuma/üst okuma, metaforların tespiti ve benzeri edebi konular, bunlar hakkındaki bilgi eksikliklerimiz, daha okunacak ne kadar çok kitap olduğu, okuyamadığımız, okuduklarımızı zaman zaman unutuşumuz, Ayfer Tunç, Yekta Kopan ve Murat Gülsoy’un tüm bunları nasıl olup da bildiği ve tüm bu sıkıntı, eziklik ve kıskançlık durumlarımıza bazı geçerli mazeretler bulmamız (bu üçlünün bu bilgisi nereden geliyor; işleri edebiyat gibi ) sohbetimizde arka arkaya gelen konular oldu.

Eve döndüğüm zaman ise kütüphaneme girip Tanpınar'ın tüm eserleri olup olmadığını kontrol ettim ve hikayelerinin tamamı ile mektuplarını okumaya karar verdim. Kitapları okşadım ve dün geceki edebiyat sohbetinin tadının damağımda kaldığını hissettim. Elime Mahur Beste'yi aldım ve Neşati'nin gazelinin ilk iki beyitini ezberledim:

Gittin emma ki kodun hasret ile canı bile
İstemem sensiz geçen sohbet-i yâranı bile



Ardından ne zaman elime Mahur Beste kitabını alsam aklıma Atilla İlhan gelir. Bu nedenle de hemen Mahur Beste şiirini okudum. Burada da paylaşayım istedim.

MAHUR BESTE

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara

Sevgiler
Billur

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails