31 Mart 2009 Salı

4 SEY

1. Dun kitabi(Limon Agaci) bitirebildim epeyden beri politik bi kitap okumamistim, bu kitabi secen arkadasa Tsk ederim. Konu hakkinda yuzelsel bi bilgim vardi ama simdi en azindan onlar (Filistinliler) satti simdi aglamayi biraksinlari cok bagirarak demiyecegim (ama az bagirarak diyebilirim). Kitabi okurken bi donemden sonra bende reel olarak olaylari hatirlamaya basladim ornegin Gorbacov bulusmasi. O zamanlar ben ortaokulda ve Amerikada idim (yine kendimi Rose gibi hissettim '' Picture this!.. '' ). Ama biz Madonna ve Michael Jackson hayraniydik. Basimiza Madonna gibi beyaz dantel fiyonk, onbinyuz tane siyah plastik bilezik, saclarimiz omuzlarda kut ve permali idi, florasanli parmaklari kesik eldivenler, kot ustune renkli tozluklar giyerdik. Sex Pistols gibi extreme guruplar bizi hem sasirtmis hemde heyecanlandirmisti. New Wave moda olmaya baslamisti ; Cure , Book of Love, Adam Ant gibi yuzlercesi cikmisti ......


I Touch Roses [Full Bloom Vers - Book of Love


Clinton-Camp David, Universite yillari ve yine Amerikadayim. Amerika'da epey bi olay olmustu ama bizim kafalar yine bulutlarin ustunde idi. Bu seferde Techno cok modaydi. Universiteye full-time gider, part-time garsonluk yapar, hafta sonlarida Cities & Fifth Colon gibi gece kuluplerinde deliler gibi dans ederdik. O zaman ilk kez Gipsy King'in canli konserine cok hoslandigim bi cocuk ile grup olarak gitmis ve cok eglenmistik. Sonuc : Ne kadar farkli hayatlar!.. aslinda cok sey yazabilirim ama pazartesi sabahi icin baymak istemiyorum :))

2. Cumartesi is cikisi Migros alisverisi yapmisim sonra pasa pasa masajima gitmisim sonrasinda da Yonjlara ugradim. Kakara kikiri yaptik kalkacagim ,kizlar kal dediler bende arabamda Migros torbalarim var ; sut, yumarta icindekileri saymaya basladim :))) Neyse arabaya gittim kelebek camimi kirmislar ve arabadaki Cd ve gozlukleri calmamislar ama tum Migros torbalarimi calmislar !.. Sonra cok gulduk artikin kendime Migros Ayse diyecegim. Icimede oturmadi degil!..

3. Dun aksam '' Dangerous Beauty ''



diye bi film izledim ve gercek hayat hikayesi idi. Ok Ok yine benim tarzim bi sinema ama tarihsel ogelerde vardi: Osmanlilarin Viyanaya dayanipta kapilari acamadigi zaman. Veronica Franco'nun hayati. Italyan kiz lisesinde okuyan arkadaslarimiz bilirler belki? Ama Veronice, hayat kadini idi. Himmmmmmm sizin okulda rahibeler vardi degil mi? Maybe NOT!.. :)) Cok guzeldi ve film bittikten sonra hayat kadini olmak istedim bi an......

4. Bu blog icin bisey yazmak istiyorum. Hazirlanan blog dusunuldugu gibi olmadi mi? Farkli seylermi dusunuluyordu? Ben ve Peymo epey biseyler yaptik ama geri donus nerdeyse cok az. Sanki yanlizca ben ve Peymo ilgileniyor. Kimse giripte ekleme yapmiyor. Yazmak istiyorsunuz ama kullanamiyormusunuz? O zaman bi aksam veya hafta sonu toplanalim ve ogretelim. Nasil yazilir, nasil resim konulur nasil muzik ekleniyor , nasil ikonlar ekleniyor etc........ Bakin yoksa resimlerinizin yanina ciplak adam resmi koyup sitede yayinlayacagim. ;))))))))))))) Buda benim ISTANBUL ANLASMAM. Ama BEYAZ SAYFA acmak istiyorsaniz gelin oturalim yoksa 6 GUN beni sizle savasmaya zorlamayin!......... Kazandiktan sonra OSLO'da George Clooneyi araci olarak yanima alip karsinizda toplarini beraber yiyecegiz ;))) Cok ayip aklinizdan gecenleri hepsini duyuyorum...

(Ayse)

24 Mart 2009 Salı

Yansimalar - 2

Çılgın Kalabalıktan Uzak

Genc kadin heyecan doluydu.

“Gunun nasil gecti?” diye soran olsa, cevabini bilmiyordu. Bir yapragin dalindan kopup, altindan akan nehrin suyuyla birlesmesine kadar gecen sure kadar kisa ve dolu dolu…

İs cikisinda, arkadasini evinden aldi ve birlikte yola koyuldular. Sicim gibi yagan yagmur ve etraflarinda klakson calan sabirsiz araclara aldirmadan hedef noktasina ulastilar.

Arabasini, Tepebasi’nda, yemek donusunde guvenle binebilecekleri bir noktada park etti. Semsiyesini hazirlayip arabadan indi. Otopark gorevlisine park ucretini odedi.

Yakalarini kaldirip, semsiye altinda konusarak yemek yiyecekleri restorana dogru yurumeye basladilar.

Bu taninmis mekana ilk defa geliyordu iki arkadas. Paltolarini vestiyere birakip, kendilerini kucaklayan tuglalarla dosenmis, eski bir mahzeni andiran restoranin sicak ortamina girdiler.

Onlara ayrilmis ozel bolume girdiklerinde siyahlar giyinmis, dudaklarina kirmizi tonlarinda parlak rujlar surmus diger arkadaslariyla kucaklastilar. Bir kisi eksik tum grup toplandiginda on uc kisi olan Ayse’nin Kitap Kulubu uyeleri icin bir baska ozel aksamdi bu.

Bu sefer gecenin bir temasi vardi; dogum gunu ve Japon kediye veda. Kulubumuzun kurucusu Ayse’nin dogum gununu kutlayacaktik o aksam. Hakkinda konusacagimiz kitabimiz Thomas Hardy’nin “Cilgin Kalabaliktan Uzak” adli eseriydi. Mekanimiz ise Leblon.

“Sen dizime yattin, ben bir hikaye anlattim ve sen buyudun.”

Tanirsiniz kitabi. Hani su yasanmamis, yasanamamis asklarimizin anisina bazilarimizi goz yaslarina bogan, bazilarimizi “yuh yaaa, olur mu boyle uckuruna duskun manyak bir herif? Bir kadinin hislerine bu kadar umarsiz ve saygisiz. Gerceklerden cok uzak bir film” dedirtecek kadar sira disi bulunan Cagan Irmak’in Issiz Adam filminde Ada’nin ikinci elini aradigi ve Ada’ya yaklasmak icin bunu firsat bilen Alper’in elinde gordugumuz kitap.

Gece bitmesini istemedigimiz kadar guzeldi.

Hummali bir plan-organizasyon asamasindan sonra restorana en son Gulden Abla ile birlikte giren Ayse’yi, onunde Ayse’nin Kitap Kulubu yazan beyaz tisortlerimiz ve yuzlerimizde renkli maskelerimizle karsiladik.

Ayse saskindi. Saskinliginin devam edecegini ise asla tahmin edemezdi.

Once Aysen’in kendi elleriyle yaptigi, Ayse’nin tarifi olan George’un Toplari (!) adini verdigimiz cikolata toplarinin uzerine yerlestirdigimiz dogum gunu mesajlarimizi gozlerinde biriken yaslari kâh engellemeye calisarak, kâh koyvererek okudu.

Yemegimizi yedik tatli sohbetlerimizle, ickilerimizi yudumladik efkarlar dokulurken dillerimizden.

Ayse saskindi bir kez daha pastasini gordugunde. Pastanin uzerinde bir sure once vefat eden kedisi Japon, “Ask ve Gurur” veya “Gurur ve Onyargi” olarak farkli tercumelerde yayimlanan Jane Austen’in ikinci unlu romani, Debussy CD’leri ve laptoptaki Mr. Darcy fotografi vardi. Kisaca tam bir gorsel solen.

Pasta sonrasinda Ayse’nin sevgili kedisi Japon’a bir veda toreni yaptik. Aycan’in, Ayse ile gecmisi yillar oncesine dayanan dostluklarini dile getirdigi duygusal mektubunun arkasindan Japon’un soba kulu ile temsil edilen kullerini bir kutu icinde Ayse’ye sunduk.


Gozler yine nemli…

Tum bu duygusal etkilesimlerden sonra sira gecenin kitabina geldi. Kitabin sunumunu Belkis ustlenmisti.

Naturalist bir dille yazdigi romaninda Thomas Hardy, insanligin ve insan olmanin degismez niteliklerini basariyla sergilemektedir. Bu romanda Grotesk anlatimlar ve feminist akimdan yillar once kadinin bagimsizligindan yana cikan Thomas Hardy’nin birbiri etrafinda donen karakterleri ustaca anlatilmaktadir. Oylesine ustaca ki, romani okurken kabarik etekleri ile bas kadin karakter Bathsheba’nin futursuz hareketlerini, ata binisini, telef olmak uzere olan koyunlari kurtarmaya calisan bas erkek karakter Gabriel Oak’i ve diger tum kirsal detaylari gozunuzde canlandirabilirsiniz.

Ne var ki, okudugumuz tercume son derece kotu bir tercume idi, ustelik de coktan baskisi tukenmis bir baska yayin evinin yayimladigi kitaba gore yuz kusur sayfa eksik. Okudugumuz kitaplarin tercumesi ne kadar onemli, degil mi?

Bir kitabin icine girebilmek, karakterlerle ayni boyutta yasabilmek, hissedebilmek icin kitabin dilini anlayabilmek cok onemli. Sayet bir kitabin satirlarinda hayat bulan kelimeleri daha iyi anlayabilmek icin geri donup defalarca okursaniz, kitabin dilinde bir sorun var demektir.

Ama yazarin anlatimindaki netlik ve uslubu tercumeyi biraz da olsa bastirabilir. Tipki Thomas Hardy gibi. Betimlemeleri o kadar gucluydu ki, cogu zaman okurken kendimi bir tiyatro izler gibi hissettim.


Belkis’in surprizi Cagan Irmak’ti. Kisisel olarak filmlerini cok basarili buldugum Cagan Irmak, Belkis’in “Issiz Adam filminde neden Cilgin Kalabaliktan Uzak?” sorusuna su cevabi vermis:

“Karakterleri gunumuze cok yakin, cok icten, cok sicak buluyorum. Kahramanlara yuklenen kahramanlik maskesi gunumuzun nevrotik hastaliklarini cagristirirken, onlarla yasami surdurmek daha rahat oluyor, calismalarimizda oz guveni guclendiriyor. Zamanin yenemedigi karakterler de var; aglayan sevgili, kiskanc erkek, feodal aile.”

Ve toplantimizdan bir gece once Belkis’a bir mail daha atarak, aramiza katilamayacagindan dolayi uzgun oldugunu ve Ayse’nin dogum gununu kutladigini belirtmis.

O gece de kendimi bir tiyatro sahnesinde hissettim. Bu sefer gercek oyuncular bizlerdik. Maskelerimiz, tisortlerimiz, siyah kiyafetlerimiz, kirmizi rujlarimiz, Cagan Irmak’in yureklerimizi titreten mesaji, yuzumuzden hic kaybolmayan gulucuklerimizle nese dolu bir geceyi daha geride biraktik.

Bir sonra ki kitabimiz “Limon Agaci”.

Kitaplarin, hayat tablonuzda hep yer almasini dilerim.

Peyman

http://annelergrubu.com/NDC/Generic/Content/ColumnWriters/Peyman/?ID=19262

Yansimalar - 1

Bir Varmis Bir Yokmus, On Dort Melegin Bir Suru Kitabi Varmis !

“Ne kadar cok iyi kitapla tanisirsan, birlikte olmaktan zevk aldigin kisilerin sayisi o kadar azalacaktir” demis unlu Alman filozof Feuerbach.

Etrafimda yuzlerce gereksiz insan yigininin olmasindansa, canim ailem, az oz can arkadaslarim, binlerce kitap ve onlarin icindeki on binlerce kahramanin birbirinden farkli hayat hikayelerinin yasamima kattigi renk ve tadi tercih ederim.

Bunca zaman size bahsetmedim, sanirim biraz malzeme toplansin istedim.

Agustos ayinda 13 bayan uyesi olan, bir Kitap Kulubu’ne katildim. Kulubumuzun kurucusu hayal gucu genis, okumasinin yani sira kalemi de kuvvetli, kedileri cok ama cok seven, surpriz yapmaya bayilan, yaratici kadin, ayni zamanda basarili is kadini sevgili Ayse.

40 yasindayim ve itiraf ediyorum, bu yasima kadar katildigim en guzel, en eglendirici, en egitici, imrendirici, fevkaladenin fevkinde sosyal aktivite.

Biz bu Kitap Kulubu’nde ne yapiyoruz?

Her ay, tum uyeler bir veya birkac kitap onerisi getiriyor. Kitaplara bir anlamda oy vererek, en cok ilgi toplayan kitabi seciyoruz. O ay tum uyeler ayni kitabi okuyor. Kitabi kim onerdiyse, kitabin ve sunum gecesinin ev sahipligini ustleniyor.

Kitabin yazari, ozeti, kitapta dikkatimizi cekenler, hosumuza gidenler, gitmeyenler, kitaptan cikarttigimiz ek bilgiler, cesitli karsilastirmalar, tumunu istedigimiz bir formatta hazirlayarak kulubun tum uyelerine sunuyoruz.

Bu arada is cikisi bulustugumuz icin toplantilarimizi genelde disarida, guzel bir yemek yiyebilecegimiz, ardindan da kitap hakkinda tartisip, soylesebilecegimiz bir mekanda yapiyoruz. Mekan secimi de o ay ki kitabin ev sahibine ait oluyor.

İlk ay, Diana Setterfield’ın 13.Hikaye adlı kitabini okuduk. Kitabin ve gecenin ev sahipligini de fikir anamiz Ayse ustlenmisti.


Gotik oykulerin anlatildigi bu romani, yine Gotik donemin en cok one cikan unsurlariyla bize aktarmaya calismisti. Yemek masasinin ortasindaki ayakli devasa samdan, islak muhurle kapatilmis kitap hakkindaki arastirmalari iceren renkli mektup kagitlari, herkesin adina yazilmis kitaptan alinti bir bolumden olusan mektup, kitapta bolca bahsedilen Jane Eyre film CD’si.

O ilk gece Ayse bizi adeta buyulemisti. Cok iyi calismisti kitabina. Hatta bizi urkutmustu de biraz. Bu sunumdan sonra yapacagimiz her sunum bunun altinda kalmamaliydi. Cok calismamiz lazimdi, çoook.

İkinci ay bulusma suremizin biraz daha uzayacagina karar vererek iki kitap okuduk.

Biri, Laura Esquivel’in Acı Çikolata adlı kitabıydı. Romanda, Meksika’da sevdigi erkegin kız kardesi ile evlenerek ayni evde yasamasinin ardindan Tita’nın yasadigi ask acisinin, yaptigi tum yemekler araciligiyla sevgilisine tensel ve tinsel bir iletisim araci olarak yansimasi ironik bir dille anlatiliyordu.

Digeri ise, Amerikali yazar Mitch Albom’in kendi amcasinin hayat hikayesinden esinlenerek yazdigi Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi adli kitapti. Birebir tanidigimiz veya tanimadigimiz insanlarin hayatimizin bazi evrelerinde mutlaka bizimle bir rol paylastiklarini ve farkinda olmadan bu insanların kucuk gibi gorunen rollerinin aslinda kimi zaman ne kadar onemli oldugunu vurgulayan, filme de uyarlanan keyifle okuyabileceginiz bir kitap.

Her iki kitabın ev sahipleri Gulda ve Aycan’in ortak belirledikleri bir mekanda, benim ne yazik ki katilamadigim, cok eglenceli bir sunum gecesinin ardindan, Kitap Kulubumuzun basarisi tartismasiz kabul edilmisti.

Ayse’nin ilk kitap sunumunun ardından kafalarimizda kutlelesen, bu isin altindan kalkip kalkamayacagimiz konusundaki endiselerimizi bir tarafa birakmistik artik.

Ucuncu ayin kitabi Misirli yazar Necip Mahfuz’un Cebelavi Sokaginin Cocuklari adli eseriydi.

Kitabın ilk bolumlerinde hikayenin icinde suruklendim gittim. Ama ilerleyen bolumlerde, anlatilan her bir karakterin etrafında gelisen olaylar birbirinin kopyasiymis gibi beni daraltmaya baslamisti.

Diyebilirim ki simdiye kadar okudugum hicbir kitabi, belki yazara saygimdan, bunca emek harcadigi icin, belki kitap dagarcigimi genis tutmak adina hic ama hic yarida birakmadim. Cebelavi Sokaginin Cocuklari’ni hic yarida birakamazdim. Kitap Kulubumuze, kitabimizin ev sahibi Billur’a saygimdan. Kitabi okudum, bitirdim. Ve Billur sunumunu yaptiginda, masanin etrafinda toplanan bizlerin gozleri saskinligimizi gizleyemeyecek kadar fal tasi gibi acilmisti. Biz okudugumuz kitaptan hicbir sey anlamamişiz meger…





Nobel odullu Necip Mahfuz’un 1959 yilinda yayimlanan bu kitabi ayni donemde Arap dunyasinda firtinalar koparmis ve yasaklanmisti. Peki yasaklanmasinin sebebi neydi?

Necip Mahfuz’un kitabında sozunu ettigi Cebelavi Sokaginin isim babasi kudretli efendisi Cebelavi aslinda Allah’i, ihaneti yuzunden babasinin cennet bahceli konagindan kovulan oglu Edhem Adem’i, diger oglu İdris Seytan’i, farkli donemlerde yasayan torunlari Cebel, Rifat ve Kasim da Hz. Musa, Hz. Isa ve Hz. Muhammed’i sembolize etmekteydi. O gece anladim ki, gercekten gorerek bakmak ve bir kitabi anlayarak okumak lazim.

Dorduncu kitabimiz benim tavsiye ettigim Muriel Barbery adli Fransiz felsefe profesoru ve yazarin kaleme aldigi Kirpinin Zarafeti adli kitapti. Yazarin felsefi bilgisini, edebiyattaki anlatim zenginligi ile birlestirerek ortaya cikardigi bu eser, onemsiz olarak nitelendirilen kucuk seylerin bile bir insanin hayatinda onemli degisikliklere yol acabilecegini, insanlari gercekten dinlemenin, onlara gorerek bakmanin, bir gul yapraginin masaya duserken cikardigi goruntunun ve sesin bambaska bir guzelliginin oldugunu mukemmel bir anlati ile aktariyor.

Romanda, hayatin anlamsizliginin pesinde kosan insanlarin aslinda zaman kaybettiklerine inanan 12 yasindaki bir kiz cocugunun, on ucuncu yas gununde intihar etmeye karar vermesi, ayni apartmanda kapicilik yapan 50’li yaslarinda bir kadinin, oldugundan ve etrafinda kabul gordugunden cok daha entelektuel olmasi ve bu baglamda apartmanda oturan bir Japon beyefendisi ile aralarinda gelisen iliski anlatiliyor.

Japon kulturune hayran olan yazar Barbery, kitabinda da Japon kulturunu on plana cikarmis, Fransiz mutfagina karsin Japon mutfagini overek Fransiz elestirmenler tarafindan olumsuz tepkiler gormustur. Bu kadar cok Japon kulturunu konu almis bir kitabin sunumu Japon mutfaginin damak zevkimize uyan yemek cesitlerini yiyebilecegimiz bir mekanda olmaliydi. Tokyo Restaurant’ta bambu dosemelerle kapli, surgulu kapili, minderlerin uzerinde oturup yemek yiyebileceginiz otantik Tatami odasinda, kimono, Uzakdogululara has bir sapka ve parmak arasi terliklerimle karsiladim arkadaslarimi.

Yazarin esinin cektigi fotograflardan birini fon olarak kullandigim CD’nin fon muzigi ise kitapta adi gecen Glen Miller’in unlu parcalarindan Moonlight Serenade’di.



Ayse bize harikulade bir sosyal aktivite saglamisti. Galiba biraz da onun bu kulup icin gosterdigi cabalari bosa cikarmamak adina aklima gelen yaratici fikirleri uygulamayi amaclamistim.

Kitabin yazarina ulasmak da bunlardan biriydi. Sunumumun en sonuna Muriel Barbery’nin bir mesajini ekledim.

Ayse’nin gozundeki isiltidan belliydi; basarmistim :)

Ozen gosterilen her calisma, insana bir baska haz ve daha cok cabalamak icin sevk veriyor.

Yazara, o gece cekilen fotograflardan gondererek kendi sunum demetimi kapattim.

Bu ayki kitabimiz Cagan Irmak’in Issiz Adam filminde adi gecen Thomas Hardy’nin Cilgin Kalabaliktan Uzak adli kitabi. Sunumu Belkis yapacak. Mekanimiz belli oldu; Leblon. Simdiden icimi bir heyecan dalgasi sardi.

Hayatta heyecanla bekledikleriniz, sizi hayata baglayan seylerdir. Tipki bebeginizin emeklemeye baslamasini, ilk disini cikarmasini, okuma-yazma ögrenmesini, buyuyup kocaman bir adam/kadin olmasini, evlenip size torunlar bahsetmesini beklemek gibi.

İcinizdeki kucuk ama anlamli heyecanlari yitirmemeniz dilegiyle…

Peyman

http://annelergrubu.com/NDC/Generic/Content/ColumnWriters/Peyman/?ID=19199

22 Mart 2009 Pazar

Çılgın Kalabalıktan Uzak - Thomas Hardy - 26.02.2009




Kitap : ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK
Yazar : THOMAS HARDY
Türü : Roman/Klasik


Mekan : Leblon/ Asmalımescit - Beyoğlu
Tarih : 26.02.2009
Saat : 19:30
Sunucu :Belkıs
Katılımcılar : Ayşe, Aycan, Aysen, Aysun, Bilgen, Belkıs, Billur, Gülda, Gülden, Peyman, Özlem, Nur, Yonca


'' Aşktan kurtulmak ona yakalanmaktan kolay sayılmaz. ''






THOMAS HARDY





İngiliz romancı Thomas Hardy (1840-1928), büyük ününü 1873'te yayımlanan “Çılgın Kalabalıktan Uzak” adlı romanıyla sağlamış, bu roman onu İngiliz edebiyatının devleri arasına katmıştır.

Dorchester, Dorset, İngiltere doğumlu, iyi eğitimli bir anne ve taş ustası bir babanın oğlu. Esas eğitimini mimari üzerine almıştır. 1862 de Londra’ya gitmiş King’s College’a kayıt yaptırmıştır. Royal Insitute of British Architect ve Arcitectural Association’dan mimari ödüller kazanmasına rağmen, Londra’yı evi olarak asla benimseyemeyip 1870 de Dorset’e geri dönmüş, kendini yazmaya adamıştır.


Esasında kendini şair olarak tanımlamaktadır ve romanlarını finansal gelir amacıyla yazmaktaydı. Şiir ve romanlarının dışında birçok kısa hikayeleri de bulunmaktadır.


Yazım dili “naturalist”tir.



Romanlarının büyük çoğunluğunu, Ingiltere’nin güney – güney batı bölgelerinde, Anglo-Saxon krallığının geçtiği yerlerde kurgulamaktadır. Wessex bölgesi kapsamına giren yerler, Devon, Wiltshire, Berkshire, Somerset, Dorset, Hampshire dan oluşmaktadır
Bu bölgeler romanlarında farklı isimler altında geçmektedir. Yani semi-fiction yerlerdir. Örneğin Mayor of Casterbridge adlı romanında geçen –Casterbridge-, esasında doğum yeri olan Dorchester,Dorset’tir



Romanlarında kırsal kesimin bütün zenginliğini bulunmaktadır. Çılgın Kalabalıkta Uzak’ta kırsal kesimi alabildiğine değişik ve özgün bir derinlikle anlatmış ve yüzyıl sonrasında da yepyeni kalabilmiştir. Bu romanından (4.romanıdır ve ilk edebi başarısını kazanmıştır ) sonra mimarılığı bırakıp, sadece yazmaya devam etmiştir.



Romanlarında kullandığı naturalist tarz ile beraber, Viktorya Stili “gerçekçilik” de görülmektedir. Bir taraftan çocukluğunun geçtiği ve sıkı sıkı bağlı olduğu kırsal kesime ait yaşam şartları, diğer taraftan da tarımsal alanda yaşanan gelişmeler ve ilerlemelerin sosyal hayata getireceği değişikliklerin da farkındalık da yansımaktadır.



Kaderin ve inancın hayattaki yerine ait düşüncelerinde Allah ve Allah’ın varlığına ait şüphelere de yer vermiştir. Doğaüstü güçleri de ( hayaletler, doğa olayları ) romanlarında yer vermiştir.




İÇERİK

İnsanlığın, insan olmanın değişmez nitelikleri, bu romanda iç içe ve ustaca sergilenmektedir.
Sevgi
Kin
Tutku
Hainlik, kalleşlik,
Gönül yüceliği,
Emek.

“ Çılgın Kalabalıktan Uzakta” bir çiftlikte geçen bu romanda da kırlar bayırlar, soytarı bilgelerle; dürüst yiğitler, dönek çapkınlarla; kimi güçsüz, boynu bükük, kimi buyurgan ve ateşli kadınlarla; eski Grek korosunu andıran çalçene köylülerle; türlü sevdalar ve karasevdalılarla doludur.




Tüm karekterler kendi yollarına gitmek isterken birbirinin ayağına takılır, birbirini destekler ya da kösteklerken, gerilimi artırıp havayı kızıştırırlar.
Thomas Hardy'in en ilginç özelliklerinden biri de, feminist akımdan yıllar önce, kadının bağımsızlığından yana çıkabilmiş olmasıdır.

Casterbridge olaraka geçen yer, aslında yazarın büyüdüğü yer – Dorchester
Weatherbury : Nefis doğa ve doğa tasvirleri anlatılmış – çağrışım yapabilmek amaçlı CD hazırladım....

Koyunların kırpılması, doğumu, hasadın toplanması gibi kırsal detayları gözönünde canlandırılacak kadar detaylı ele alınmıştır.




GROTESK:


Klasik dönemin başlangıcından itibaren, grotesk terimi edebiyatta, gülünç görünüşlü kimseler ve telaffuzlarının gülünçlüğüyle dikkati çeken kelimeler için kullanılmaya başlandı. Ama terimin yeni bir anlam kazanması, romantiklerle birlikte ortaya çıktı ve groteski ayırt ettiren gülünç çirkinlik sanatın temel unsurlarından biri durumuna geldi...

Dünyayı yabancılaştıran ve onu eğlenceli hayalı bir alana götüren, içinde esrarengiz, tekin olmayan güçlerin egemenliğinin yansıdığı, aslında bir araya gelmez gibi görünen şeylerin mesela trajik ile komiğin, adilikle yüceliğin bir oyun havasında birleştirilmesi...çirkinin güzelliği..
Grotesk - Bülent Ersoy – sünnet olmuş ilk kadın, askerliğini yapmış ilk türk, kadınken erkek, erkekken kadın olan kişi, yani olamayan kişi...

Grotesk Örnekler:







KARAKTERLER

Gabriel Oak

28 yaşında, sığırtmaç, yanaşma – çiftçi adayı
Bathsheba’nın usanmaz aşığı, bencillikten uzak, her an yardımına hazır sağ kolu
Aşktan kurtulmak, ona yakalanmak kadar kolay değil
Oak ile, Laura Esquivel’in “Acı Çikolatası”nda incelediğimiz Mama Elena’nın; Tita’yı kendisine tutmasından dolayı sevdiği kızla evlenemediği için ablası Rosaura ile evlenip, sevdiğine yakın olmak için kaderin ve tesadüflerin ayıramadığı Pedro’yla ortak bazı yönler buldum.
“evlendiğimizde bunu iki katı çalışacağım” “ piyanomuz olabilir”
“neyse ki evli değilim, yoksa yakınlaşan bu sefalet içinde onun hali ne olurdu”
“benim için kendi işlerimde, canımdan bile değerlisiniz, Bay Boldwood’a düşünün, onun yanında güvende olursunuz “
Irgatlıktan beyliğe yükselme ümidini kaybettiği anda, son derece insani düşünceyle önce ölen koyun ve doğmamış kuzulara üzüldü
Tüm borçlarını ödeyerek, meteliksiz olarak hayata devam etme gücünü topladı
Mızıka çalan, kendini iyi yetiştirmiş, eğitimli sayılabilir
Basit hayatı kabullenip, yaşamına devam eder ve Batsheba’nın itiraf etmekte zorlandığı, dostu, akıl hocası, yardımcısı ve çiftliği çekip çevirebilecek potansiyelde –iyi niyetli, iyi bir insan : Mutlu Son...

Bathsheba Everdene

20 yaşında, fakir, iyi eğitimli, zeki
Teyzesi Mrs Hurst’un yanına yaşamaya giden
Amcasının ölümüyle çiftliği tek başına yönetme cesareti olan, kibirli, bağımsızlık düşkünü
Fütursuz, cesur, kimseye mihneti olmayan, erkek eğeri üstünde ata binebilen
“damat yanında olmadan bir düğünde gelin rolü yapmak” acıtıcı ölçüde gerçekçi söylemleri olan
“peşinden koşmam sadece teyzemin söylemlerini düzeltmek içindir”, “seni sevmiyorum”
“benimle evlen” ikinci kara sevdalısını yaratan hayatının oyunu...Boldwood’un imkanları, sevgi çabalarına rağmen ona kesin cevap vermeyip oyalayan....umursamaz ama hafif suçluluk duyulan bir psikoloji...
...her kadın gibi aşık olunan pek de doğru olmayan Troy ve uğruna Bath’a gidip pek zor yolculuğu göze alma, gizlice evlenmesi....değer verilen çiftliğe aynı değerin verilmemesi, at yarışlarında servet kayıpları, aslında pek de sevildiğinin hissedilmemesi, hayal kırıklığı ama buna rağmen kuyruğu dik tutma çabası....öldü denildiği halde Troy’u çok iyi tanıdığından, öldüğüne inanamaması
Sevdiği adamı, o adamın aşık olduğu kadını ve çocuğunu aynı yere gömebilecek kadar güçlü


William Boldwood

40larında zengin çiftçi
Batsheba’nın sevgililer gününde “benimle evlen” kartını alana kadar duyuları olmayan, sadece zaman geçiren kara sevdalı
Weatherbury’nin genç hanımları tarafından –yağlı kapı- olarak görülmesine rağmen, hiçbir şeyin farkında olmayan iyi eğitimli çiftçi
Reddedilmeyi algılamayan, algılayamayan, tam Batsheba fikrini olumlu yönde kullanacakken Troy’a aşık olmasından ötürü ortada kalan gururlu ama gururunu kenara atıp, yine de kendini suçlayan adam : Troy Batsheba’yı yoldan çıkardı...
Troy’un eski aşığı Fanny’i koruyan ve bu sırrı Oak’la beraber saklayan iyi yürekli
Obsesifçe tutkun
Troy’un öldüğü haberiyle, tekrardan evlenmek için haretlete geçen 6 yıl beklemeyi göze alan, Christmas günü nişanlanacağının hayaliyle yaşam umudu bulan ve en sonunda Batsheba’nın canını yakacağını düşünerek savunmak amacıyla katil olabilecek kadar göz kararan, kör aşık.... intihar etmeyi başaramayıp, ölüm cezasıyla karşı karşıya kaldı..

Francis (Frank) Troy

Çok yakışıklı, Çavuş, 30larında
Bathsheba’nın gönlünü çalabilen iyi giyimli, akıllı, çapkın, küstah, yalancı (kilisedeki törene arka kapıdan giriyorum ...)
“hey güzelim, iyi akşamlar”
“tahıl borsası kraliçesi”
Yarı aristokrat, yarı değil – yabancı dil bilgisi var, etkileyici üslubu, kılıç dersi, dudağından öpecek kadar cesur vs....
Uslanmaz kumarbaz, fütursuz
Çiftliği ve serveti tehlikeye düşürecek derecede umarsız harcamalar
Fanny’i yarı yolda bırakan, evlenmeyen, ancak gerçekten aşık olduğunu, ölümüyle anlayan pişman
Özkarısı olarak –Fanny- i görüyor ve Batshebanın papazın önünde yapılan törensel karısı olarak algılıyor, ruhsal olarak Batsheba’ya aiti hissetmiyor....
Romantik mezar ritueli, oluk başı ve grotesk eser çağrışımları

Fanny Robin

Batsheba’nın eski çalışanı
Troy’un evleneceğine söz verdiği ama yanlış kilise adresi yüzünden zamanı kaçıran ve aşağılanıp evliliği iptal edilen bahtsız “sarışın”kız. (hamile şekilde)
Sağ olmadığı için Batsheba’nın nefret edemediği, kin tutamadığı zavallı aşık kız
Zavallılığı yüce hale getirmenin yolu ölüm...

Liddy Smallsbury

Batsheba’nın hizmetlisi
Sadık dinleyicisi, sırdaşı – fazla zeki sayılmayan.
Sıradan bir karekter

5 ana karakter olan Gabriel, Batsheba, Boldwood, Fanny, Frank, haricindeki yardımcı karekterler sıradan insanların düşüncelerini yansıtıyor. Çiftlik çalışanları, pubdaki kişiler...ancak yine de limitli sayı, kitabın ismiyle tezat oluşturuyor...
Fanny ( ve bebeği ), Troy ve Boldwood – trajik son
Ana kahraman olan Batsheba, feminist yaşamı ve yaklaşımları, gençliğinin de getirdiği yanlışlıkları, iki mutsuz ilişkiye yol açsa da, sonunda huzuru Gabriel’in sabrı, olumlu yaklaşımları ve zekasıyla huzurlu bir sona erişiyor.....

Çağan Irmak



1970 yılında, İzmir'in Seferihisar ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini burada tamamladıktan sonra, 1992'de Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo Televizyon Bölümü'nden mezun oldu. Öğrenim gördüğü yıllarda çektiği "Masal" ve "Kurban" isimli kısa metrajlı filmlerle Sedat Simavi Ödülünü aldı. 1992 yılından itibaren çeşitli yönetmenlerin yanında, yönetmen yardımcılığı yaparak sinemaya girdi. Sırasıyla Orhan Oğuz, Mahinur Ergun, Filiz Kaynak ve Yusuf Kurçenli ile çalıştı. 1998'de senaryosunu kendi yazdığı "Bana Old And Wise'ı Çal" isimli kısa metrajlı filmiyle İFSAK'ın birincilik ödülüne lâyık görüldü.






1999 yılında hem yazıp hem yönettiği "Günaydın İstanbul Kardeş" isimli TV filminin ardından senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği bir başka proje olan "Çilekli Pasta"yı çekti. Aynı dönemlerde Mahinur Ergun'un yazdığı TV dizisi "Şaşıfelek Çıkmazı"nı yönetti. "Bir Aşk Hikayesi" adlı TV filminin senaryosunu yazdı. 2001 yılında senaryosunu yazdığı "Bana Şans Dile" adlı ilk filmiyle sinemada yönetmenliğe başladı. 2002'de televizyon tarihinin önemli yapımlarından olan "Asmalı Konak" dizisini yönetmeye başladı. Çok sayıda ödül alan bu dizi, gösterildiği dönemde her hafta izleyici rekorları kırdı.
2003 yılında "Mustafa Hakkında Her Şey" adlı ikinci sinema filmini gerçekleştirdi.





2005 yılında 12 Eylül dönemini anlattığı "Çemberimde Gül Oya" dizisiyle de büyük beğeni topladı. 2005 yılında yazıp yönettiği üçüncü filmi "Babam ve Oğlum" birçok ödül almasının yanı sıra, üç buçuk milyon izleyiciyi sinema salonlarına çekerek bir başka başarıya daha imza atmış oldu.






Çağan Irmak : Neden “çılgın kalabalıktan uzak” ?
“kahramanlar günümüze çok yakın çok içten sıcak buluyorum kahramanlara yüklenen kahramanlık maskesi günümüzün nevrotik hastalıklarını çağrıştırıken onlarla yaşamı sürdürmek daha rahat oluyor çalışmalarımızda öz güveni güçlendiriyor.zamanın yenemediği karakterler de var ağlayan sevgili, kıskanç erkek feodal aile tarihin her döneminde her toplumda kahramandır zamanda . Özür diliyorum yazarken ifadelerimin nasıl anlaşılacagını hiç düşünmeden yazıyorum. Çalışmanız istanbul için geç kalınmış bi o kadar ilerlemiş olması heyecan verici . Hepinize başarılar yer konusunda araştırma yapacağım mutlaka döneceğim size”




video




kızlar, tembellik ve ihmal nedeniyle sevgili blogdan uzak kalıp yorum bile yazmamanın ezikliğini yaşamaktayım....neyse söz; bundan sonra daha ilgili ve sevgili olacagımmmmmmm. Belkıs

İlginizi Çekebilir

Related Posts with Thumbnails